Zayıf nedir, Zayıf ne demek

Zayıf; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de sıfat olarak kullanılır. kökeni arapça dilinden gelmektedir.

"Zayıf" ile ilgili cümle örnekleri

  • "Zayıf bir yapı."
  • "Zayıf bir bilgi."
  • "Zayıf bir ordu. Gözleri zayıf."
  • "Zayıf bir öğretmen."
  • "Zayıf bir ihtimal."
  • "Uzun boylu, zayıf, ellilik bir hanım." - S. M. Alus
  • "Radyoda uzak bir istasyonun zayıf sesini duydu. Zayıf ışık."
  • "Zayıf ve uydurma bir âşık bu cevaba karşı perişan olurdu." - A. Gündüz

Zayıf anlamı, kısaca tanımı:

Zayıf düşmek : Güçsüzleşmek. zayıflamak.

Zayıf yerinden yakalamak : Güçsüz, eksik ve yanlış bir tutum ve davranışı yüzünden zor durumda bırakmak.

Zayıf nahif : Çok zayıf.

Zayıf sesli : Sesi pek duyulmayan.

Sinirleri zayıf : Kolayca, çabuk heyecanlanan veya sinirlenen.

Zayıflama : Zayıflamak işi.

Zayıflamak : Zayıf duruma gelmek.

Zayıflatma : Zayıflatmak işi.

Zayıflatmak : Zayıf olmasına yol açmak.

Zayıflık : Zayıf olma durumu.

 

Akıl zayıflığı : Deliliğe kadar varmayan akıl bozukluğu.

Sıska : Çok zayıf ve kuru, kaknem, çelimsiz, arık. Karın boşluğuna su dolmuş olan.

Cılız : Güçsüz, sönük (ışık). İnce. Basit, değersiz, önemsiz. Çok zayıf ve güçsüz, eneze, nahif. Güçsüz bir biçimde.

Arık : Fide veya fidan dikilen yer. Ark. Zayıf, cılız, kuru, sıska.

Hayvan : Duygu ve hareket yeteneği olan, içgüdüleriyle hareket eden canlı yaratık. Kızılan bir kimseye söylenen bir söz. Akılsız, duygusuz, kaba, hoyrat (kimse). At, eşek, katır gibi türlü hizmetlerde kullanılan yaratık.

Görev : Bir organ veya hücrenin yaptığı iş. İşlev. Bir cümlede bir dil biriminin öbür birimlerle ilişkisi aracılığıyla yerine getirdiği iş. Bir nesne veya bir kimsenin yaptığı iş. Bir değerin başka değerlerle olan ilişkisi. Resmî iş, vazife. Bir kimseye veya bir kurula verilen özel amaçlı iş, misyon.

Yeterli : Gereksinimlere cevap veren, ihtiyaçları karşılayan. Bir işi yapma gücünü sağlayan özel bilgisi olan, kifayetli, ehliyetli. Bir görevi, işlevi yerine getirme gücü olan, etkisi olan.

Dayanıklı : Metanetli, metin, mütehammil. Dayanabilen, sağlam, güçlü, mukavim, zorlu, stabil.

Gücü : Bez tezgâhında ipliği ayarlayan tezgâh tarağı.

 

Önemli : Politik, ekonomik, psikolojik ve askerî açıdan önemi olan, stratejik. Önemi olan, mühim, ehemmiyetli.

Güvenilir : Güven duygusu veren, güvenilen, itimatlı.

Çok : Aşırı bir biçimde. Sayı, nicelik, değer, güç, derece vb. bakımından büyük ve aşırı olan, az karşıtı.

Az : Nicelik, nitelik, güç, süre, sayı bakımından eksik, çok karşıtı. Azot elementinin simgesi. Alışılmış olandan, umulandan veya gerekenden eksik olarak.

Gösteren : Gösterilenle birleşerek göstergeyi oluşturan ses veya sesler bütünü.

Not : Bir şeyin niteliği üzerine edinilen kanı. Okullarda öğrencinin dersle ilgili bilgi ve beceri düzeyini göstermek üzere öğretmenlerce verilen sayı, derece. Bir şeyi hatırlamak için yazılan kısa yazı.

Bilgi : Kurallardan yararlanarak kişinin veriye yönelttiği anlam. Öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek, malumat, vukuf. İnsan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütünü, bili, malumat. İnsan zekâsının çalışması sonucu ortaya çıkan düşünce ürünü, malumat, vukuf. Genel olarak ve ilk sezi durumunda zihnin kavradığı temel düşünceler. Bilim.

Yeteneksiz : Yeteneği olmayan, kabiliyetsiz, istidatsız.

Zayıf alan ligandı : Ligand-alan yarılması küçük olan ve spektrokimyasal seride NH3’ün altında bulunan ligand

Zayıf asit : Sulu çözeltisinde kısmen iyonlaşan asit. Protonlarına ilgisi yüksek, çok az iyonlaşan veya protonlarını suya çok az veren asit.

Zayıf asitler ve bazlar : Özel bir çözücüde ancak kısmen iyonlaşabilen asitler ve bazlar.

Zayıf bağlar : Hücrede, moleküller arasında önemli etkileşimlere aracılık eden, kopmaları için fazla enerjiye gerek olmayan, kovalent olmayan bağlar. İyonik bağlar, hidrojen bağları, van der Waals bağları gibi. Hücrede moleküller arasında önemli etkileşimlere aracılık eden, kopmaları için fazla enerjiye gereksinim duymayan, iyon ve hidrojen bağları gibi bağlar.

Zayıf başarım sendromu : Geçmişte başarımları iyi olduğu bilinen atların belirgin herhangi bir hastalık bulunmaksızın bir dizi başarısızlık göstermesi, kötü performans sendromu.

Zayıf baz : Sulu çözeltisinde kısmen iyonlaşan, az sayıda proton bağlayan baz. (kimya) Sıvı çözeltide sadece kısmi olarak iyonlaşan baz.

Zayıf buzağı sendromu : Yeni doğan buzağılarda zayıflık, ayağa kalkamama, çevreye karşı ilgisizlik, süt emememe ve kambur görünümle belirgin nedeni bilinmeyen bir hastalık.

Zayıf çekim : Belirtmeli isim çekiminin anlamdaşı.

Zayıf elektrolit : Çözeltisinde kısmen iyonlaşan bileşik. Sıvı çözeltide sadece kısmi olarak iyonlaşabilen bir madde.

Zayıf fiiller : Arapçada, harflerinden biri zayıf olan fiillere denir. İlk harfi zayıf olana BAŞI ZAYIF ( Misal, Assimilé ), ikincisi zayıf olana ORTASI ZAYIF ( Ecvef, Concave ), üçüncüsü zayıf olana SONU ZAYIF ( Nâkis, Défecteuex ) denir.

Zayıf ile ilgili Cümleler

  • Senin aksanın iyi ama telaffuzun biraz zayıf.
  • Zayıf bir hayal gücüm var.
  • Kız kardeşim zayıf, ama ben biraz kiloluyum.
  • Tom'un hiçbir zayıf yönü yoktur.
  • Onun sağlığı zayıfladı.
  • Zayıf görünüyorsun.
  • Zayıf ışıkta okumamalısın.
  • Zayıf insanlar kaybederler.
  • Ne kadar zayıf olmak istiyorsun?
  • Zayıf bir hafızan var.
  • Zayıf ışık altında okuma, gözlerin bozulur.
  • Zayıf görme bir atlet için bir engeldir.
  • Ayı sansarı zayıf ve hasta hayvanları öldürerek doğanın temizlik ekibini oluşturuyor.
  • Tom'un birkaç zayıflığı vardı.

Diğer dillerde Zayıf anlamı nedir?

İngilizce'de Zayıf ne demek? : adj. atonic, faint, fatless, feeble, feint, flaccid, flagging, frail, gaunt, gracile, invertebrate, lean, low, nerveless, pithless, puny, shaky, sinewless, slight, slim, small, spare, spent, thin, unmanly, weak, wishy-washy

n. bad mark

adj. poor

Fransızca'da Zayıf : maigre, faible, chétif/ive, défait/e, frêle, mince, léger/ère, débile

Almanca'da Zayıf : adj. ausgemergelt, engbrüstig, flau, fleischlos, gebrechlich, hager, lahm, mager, müde, schwach, schwächlich, taperig, wackelig, weichlich, zart, zerbrechlich

Rusça'da Zayıf : adj. худой, тощий, сухощавый, слабый, бессильный, немощный, беспомощный, уязвимый

adv. неудовлетворительно