Kole nedir, Kole ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Köle.

Hizmetkâr.

Kole ile ilgili Cümleler

  • Kolera burada çok yaygın.
  • Kolejdeyken Tom'un sakalı vardı.
  • Kolej üniversite ile bağlı.
  • Koleksiyonumda yalnızca bir tane eksik model var.
  • Koleji bıraktım.
  • Kolejdeyken Mustafa ve ben birlikte takılırdık.
  • Koleje gitmeye ihtiyacım yok.
  • Burak Tuğba'ya kelebek koleksiyonunu gösterdi.
  • Ali pul koleksiyonu ile gurur duymaktadır.
  • Ali bana pul koleksiyonunu gösterdi.
  • O bana kelebek koleksiyonunu gösterdi.
  • Kolejden mezun olduktan hemen sonra orduya girdim.
  • Koleksiyonunda kaç tane pulun var?

Kole tanımı, anlamı

Duktus koledokus : Safrayı ileten, safrayı bağırsağa döken kanal

Hog kolera : Domuz kolerası.

Kanatlı kolerası : Evcil ve yabani kanatlı türlerinde, Pasteurella multocidea’nın neden olduğu ateş, iştahsızlık, solunum güçlüğü, tortikollis, ishal, pnömoni, konjeunktivitis ve yaygın kanamalarla belirgin septisemik veya kronik seyirli bulaşıcı hastalık, kanatlı pastorellozisi, kanatlı hemorajik septisemisi.

Koledok kanalı : [Bakınız: safra kanalı]. [Bakınız: öd kanalı].

Koledokotomi : Safra yolunun ameliyatla açılması.

Koledokus : Safrayı ileten, safrayı toplayan.

Kolegog madde : Safra salgılanmasını artıran madde.

Koleik : Safraya ait olan.

Kolekalsiferol : D Vitamini. D3 vitamini.

Kolektif rezerv birimi : G-10 ülkeleri tarafından altına ek olarak yeni bir uluslararası rezerv birimi yaratılmasını amaçlayan ve katılımcı ülkelerin rezerv birimi içindeki paylarının toplam altın rezervlerindeki göreli paylarıyla orantılı olmasını öneren ve Edward Bernstein tarafından geliştirilen tasarıya konu olan birim.

 

Kolektif yatırım kuruluşu : Yatırım ortaklığı ve yatırım fonundan oluşan ortaklıkların genel adı.

Kolektifleşme : Kolektifleştirmek işi.

Kolektifleşmek : Kolektif duruma gelmek.

Kolektomi : Kalın bağırsağın bir bölümünün veya tümünün cerrahi işlemle çıkarılması.

Kolelit : Safra taşı.

Kolelitiyazis : Tek veya çok sayıda safra taşı oluşumu veya varlığı. Safra kesesinde yangıya, safra kanallarının tıkanmasına veya safra kesesinin erozyonuna, yırtılmasına ve karın zarının yangısına neden olabilir.

Kolemi : Kanda safra veya safra pigmentlerinin bulunması.

Kolemik : Safraya ait, kökenini safradan veya safra nedeniyle anlamında.

Kolemik nefrozis : İdrarda bilirubin konsantrasyonunun artması sonucu böbrek tubulus epitelinde bilirubin birikimiyle belirgin patolojik değişim.

Kolene süreci : Çeliklerin kabuksuzlanma işlemlerinde kullanılan, sodyum hidroksit yunağında 450°C'da uygulanan elektrikli özel bir süreç.

Koleoptil : Ot gibi bazı monokotiledon bitkilerde filizin ucunu saran koruyucu örtü.

Koleoriza : Buğdaygiller (Gramineae) gibi çimensi yapıdaki bitkilerde kökün üretken olan uç kısmını çevirerek koruyan kın şeklindeki yapı.

Koleretik ilaç : Karaciğer hücrelerinden safranın üretim ve atılım hızını artırarak etkisini gösteren safra hacmini fazlalaştırıcı ilaç.

Kolesistektomi : Safra kesesinin ameliyatla çıkarılması.

 

Kolesistitis : Safra kesesi yangısı.

Kolesistitis ve kolanjitis : Safra kesesi ve büyük safra kanalları mukozası ve duvarının yangısı.

Kolesistografi : Kontrast maddenin verilmesinden sonra safra kesesinin görüntüsünün alınması.

Kolesistokinin : Pankreozimin.

Kolesistopati : Safra kesesi hastalıkları.

Kolesistotomi : Safra kesesinin ameliyatla açılması.

Kolesistozis : Safra kesesinde oluşan yangıyla ilgili olmayan herhangi bir patolojik değişim.

Kolesitokinin : Onikiparmak bağırsağının epitelinde bulunan bağırsak endokrini hücreleri tarafından salgılanan, peptit yapısında olan ve pankreasın ekzokrin salgılama faaliyetini kontrol eden hormon. Pankreozimin. İnce bağırsaktan salgılanan ve karaciğeri uyaran hormon, pankreozimin.

Kolestanol : Bağırsaklarda kolesterolün yapısındaki çift bağın bakteriler tarafından indirgenmesiyle oluşan dışkıyla atılan sterol.

Kolestatik : Kolestaz’a ait, kolestazla belirgin.

Kolestatik sarılık : Karaciğerde safra akımının durması veya azalmasıyla biçimlenen sarılık.

Kolestaz : Karaciğerdeki ve karaciğer dışındaki safra yollarında bir engel sonucu safra akımının yavaşlaması veya tamamen durması.

Kolesteatom : [Bakınız: kolesterol granülomu].

Kolesterik madde : Sıvı kristal bir malzeme. Yatay düzlemdeki sıvı molekülleri birbirine paralel uzanmışken, bir düzlemden diğerine geçtikçe moleküller bir helezon (heliks) oluşturacak şekilde yönelme doğrultularını kıvırmışlardır.

Kolesterol esteraz : Kolesterol esterlerini hidrolize ederek kolesterol ve yağ asitlerini oluşturan enzim.

Kolesterol esteri : Kolesterolün üçüncü karbon atomuna bağlı hidroksil grubuyla herhangi bir yağ asidinin karboksil grubu arasında bir mol su çıkmasıyla oluşan ester.

Kolesterol granülomu : Beyinde plexus choroidea'ların, baş kemiklerinin veya beyin zarlarının bağ dokusunda yerleşen, çok katlı yassı epitelle örtülü, kolesterin kristallerinin birikmesiyle oluşan kronik yangılı reaksiyonun sonucunda oluşan, tümör olarak değerlendirilmemesi gereken kist benzeri kitle, kolesteatom. Yaşlı atlarda % 25-50 oranında görülür, büyük olanlar hidrosefalusa ve beyin dokusunda basınç atrofisine neden olabilirler.

Kolesterol kristalleri : Lipitlerin hücre dışında birikimi. Yabancı cisim gibi davranarak hafif ve kronik seyirli bir yangının oluşmasına yol açarlar.

Kolesterol yarıkları : Dokularda biriken kolesterol kristallerinin, blokların hazırlanması sırasında alkol ve ksilolde erimesi sonucu, bunların yerinde oluşan mikroskobik boşluklar.

Kolesterolemi : Hiperkolesterolemi. Kanda fazla kolesterol bulunması.

Kolesterolozis : Dokularda, anormal miktarda kolesterol brikimi, kolesterozis.

Kolesterolüri : İdrarda kolesterol bulunması.

Kolesterozis : Kolesterolozis.

Kolestipol : Sindirim kanalında emilmeyen yüksek molekül ağırlıklı sentetik anyon değiştirici, safra asidini bağlayan reçine.

Kolestiramin : Sindirim kanalında emilmeyen yüksek molekül ağırlıklı sentetik anyon değiştirici, safra asidini bağlayan reçine.

Koleş : Arıya benzeyen büyük sinek.

Kolet : Pekmezle yapılan un tatlısı. (Sevdiğim Kırşehir).

Koleteral bezler : Böceklerin dişi üreme sisteminde genellikle bir ya da iki çift hâlde bulunan, yumurtanın bırakılması sırasında yapışkan madde salgılayan yardımcı bezler.

Koleti : Un, şeker ve yağdan yapılan tatlı; helva.

Koleüri : Kolüri.

Koley : Zayıf.

Muskulus sfinkter duktus koledoki : Ampulla hepatoenterica'nın hemen önünde, choledochi kanalının dairesel kas tabakasının büzücü kası.

Obstruktif kolelityazis : Büyük safra kanalının safra taşıyla tıkanması. Klinik olarak; sarılık ve şiddetli karın ağrısıyla belirgindir.

Sağlık koleji : Ortaokulu bitirmiş kız ve erkek öğrencileri hemşirelik, ebelik, çevre sağlığı, sağlık memurluğu ve radyoloji uzmanlığı dallarından birinde yetiştiren, genellikle yatılı, dört yıllık meslek okulu.

Tavuk kolerası : Pasteurella multocida tarafından evcil ve yabani kanatlılarda meydana getirilen, akut, septisemik, kronik olarak yüksek hastalandırma ve ölüm oranıyla seyreden bulaşıcı ve öldürücü hastalık.

Koledok : Öd kanalı.

Kolej : Öğretim programında yabancı bir dil öğretimine ağırlık veren okul. Bazı meslek okullarına verilen ad.

Kolejli : Kolej öğrencisi.

Koleksiyon : Öğrenme, yarar sağlama veya zevk amacıyla bir araya getirilmiş ve özelliklerine göre sınıflara ayrılmış nesnelerin bütünü, derlem. Modaevlerinin giyimdeki yenilikleri tanıtmak için düzenlediği defilelerde gösterilen modellerin bütünü.

Koleksiyoncu : Koleksiyon yapmaya meraklı kimse, derlemci.

Koleksiyonculuk : Koleksiyoncunun yaptığı iş, derlemcilik.

Kolektif : Birçok kimseyi veya nesneyi içine alan, birçok kişi ve nesnenin bir araya gelmesi sonucu olan. Ortaklaşa.

Kolektif ortaklık : Bütün ortakların sorumluluğu tam ve sınırsız olan ortaklık, kolektif şirket.

Kolektif şirket : Kolektif ortaklık.

Kolektifleştirme : Ortaklaştırma.

Kolektifleştirmek : Ortaklaştırmak.

Kolektivist : Ortaklaşacı.

Kolektivizm : Ortaklaşacılık.

Kolektör : Atık suların akmasını sağlayan boru. Toplaç.

Kolemanit : Hidratlı doğal kalsiyum borat.

Kolera : Şiddetli ishal ve kusmalarla kendini gösteren, çok bulaşıcı, salgın ve öldürücü bir hastalık.

Koleralı : Koleraya tutulmuş. Kolera mikrobu olan.

Kolesterin : Kolesterol.

Kolesterol : Kanda ve büyük ölçüde ödde bulunan, besinlerle alınan sterol, kolesterin.

Kolesterollü : Kolesterolü yüksek olan.

Kolesterolsüz : Kolesterolü yüksek olmayan.

Pul koleksiyonculuğu : Pulculuk.

Pul koleksiyoncusu : Pulcu.

Diğer dillerde Kolcuk anlamı nedir?

İngilizce'de Kolcuk ne demek ? : moment, toggle