Yaşı nedir, Yaşı ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Küçük çocuklarda, pislikten oluşan bir deri hastalığı.

Yaşı ile ilgili Cümleler

  • Güzel bir yaz yaşıyor musunuz?
  • Yaşım konusunda erkek arkadaşıma yalan söyledim.
  • Ali bekardır ve üç yaşında bir kızı vardır.
  • Yaşı benden çok büyük değil.
  • Yaşım hakkında kız arkadaşıma yalan söyledim.
  • “On sekiz yaşını doldurmayan talebelerin kahveye gitmeleri yasak edilmiş.”
  • Yaşını dikkate alsan iyi olur.
  • Tahran'da yaşıyorum.
  • “Yarını ne olacak dünyamızın / Biz yaşımızı başımızı aldık / Allah çocuklarımıza acısın”
  • Ben Yeni Delhi'de yaşıyorum.
  • Çocuk daha yaşında değil.
  • Yaşından dolayı anlayış göstermeliydi.
  • Yaşınız ne olursa olsun öğrenebilirsiniz.
  • Ali yoksul bir mahallede yaşıyor.
  • Günümüzde bir oğlan 18 yaşına kadar bekaretini kaybetmezse, o büyük olasılıkla travmalı olacaktır.
  • Ali gelecek yıl on üç yaşında olacak.

Yaşı ile ilgili Atasözü veya Deyim

beleş atın dişine (veya yaşına) bakılmaz : bahşiş atın dişine bakılmaz.

(birinin) gözünün yaşına bakmamak : acımamak, merhamet etmemek.

yaşı benzemesin : erken ölmüş birine herhangi bir yönden benzetilen bir kimse için “aynı yaşta ölmesin” anlamında söylenen bir söz.

yaşı ne, başı ne : konuşulan iş için genç bir kimsenin yaşının ve deneyiminin elverişli olmadığını anlatan bir söz.

 

yaşı yerde (veya toprakta) sayılası : “ölsün” anlamında kullanılan bir ilenme sözü.

yaşında : bir yaşını henüz bitirmiş.

yaşını başını almak : yaşı ilerlemiş olmak deneyim kazanmış olmak.

yaşını bitirmek (veya doldurmak) : öngörülen belli bir yaş sınırına ulaşmak.

yaşını içine akıtmak : duyduğu acıyı, üzüntüyü sezdirmemek.

Yaşı anlamı, tanımı

Başarı yaşı : Bir başarı testinde gerçek ya da yaklaşık olarak ortalamayı gösteren ham puanı elde etmek için gereken yaş

Cinsel olgunluk yaşı : Genç hayvanların damızlıkta ilk kullanma çağı anlamına da gelen, cinsel faaliyetlerin optimum düzeye çıktığı dönem.

Cinsi olgunluk yaşı : İlk döl verme yaşı.

Çiftleşme yaşı : Hayvanın çiftleştirilmesi için en uygun olan yaş.

Devimsel yetenek yaşı : Çocukların devimsel gelişimlerinde eriştiği düzeyi ay ve yıl olarak gösteren yaş.

Düzeltilmiş takvim yaşı : Zamanından önce doğan çocukların takvim yaşlarından düzgülü doğuma göre olan fark çıkartıldıktan sonra kalan süre.

Eğitim yaşı : Bir öğrencinin, değişik derslerde uygulanan başarı testlerinden yaş düzgülerine göre elde ettiği ortalama başarı. (E.Y.) bk. başarı yaşı.

Fertilizasyon yaşı : Döllenmeyi gebeliğin başlangıcı kabul ederek gebelik yaşını hesaplama.

Göz yaşı bezi : Göz çukurunun dış üst yanına yerleşmiş olan bir çift bez olup göz yaşı meydana getirir.

Kemik yaşı : Bebeklikten yetişkinlik dönemine değin insan vücudundaki kemiklerin gelişme derecesi göz önünde tutularak saptanan yaş.

 

Oğlan yaşı : Çocukluk çağı.

Okul yaşı : Zihin ve beden gelişmesi bakımından durumları uygun bütün çocukların okula devam etmelerinin gerektiği ve yasayla saptanmış olan çağa rastlayan herhangi bir yaş.

Okuma yaşı : Bir çocuğun, okuma yeteneği bakımından, önceden saptanmış düzgülere göre yaşı.

Sakarlık yaşı : Erinlikle birlikte baş gösteren hızlı gelişme ve bunun sonucu olan devimsel yetersizlikler dönemi.

Son büyüme yaşı : Boy ölçülerinde son gelişim basamağına erişilen yaş.

Takvim yaşı : Bireyin doğum gününden başlayarak, hesaplanan güne dek yaşadığı, yıl, ay ve gün olarak belirlenmiş süre. Bireyin doğum gününden başlayarak, hesaplanan güne dek yaşadığı yıl, ay ve gün olarak belirlenmiş süre.

Yaşık : Yaşıt. Meyve sandığı. Yağsız, katıksız (yavan sözüyle birlikte kullanılır). Işık, parıltı, parlaklık.

Yaşıkara : Karayazılı: Babası olmayan çocuk yaşıkaradır.

Yaşıl : Yeşil. Yeşilbaş, erkek ördek.

Yaşılamak : Sözü yineleyerek alay etmek.

Yaşılgan : Yemyeşil.

Yaşılistan : Yemyeşil ova, yeşil bitkilerle kaplı yer.

Yaşıllık : Yeşillik.

Yaşımak : [Bakınız: yaşınmak]. Yansımak, gevezelik etmek.

Yaşın : Işık, parlaklık. Şimşek. Gizli.

Yaşınıgörmek : Gizlenmek çaresine bakmak, sakınmak.

Yaşınmak : Yaşmak örtünmek. Gizlenmek, örtünmek, saklanmak.

Yaşırmak : Uygun görmek. Yakıştırmak, uygun görmek. Söz uydurmak. [Bakınız: yağşırmak (1)1]. Sabanın demir bölümünü, ağaç bölümüne eklemek.

Yaşıt olmak : Yaşıtlık hastalığına tutulmak.

Yaşıtlık düşmek : Yaşıtlık hastalığına tutulmak: Çocuğa yaşıtlık düşmüş; dolandırdık iyileşti.

Yaşıyan : Işıldayan, parlayan.

Yaşıyan dil : Konuşulan, kullanılan dil.

Yavan yaşık : Katıksız, yağsız, tad alma düşünülmeden, karın doyuracak kadar (yemek için). Yağlı, yağsız- karın doyuracak yiyecekler için.

Yavrın yaşık : Yağsız, katıksız (yavan sözüyle birlikte kullanılır).

Zeka yaşı : Bir zekâ testinden elde edilen puanın, o zekâ testinin ortalamasına göre gösterdiği yer. Bir zekâ testinden elde edilen ham puanın, o zekâ testinin ölçünlü ortalamasına göre gösterdiği yaş. (Z.Y.).

Olgunluk yaşı : Olgunluk çağı.

Yaşın yaşın : Gizli gizli, için için, gizli saklı olarak.

Yaşıt : Aynı yaşta olan kimselerden her biri.

Yaşıtlık : Yaşıt olma durumu.

Diğer dillerde Yaşarlık güvencesi anlamı nedir?

İngilizce'de Yaşarlık güvencesi ne demek ? : endowment insurance