Gara nedir, Gara ne demek
Yerel Türkçe'deki anlamı:
Kara.
Siyah, kara - gara dutmah: Dargın olmak - gara zelve: Güreşte bir oyun.
Maden suyu.
Gara ile ilgili Cümleler
- Garaj boyamak bizim için tüm hafta sonu sürdü.
- Bu garaja kaç tane araba sığabilir?
- Hasan'ın arabası garajdan eksikti.
- Ali yıllardır kötü bir şekilde darmadağın edilmiş garajını temizlemeye niyetleniyor.
- Garajda sana ihtiyacım var.
- Garajı temizlememe yardım et.
- Bunu garanti edemeyiz.
- Garajı temizlememe yardım ettiğin için teşekkür ederim.
- Tom'un garajındaki tüm ıvır zıvırla ne yapacağı konusunda bir fikri yok.
- Garamer açısından yanlış olan cümleyi seçin.
- Hasan'ın evinin arkasında büyük bir garajı vardı.
- Bu konuda size bütün ciddiyetimle garanti verebilirim.
- Ondan sonra da, zavallı kuzunun artakalan birkaç kemiğini garanti altına aldılar.
- Garaja bakalım.
- Bana garaz bağladığını seziyorum.
- Garaj tamamen yıkıldı.
Gara ile ilgili Atasözü veya Deyim
(bir şeyi) garanti etmek : o şeyle ilgili olarak güvence vermek bir işin gerçekleşmesi için gerekli önlemleri almak.
garanti altına almak : güvence altına almak.
garanti vermek : güvence altına almak.
garaz bağlamak : birine karşı kin beslemek.
garazı olmak : birine karşı kötülük, kin beslemek.
Gara tanımı, anlamı
Alasan garasan : Karmakarışık, darmadağınık, altüst
Avrupa tarımsal yönlendirme ve garanti fonu : Avrupa Birliğinin ortak tarım politikasının finansmanını sağlamak amacıyla 1962 yılında oluşturulmuş fon. karşılığı Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikası.
Ay garannığı : Karanlık gece.
Azı gara : Dost olmıyan, aynı birlikten olmıyan kimse.
Banka garantili bonolar : Banka güvenceli bonolar.
Başdan gara : Başından bozuk.
Başı gara : Kötü yazılı, mutsuz.
Çok yanlı yatırım garantisi ajansı : Az gelişmiş ülkelerde gerçekleştirilen yabancı sermaye yatırımlarını; millileştirme, siyasal istikrarsızlık, yatırım sözleşmesinin bozulması ve kâr transfer güçlükleri gibi risklere karşı korumak amacıyla 1985 yılında Dünya Bankası grubu içinde kurulan bir örgüt.
Daş garaboya : Göztaşı: Daş garaboya boyacılıkta siyah renk boyamak için kullanılır.
Gara asan : Kara Hasan.
Gara av : Ormanlarda yetişen ve taflana benzeyen bir bitki.
Gara avu : Ormanlarda yetişen ve taflana benzeyen bir bitki.
Gara burcu : Bir siyah üzüm cinsi.
Gara canavar : Domuz.
Gara çileli : Hayatı üzüntüler içinde geçen kimse.
Gara dolma : Yaprak dolması.
Gara dökkü : Hayvan gübresinin kurumuş ve samanla karışmış şekli.
Gara fatma : Kökü yenen bir ot.
Gara gıbilli : Kinci (kimse için).
Gara gılçıh : Kırmızı taneli kılçıklı siyah buğday ya da arpa.
Gara gulah : Kurt kulağı gibi sapı olan eski tip kılıç.
Gara guleşi : Kara kucak güreşi.
Gara isa : (Dulkadir) Karaisa (köy).
Gara kabarcık : Dilde çıkan çıban gibi küçük şişlik.
Gara mal : Tapulu mal: Babası, ölmeden önce üzerindeki gara malı oğluna gayıt ettirmişti.
Gara ondürme : Ağır bir yara türü.
Gara ot : Şiddetli ağrılara ilâç için kullanılan bir çeşit ot.
Gara salgın : Bulaşıcı hastalığın yarattığı tehlike.
Gara sürtmek : İftira etmek.
Gara tohum : Soğanın çiçekten sonraki küçük ve siyah renkli tohumu: Bağa biraz gara tohum ekdim.
Gara torbalı : İşçi, usta.
Gara yanız : Kara yağız.
Gara yer : Yer altı.
Gara yürekli : Kinci.
Gara zirge : Yerken kütür kütür ses çıkaran siyah üzüm.
Garabahar : Sığırcık büyüklüğünde, düz siyah, gagası ve ayağı kırmızı renkte olan bir kuş.
Garabalık : Eti beğenilmeyen fakat kırık ve çıkıkların üzerine sarılarak tedavide kullanılan bir çeşit balık.
Garaban : Harman yerinde yapılan, üç tarafı duvarlı, bir tarafı açık büyük yapı.
Garabasan : Karabasan, kâbus.
Garabaş : Hizmetçi.
Garabatah : Uzun gagalı bir kuş türü.
Garaböcü : Domuz.
Garaböyüyhlüyh : Derebeylik.
Garabulut : Karabulut.
Garabuna : Karapınar (Kuşu).
Garac : Garaj.
Garaca : İftiracı (kimse için): Amma garaca adamsın ha. Pazı. Soğan tohumu.
Garacaoğlan : Karacaoğlan; 'hetirceyh'in küçüğü.
Garacı : İftiracı (kimse için).
Garaciğer : Karaciğer.
Garaçav : Kağnı arabasının arkasını uzatmak için konulan uzun tahtalar, kop.
Garaçıra : Eskiden kullanılan bir aydınlanma aracı.
Garadabak : Araç kullanmadan dabakcılık yapan kişi. (Yalvaç Isparta).
Garadan sılacı : Giriştiği işte parasız kalarak orayı terkedip giden.
Garadon : Kadın şalvarı.
Garadöşeme : Bir kilim türü. (Kızılca Bor Niğde).
Garadüzen : Metodsuz olarak.
Garaeşgün : Yavaş ve geniş adımlarla yürüyen at.
Garafan : Adaçayı.
Garafil : Fındık çiçeği.
Garag : Karlı yer.
Garagabarcuk : Yalınayak gezen çocukların ayağında ya da el içinde çıkan bir çeşit çıban.
Garagada : Uğursuz kişi.
Garagalem : Karakalem.
Garagan : Çarpma ya da vurma ile vücutta meydana gelen morarma, biriken pis kan.
Garagavık : Beyaz kökü olan ve yenen bir ot.
Garagavırga : Kuşbaşından daha ufak doğrandıktan sonra tavada kavrulan yağlı et.
Garagavlık : Beyaz kökü olan ve yenen bir ot. [Bakınız: çengel sakızı].
Garagavuh : Beyaz kökü olan ve yenen bir ot.
Garagavuk : Beyaz kökü olan ve yenen bir ot. [Bakınız: çengel sakızı].
Garagayış : Pullukta, öküzlerin koşum sırasından biri.
Garagebil : Kötü kalpli kişi.
Garageç : Karaağaç.
Garageçi : Karakeçi.
Garagış : Karakış.
Garagoçah : Karakoçak.
Garagol : Karakol. Bir veya iki senelik bağ çubuğu.
Garagucak : Güreş oyunları tekniğini bilmeden yapılan güreş.
Garagura : Karabasan, kâbus.
Garagüllap : Eski tip demirci yapısı menteşe.
Garagüz : Sonbaharın sonu.
Garağabar : Yalınayak gezen çocukların ayağında ya da el içinde çıkan bir çeşit çıban.
Garağan : Çalıların çok bulunduğu yer.
Garağı : Ağaçtan meyva toplamakta ve yığın halindeki sapları dağıtmakta kullanılan çatallı ağaç.
Garağu : Ağaçtan nıeyva toplamakta ve yığın halindeki sapları dağıtmakta kullanılan çatallı ağaç.
Garağul : Jandarma, asker. Bekçi.
Garahan : Küçük fundalıklarda ağaçların üzerinde olan salkım şeklinde bir bitki.
Garahat : Küçük fundalıklarda ağaçların üzerinde olan salkım şeklinde bir bitki.
Garahımah : Kararmak, görememek: Gözüm garahıdı. Göz iyi görememek, kararmak.
Garahmak : Çok aşırı susamak. Kamaşmak.
Garahülü : Karadut.
Garajcılık : Garajcının yaptığı iş.
Garak : Kapı zembereği. Bademciklerin şişmesi hali. Gezginci, çingene: garak köçü.
Garaklamak : Kapı zembereğini kilitlemek. Ses bağırmaktan ya da hastalıktan kısılarak kalınlaşıp, incelmek.
Garakmak : Kızmak, küsmek. Ses bağırmaktan ya da hastalıktan kısılarak kalınlaşıp, incelmek.
Garakova : İnce, taze kamış.
Garakulak : Bir balık cinsi.
Garakütük : Evin yaşlısı, büyüğü.
Garalale : Karalâle.
Garalama : Ölmüş askerin silinmiş kaydı.
Garalama defteri : Karalama defteri.
Garalıh : Karın kalkması ile görünen toprak.
Garalık : Kara olma, karalık. Kara üzüm bağı.
Garalmak : Kararmak (ışık, ateş için). Eski türkçe kararmak: kararmak.
Garaltı : Ev eşyası. Siper: Yağmur gelmeden bir garaltı bulaydık. Karartı.
Garaltılamak : Saklamak, örtmek: Garaltılayıver de görmesinler.
Garaltıya söylemek : Hakkında kötü konuşmak.
Garaltu : Karartı. Ev, bina.
Garama : Kara olay, üzücü olay.
Garamaçcı : İftiracı (kimse için).
Garamak : Bir kimseyi ya da malı başkasına kötülemek.
Garaman : Yer adı.
Garamangark : Bol bol, çok miktarda: İşte alın, garamangark yeyin artık.
Garamat : Akraba: Onunla aramda garamat var. Varlık, zenginlik: Ali ağaların garamatı fazladır. Tinsel bunalım.
Garambı : Böğürtlen.
Garamet : İftira: Benim suçum yoktu garamet yaptılar. Yaygara. Keder ve üzüntü. Alın yazısı, yazgı.
Garametli : Üzüntülü, mutsuz (kimse için).
Garametli baş : Üzüntülü, mutsuz (kimse için): Benim başım çok garametlidir.
Garamık : Sert ve uzun dikenli ufak boylu çalı.
Garamıt : Keder ve üzüntü.
Garamsa : Maydanoz.
Garamsal : Maydanoz.
Garamturah : Siyaha yakın bir renk.
Garamuh : Buğdayların içinde bulunan yuvarlak kara ot tohumu, karamuk.
Garamuk : Buğdayların içinde bulunan yuvarlak kara ot tohumu, karamuk.
Garan : Maki cinsinden bir bitki.
Garan kontak : Zarar vermek, hasar yapmak: Davar bahçeye garan komuş.
Garan koymak : Zarar vermek, hasar yapmak: Davar bahçeye garan komuş.
Garan kulpu : Bahçelerde yetişen bir ot.
Garana : Çok yiyen, obur. Aşık oyununda en sona kalan kimse: Sen garanaya galdın.
Garanca : Karınca.
Garangaş : Haylazlık.
Garangi : Karanlık.
Garanguş : Kırlangıç.
Garanı : Karanlık.
Garanlığ : Karanlık.
Garanlıh : Karanlık.
Garanlık : Karanlık.
Garanluh : Karanlık.
Garannıg : Karanlık.
Garannuh : Karanlık.
Garannuh garışmak : Karanlığın basması.
Garannuk : Karanlık.
Garantı : Karanlık.
Garantiletme : Garantiletmek işi.
Garantiletmek : Garantileme işini yaptırmak.
Garantileyebilme : Garantileyebilmek durumu.
Garantileyebilmek : Garantileme imkânı veya olasılığı bulunmak.
Garantisizlik : Güvencesizlik.
Garantörlük : Garantör olma durumu, güvencecilik.
Gararlamak : Kararlaştırmak.
Gararmah : Kararmak (ışık, ateş için).
Gararmak : Kararmak (ışık, ateş için). Bitmek. Kararmak.
Garartmah : Karartmak.
Garartmak : Karartmak.
Garartu : Karartı.
Garasahız : Katran, zift.
Garasakız : Katran, zift.
Garatavık : Karatavuk denilen sığırcık büyüklüğündeki bir çeşit kuş.
Garatavuk : Karatavuk denilen sığırcık büyüklüğündeki bir çeşit kuş.
Garatuman : Kadınların iş görürken giydikleri şalvar.
Garava : Arpacık soğanı. İvecenlik: Ne garava ediyon?.
Garavaş : Kadın hizmetçi. Hizmetçi.
Garavat : Karyola. Karyola. (Kars).
Garavelli : Boş sözler: Başında garavelli ohuma. Güldürücü küçük fıkra.
Garavirlemek : Karar vermek, kararlaştırmak: Ben bu işi garavirledim.
Garavola : Salyangoz.
Garavruk : Susuz yerlerde yetişen ve insanlar tarafından yenilen bir çeşit ot.
Garavu : Ağaçtan nıeyva toplamakta ve yığın halindeki sapları dağıtmakta kullanılan çatallı ağaç. Dövenle boyunduruğu bağlayan L şeklindeki ağaç parçası.
Garavurgun : Zatürre.
Garayağı : Sulak yerlerde ve ark kenarlarında yetişen bir bitki.
Garayanız : Esmer yüzlü kişi.
Garayel : Karayel.
Garayola get : Öl, geber anlamında ilenç: Gara yola get, cegennemin de isli bucağına.
Garayonca : Yabani yonca.
Garazah : Karakarga.
Garazkar : Garazlı.
Garazkarlık : Garazkar olma durumu.
Garazsızca : Garazsız bir biçimde.
Gaş gararmag : Akşam karanlığı basmak.
Gazan garası : Yüzde ya da elde çıkan sarı yaralara vurulan bir çeşit ilâç.
Goya garanfili : Her dalında birkaç tane pembe, sarı veya karışık renkli çiçek bulunan bir süs bitkisi.
Hayvan eylek gararı : Öğle vakti.
Ocağı garalmak : Kimsesi kalmamak, bütün yakınları ölmek.
Vesel garani : Veysel Karani.
Yağlı gara : Kara çalma.
Yağli gara : Bir çeşit yara merhemi.
Garabet : Yadırganacak yönü olma, gariplik, tuhaflık.
Garaip : Görülmemiş, şaşılacak şeyler, işitilmemiş olaylar.
Garaj : Otomobil vb. taşıtların konulduğu üstü örtülü yer, arabalık. Toplu taşıma ve nakliye araçlarına hareket ve varış noktası olarak belediyelerce ayrılan yer. Otomobillerin bakım ve onarımının yapıldığı yer.
Garajcı : Otomobil, otobüs vb. taşıtları belli bir süre barındıran, gereğinde bakım ve onarımlarını yaptıran işletmeci.
Garami : Düşünceden çok, canlı duygulara ve aşka dayanan (sanat eseri).
Garanti : Güvence. Kesinlikle, kesin olarak, ne olursa olsun.
Garantileme : Garantilemek işi.
Garantilemek : Bir işin gerçekleşmesi için gereken önlemleri almak, sağlama bağlamak.
Garantili : Güvenceli.
Garantisiz : Güvencesiz.
Garantör : Güvence veren ve bunun gerçekleşmesini gözeten ve denetleyen (kimse, kuruluş veya devlet), güvenceci. Kredi kartlarından doğacak her türlü borç ve yükümlülükten, kart sahibi olarak sorumluluğu bulunan gerçek veya tüzel kişi.
Garaz : Kin. Hedef, amaç, maksat.
Garazlı : Kin güden, garazı olan, garazkâr.
Garazsız : Kin beslemeyen, garazı olmayan.
Garazsız ivazsız : Hiçbir gizli maksat gütmeden.
Garazsızlık : Garazsız olma durumu.
Diğer dillerde Gaolao sığırı anlamı nedir?
İngilizce'de Gaolao sığırı ne demek ? : gaolao cattle

Bu kısımda Gara nedir? Gara ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Gara tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Gara hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.