Kındı nedir, Kındı ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Ufak tefek, kısa boylu kişi.

Kındı anlamı, kısaca tanımı

Kındık : Bulgurdan etli ya da etsiz olarak yapılan fındık büyüklüğünde köfte. Azıcık, biraz

Kındıl : Kevene benzer dikenli bir çeşit ot.

Kındıl parmak : Küçük parmak.

Kındıla : Merdane (Erzincan Merkez).

Kındıllamak : Yuvarlamak, yuvarlaya yuvarlaya götürmek. [Bakınız: kıldırlamak]. Çocuklar baş sallamak.

Kındıllanmak : Yuvarlanmak.

Kındım : Eğlenti. Züppe, hoppa, oynak, giyim ve gezmeye düşkün kişi. Düşkün.

Kındım kındım : Kıvrak kıvrak, salına salına (kadın yürüyüşü için).

Kındıma : Baharda biten ilk ot.

Kındımcı : Çalgıcı.

Kındır : Topraktan yapılmış yuvarlak tuğla : Karnın ağrıyorsa bir kındır kızdır da koy. Sulu yerlerde biten ince uzun yapraklarının kenarları keskin, ucu diken gibi, koyu renkli bir çeşit çayır otu. Ufak tefek, kısa boylu kişi. Delikli tuğla. Isıtılarak hastanın ayaklarına ve karnına konulur. Bir kenarında deliği olan yuvarlak düzgün satıhlı pişirilmiş tuğla; kızdırılarak sıcak su torbası yerine kullanılır.

Kındır kındır : Kıvrak kıvrak, salına salına (kadın yürüyüşü için).

Kındıra kamışçını : Kuşlar (Aves) sınıfının, ötücü kuşlar (Passeriformes) takımının, ötleğengiller (Sylviidae) familyasından, uzunluğu 13 cm kadar olan, sırtı sarımsı kahverengi, gerdan ve karın ortası beyaz, Türkiye'de Trakya ile Orta Akdeniz bölgesinde yazın kuluçkaya yatan ve böceklerle beslenen göçmen bir tür.

 

Kındırak : Çok süslü, temiz ve güzel giyinen. Hamur açmakta kullanılan merdane.

Kındıralık : Sivas ili, Yazyurdu bucağına bağlı bir bölge.

Kındırali : Adıyaman şehrinde, merkez ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Şanlıurfa ilinde, Yaylak nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

Kındıran : Müşevvik (bk. kıştırtan, kışkırtıcı).

Kındırdak : Hoppa, oynak, hafif (kadın).

Kındırdamak : İşi ağır ağır yapmak, oyalanmak. Nazlanmak, cilve yapmak.

Kındırek : Hamur açmakta kullanılan merdane.

Kındırga : Çayır otuna benzer, derin köklü bir bitki.

Kındırgeç : Tahterevalli.

Kındırğa : Kurumuş, sertleşmiş : Pastırmalar soğuktan kındırğa olmuşlar.

Kındırıbuğday : Yeğlenen bir çeşit buğday.

Kındırıdan kındırıya : Uzaktan uzağa : Seninle ben kındırıdan kındırıya akrabayız.

Kındırık : Aralık. Hamur açmakta kullanılan merdane. Ekmek yapılırken yere serilen, tüyleri yolunup temizlendikten sonra kurutulmuş keçi derisi. Ufak tefek, kısa boylu kişi. Aralık, az açık.

Kındırışmak : Birbirini teşvik etmek.

Kındırka : Yetiştiği yerde su kaynağının olduğunu belirten bir çeşit ot.

Kındırlamak : Yuvarlamak, yuvarlaya yuvarlaya götürmek. Yuvarlanmak.

Kındırlanmak : Yuvarlanmak.

Kındırmak : Kapı ve pencere gibi şeyleri aralık bırakmak. Kandırmak, inandırmak. Kışkırtmak : Ahmet'i kındıranlar var. Sinirlendirmek. Tahrik, teşvik, tergip etmek.

 

Kındırtmak : Tahrik, teşvik ettirmek.

Kındıs : Kâkül.

Kındışlamak : Çok incelemek : Çok kındışlayan ya kele düşer ya köre.

Kındız : Kâkül.

Kındıra : Sulak yerlerde yetişen, ince uzun yapraklarının kenarları keskin, koyu renkli bir tür çayır otu.

Kındıraç : Oluk veya yiv açmaya yarayan araç.

Diğer dillerde Kılsız buzağı sendromu anlamı nedir?

İngilizce'de Kılsız buzağı sendromu ne demek ? : hairless calf syndrome