Zaman; kökeni arapça dilinden gelmektedir.

 
  • Bir işin, bir oluşun içinde geçtiği, geçeceği veya geçmekte olduğu süre, vakit.
  • Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler, vakit.
  • Çağ, mevsim.
  • Dönem, devir
  • Bu sürenin belirli bir parçası, vakit.
  • Yer kabuğunun geçirdiği gelişimde belirlenen ve fosillere göre dörde ayrılan geniş evrelerden her biri.
  • Olayların oluş ve akış sırasını belirleyen, düzenli ve dönemli gök olaylarını birim olarak kullanan sanal bir kavram.
  • Belirlenmiş olan an.
  • Fiillerin belirttikleri geçmiş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, geniş zaman kavramı.

"Zaman" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Geldi, gelmiş, geliyor, gelecek, gelir."
  • "Dedelerimizin zamanında burada bir kral yaşardı." - R. Mağden
  • "Gül zamanı. Çocukluk zamanı."
  • "Zaman geçtikçe hafifleyecek yerde, daha ziyade ağırlaşan bir vicdan azabı duyarım." - Ö. Seyfettin
  • "Efendiler, az söylemek çok yapmak zamanı gelmiştir." - A. İlhan

Yerel Türkçe anlamı:

Zaman, bk. zeman

Müddet // uzun zaman : uzun süre

Felsefi anlamı:

Felsefe kavramı olarak: oluş, gelip geçiş, değişme ve süreklilik biçimi; dönüşü olmayan bir doğrultuda birbiri ardından gitme. // Zaman, sürüp giden doğru bir çizgi olarak düşünülebilir; geriye doğru sonsuza değin uzanır (geçmiş), aynı zamanda ileriye doğru (geleceğe) akıp gider. Nesnel (objektif) zaman: Ölçülebilen zaman, ama kendi içinde değil, cisimlerin devinimiyle ölçülebilir. Uzaydaki devinimlerin sıralanması, zamanın da zaman kesimlerine bölünmesini sağlar. Modern fizik nesnel zamanın olmadığını ileri sürer. bk. görellik kuramı. Öznel zaman: Zaman bilincine dayanır, yaşantılara bağlıdır; nesnel olarak ölçülemez; duruma göre, yaşanılan zaman kısa ya da uzun görünebilir.

Gök bilimleri ve Uzay alanındaki anlamı:

Akıp giden olayların tekrar eden gök olaylarına göre sıralanmasından doğan bir kavram. Güneş ve yıldızların öğlene göre açısal uzaklığına (saat açısına) karşılık bir ölçü.

Gramer anlamı:

Çekimli fiilin karşıladığı kılış veya oluşun içinde geçtiği zaman dilimi: Şimdiki zaman, geçmiş zaman, gelecek zaman, geniş zaman ve benzeri Fiildeki zaman basit zaman ve birleşik zaman olarak ikiye ayrılır: yazıyor, yazdı, yazacak, yazmış, yazdıydı, yazıyormuş, yazsa, yazmalı, evdeydi ve benzeri || — Sen söyle Allahını seversen, dedi, bir çocuk ötekine maymun Türk mü demiş ne.. O da ona taş atmış. Sen tafsilâtını daha iyi bilirsin. İnzibat meclisleri toplanacakmış. Gençlerimiz burada hitabeler irade ediyorlar. Taş atan çocuğun kovulmasına rey verenler(...) Nasıl dedi bakayım? Eşekmişler amma Türk de değilmişler onu konuşuyorduk (P. Safa, Biz insanlar, s. 48) ve benzeri Ayrıntı için bk. basit zaman, birleşik zaman.

Hukuki terim anlamı:

1) sorumluluk. 2) sağlama (Borçlar Yasası, 169)(karş. tekeffül, te'mînât).

Kimya'daki anlamı:

SI biriminde saniye (s) gösterilen dördüncü boyut. 2.Bir iş veya olayın geçmekte olduğu sürenin ölçüsü.

Jeoloji ve yer bilimleri alanındaki anlamı:

Bir dizge katmanlarının oluştuğu zaman süresi.

Zaman isminin anlamı, Zaman ne demek:

Erkek ismi olarak; Vakit, çağ.

Dil bilgisi olarak anlamı:

(Derleme.. fiillerde zaman) Eylemlerin belirttikleri geçmiş zaman, şimdiki zaman, geniş zaman, gelecek zaman kavramı: Geldi, gelmiş, geliyor, gelir, gelecek, geldiydi, geliyormuş, hastaydı ve benzeri

Bilimsel terim anlamı:

Bir eylemim veya bir oluşun meydana geldiği devri anlatmak üzere fiilin aldığı şekil; bu şekil aynı zamanda kılmış da anlatabiir. Eylem söz söyleyenin söylediği andan önce yapılmış veya olmuşsa GEÇMİŞLİK ( Mazi, Passé : bk. Geçmiş zaman ), söylediği anda yapılmakta ise ŞİMDİLİK ( Hal, Présent; bk. Şimdikilik ), söylediği andan sonra yapılacaksa GELECEKLİK ( istikbal, Futur; bk. Gelecek zaman ), bu yolda sınırlanmamış olursa GENİŞ ZAMAN ( Muzari, Atemporel; bk. Geniş zaman ) adını alır. Bu zamanlar tek zamanlı oldukları vakit SALTIK ( Absolu ), başka bir olaya göre kurulmuş bir şekilde olurlarsa GÖRELİ ( Relatif; bk. Bileşik zaman ve Katmerli bileşik zaman ) vasfını alırlar. bk. Birincil ve İkincil zamanlar, Berk geniş ve Berk geri zaman, Aorist.

Azerbaycan Türkçesi: zaman; Türkmen Türkçesi: zamaan; Gagauz Türkçesi: zaman; Özbek Türkçesi: zamon; Uygur Türkçesi: zaman; Tatar Türkçesi: zaman; Başkurt Türkçesi: zaman; Kmk: zaman; Krç.-Malk.: zaman;Nogay Türkçesi: zaman; Kazak Türkçesi: şak; Kırgız Türkçesi: çak; Alt:: öy; Hakas Türkçesi: tus; Tuva Türkçesi: üye; Rusça: vremya

İngilizce'de Zaman ne demek? Zaman ingilizcesi nedir?:

time, tense, era

Fransızca'da Zaman ne demek?:

temps, ère

Zaman anlamı, tanımı:

Vakit : Zaman. Bir işe ayrılmış veya bir iş için alışılmış saatler. Çağ. Belirlenmiş olan zaman. Geçim, para bakımından elverişli durum. Zaman anlatan kelimelere belirtilen durumunda geldiğinde "iken" anlamı veren bir söz.

Zaman bırakmak : Bir iş için süre ayırmak.

Zaman geçirmek : Oyalanmak.

Zaman almak : Sürmek, devam edip zamanı geçirmek.

Zaman kazanmak : Vakit kazanmak.

Zaman kollamak : Uygun bir fırsat beklemek. bir işin sırasını beklemek.

Zaman öldürmek : Boş şeylerle vakit geçirmek.

Zaman vermek : Bir iş için belli bir süre ayırmak.

Zaman tanımak : Bir iş için yeterli zaman vermek. bitmeyen bir iş için süreyi uzatmak.

Zamana uymak : Davranışlarını içinde bulunulan günün şartlarına uydurmak.

Zamanı avlamak : Uygun zamanı bulmak.

Zamanı dolmak : Bir iş için ayrılan süre sona ermek.

Zamanı geçmek : Mevsimi geçmek. o şey artık gerekli ve yerinde olmaktan çıkmak.

Zamanı geçirmek : Bir işin yapılması için tanınan süreyi doldurmak.

Zaman ile yarışmak : Hızlı hareket etmek.

Zaman aşımı : Süre aşımı.

Zaman ayarlı : Belirli bir ana ayarlanmış olan.

Zaman belirteci : Zaman zarfı.

Zaman bilimi : Gözlemlere dayanarak zaman ölçeğini belirleyen, tutulmaları, gezegenlerle ilgili önemli olayları, yıldızların yerlerini zaman sırasına göre veren bilim, kronoloji. Tarihsel olayların zamanını inceleme bilimi, kronoloji.

Zaman birimi : Tekrarlanan gök olaylarına dayanılarak seçilen zaman aralığı.

Zaman dizini : Tarihsel olayların zaman bakımından sırası, kronoloji.

Zaman eki : Fiillerde kullanılan ve zaman kavramı veren ek: -ecek (gel-eceğ-im), -miş (piş-miş-ti), -iyor (sev-iyor), -di (gel-di) vb.

Zaman tüneli : Bilim kurguda değişik zamanlar arasında geçişin sağlandığına inanılan yer.

Zaman zaman : Ara sıra.

Zaman zarfı : Bir fiilin anlamını zaman kavramı ile sınırlandıran zarf, zaman belirteci.

Açık zaman : Tutkalın yüzeye sürülmesi ile malzemelerin sıkıştırılması arasında geçen süre.

Ahir zaman : Son zaman. Dünyanın son günleri, kıyametin kopmak üzere bulunduğu günler veya yıllar.

Aman zaman : Fırsat, çıkar yol.

Art zamanlı : Ele alınan herhangi bir süre içinde birbirini izleyen, diyakronik.

Birleşik zaman : Yalın zamanlı ve çekimli bir fiilin -di (i-di), -miş (i-miş,), -se (i-se) gibi ek fiil eklerinden birini alarak bildirdiği zaman: Sevdiydi (sevdi-y-di

Bir zaman : Belirli bir süre, biraz. Geçmiş zamanda, eskiden, vaktiyle.

Dar zaman : Çok kısa bir süre, dar vakit. Zorluk, üzüntü, sıkıntı ve yokluk içinde geçen süre, dar vakit.

Eş zaman : Aynı zaman içinde hareket eden, senkron, asenkron karşıtı.

Eş zamanlı : Aynı zamanda oluşan. Başlamalarıyla bitmeleri arasında geçen zaman eşit olan (olaylar), senkronik.

Geçmiş zaman : Fiilin belirttiği zaman kavramının, içinde bulunulan zamandan önceye ait olması, mazi. Ali geldi, Ahmet bu havada İstanbul 'a gidip gelmiş gibi.

Gelecek zaman : Fiilin belirttiği zaman kavramının, içinde bulunulan zamandan sonraya ait olduğunu belirten, -e, -ecek, -esi, -se, -meli ekleriyle kurulan zaman: Gele, gelecek, gelesi, gelse, gelmeli gibi.

Gelecek zaman kipi : Fiilin belirttiği zaman kavramının, içinde bulunulan zamandan sonraya ait olduğunu sınırlı bir biçimde gösteren, -ecek ekiyle kurulan kip: Geleceğim, geleceksin gibi.

Geniş zaman : Fiilin her zaman yapıldığını, yapılmakta olduğunu veya yapılacağını belirten, -r, -ir veya -er ekiyle kurulan zaman: Başlar (başla-r), geliriz (gel-ir-iz), severim (sev-er-im) gibi.

Her zaman : Ara vermeden, sürekli, daima, sık sık.

İkinci zaman : İkinci Çağ.

Kimi zaman : Ara sıra.

Müruruzaman : Süre aşımı.

Ölü zaman : Ölü saat.

Yalın zaman : Ek fiil kullanılmadan kurulan çekimli fiilin belirttiği zaman: Geldin, gelmişsin, geliyorsun gibi.

Aynı zamanda : Aynı anda. Hem de, bununla birlikte.

Çift zamanı : Tarla sürme zamanı.

Hikaye birleşik zamanı : Yalın zamanlı bir fiilin geçmişte yapıldığını anlatan, idi -di ekiyle kurulan kip.

İftar zamanı : İftar vakti.

İkindi zamanı : İkindi vakti.

Rivayet birleşik zamanı : Yalın zamanlı bir kiple -miş ekinin birlikte kullanılmasından oluşan birleşik zaman: Gelmişmiş, gelecekmiş gibi.

Yıldız zamanı : Dünya'nın yıldızlara göre tam bir dönüş süresini temel alan zaman.

Vaktizamanında : Vaktiyle.

Bir zamanlar : Zamanında, vaktiyle, eskiden, bir keresinde.

Zaman bilimsel : Zaman bilimi ile ilgili olan, kronolojik.

Zamandaş : Aynı zamanda yapılanlardan veya gerçekleşenlerden her biri.

Zamandaşlık : Zamandaş olma durumu.

Zamane : Yakınma veya hafifseme yoluyla şimdiki zaman. İçinde bulunulan zaman, dönem.

Zamane adamı : Günün adamı.

Zamane çocuğu : Çokbilmiş, akıllı çocuk.

Zamanında : Tam vaktinde. Eskiden.

Zamanla : Aradan süre geçtikçe, giderek.

Zamanlama : Zamanlamak işi.

Zamanlamak : Bir konuda en iyi sonucu almak için en iyi, en uygun süreyi belirlemek. Bir işin sürdürülmesi için zamanı planlamak.

Zamanlı : Zamanı olan. Uygun bir zamanda.

Zamanlı zamansız : Vakitli vakitsiz.

Zamansız : Uygun olmayan bir zamanda yapılan, vakitsiz. Uygun olmayan bir zamanda.

Zamansızlık : Zamansız olma durumu.

Aç aman bilmez çocuk zaman bilmez : "aç hiçbir mazeretle susturulamaz, çocuk da istediği şeyi hemen elde etmek ister" anlamında kullanılan bir söz.

Aman zaman bilmemek : Fırsat vermemek.

Aman zaman dedirtmemek : Aman vermemek.

Art zamanlı dil bilimi : Dil olaylarını değişik zaman ve değişim açısından ele alan dil bilimi.

Eş zamanlı dil bilimi : Bir dilin zaman içindeki değişme ve gelişmesi sırasında, belirli bir dönemde ortaya çıkan olgularını inceleyen dil bilimi.

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde : "çok zaman önce" anlamında bir tekerleme.

Geçmiş zaman görünümü : Belirsiz geçmiş zaman eki almış fiille yardımcı fiilin veya başka bir fiilin birlikte kullanılmasından ortaya çıkan ve olayın tamamlanmış olduğu kavramını veren görünüm: Gelmiş olmak, gitmiş olmak, vermiş bulunmak gibi.

Geçmiş zaman sıfat fiili : Geçmiş zaman kavramı veren ve isim, sıfat gibi kullanılan, -dik veya -miş ekleriyle kurulan sıfat-fiil: Bildiklerinizi anlatın. Tanıdık adam. Geçmişi saygıyla anıyoruz cümlelerindeki bildik, tanıdık, geçmiş birer geçmiş zaman sıfat-fiilidir.

Gel zaman git zaman : "aradan oldukça uzun bir zaman geçtikten sonra" anlamında kullanılan bir söz.

Gelecek zaman görünümü : Gelecek zaman sıfat-fiiliyle yardımcı fiilin birlikte kullanılmasından ortaya çıkan ve niyet kavramı veren görünüm.

Gelecek zaman sıfat fiili : İsim veya sıfat gibi kullanılan, gelecek zaman kavramı veren, -ecek, -esi ekleriyle kurulan fiilimsi: Akacak kan damarda durmaz. Göresim geldi gibi.

Geniş zaman görünümü : Geniş zaman sıfat-fiiliyle yardımcı fiilin birlikte kullanılmasından doğan görünüm: Gelmez olmak. Görünmez olmak gibi.

Geniş zaman sıfat fiili : Fiilin her zaman yapıldığını, yapılmakta olduğunu veya yapılacağını belirten, -ir, -er, -mez ekleriyle kurulan sıfat-fiil: Gelir (varidat), gider (masraf), güler yüz, bitmez iş, dinmez ağrı, görünmez kaza gibi.

Her zaman eşek ölmez on köfte on paraya olmaz : "istenilen şeyi kolayca elde etme imkânı ortaya çıkınca fırsat kaçırılmamalıdır" anlamında kullanılan bir söz.

Her zaman gemicinin istediği rüzgar esmez : "olaylar herkesin istediği biçimde meydana gelmez" anlamında kullanılan bir söz.

Kaç zamandır : "belirsiz fakat çok zamandan beri, çoktan beri" anlamında kullanılan bir söz.

Katmerli birleşik zaman : Yalın zamanlı bir fiille ek fiilin iki zamanının birlikte kullanılması: Gelir idiysem gibi.

Sakla samanı gelir zamanı : "gereksiz görülen şey ileride gerekli olabilir" anlamında kullanılan bir söz.

Şartlı birleşik zaman : Belli bir zaman eki almış yükleme -sa / -se şart eki getirilerek oluşturulan şekil.

Zemin ve zamana uygun : Konuya, içinde bulunulan şartlara uygun.

Geçmek : Yazılmak, girmek. Bir müzik parçasını meşk ederek öğrenmek, çalmak veya söylemek. Yaşamak. Herhangi bir durum, soya çekim yoluyla birinde görünmek. Sürümü olmak, satılmak. Kabul edilemez olmak. Sönmek. Zamanı aşmak, geride bırakmak. Çekiştirmek, yermek. Bir yerden başka bir yere gitmek. Sıyrılmak, kurtulmak, işin içinden çıkmak. Bir duruma uğramak, konu olmak. Etki yapmak, işlemek. Bazı kelimelerle birleşik fiil yapar. Üstünlük sağlamak. Olmak, vuku bulmak, cereyan etmek. Hastalık bulaşmak, sirayet etmek. Birinden meşk etmek. Söylemeden veya bitirmeden atlamak. Yerini bırakıp başka yer almak. Kalmak, devrolmak. Bir yere gidip oturmak. Kullanımda olmak, tedavülde olmak. Konuşmada sözü geçmek veya basında yer almak. Bırakmak, vazgeçmek. Tükenmek, bitmek, sona ermek. Bir şeyi bundan böyle yapma durumunda olmamak. Okulda, sınavda başarı göstermek. Geride bırakmak, aşmak. Bir yandan girip diğer yandan çıkmak. Bir konu üzerinde veya bir yerde çalışmış olmak. Çok bekletilmekten çürümeye yüz tutmak. Görev almak. Harcamak. Bir yeri aşmak, öbür yana ulaşmak. Bulunduğu yeri veya konumu değiştirmek. Haberi bir iletişim aracı ile bildirmek. Yol, araç veya akarsu bir yerin yakınından veya içinden gitmek.

Parça : Nesne. Müzik eseri. Güzel, alımlı kız veya kadın. Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey. Küçümseme ve değersiz sayma bildiren bir söz. Tane. Pasaj. Birkaçı bir araya geldiğinde bir bütünü oluşturan şeylerin her biri, modül. Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm, lime.

Mevsim : Bazı atmosfer olaylarının en çok belirdikleri zaman. Herhangi bir şeyin etkinlik dönemi, sezon. Zaman, dönem, çağ. Herhangi bir ekimin yapıldığı veya bir ürünün yetiştiği dönem. Yılın, güneşten ısı, ışık alma süresi ve dolayısıyla iklim şartları bakımından farklılık gösteren dört bölümünden her biri, sezon. Yaşamın bir bölümü.

Alışılmış : Her zamanki, mutat.

Dönem : Yasama meclisinin iki seçilişi arasındaki süre, devre. Belli özellikleri olan zaman parçası, periyot. Bir çağ içinde belli özellikleri olan sınırlı süre. Yarıyıl.

Devir : Dolaşma. Aktarılma. Dönme, dönüş. Bir hareket, birbirinin aynı olan ve eşit zamanlarda yapılmış olan başka hareketlerden oluştuğunda hareketlerin her biri veya bunların yapılması için geçen her zaman aralığı, periyot. Kendine özgü bir özellik taşıyan zaman parçası. Bir görevin bir kimseden bir başkasına geçmesi. Sürekli ve düzenli değişme, çevrim. Bir malın mülkiyetini veya bir mal üzerindeki hakkı bir başkasına geçirme.

Olay : Ortaya çıkan, oluşan durum, ilgi çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü iş, hadise, vaka. Önemli tarihsel olgu, fenomen.

An : Zihin. İki tarla arasındaki sınır. Zamanın bölünemeyecek kadar kısa olan parçası, lahza, dakika.

Çağ : Hamam, duş, banyo vb. yerlerde atık suyun akmasını sağlayan delik. Büyük bez veya deri torba, cav. Parmaklık, korkuluk. Lavabo, banyo.

Zaman adamı : Çağına uyan adam.

Zaman algısı : Ruhsal bir sürecin hızı, zaman içindeki yeri, görünüş düzeyi açılarından süresini kavramak.

Zaman aralığı : Ölçülen iki zaman arasında geçen süre.

Zaman aralıklı çekim düzeni : Canlı olarak incelenen örneklerde, olayı izlemek için düzenli aralıklarla fotoğraf çekilmesi.

Zaman aşımı başlangıcı : Yasalarda işin gereği, konunun çeşidi ve yapılacak işlemin özelliği bakımından bilimsel yönleri ile incelenilerek temel yargılara bağlanan süre aşımı başlangıçları.

Zaman aşımı süreleri : Yasalarında belirtilen temel yargılara göre yükümlülere başvurulmaması nedeni ile alacak hakkını ortadan kaldıran yasal süreler.

Zaman belirlenmesi : Güneş ve yıldızların günlük ve yıllık devimlerine göre tanımlanan birimler (gün, ay, yıl), başlangıç zamanına (Greenwich öğelerinden geçiş) dayanarak, Güneş ve yıldız gözlemlerinden zaman bulunması ve belirtilmesi.

Zaman bildirimi : Gözlemevlerinin saat ayarı için saniye ve dakika başlarında verdikleri kesik seslerden her biri.

Zaman bilgisi : (astronomi)

Zaman birliği : Bir sahne eserinde olguların bir gün içinde olmasını gerekli gösteren eski Yunan tiyatro kuralı. Bakınız: üç birlik kuralı

Zaman ile ilgili Cümleler

  • O, Moğolistan'a ne zaman gitti?
  • Zaman ayırdığınız için teşekkürler.
  • Zaman ayırmak için ne yapmalıyım?
  • Zaman ayırmada neden çok kötüyüm?
  • Zaman aleyhimize işliyor.
  • Bu yıl bir tatil için zamanım yok.
  • Zaman ayarlı bomba gürültüyle patladı.
  • Zaman aldı.
  • Ben ona her zaman hayranlık duydum.
  • Zaman alacak.
  • Dünyanın sonu ne zaman gelecek?
  • O sana resimlerini ne zaman gönderdi?
  • Kalp krizi geçirmenin her zaman doğanın senin öldüğünü anlatma şekli olduğunu düşündüm.
  • En son ne zaman oruç tuttun?

Diğer dillerde Zaman anlamı nedir?

İngilizce'de Zaman ne demek? : [Zaman] conj. whilst

n. bout, cycle, date, day, father time, hour, season, tense, time, when, while, sands

Fransızca'da Zaman : temps [le], âge [le], date [la], durée [la], époque [la], ère [la], heure [la], moment [le]

Almanca'da Zaman : n. Tempus, Zeit, Zeitalter

Rusça'da Zaman : n. время (N), пор`а (F), срок (M)

adj. временной

Zaman ile ilgili yorumlar  

Bu kısımda Zaman nedir? Zaman ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Zaman tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Zaman hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.

Popüler Konular

En Son Yorumlar

  • Kasko: merhaba burçin hanım, mutlaka bir hukuk bürosu ile anlaşın ve hakkınızı arayın. başta masraf yapmış olacaksınız ama dav...
  • Kasko: merabalararacımla kaza yaptım aracım perte çıktı yanımda bi arkadaşımla ifade felan verdik kasko şirketine gitti araç sonu...
  • Görevsizlik kararı: görevsizlik kararının kaldırılması ne demek yada ne anlama geliyor...
  • 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı: 29 ekim ile ilgili şiir arıyordum ama bu yazı da çok işime yarayacak. ödevim için çok faklı bir makale oldu. çok teşekkür...
  • Elektron yakalama: Her nasıl ki yıldırımın oluşmasına mani olamıyorsak, onun toprağa akması için onu engellememeli, binalara ve eşyalara zar...