Kayna nedir, Kayna ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Kayığın iki yanında bulunan ve kıyıya çekmek için ip takılacak çıkıntılar.

Şişe.

Kayna ile ilgili Cümleler

  • “Sessizliğine, yumuşak başlı görünüşüne karşın, onun biraz kaynanalık edeceğini ben de tahmin ediyordum.”
  • “Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.”
  • Yangının kaynağı bilinmiyor.
  • Tavuk, ton balığı ve soya fasulyesi iyi protein kaynaklarıdır.
  • “Karısı ile kaynatası çoktan kalkmışlar, bahçede pekmez kaynatıyorlar.”
  • Kaynana günah keçisidir.
  • “İlham kaynağı olduklarını öğrenmek, onları her zaman çok mutlu eder.”
  • “Hani kayınvalidem olsa, canım yanmayacak ama bana sürekli kaynanalık taslayan hanım, kocamın anası bile değil.”
  • “Namazı nasıl kıldığını bilmedi, yüreğinde bir şeyler kaynıyordu.”
  • Kaynak belirtilmemişse, bir alıntı bir intihalden başka bir alıntı değildir.
  • “Sonra da kanları kaynamıştı bu genç, yakışıklı ve zeki çocuğa.”
  • “Bu arada üç beş yazarın üretimi de araya kaynayıp gidiyor.”
  • Çocuğun kanı kaynıyor.
  • Kaynak olarak İnterlingua'ya hizmet eden ana diller Portekizce, İspanyolca, İtalyanca, Fransızca ve İngilizcedir.
  • “Nazmiye'nin tepesinden sanki kaynar sular döküldü, yooo ... dedi.”
  • Kaynamış bir yumurta istiyorum.
  • “Her kafadan bir ses çıkıyor, söylenen laflar gülüşmeler arasında kaynayıp gidiyordu.”
  • Ay ışığı tek ışık kaynağıydı.
  • Kaynar suyun içine yumurtaları koy.
  • “Görenin kanını kaynatan bir tadı vardı duruşunun, bakışının.”
  • Peynir tenekesinde fıkır fıkır kurt kaynıyor.
  • Kaynama noktası dış basınca bağlıdır.
  • Kaynayıncaya kadar çorbayı karıştırın.
  • “Şu midesi ekşimese hayat da ekşimeyecek onun için, ama ne yapsın?”
  • “Kızgın güneşin altında bütün gün beynim kaynıyor.”
  • Kaynaklar sınırlı.
  • Bazı iyi protein kaynakları nelerdir?
  • Su kaynamaya başlıyor.
 

Kayna ile ilgili Atasözü veya Deyim

ağır kazan geç kaynar : “kalın kafalı insan bir konuyu zor anlar” anlamında kullanılan bir söz “tembel olan işi geç yapar” anlamında kullanılan bir söz “ağırbaşlı insan çabuk öfkelenmez” anlamında kullanılan bir söz.

arada kaynamak : karışık bir durumda gereken ilgiyi görmemek.

araya kaynayıp gitmek : göz ardı edilmek.

beyni kaynamak : aşırı sıcaktan sersemlemek, bunalmak.

bir kazanda kaynamak : anlaşmak, uyuşmak, bağdaşmak.

birinci elden kaynağa gitmek : bilimsel çalışmalarda kaynakların aslına, özgününe dayanmak.

(birine) kanı kaynamak : çabucak sevgi duymak.

(birinin) kanı kaynamak : coşkun ve kıpırdak olmak.

 

(birinin) kazanı kapalı kaynamak : içyüzü bilinmemek.

cadı kazanı gibi kaynamak : dedikodu, kargaşa çok olmak.

el kazanıyla aş kaynamaz : “önemli bir iş, başkalarının yardımıyla başarılamaz, iş her an yarıda kalabilir” anlamında kullanılan bir söz.

el kazanıyla aş kaynatmak : başkasının hazırladığı imkânları kendi hesabına kullanarak iş çevirmek.

erine göre bağla başını, tencerene göre kaynat aşını : “davranışlarını içinde bulunduğun koşullara uydur” anlamında kullanılan bir söz.

fıkır fıkır kaynamak : bir şeyden bir yerde çok bulunmak yerinde duramamak.

gır kaynatmak : birkaç kişi işlerini bırakıp yârenlik etmek.

herkesin tenceresi kapalı kaynar : “bir kimsenin durumu, içinde bulunduğu yaşayış şartları başkalarınca gereği gibi bilinemez” anlamında kullanılan bir söz.

için için kaynamak : aşırı heyecan, gözü peklik ve hareket içindeyken bunu belli etmemek.

iki baş bir kazanda kaynamaz : iki at bir kazığa bağlanmaz.

ikisini bir kazana koysalar kaynamazlar : “aralarındaki anlaşmazlık o kadar büyüktür ki onları uzlaştırma çaresi bulunamaz” anlamında kullanılan bir söz.

ilham kaynağı olmak : hayal dünyasını beslemek.

kanını kaynatmak : heyecanlandırmak, coşturmak.

katranı kaynatsan olur mu şeker : “kişi, kendi özünü veya asıl özelliklerini değiştirmiş gibi görünse de asla değişmez” anlamında kullanılan bir söz.

kaynağını (bir şeyden) almak : bir esasa veya desteğe dayandırmak.

kaynak yapmak : iki metal veya yapay parçayı ısı yoluyla birleştirmek Mecaz anlamı sırayı beklemeden başkalarının hakkını alarak mevcut sıranın ön taraflarına girmek.

kaynana pamuk ipliği olup raftan düşse gelinin başını yarar : “kaynana ne kadar yumuşak huylu, ne kadar iyi davranışlı olursa olsun, her hâli gelini rahatsız eder” anlamında kullanılan bir söz.

kaynanalık etmek : kaynana, gelinine veya damadına kötü davranmak birinin yaşayışına veya davranışına gereğinden çok karışmak.

kaynanalık taslamak : kaynana gibi davranmak.

kaynayan kazan kapak tutmaz : “içten içe, gizlice gelişen olaylar veya duygular bir yerde patlak verir” anlamında kullanılan bir söz.

kazan kaynamayan yerde maymun oynamaz : “hiçbir iş karşılıksız yapılmaz” anlamında kullanılan bir söz.

kazanmayanın kazanı kaynamaz : “kazancı olmayan kişinin evinde yemek pişmez” anlamında kullanılan bir söz.

laf kaynayıp gitmek : söz boşa söylenmek, anlaşılmaz olmak, hiçbir etki yapmamak.

midesi ekşimek (veya kaynamak veya yanmak) : yeni yenilmiş yiyeceklerden ötürü midede rahatsızlık duymak.

pekmez kaynatmak : pekmez yapmak.

suyu ısınmak (veya kaynamak) : işbaşından uzaklaştırılması yakın olmak kötü son yaklaşmak veya gelmek.

tenceresi kaynarken, maymunu oynarken : geçimi yolunda, keyfi yerindeyken.

tenceresi (veya tencereleri) kaynamak : geçimleri az çok yerinde olmak.

tepesinden kaynar sular dökülmek : başından aşağı kaynar sular dökülmek.

yüreği kaynamak : içinde şüphe ve endişe uyanmak.

Kayna tanımı, anlamı

Açınık kaynaşması : İki veya ikiden fazla açınığın kaynaşıp tek ses halinde çıkması ki silinme, çitişme, toplaşma ve derilme yollarından biriyle olur. Bu kelimelere bakınız

Aralıklı dikiş kaynağı : Aralıklı dikiş kaynağı işlemi sonucu oluşan kaynak.

Aralıklı dikiş kaynağı yapma : Aralıklı bir yöntemle, bir tür dikiş kaynağı yapma işlemi.

Ark kaynağı : Ark kaynağı yapma işlemi sonucu oluşmuş kaynak.

Ark kaynağı yapma : Bir arkın yüksek ısısından yararlanılarak yapılan kaynak işlemi.

Asal gazla ark kaynağı yapma : Asal gaz altında korunarak yapılan kaynak işlemi.

Atlanto oksipital kaynaşma : Birinci boyun omurunun kondilus oksipitalislerle birleşmesi veya kaynaşmasıyla belirgin bir yapılış bozukluğu, atlanto-oksipital yapılış bozukluğu, Arap atlarında atlantooksipital yapılış bozukluğu. Buzağılarda ve Arap taylarında doğuştan veya doğumu takiben iki ay içerisinde belirginleşen tetraplejiyle birlikte görülür. Arap atlarında kalıtsaldır.

Atomsal hidrojenle kaynak yapma : Atomsal hidrojen altında korunarak, bir tür ark kaynağı yapma işlemi.

Ayrımsal kaynakça : İçerdiği kitapların kaynakçasal kimlikleri yanında kitabın formaları, forma imleri, anahtar sözcükleri, su damgaları ve benzerleri üstüne de bilgi veren kaynakça.

Bakır kaynakları : Karaciğer, kalp, böbrek ve beyin gibi doğal gıdalarda bulunan, bakır sülfat, bakır oksit, bakır klorit, bakır karbonat ve bakır glukonat gibi kaynaklar.

Basınç kaynağı yapma : Parçalara çok yüksek basınç uygulama temeline dayanan bir tür soğuk kaynak yapma yöntemi.

Basınçlı su kaynağı : Basınç altında bulunması nedeniyle yeryüzüne fışkırarak çıkan su kaynağı, bk. basınçlı su düzeni.

Başlangıç kaynaşması : Isıl işlem ya da kaynak yapma sırasında, yer yer olan ve çabucak katılaşmayla sonuçlanan erime ya da kaynaşma.

Başvuru kaynakçaları : Sözlük, bilgilik, yıllık, kılavuz, özgeçmiş yazımları ya da konuya ilişkin basılı çalışmalar gibi bir alandaki gözlem verilerini tümleyici ek bilgi kaynakları.

Beşeri kaynak : Üretim sürecinde kullanılan üç faktörden biri olan emek. Bir ekonomideki işgücünün sahip olduğu yetenek ve nitelikler. karşılığı beşeri sermaye, beşeri sermaye yatırımı.

Bindirmeli kaynak : Bindirme kaynağı yapma işlemiyle oluşmuş kaynak. Bindirmeli bağlantı diye de bilinir.

Bindirmeli kaynak yapma : Kaynak yapılacak parçaları, üst üste koyarak yapılan kaynak işlemi.

Birincil kaynak : Bir erkesel dönüşüm ile üremiş ışık yayımlayan yüzey ya da nesne. Görgüsel ve tanıklı betimlemeler gerektiren bir araştırmada, olayın görgü tanıklarının açıklamalarını içeren doğrudan belgeler, bk. görgü tanıklığı.

Bitkisel kaynaklı ilaç : Bitkilerden elde edilen ilaç.

Bitkisel kaynaklı insektisit : Nikotinoidler, rotenoidler, piretrum, piretroidler gibi bitkisel kaynaklı böcek öldürücü bileşiklerin ortak adı.

Bulaşıcı kene kaynaklı hastalık : Lyme hastalığı.

Cümfur kaynatmak : Topluluğu karıştırmak, bozmak.

Çatlak kaynağı : Suları, kayaçların oldukça büyük çatlaklarından çıkan kaynak.

Çekin kaynaşması : İki çekinin kaynaşıp daha ağır bir çekin oluşturması olayı (hidrojen çekinlerinden helyum yapılması gibi).

Çekirdek kaynaşması : Kimi çekirdeklerin, çok yüksek sıcaklıklarda ve çok büyük nicelikte erke salarak birleşip, daha.büyük bir çekirdek oluşturmaları. [Bakınız: Nükleer füzyon].

Çekirdeksel kaynaşım : Hidrojen gibi yeğni öğecik çekirdeklerinin kaynaşarak helyum gibi daha ağır öğecik çekirdekleri oluşturması.

Çereş kaynatma : Şırayı pekmez haline koyma.

Çevre kaynakları : Okul çevresinde bulunan ve eğitsel değer taşıyan müze, tiyatro, mahkeme, kitaplık, park gibi yerler ile kendilerinden yararlanılabilecek önemli kişilere verilen genel ad.

Çinko kaynakları : Yapısında % 8. 3 çinko içeren çinko oksit, % 5. 1 çinko içeren çinko karbonat, % 48 çinko içeren çinko klorit, % 2. 8 çinko içeren çinko asetat, % 2. 7 çinko içeren çinko sülfat gibi bileşikler.

Çizgi kaynağı : Atomik spektroskopide, analitin karakteristik çizgisini yayan bir ışın kaynağı. Önemli bir ışın kaynağı oyuk katot lambasıdır.

Çok kaynaklı : Yakınsak . iki ya da daha çok örneklerden türemiş bir tür.

Çölmek kaynatmak : Tahrikât yapmak, fesat çıkarmak.

Demir kaynakları : Demir 2 sülfat, demir 3 sülfat, demir 3 oksit, demir 2 klorit, demir 3 klorit, demir 2 karbonat, ferros fumarat, ferros glukonat gibi kaynaklar.

Derin kaynaklı maden yatakları : Magmadan gelerek aşağıdan yukarı doğru çıkan çözeltilerden oluşmuş maden.

Derin kaynaklı su : Büyük derinliklerden gelen ve genel olarak magmanın katılaşmasıyle ilgili su.

Destekleyici kaynak : Bir alàn araştırmasında bireylerden alınan yanıtların yanı sıra bilgi kaynağı olarak başvurulan nesnel betimlemeler ya da sözlü-yazılı anlatımlar.

Dikiş kaynağı : Dikiş kaynağı yaptıktan sonra oluşan kaynak.

Dikiş kaynağı yapma : Metal yüzey üzerine, bir doğrultu boyunca uygulanan direnç kaynağı yapma işlemi.

Direnç kaynağı : Direnç kaynağı yapmayla oluşturulmuş kaynak.

Direnç kaynağı yapma : Elektrik direnciyle oluşan yüksek ısıdan yararlanılarak yapılan kaynak işlemi.

Doğal fosfor kaynağı : Fosfat kayası.

Doğal kaynaklar : Doğa tarafından insanoğlunun kullanımına sunulan toprağın hem kendisi, hem de altında ve üstünde yer alan yenilenebilir ve yenilenemez kaynaklar.

Doğal kaynaklar ekonomisi : İktisadi açıdan önem taşıyan doğal kaynaklardan yararlanma yollarını ve doğal iktisadi bölgelerin başlıca özelliklerini inceleyen iktisatın bir alt dalı.

Doğal mineral kaynakları : Tuz, potasyum klorit, kalsit, kalsiyumkarbonat, çöktürülmüş tebeşir, dolomit taşı, kemik unu, kaya fosfatı, kil gibi maddeler.

Dolaşım kaynağı : İnsanların ve taşıtların kent içinde devinimlerine yol açan ve bu devinimleri çoğaltan işyerleri, eğlence yerleri, öğrenim kurumları, ve benzerleri etkenler.

Dövme kaynağı : Dövme kaynağı yapma işlemi sonucunda oluşan kaynak.

Dövme kaynağı yapma : Yüksek sıcaklıklarda ısıtılmış parçaları döverek kaynak yapma temeline dayanan, bir tür yoğruk kaynak yapma yöntemi.

Ekinsel kaynaşım : İki ya da daha çok ekinin birleşerek yeni bir ekinsel bileşim oluşturmaları süreci.

Elektrikli ark kaynağı yapma : [Bakınız: ark kaynağı yapma].

Elektrikli kaynak yapma : Elektrik erkesinden yararlanarak yapılan kaynak işlemi.

Eleştirili kaynakça : Kimliğini belirttiği yapıtları eleştiren, değerlendiren kaynakça.

Endotel kaynaklı damar gevşetici faktör : Damar endotelinden salıverilen ve damar düz kas hücrelerinde hiperpolarizasyonun eşlik ettiği bir gevşeme yapıcı madde.

Eniyi kaynak dağılımı : Üretim olanakları eğrisi üzerinde kalma koşuluyla kıt kaynakların, bireylerin gereksinimlerini en yüksek düzeyde karşılayacak biçimde etkin kullanılması.

Erimiş kaynak : Kaynak işleminde, kaynak olan bölgenin katılaşmadan önceki durumu.

Eritme kaynağı : [Bakınız: kaynaşma kaynağı].

Eritme kaynağı yapma : [Bakınız: kaynaşma kaynağı yapma].

Eş dağıtımlı nokta kaynak : Bütün doğrultularda eşit yayım yapan nokta kaynak.

Evrensel kaynakça : Dünyadaki bütün kitapları kapsayan kaynakça. (Henüz gerçekleşemedi.).

Fena veya kusurlu kaynama : Kırık fragmentlerinin kas kontraksiyonları nedeniyle birbiri üzerine binerek veya longitudinal plandaki rotasyona bağlı olarak açılanma yaparak kaynaması.

Fışkırma kaynaklı patolojik değişimler : Jet lezyonları.

Fosfor kaynakları : Monokalsiyum fosfat, dikalsiyum fosfat, trikalsiyum fosfat, potasyum fosfat, magnezyum fosfat, fosfat kayası, amonyum fosfat gibi kaynaklar.

Gaz karbon kaynağı : Karbonlama işleminde kullanılan, hidrokarbonlu gazlardan oluşmuş karbon kaynağı.

Gaz kaynağı : Gaz kaynağı yapma işlemi sonucunda oluşan kaynak.

Gaz kaynağı yapma : Yüksek ısılı alaz çıkaran gazlarle yapılan kaynak işlemi.

Geri dönüşlü kaynakça : Geçmiş bir döneme ait yazılarla ilgili kaynakça.

Gıda kaynaklı hastalık : Bulaşık veya alerjik gıdalarla veya gıda katkı maddelerinin tüketiminden kaynaklanan enfeksiyon, intoksikasyon, alerjik, metabolik ve idiopatik hastalıklar.

Görme kaynaşımı : İki ayrı imgenin tek bir imge olarak kaynaştırılması.

Guatrojenik kaynaklı guatr : Guatr oluşturucu madddelerin tüketiminden kaynaklanan tiroit bezi büyümesi.

Gün kaynamak : Güneş sıcaklığını vermek.

Hece kaynaşması : Bir kelimede yanyana bulunan iki veya daha çok hecedeki seslerin yahut da yanyana bulunan iki kelimeden birincinin son sesi ile ikincinin önsesinin birleşip kaynaşması ve dolayısıyla hece sayısının azalması olayı: ET. -ne erse ne > EAT. nesene > TT. nesne; ET. yiğirmi >TT. yirmi, EAT. ol ara >TT. ora, EAT. şol ara >TT. şura, EAT. bu ara >TT. bura; bad-i hevâ>bedava, kahve altı>kahvaltı, çehâr şenbe>çarşamba, yaz-a u-madım>yazamadım, ne için>niçin?, ne asıl>nasıl?, sütlü aş>sütlaç, ne edeyim?>nideyim? Anad. ağzl.: geliyorum>geliyom, alıp beri gelmek>Babermek «getirmek», ne şekil>neşBal «nasıl?» vb.

Hepatohücresel kaynaşma : Karaciğer parenkim hücrelerini birbirleriyle birleşmeleri sonucu, mikroskobik olarak çok çekirdekli ve sinsitya hücresi görünümü kazanmaları. Kedilerde ve belli kimi sığır ırklarında ender olarak gözlenir.

Hipofiz kaynaklı hiperadrenokortisizm : Cushing hastalığı.

Hücre kaynaşması : İki hücrenin birleşmesi; özellikle farklı çekirdek içeren iki hücrenin temas yerlerinde zarlarının çözünmesi ve sitoplâzmalarının birbirine karışarak melez hücrelerin meydana gelmesi. Hücre füzyonu. Genellikle, kaynaşma proteinine sahip bazı virüs enfeksiyonlarından sonra görülen, enfekte hücrelerin zarlarının kaynaşması sonucunda dev hücre oluşturması olgusu.

Işık kaynağı : Işık salan cisim ya da yer (Güneş, yıldızlar, bulutsular vb.). Işık salan cisim. Aydınlatmada kullanılan araç, aydınlatma aracı.

Işıktan kaynaklı retina dejenerasyonu : Çeşitli dalga boylarındaki ışığın retinada oluşturduğu zedelenme. Devamlı floresan ışık altında ve yüksek sıcaklıkta tutulan albino sıçanlarında, farelerde ve derin su balıklarında görülür.

Işınım kaynağı : İyonlaştırıcı ışınım yayan veya yayma yeteneği plan madde ya da aygıt.

İç kaynaklı lipit pnömonisi : Genellikle kemiricilerde ve kürk hayvanlarında, seyrek olarak köpek ve kedilerde, bilinmeyen nedenlerle oluşan, akciğerlerde, subplöral bölgelerde, odaklar hâlinde lipit birikimleri içeren makrofajların bir araya gelerek oluşturdukları, beyaz-sarımtırak renkte kolesterin granülomlarının oluşumuyla belirgin akciğer yangısı, endojen lipit pnömonisi.

İçsel dış kaynaklanma : Firmanın kendi üretim etkinliklerinden bir kısmını yurtiçinde veya yurtdışında bir firmaya devretmesi.

İkincil bilinti kaynakları : Bir gözlem tekniğiyle elde edilen bilgilerin geçerliğini sınamak üzere başvurulan ikincil ve dolaylı bilgi kaynakları, bk. birincil kaynak.

İkincil kaynak : Kendi ışık yayımlamayan, aldığı ışığın, hiç olmazsa bir bölümünü, yansıtmaya da geçirme ile geri veren yüzey ya da nesne. Eğitim araştırmalarında baş vurulan, ancak asıl olaya, olguya ve kaynağa göre özgünlük bakımından değeri az olan kaynak.

İktisadi kaynak : Fiyatı sıfırdan büyük, miktarı belirli bir dönemde artırılamayan mal, hizmet ve üretim faktörleri.

İndüklem kaynağı : İndüklem kaynağı yapma işlemiyle oluşmuş kaynak.

İndüklem kaynağı yapma : İndüklemli ısıtma ile kaynak yapma işlemi.

İnsan kaynakları yönetimi : Başarımı artırmak amacıyla işletmenin yapı ve stratejisiyle tutarlı işgücünün bulunması, seçilmesi, eğitilmesi ve denetlenmesine yönelik etkinlikler.

İşitme kaynaşımı : Her iki kulağın ayrı ayrı aldığı seslerin, tek bir izlenim halinde kaynaşması.

İyot kaynakları : Başlıcaları potasyum iyodür, sodyum iyodür, sodyum iyodat, kalsiyum iyodat olan iyot bakımından zengin maddeler.

Kabartılı kaynak : Kabartılı kaynak yapma işlemiyle oluşan kaynak.

Kabartılı kaynak yapma : Özel bir tür dirençli kaynak yapma işlemi.

Kalpten kaynaklanan baygınlık : Kalpte bradikardi, ventriküler asistol veya ventriküler fibrilasyon sonucu kan basıncında oluşan önemli değişiklikler nedeniyle beyne giden kanın aniden azalmasından kaynaklanan baygınlık, kardiyak senkop. Beyin kansızlığının uzun sürdüğü olgularda konvülziyonlar oluşur ve ölüm meydana gelebilir.

Kalsiyum kaynakları : Başlıca kireç taşı, tebeşir, midye-istiridye kabuğu, yumurta kabuğu, kalsiyum karbonat, kalsit, kalsiyum sülfat, kalsiyum asetat, kalsiyum laktat, kalsiyum fosfat gibi bileşiklerden oluşan yem katkı maddeleri.

Kan kaynaklı : Enfeksiyonun kan veya kanla temasla bulaşabilmesi.

Karbon elektrotla ark kaynağı yapma : Karbon elektrot kullanmak yöntemiyle yapılan bir elektrik ark kaynağı yapma işlemi.

Karbon kaynağı : Karbonlama işleminde, karbon sağlayan gaz, sıvı ya da katı kaynak.

Karmaşık kaynaklı akarsu : İklim koşulları ve mevsimlere bağlı olarak, beslenmesi birden çok kaynağa dayanan akarsu.

Karst kaynağı : Eriyebilen kayaçların, özellikle kireçtaşlarının egemen olduğu alanlarda oluşan, yeraltı sularının kendiliğinden yüzeye çıktığı yüksek verimli kaynak türü.

Kaynaca : Kaynak.

Kaynadili : Kaktüs.

Kaynagan : Semaver.

Kaynağında kesilen vergi : Alacağın gerçekleşmesi sırasında kaynaklarında kesilen vergi.

Kaynah : Kaynak.

Kaynahma : Küçük, kulpsuz çamaşır kazanı.

Kaynak akımı : Elektrikli kaynak işlemlerinde kullanılan elektrik akımının yeğinliği.

Kaynak alabalığı : Kemikli balıklardan, alabalıkgiller (Salmonidae) familyasından eti çok lezzetli, Kuzey Amerika sularında çok yaygın olan, ülkemize de getirilen bir tür.

Kaynak bağlantısı : Kaynak işlemiyle oluşturulmuş bağlantı.

Kaynak basıncı : Kaynak işlemi sırasında, elektrotlar yoluyla yüzeye uygulanan basınç.

Kaynak bölgesi : Nötron akı yoğunluğunun ölçümünü kolaylaştırmak amacıyla, içine nötron kaynağı ilave edilen reaktör çalışma bölgesi.

Kaynak büyüklüğü : Kaynak ara kesit alanına çizilebilecek en büyük eşitkenar üçgenin, eşkenarlarından birinin uzunluğu.

Kaynak çubuğu : Kaynak işleminde, elektrik akımının kaynak yapılan yüzeye geçmesini sağlayan ya da eritken görevi gören metal çubuk.

Kaynak dağılımı : Bir ekonominin sahip olduğu kaynakların alternatif kullanım alanları arasında dağılımı.

Kaynak dağılımında etkinlik : Kaynakların toplumun ençok arzu ettiği mal ve hizmetlerin üretiminde kullanılması, diğer bir deyişle isteme uygun malların üretildiği durum.

Kaynak dizim : Kaynak fişlerin türlerine göre bir araya getirilmesi sonucunda ortaya çıkan dizim. a. bk. kaynak fiş, yazar kaynak dizimi, konubaşlığı kaynak dizimi.

Kaynak dönüştürgeci : Gelen elektrik akımını, kaynak işleminde uygulanacak biçimde dönüştüren araç.

Kaynak elektrodu : [Bakınız: kaynak çubuğu].

Kaynak eritkeni : Kaynak yapma işleminde, erimeyi kolaylaştırmak için kullanılan eritken.

Kaynak fırını : Kaynak işlemi öncesi ya da sonrasındaki ısıl işlemler için kullanılan fırın.

Kaynak fiş : Katalogda yer alacak fişlerin başlıklarının belli bir düzende olmasını sağlamak için hazırlanan fiş. bk. kaynak dizim, yazar kaynak dizimi, konubaşlığı kaynak dizimi.

Kaynak fonksiyonu : Işınım yapan bir gaz küresi içinde, t derinliğindeki 1 cm3 lük bir oylum parçasının, v titreşim sayısında ve dv = 1 aralığında saniyede dışarı saldığı erke; çoğu kitaplarsa Sv (t) ile gösterilir (Kirschoff kanununun geçerli olmadığı hal).

Kaynak gereç : Eğitim araştırma ve incelemelerinde ileri sürülen varsayımları sınamak amacıyla belli kurallara göre derlenen belge, sayısal bilgi ve veri gibi şeylere verilen ad. 2.-Araştırma ve inceleme sonuçlarının dayandığı temel veri.

Kaynak işlemi : Kaynak yapma işlemi.

Kaynak izlence : Bir çevirici ya da derleyici aracılığıyla amaç izlenceye dönüştürülmesi gereken, dolayısıyla doğrudan uygulanma olanağı bulunmayan deyimlerden oluşan izlence.

Kaynak kesimleri : Bir kaynağın derinlemesine kesilmiş ve dağlanmış yüzeyinde görülen ve kaynak işlemi sırasında oluşmuş kesimler.

Kaynak kullanımı : Üretim faktörlerinin üretim sürecinde kullanımı.

Kaynak kullanımını destekleme fonu : Kalkınma planı ve yıllık programlarda öngörülen hedeflere uygun olarak yatırımların yönlendirilebilmesi ve uzmanlık kredilerinde maliyetlerin düşürülmesi amacıyla 1988 yılında T.C. Merkez Bankası bünyesinde kurulmuş bütçe dışı bir fon.

Kaynak kusuru : Kaynağın yapısında görülen ve yanlış ya da eksik işlemden doğmuş olan kusur.

Kaynak metali : Kaynak yapmada kullanılan, çubuk biçimindeki doldurucu özdek.

Kaynak özellik : Davranışta sürekliliği sağladığı ileri sürülen temel özelliklerden birisi.

Kaynak teli : Kaynak çubukların yapımında kullanılan çelik tel.

Kaynak üfleci : Kaynak işleminde, gaz karışımını yakarak üfleyen araç.

Kaynak ünite : Bir ders konusu ya da öğretim programında yer alan derslerle ilgili bir sorunun derslikte nasıl işleneceğini, bunun için ne gibi yöntem ve tekniklere baş vurulması gerektiğini ve hangi kaynaklardan yararlanılabileceğini açıklayan ve öğretmenler ile öğrencilerin çalışmalarını kolaylaştıran bir ünite türü. bk. öğretim ünitesi.

Kaynak yanayı : Kaynak arakesitinin belirlediği yanay.

Kaynak yapma : Sıcaklığı erimeyi sağlayacak denli artırarak iki metal yüzeyi birbirine kaynaştırma işlemi, kaynaklama ve kaynatma diye de bilinir.

Kaynak yapma hızı : Birim zamanda yapılan kaynak ya da kaynak olan parça sayısı.

Kaynak yoğunluğu : Bir ışınım kaynağının birim zamanda yayınladığı parçacık sayısı.

Kaynak yönelimli sanayiler : Ulaştırma maliyeti yüksek olan, kaba hacimli, ağır girdi ve hammaddeleri üretim sürecinde kullanması ve üretim sürecinde ağırlık ya da hacim kaybetmesi gibi nedenlerle bu girdilere yakın yerlerde kurulan sanayiler. karşılığı piyasa yönelimli sanayiler, kondu sanayiler.

Kaynakbaşı : Erzurum ili, İspir belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Gümüşhane ilinde, Şiran ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Kaynakça hizmeti : Bir okuyucunun isteğini ya da herhangi bir gereksemeyi karşılamak üzere belirli bir konu, çağ ve benzerleri ile ilgili kitap, yazı ve benzerleri adını bildirmek biçiminde yapılan hizmet.

Kaynakça notu : Bilimsel bir yazıda öne sürülen düşünceye kaynaklık eden kitap, makale, rapor türünden yapıtları bildiren not ya da dipnot.

Kaynakçalar kaynakçası : Kaynakça yapıtlarını konu edinen kaynakça.

Kaynakçasal bilgi : Bir yayını ötekilerden ayıran, onu edinmek isteyenlere yeterli tanıtmayı sağlayan bilgi.

Kaynakçasal denetim : Belirli konularda çıkan makale, kitap ve benzerleri yazıların neler olduğunun bilinmesini öngören kaynakça çalışmasına verilen ad.

Kaynakçasal dizin : Genel ya da özel bir konuda yazılmış ya da basılmış kitap ve yazıları tanıtmalı ya da tanıtmasız belirten liste. Sıraladığı kitap ve yazıları salt kaynakçasal yönden açıklayan, başkaca hiç bir tanıtmaya yer vermeyen dizin.

Kaynakçasal kimlik : Bir yayını ötekilerden ayırmaya, tam olarak tanıtmaya ya da elde etmeye yarayan bilgilerin tümü.

Kaynakçasal sınıflama yöntemi : H. E. Bliss'ce hazırlanan, ana bölümler dışında yardımcı dizgesel tablolara da yer veren, bilimsel ve ayrıntılı bir sınıflama yöntemi.

Kaynakçasal tanıtım : Basılı ya da yazılı bir yapıtın, yazarı, adı, basım (yazım) kaydı, fizik yapısı ve benzerleri yönleriyle tanıtılmasına verilen ad.

Kaynakdüzü : Bingöl kenti, Adaklı belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Kaynakkaya : Mardin kenti, Ömerli ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

Kaynakköy : Diyarbakır şehrinde, Ağaçlı bucağına bağlı bir yer. Diyarbakır şehri, Çüngüş ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

Kaynaklama : [Bakınız: kaynak yapma].

Kaynaklanabilir : Kaynakla tutturulabilme durumunda olan.

Kaynaklanabilir çelik : Kaynak yapılabilir özellikteki çelik.

Kaynaklanabilirlik : Kaynakla tutturulabilme özelliği.

Kaynaklar : Ortaklığın anamalı dışında kalan ve anamal gibi işlem gören varlıklarının (yedek akçe ve yabancı kaynaklar gibi) tümü. İzmir kenti, Buca ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Kaynaklı : Belli bir kaynaktan gelen. Kaynak yapılmış. Eğlenceli. Kaynak yapılmış olan. Ağrı ilinde, Hamur ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir bölge. Kilis şehrinde, Musabeyli ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi. Şanlıurfa ilinde, Çamlıdere nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Kaynakma : Küçük, kulpsuz çamaşır kazanı.

Kaynakta kesme yöntemi : Ücret, faiz, kira ve serbest meslek gelirlerinden alınacak verginin, gelirin oluşması sırasında üçüncü kişi tarafından kesilmesine dayanan vergi toplama yöntemi.

Kaynama noktası yükselimi : Yabancı özdeciklerin katılmasıyla, arı bir sıvının kaynama noktasının daha yüksek sıcaklığa ağması. Bir çözücünün kaynama noktasının, uçucu olmayan bir çözünenini özdeciksel yoğunlaşımı ölçüsünde yükselimi.

Kaynama noktası yükselmesi : Bir sıvı içinde bir maddenin çözünmesiyle sıvının kaynama noktasının yükselmesi.

Kaynama noktasını yükseltme : Sıvılara çözünen maddeler eklenerek kaynama noktasının yükseltilmesi işlemi.

Kaynama sıcaklığı : [Bakınız: kaynama noktası].

Kaynama yokluğu : Yalancı eklem.

Kaynana çiçeği : Salep bitkisi.

Kaynanayumruğu : Kaktüs. Bir çeşit kaktüs.

Kaynanmak : Kaynatılmak, kaynamak.

Kaynar su : Yüksek basınçlı sıcak su.

Kaynar sulu reaktör : Soğutma maddesi olarak kullanılan suyun kaynar halde bulunduğu reaktör. İçinde soğutucu olarak kullanılan suyun kaynar durumda bulunduğu reaktör (BWR).

Kaynargözleyim : Çözüneni uçucu olmayan çözeltilerin kaynama noktalarının, aynı basınçtaki arı çözücününkinden yüksek olmasına dayanarak, derişimi bilinen seyreltik çözeltilerde, çözünenin molekül ağırlığını belirleme yöntemi.

Kaynarkan : Coşkulu, hareketli kimse.

Kaynarlı : Kars ili, Selim ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Kaynarpınar : Bingöl ili, Karlıova ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

Kaynartaş : Ordu ilinde, İkizce belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Kaynaşabilme : Kaynaşabilmek durumu.

Kaynaşabilmek : Kaynaşma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Kaynaşık mal : Birbirinden ayrı iki ya da daha çok mal yapısının saptanması ve kabul edilen biçim ve koşullarla birleştirilerek bir tek ortak mal yapısı elde edilmesi.

Kaynaşık tuz yunağı : Kaynaşık tuz ortamlı ısıl işlem yunağı.

Kaynaşık tuzlar : Kaynaşma yoluyla bileştirilip eritilmiş tuzlar.

Kaynaşım : Yeğni öğe çekirdeklerinin, daha ağır bir çekirdek oluşturmak üzerebirleşmeleri.

Kaynaşım kuşağı : Yeraltı su tablası yakınında, ikincil kükürtlülerin zenginleştiği kuşak.

Kaynaşma birimi : Teneke yapımında, kaplanacak kalayın, donuk ve kirli ak rengini parlaklaştırmak için, çelik şeritlerin eritilip su verme işlemine uğratıldığı bölüm.

Kaynaşma boşlukları : Hızlı ya da gerekenden yüksek sıcaklıklarda ısıtılması sonucu, magnezyum alaşımlarının yapılarında doğan boşluklar.

Kaynaşma kaynağı : Kaynaşma kaynağı yapma işlemiyle oluşan kaynak.

Kaynaşma kaynağı yapma : Parçaları, yerel olarak eritip kaynaştırarak kaynak yapma.

Kaynaşma kaynaklı : Kaynaşma kaynağı yapılmış olan.

Kaynaşma kesimi : Erime sıcaklıklarının üstünde erişmiş olan ve ana metalin eridiği kaynak kesimi.

Kaynaşma proteini : Bazı virüs ailelerindeki virüslerin zarfında bulunan ve hücreyle viral zarfın kaynaşmasını sağlayarak virüsün hücre içerisine girmesini sağlayan veya virüsün hücre dışına çıkmadan doğrudan enfekte olmamış hücrelere geçişine imkân tanıyan protein, füzyon proteini.

Kaynaştırabilme : Kaynaştırabilmek işi.

Kaynaştırabilmek : Kaynaştırma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Kaynatabilme : Kaynatabilmek işi.

Kaynatabilmek : Kaynatma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Kaynatılma : Kaynatılmak işi.

Kaynatlı : Bakır tencere.

Kaynatma deneyi : Etlerde kokuşmanın tespiti için yapılan pratik test.

Kaynayıverme : Kaynayıvermek işi.

Kaynayıvermek : Çabucak kaynamak.

Kene kaynaklı ateş : Kene ateşi.

Kene kaynaklı meningopolinöritis : Lyme hastalığı.

Kene kaynaklı virüs : Keneler tarafından taşınan virüs.

Kırık kaynağı : Kırıkla ayrılmış bir kuyu yatağının geçirimsiz bir katman ile karşılaştığı yerde, suların aşağıdan yukarı çıkmasıyle oluşan kaynak.

Kısa süreli yabancı kaynaklar : Belirli bir günde var olan ve oldukça kısa bir sürede (normal olarak bir yıl) dönen varlıklardan ya da o dönemin gelirinden ödenecek borç kaynakları.

Kobalt kaynakları : Yem katkı maddesi olarak kullanılan, başlıca kobalt sülfat, kobalt klorit, kobalt karbonat, kobalt oksit ve kobalt fosfattan oluşan mineral kaynakları.

Konu kaynak dizimi : Belli bir konu yönteminden çokça ayrılmak gerektiğinde, konularda uyuşma sağlamak amacıyla hazırlanan ve salt konu başlığı, vurgu sözcük, ya da anahtar sözcüğün sıralanmasından oluşan dizim.

Konu kaynakçası : Belli bir konuyla ilgili kitap ve yazıları kapsayan kaynakça türü.

Korumaklıksız karbon elektrotlu kaynaklama : Korumalık kullanmadan yapılan, karbon elektrotlu kaynaklama işlemi.

Korumalıkla karbon elektrotlu kaynaklama : Korumalık kullanarak yapılan, karbon elektrotlu kaynaklama işlemi.

Korumalıkla metal elektrotlu kaynaklama : Korumalık kullanarak yapılan, metal elektrotlu kaynaklama işlemi.

Korumalıksız metal elektrotlu kaynaklama : Korumalık kullanmadan yapılan, metal elektrotlu kaynaklama işlemi.

Koyak kaynağı : Koyak aklanlarında, su tablasının yüzeye çöktüğü yerde bulunan kaynak.

Köprülü kaynama : İki veya daha fazla sayıdaki kemiğin kırık iyileşmesi sırasında birbirine kaynaşması veya kemikler arası bağlayıcı ligament, kıkırdaklar gibi yapıların kemikleşmesi ile iki kemiğin birbirlerine bağlanması.

Kötü kaynama : Kırılmış kemik parçalarının yanlış olarak kaynaması, maluniyon.

Kursağı kaynamak : Midesi ekşimek.

Kurşun kaynağı : Kurşunun kaynakla eklenmesi.

Leğen kaynağı : İki kalça kemiğinin alt ortasındaki birleşme yeri, simfisis pelvina.

Magnezyum kaynakları : Magnezyum eksikliğinde kullanılan, magnezyum sülfat, magnezyum oksit ve magnezyum karbonat gibi magnezyumlu bileşikler.

Mali kaynaklar : Harcamaların finansmanı için gerekli olan her türlü fon. karşılığı fon 1.

Mangan kaynakları : Yem katkı maddesi olarak kullanılan, mangan sülfat, mangan oksit, mangan karbonat ve mangan asetattan oluşan mangan bileşikleri.

Metal elektrotla ark kaynağı yapma : Metal elektrot kullanma yöntemiyle, bir elektrot ark kaynağı yapma işlemi.

Nokta kaynağı : Nokta kaynağı yapılmış olan küçük çembersel alanlı kaynak.

Nokta kaynağı yapma : Küçük uçlu elektrotlarla, küçük bir alanı etkileyerek yapılan kaynak işlemi.

Nokta kaynak : Boyutları, alıcıya uzaklığı yanında çok ufak olan ışınım erkesi kaynağı.

Nokta kaynaklı kirlenme : Belli bir kaynaktan gelen ve bir ortama yayılan kirlenme.

Nokta kaynaklı olmayan kirlenme : Çok farklı kirletici kaynaklardan ileri gelen ve bir ortama yayılan kirlenme.

Ocak kaynağı : Ocak kaynağı işlemiyle oluşturulmuş kaynak. Çubukları uç uca değil de üst üste getirdikten sonra yapılan kaynak. (Senirkent Isparta).

Ocak kaynağı yapma : Ocak kullanarak yapılan, özel bir tür kaynak yapma işlemi.

Oksiasetilen kaynağı yapma : Oksijen ve asetilen gazları karışımını yakarak yapılan bir tür kaynak yapma yöntemi.

Oksijen kaynağı : Oksijen ile hidrojenin bir hamlaçta yakılmasıyla elde edilen ve sıcaklığı 2760 °C’a çıkabilen alev.

Ortak havuz kaynakları : Tüketimde yarış ve dışarıda tutulamama özelliklerine sahip doğal parklar doğal veya insan yapımı avlanma alanları, sulama sistemleri gibi orta malları.

Prosesus ankoneusun kaynaşmaması : Dirsek displazisi sendromu.

Protein kaynaklarının formaldehitle işlenmesi : Korunmuş protein.

Radyoaktif kaynak : İyonlaştırıcı ışınım kaynağı olarak kullanımı amaçlanan ışınım maddesi miktarı.

Ruhsal kaynaklı bozukluk : Örgenlerde herhangi bir maddesel bozukluk ya da çöküntü olmadan ruhsal görevlerde baş gösteren bozukluk.

Sert lehim kaynaklaması : Sert lehimleme alaşımları kullanarak yapılan kaynaklama işlemi.

Ses kaynaşımı : Her iki kulağın ayrı ayrı aldığı seslerin tek ve bütün bir izlenim halinde birleşmesi.

Sesüstü dalgalarıyle kaynak yapma : Sıkıştırılmış parçalara, sesüstü dalgalarının titreşimlerini uygulayarak kaynak yapma temeline dayanan bir tür soğuk kaynak yapma işlemi.

Sıcak kaynaklama : Parçalara, önceden bir ısıtma uygulandıktan sonra yapılan kaynak işlemi.

Sıvı hidrokarbonlu karbon kaynağı : Sıvı hidrokarbonlardan oluşan karbon kaynağı.

Sodyum kaynakları : Sodyum klorür ve sodyum fosfat.

Soğuk kaynak yapma : Parçaları önceden ısıtmaksızın yüksek basınç uygulamasıyle yapılan kaynak işlemi.

Sürekli ışın kaynağı : Dalga boyları süreklilik gösteren ışın yayan tungsten telli lambalar ve döteryum lambası gibi lambalar.

Şişkin alın kaynağı : Üst üste yapılmış ve şişkin görünüşlü olan alın kaynağı.

Tanıtmalı kaynakça : Kaynakçasal kimliğini verdiği yapıtları, içeriği ve konusu ile kimi zaman da üstünde bilgi vererek tanıtan kaynakça.

Tecimsel kaynakça : Tecim amacıyla hazırlanmış kaynakça.

Temel kaynak : Eğitim araştırmalarında baş vurulan ve herhangi bir olay ya da olgu üzerinde doğrudan doğruya bilgi edinilmesini sağlayan belge, yapıt, yazı ve sözlü tanıklık.

Termit kaynağı : Termit kaynağı yapma işlemi sonucu oluşmuş kaynak.

Termit kaynağı yapma : Büyük parçaları, yandığında ısı salan termit ile kaynak yapma işlemi.

Testis kaynaşması : Her iki testisin birbirine yapışmasıyla belirgin, domuzlarda görülen bir yapılış bozukluğu.

Toprak kaynağı : Kumlu, sert toprak.

Tuzlu su kaynağı : Genellikle kireçtaşı ve alçı taşı gibi kayaçların yaygın olduğu yörelerde görülen az çok tuzlu, içilmeye elverişli olmayan kaynaklar, bk. acı su.

Üretim kaynakları : Üretim sürecinde kullanılan girdiler. karşılığı üretim faktörleri.

Vıyıl vıyıl kaynamak : Karınca gibi kaynamak.

Yabancı kaynak : Gerçek veya tüzel bir kişinin sahip olduğu borçların toplamı, diğer bir deyişle kaynak ile özkaynak arasındaki fark.

Yakma alın kaynağı : Yakma alın kaynağı yapma işlemi ile oluşturulmuş alın kaynağı.

Yakma alın kaynağı yapma : Özel bir tür direnç kaynağı yapma işlemi.

Yamaç kaynağı : Geçirimsiz bir katmanın çıkması üzerindeki geçirimli bir katmandan, yeryüzüne çıkan kaynak.

Yaşamsal kaynakça : Yazarların kısa yaşamöykülerini de veren kaynakça.

Yazar kaynak dizimi : Yazar adının bütününün doğum, ölmüşse ölüm günüyle birlikte belirtildiği fişlerin abecesel düzeni sonucunda oluşan dizim.

Yenilenebilir doğal kaynaklar : Ormanlar, denizler, hayvanlar, sular gibi kaynaklar.

Yenilenemez doğal kaynaklar : Metal, mineral varlıklar, petrol, doğalgaz, kömür gibi toplam miktarı rezervlerle sınırlı olan ve genellikle tüketim miktarı sunum miktarından daha hızlı artış gösteren kaynaklar.

Yoğruk kaynaklama : Filizlenme sıcaklığı ile erime sıcaklığı arasında, parçanın üzerine, dıştan basınç uygulayarak kaynak yapma.

Bağımlı akım kaynağı : Devrenin başka bir yerindeki akım veya gerilimle denetlenen akım kaynağı.

Buzul kaynağı : Buzulun eriyerek toprağın altına inen suyunu dışarıya veren kaynak.

Elektrik kaynağı : Elektrik enerjisi kullanılarak yapılmış olan kaynak işlemi.

Enerji kaynağı : Güç kaynağı.

Gelir kaynağı : Para sağlama yeri veya faaliyeti.

Güç kaynağı : Elektrik enerjisini depolayan ve akımın kesilmesi sırasında kullanılmasını sağlayan aygıt.

Haber kaynağı : Haber değeri olan bilginin alındığı kişi veya yer.

İlham kaynağı : Esinlenmeyi ve içe doğmayı sağlayan şey.

Kaynaç : Volkan bölgelerinde, belli aralıklarla su ve buhar fışkırtan sıcak kaynak, gayzer.

Kaynaç taşı : Volkan bölgelerinde oluşan silisli çökelti, gayzerit.

Kaynak : Bir suyun çıktığı yer, kaynarca, pınar, memba, göz. Araştırma ve incelemede yararlanılan belge, referans. Sırayı beklemeden başkalarının hakkını alarak mevcut sıranın ön taraflarına girme işi. İki metal veya yapay parçayı ısıl yolla birleştirme yöntemi, kaynaştırıp yapıştırma işi. Gelir, kazanç, sağlık vb.ni sağlayıcı öge. Herhangi bir enerjinin oluşup çevreye yayıldığı yer. Herhangi bir bilim dalında yazılmış olan yazı veya eserlerin bütünü, literatür. Bir şeyin çıktığı yer, menşe.

Kaynak kişi : Sağlam, güvenilir, doğru bilgiler edinilen kimse.

Kaynak korozyonu : Kaynak yapılmış olan bölgelerde yüksek sıcaklıktan etkilenen metalin veya kaynağın dolgu maddesinin pası.

Kaynak makinesi : Kaynak yapımında kullanılan makine.

Kaynak suyu : Kaynağın veya gözenin başında alınan su.

Kaynakça : Belli bir konu, yer ve dönemle ilgili yayınları kapsayan veya en iyilerini seçen eser, bibliyografya, bibliyografi.

Kaynakçacı : Kaynakça hazırlayan kimse.

Kaynakçı : Kaynak yapan kimse.

Kaynakçılık : Kaynakçının yaptığı iş.

Kaynakhane : Kaynak işleri yapılmış olan yer.

Kaynaklanma : Kaynaklanmak işi.

Kaynaklanmak : Kaynak durumunu almak.

Kaynama : Kaynamak işi. Boya filminde hava veya solvent buharının kabarcık durumunda bulunması.

Kaynama noktası : Bir sıvının üzerindeki basınçla o sıcaklıktaki doygun buhar basıncının denk olduğu sıcaklık.

Kaynamak : Bir sıvı, sıcaklığı belli bir dereceyi bulduğunda buhar durumuna geçerek fokurdamak. Mide ekşimek. Kırık, çatlak kemik veya metal parçalar eski durumunu almak, birbirine yapışmak. Yerden çıkmak. Mayalı bir şey kabarıp köpürmek. Çok miktarda bulunmak. Yiyecek, içecek pişmek, haşlanmak. Arada kaybolmak. Gerektiği gibi yapılamamak. Gizli bir iş çevirmek, için için hazırlanmak. Bir yerde huzursuzluk, tedirginlik olmak. Artmak, çoğalmak, yoğunlaşmak. Coşmak, heyecanlanmak. Çalkantı durumunda olmak, dalgalanmak. Yara kapanmak, iyileşmek.

Kaynana : Kocaya veya kadına göre birbirlerinin annesi, kayınvalide, hanımanne.

Kaynana ağzı : İleri geri veya yersiz konuşma, gereksiz dedikodu yapma.

Kaynana zırıltısı : Bir sap etrafında çevrilen, çevrildikçe takırtılı bir ses çıkaran çocuk oyuncağı.

Kaynanadili : Bir iğne oyası motifi. Dil biçiminde yassı ve dikenli dalları olan bir tür kaktüs.

Kaynanalık : Kaynana olma durumu. Kaynanaya yakışır davranış.

Kaynar : Kaynamakta olan. Çok sıcak. Kaynak, pınar. Kaynarca. Yeni doğum yapmış anneye ve konuklara sunulan tatlı içecek.

Kaynarca : Kaynak. Sakarya iline bağlı ilçelerden biri. Sıcak su kaynağı. Hastalara kaynatılarak içirilen pekmez, yağ ve baharat karışımı.

Kaynaşık : Birbirine kaynamış, kaynaşmış. Kıpırdak, oynak (kadın).

Kaynaşlı : Düzce iline bağlı ilçelerden biri.

Kaynaşma : Kaynaşmak işi. Kalabalığın çok olduğu bir yerde kıpırdanma, hareketlilik. Huzursuzluk.

Kaynaşmak : Ayrılmayacak bir biçimde birleşmek. Çok kalabalık ve hareketli olmak, hareket etmek. Birleşmek. Uyuşmak, yakın ilişki kurmak, derinleştirmek, iyi anlaşmak. Huzursuzluk çıkmak. Birbirine iyice uymak.

Kaynaştırma : Kaynaştırmak işi. Kelime veya birleşik kelime içerisinde bir araya gelen seslerin birbirlerini etkileyerek kısalmaya yol açması olayı: Kayın ana kaynana, kayın ata kaynata, sütlü aş sütlaç gibi.

Kaynaştırmak : Kaynaşmasını sağlamak.

Kaynata : Kocaya veya kadına göre birbirlerinin babası, kayınbaba, kayınpeder, babalık.

Kaynatalık : Kaynata olma durumu.

Kaynatılmak : Kaynatma işi yapılmak.

Kaynatma : Kaynatmak işi.

Kaynatmak : Kaynamasını sağlamak. Belli etmeden almak. Kaynak yaptırmak. Konuşmak, sohbet etmek. Unutturmak.

Kaynayış : Kaynama işi.

Kesintisiz güç kaynağı : Bilgisayarda elektrik kesildiğinde devreye giren, bilgisayar ile ona bağlı donanımlara belirli bir süre güç sağlayan araç.

Öz kaynak : Dışarıdan yardım almadan kendi imkânları kullanılarak sağlanan maddi varlık. Hissedarların sermaye olarak işletmeye yatırdıkları varlıklar ile işletmenin dağıtılmayan kârları toplamından oluşan sermaye, diğer bir deyişle şirket varlıkları toplam değerinden borçların düşürülmesiyle hesaplanan net varlıklar.

Ünlü kaynaşması : Birleşik kelimelerde yan yana gelen iki ünlünün kaynaşması: Sütlü aş > sütlaç.

Yer altı kaynakları : Petrol, gaz, kömür gibi toprak altında bulunan kıymetli ham ürünler.

Diğer dillerde Kaymaoluşum anlamı nedir?

İngilizce'de Kaymaoluşum ne demek ? : tectonic