Kıvılcım nedir, Kıvılcım ne demek

  • Yanmakta olan bir maddeden sıçrayan küçük ateş parçası, alev, çakım, çakın, çıngı, şerare.
  • Güneş yüzeyinde düzensiz aralıklarla görülen parlama.
  • Demir, taş vb. maddelerin güçlü çarpışmasından sıçrayan ateş durumundaki parçacıkları
  • Harekete geçiren etken.

"Kıvılcım" ile ilgili cümleler

  • "Eşeledik külleri, kıvılcımlar parladı." - C. Uçuk
  • "Beyninde çakan şimşeğin kıvılcımları hemen ağzından saçılır." - H. R. Gürpınar

Yerel Türkçe anlamı:

Koyun kılı ve samanla karışmış tandır yakacağı : Bu seferki yaptığımız ekmekte bir çuval kıvılcım yandı.

Bir fizik terimi olarak tanımı:

Hava gibi uçun halinde yalıtkan bir ortamda birdenbire oluşan kısa süreli elektrik boşalması.

Gök bilimleri ve Uzay alanındaki anlamı:

Güneş yüzeyinde görülen kesikli ışımalara verilen ad.

Kıvılcım isminin anlamı, Kıvılcım ne demek:

Erkek ismi olarak; Yanmakta olan bir maddeden sıçrayan küçük ateş parçası. Harekete geçiren etken. Kız ismi olarak; Yanmakta olan bir maddeden sıçrayan küçük ateş parçası. Harekete geçiren etken.

İngilizce'de Kıvılcım ne demek? Kıvılcım ingilizcesi nedir?:

spark, moustaches

Fransızca'da Kıvılcım ne demek?:

étincelle

Osmanlıca Kıvılcım ne demek? Kıvılcım Osmanlıca'da ne anlama gelir?:

 

şerâre

Kıvılcım hakkında bilgiler

[Bakınız: alev]

Kıvılcım kısaca anlamı, tanımı:

Alev : Kıvılcım. Mızrak uçlarına takılan küçük bayrak, flama. Aşk ateşi. Yanan maddelerin veya gazların türlü biçimlerdeki ışıklı uzantısı, yalım, yalaz, alaz, şule. Sıcaklık.

Kıvılcımsız : Kıvılcımı olmayan, kıvılcım saçmayan.

Yanmak : Hükümsüz kalmak, değerini yitirmek. Vücut veya nesnelerin ısısı artmak. Ateş durumuna geçmek, tutuşmak. Parlamak, parıldamak. Çok üzülmek. Zarara, kötülüğe uğramak. Bütünü veya bir bölümü ateş veya sıcaklığın etkisi ile bozulmak, kömür durumuna geçmek. Bir bir sıralamak, dile getirmek, dert dökmek, anlatmak. Birleşiminde karbon bulunan maddeler, ısı ve ışık yayarak kül durumuna geçip yok olmak. Birtakım etmenlerin etkisiyle işe yaramaz duruma gelmek. Çocuk oyunlarında oyun dışı kalmak. Çok sevmek, büyük bir aşk ile sevmek. Isı etkisiyle vücudun bir yanı yara olmak, kızarmak veya rengi koyulaşmak. Çok istemek, çabalamak. Isı, ışık veren bir konuma geçmek. Yanık acısına benzer bir acı duymak.

Madde : Kendi içinde bütünlüğü olan anlatım. Sözlük ve ansiklopedilerde tanımlanan, anlatılan kelime, ad veya konulardan her biri. Duyularla algılanabilen nesne. Yasa, sözleşme, antlaşma vb. metinlerde, her biri başlı başına bir yargı getiren ve çoğu kez rakamla belirtilen bölüm. Para, mal vb. ile ilgili şey. Molekül. Boşlukta yer kaplayan, bir kütlesi olan her türlü varlık, özdek. Bir cismi oluşturan öge, öz.

Küçük : Değersiz, önemsiz. Küçük abdest. Makam, rütbe, derece bakımından daha aşağı olan kimse. Yaşı daha az olan. Kısık, parlak olmayan (ses). Boyutları, benzerlerininkinden daha ufak olan, mikro, büyük karşıtı. Geri aşamada. Niteliği aşağı olan, bayağı. Niceliği az olan.

 

Ateş : Yanıcı cisimlerin tutuşmasıyla beliren ısı ve ışık, od, nâr. Büyük üzüntü, acı. Genellikle hastalık etkisiyle artan vücut sıcaklığı, kızdırma. Coşkunluk. Patlayıcı silahların atılması. Tehlike, felaket. Tutuşmuş olan cisim. Öfke, hırs, hınç. Isıtmak, pişirmek için kullanılan yer veya araç.

Parça : Küçümseme ve değersiz sayma bildiren bir söz. Güzel, alımlı kız veya kadın. Tane. Pasaj. Nesne. Birkaçı bir araya geldiğinde bir bütünü oluşturan şeylerin her biri, modül. Bir bütünden kopma, kırılma, yırtılma vb. yoluyla ayrılmış bölüm, lime. Müzik eseri. Bir bütünden ayrılan, ayrı sayılan veya artakalan şey.

Çakım : Şimşek. Kıvılcım.

Çakın : Şimşek. Kıvılcım.

Etken : Doğrudan doğruya öznenin yaptığı işi anlatan, öznesi belli olan fiil, etken fiil, aktif, aktif fiil, malum, edilgen karşıtı. Etki eden şey, faktör. Bir madde üzerinde belli bir değişiklik yapan şey, müessir.

Kıvılcım erkili : Bir yalıtkan ya da içyükül içinde kıvılcım atımı için gerekli boşalım erkili.

Kıvılcım gibi : Sürekli ve tez

Kıvılcım izgesi : Birleşimi bilinen üşekler arasında ya da ter özdek içinde oluşan kıvılcım ışığının verdiği izge.

Kıvılcım kangalı : Elektiriksel kıvılcım oluşturmak için gerekli yüksek gerilimi sağlayan irkilim kangalı.

Kıvılcım neon : Doğal olarak Amazon Nehri’nin Peru içinde kalan kısımlarında yaygın olan, boyları 5 cm olabilen, hafif zeytin yeşili veya sarımsı tonlu bir akvaryum balığı.

Kıvılcımlanma : Kıvılcımlanmak işi.

Kıvılcımlanmak : Kıvılcım saçarak yanmak, kıvılcımlı duruma gelmek. İlgili cümle: "“Baba evinde, lisemde kıvılcımlanmış sonra da hâlâ sönmemiş kitap okuma aşkım...”" A. Boysan.

Kıvılcımlı : Kıvılcımı olan, kıvılcım saçan. İlgili cümle: "“Kabarık göğsündeki parlak kıvılcımlı tüyleri, altından bir zırh gibiydi.”" Ö. Seyfettin.

Kıvılcım ile ilgili Cümleler

  • Küçücük bir kıvılcım büyük bir yangın olabilir.
  • Ölümle sonuçlanan bıçaklama olayının kıvılcımı, kontrolden çıkan tartışmadan çıkmıştı.
  • Bir ormanı yakmak için bir kıvılcım yeterli olur.
  • Elektrik prizinden uçuşan kıvılcımlar var.
  • Yanan evden caddeye kıvılcımlar yağdı.
  • Hep keyfini bekledim, yollarını gözledim. Bir küçük kıvılcım istedim.

Diğer dillerde Kıvılcım anlamı nedir?

İngilizce'de Kıvılcım ne demek? : n. spark, sparklet, glint, spark of, spunk

Fransızca'da Kıvılcım : étincelle [la], flammèche [la]

Almanca'da Kıvılcım : n. Funke, Funken

Rusça'da Kıvılcım : n. искра (F)