Sepe nedir, Sepe ne demek
Yerel Türkçe'deki anlamı:
Tenha, ulaşılması zor olan yer.
Sepe ile ilgili Cümleler
- Sepette çok az sayıda elma var.
- Sepet çileklerle doluydu.
- Sepette başka ne vardı?
- Kedi sepetten çıktı.
- Sepette birkaç elma var.
- Çöp sepetinde garip, kötü kokulu kahverengi bir sıvı vardı.
- Bir barda bir taburede oturan denizci çırağı balık ve cips sepetini beklerken bir bira ısmarladı.
- Bir çamaşır sepetine ihtiyacın var mıydı?
- Sepet dokuma ölen bir sanattır.
- Тom kirli elbisesini sepete attı.
- Tezgahın üzerinde muz dolu bir sepet var.
- Onların meyve taşımak için kullandıkları sepetler kamış şeritlerinden yapılır.
- Sepette bazı iyi elmalar var.
- Uzun bir otobüs yolculuğundan sonra, yorgun, uykusuz, kafası sersem sepet girdiği için kasabaya, henüz pek bir şeyin farkında değildi.
Sepe ile ilgili Atasözü veya Deyim
kafası sersem sepet (olmak) : gürültü ve uğultudan zihni yorulmuş (olmak).
karamürsel sepeti sanmak : bir kimse veya şeyi ufak, önemsiz saymak.
Sepe tanımı, anlamı
Çaça sepet : Uzun ve aralıklı fındık çubuklarından yapılmış yaprak taşıma sepeti
Dek sepedi : At ve eşeğin iki yanına yüklenen ve içine yumurta, üzüm vs. konulan sepet.
Epelek sepelek : Yürürken sık sık düşüp kalkan, düşe kalka yürüyen (insan ya da hayvan).
Gözsüz sepel : Köstebek.
Gözsüz sepet : Köstebek denilen yer sıçanı.
İş sepeti : Genellikle çelikten yapılmış ve parçaları yunaklara doldurma işinde kullanılan metal sepet.
Kör sepet : Balık avlamakta kullanılan, çubuktan örülmüş, yumurta biçiminde bir çeşit sepet.
Masraf sepeti : Pazara götürülen sepet.
Motorlu çifteker sepeti : Motorlu çiftekerlerin sağ yanına bağlı insan ya da yük taşımaya yarayan bölüm.
Özel çekme hakları sepeti : Özel çekme hakkının değerini belirlemekte kullanılan, uluslararası rezervler ve dünya ticareti içindeki payları göreli olarak en yüksek olan Uluslararası Para Fonuna üye ülke paralarının ağırlıklandırılmasıyla oluşturulan para sepeti. 2001 yılı itibariyle bu sepetin % 44ü ABD Doları, % 34ü avro, % 11i Japon Yeni ve % 11i İngiliz Sterlininden oluşmaktadır.
Paklama sepeti : İçine paklanacak parçaları koyarak paklama yunağına daldırılma işinde kullanılan metalden yapılmış sepet.
Paraketa sepeti : Elle atılıp toplanan küçük boy paraketaların istif edildiği sepet.
Polen sepeti : İşçi arılarda bacakların tibya parçasının art tarafında polen taşıyan kıllar.
Sele sepe : Açık saçık, çekinmeden, serbestçe, sere serpe.
Sepecek : 1.Süzgeç. 2.Su kabağından yapılmış kap, susak. 3.Su fışkırtan, ağaçtan oyularak yapılan bir oyuncak.
Sepedi seyreh : Hafif, hoppa, az akıllı kimse.
Sepele : Değirmenin su deposu.
Sepelemeğ : Yağmur az yağmak, çiselemek.
Sepelemeyh : Yağmur az yağmak, çiselemek.
Sepen : [Bakınız: sepkin]. Karla karışık yağan yağmur. Sert yelle savrulan yağmur, fırtına. Az yağan yağmur. Yağmurla birlikte yağan kar.
Sepene : Tomruk yuvarlamakta kullanılan ucu kıvrık araç. (Muratdere Bozüyük Bilecik).
Sepenek : Kısa süreli ve az yağan yağmur, kar. Dam saçağı.
Sepenekıran : Bir çeşit iri üzüm.
Sepenlik : Pencereden güneş ve yağmur girmesini önleyen gergi, örtü.
Seperek : Tek tük, çok seyrek.
Sepet havası çalmak : İşinden çıkarmak, sepetlemek. yanından uzaklaştırmak, gitmesini sağlamak.
Sepet para : Birden fazla para biriminin eşit veya farklı ağırlıklarıyla oluşturulan hesap birimi.
Sepet peyniri : Edremit yöresinde zeytin dallarından yapılan, örme sepetlerde kalıplanan, genellikle keçi, koyun, inek karışık sütünden üretilen, az tuzlu peynir çeşidi.
Sepet timarı : Sahibinin, yerine bir kalıtçı bırakmadan ölmesi sonucu boşalan timar.
Sepetçik : Küçük sepet. Sepet örmeye yarayan bir çeşit bitki ve çubuklar.
Sepete atış : Bir oyuncunun sayı yapmak amacıyla topu sepete doğru atması.
Sepetkemiği : Kaburga kemiği, göğüs kafesi.
Sepetleğe : Hayvanlarda belden sonraki bölüm, sağrı.
Sepetleği : Göğüs kemiği.
Sepetlek : Değirmende, buğdayın döküldüğü kesik koni biçiminde yer. Kaburga kemiği, göğüs kafesi.
Sepetleyebilme : Sepetleyebilmek işi.
Sepetleyebilmek : Sepetleme imkânı veya olasılığı bulunmak.
Sepetlig : Kaburga kemiği, göğüs kafesi.
Sepette pamuğu olmamak : Bilgisiz, boş kafalı olmak.
Sepettopu : Beşer kişilik iki takımla oynanan bir oyundur. Her iki takımın amacı topu karşı takımın sepeti içine atmaktır.
Sepettopu alanı : Sepettopu oyununun oynandığı alan. Bu alan kapalı bir salonda olduğu gibi açık havada da bulunabilir. Dikdörtgen biçiminde, engelsiz sert bir yüzey olup çizgileri iç kenarlarından ölçüldüğünde, uzunluğu 26, genişliği ise 14 metredir.
Sırıh sepet : Derme çatma.
Solungaç sepeti : Yuvarlak ağızlılarda, solungaçları destekleyen sepet biçimindeki kıkırdak yapı. Yuvarlak-ağızlılarda, solungaçları destekliyen sepet biçimindeki kıkırdak yapı.
Tel sepet : Isıl işlemlerde, parçalarını, içinde taşıma ve sıvı ortamlara daldırmada kullanılan telden yapılmış sepet.
Tutma sepeti : Isıl işlem uygulanacak parçaların yunağa daldırılmak üzere içine konduğu, ısıya dirençli çelikten yapılmış tel.
Venüs sepeti : Camlı süngerler (Triaxonida) takımından, vücudu 30-40 cm uzunluğunda ince bir tüpe benzeyen, Filipin adaları civarında yaşayan bir sünger türü. Camlı süngerler (Triaxonia) takımından, vücudu 40 cm uzunluğa kadar olabilen ve ince bir tüpe benzeyen, Filipin adaları civarında yaşayan bir sünger türü. (Euplectella aspergillum) Camlı-süngerler (Triaxonida) takımından bir sünger türü. 30-40 cm. Uzun olan bir tüpe benzer. Vücudu ince yapılıdır. Filipin adaları civarında yaşar.
Çamaşır sepeti : Kirli veya yıkanmış çamaşırların içinde toplandığı sepet.
Çöp sepeti : Büro ve evlerde çöpleri, atıkları koymaya yarayan kap, çöp kovası.
Dalyan sepeti : Dalyanın denizden yana olan dip tarafındaki açıklığı kapamak için kullanılan büyük sepet.
Karamürsel sepeti : Önemsiz kimse veya şey.
Sandık sepet : Ortada olan her şey.
Senet sepet : Senet yerine geçebilecek bir belge veya sözleşme.
Senetli sepetli : Bir iş yazılı bir belgeye dayandırılarak (yapılmak).
Senetsiz sepetsiz : Senede veya sözleşmeye dayanmadan.
Sepek : Değirmen taşının ekseni.
Sepeleme : Sepelemek işi.
Sepelemek : Kısa süreler içinde ve serpinti hâlinde yağmak, dökülmek, serpelemek.
Sepet : Saz, kamış, ince dal veya tellerden hasır biçiminde örülerek yapılan, genellikle sapı olan, yiyecek ve eşya taşımak için kullanılan kap. Motosikletin yan tarafında bulunan, tek yolcu taşımak üzere hazırlanmış ayrı bölüm. Sazdan örülmüş balık kapanı. Basketbolda sayı kazanmak için, içine top atılmaya çalışılan demir çembere geçirilmiş altı açık ağ. Bu kap biçiminde örülerek yapılmış. Bu kabın aldığı ölçüde.
Sepet kafalı : Ahmak, alık.
Sepet sandık : İnce dallardan örülmüş ve çoğu meşin ile kaplanmış, sepete benzeyen sandık.
Sepet topu : Basketbol.
Sepetçi : Sepet yapan veya satan kimse.
Sepetçi kavağı : Çalık kavak.
Sepetçi söğüdü : Söğütgillerden, yaprakları uzun, dalları sepet örmeye elverişli bir tür söğüt, ban ağacı, sorgun (Salix viminalis).
Sepetçilik : Sepet yapma veya satma işi.
Sepetkulpu : Basık kemer veya tonoz.
Sepetleme : Sepetlemek işi.
Sepetlemek : Meyve, sebze vb.ni sepete koymak, sepete yerleştirmek. Başından savmak. İşinden çıkarmak.
Sepetlenme : Sepetlenmek işi.
Sepetlenmek : Sepetleme işi yapılmak. Bir yerden uzaklaştırılmak, kovulmak.
Sepetli : Sepeti olan.
Sepetli motosiklet : Yan tarafında eşya ve yolcu taşımaya elverişli, tek tekerlekli sepeti bulunan motosiklet.
Sepetlik : Sepet yapmaya elverişli olan. Göbek çevresindeki karın bölgesi. Yapılarda çıkıntı.
Sepetsiz : Sepeti olmayan.
Sersem sepelek : Sersem bir biçimde, sersemliği geçmeden.
Sürü sepet : Birçok.
Diğer dillerde Sentrum tendineum anlamı nedir?
İngilizce'de Sentrum tendineum ne demek ? : centrum tendineum

Bu kısımda Sepe nedir? Sepe ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Sepe tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Sepe hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.