Bağla nedir, Bağla ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Buğday ve arpanın içinde bulunan burçak, mercimek şeklinde siyah tanecikler.

Bakla yaprağına benzeyen ve pişirilip yenilen bir bitki.

Fasulye.

Değirmen çarkını firenleyen ağaç.

Su bendi tıkacı.

Ufak göl.

Akarsuların seviyesini yükseltmek, suları toplamak veya başka yöne çevirmek için yapılan bent.

Duvarların arasına yatay olarak konulan ağaç.

Teknik terim anlamı:

Çoban köpeklerinin boynuna takılan, üzerinde sivri dişler bulunan demir halka. (Adalıkuzu, Hacılar Güdül Ankara) (bakla) : (Akbaş Güdül Ankara).

Bağla ile ilgili Cümleler

  • O kadar namusludur ki banyo yaparken kendi gözlerini bağlar.
  • “Sözü şöyle mi bağlayacağız: Aydın kişinin hem akıllı hem bilgili hem zeki olması zorunludur.”
  • “İstanbul'dan ayrılmana o sebep oldu diye gizli gizli ona kızacak, kin bağlayacaktım.”
  • “Durup el bağlayalar yâran saf saf.”
  • “Hani, insanın bir yerinde bir çıban çıkar da kabuk tutar.”
  • “O şıllık basmış büyüyü, adamcağızın ağzını dilini bağlamıştı.”
  • “Bar tutmuş söylemez olmuş / Ağızda dilleri gördüm”
  • “Ne kadar çabalarsa çabalasın, hasta, içinde çırpındığı anla bağlantı kuramıyor.”
  • “Gecelerden bir gece, birkaç yeniçeri onu kıskıvrak yakaladı.”
  • O adamın kalbi nasır bağlamış.
  • “Tek suçu, kendini yeni devre uyduramayışı, bıraktığım yerde otluyormuş, ne bileyim.”
  • İpi ağaca bağla.
  • “Hem ne güzeldi sesindeki yankı / Ben oraya ümitlerimi bağladımdı”
  • “Bana garaz bağladığını seziyorum.”
  • Ayrıntılar için Mustafa Jackson'la bağlantı kurun.
  • “Oh ... oh yüreğim bir karış yağ bağladı.”
  • “Ortağım burada kocama basmış büyüyü, basmış büyüyü. Dilini, ağzını bağlamış adamcağızın.”
  • Bağlantıyı görüyor musun?
  • “İsteksiz isteksiz oluyorsun tıraşı, bir küf bağlamışsa bütün heyecanların.”
  • “Sayfayı öyle sıkı bağlardı ki satırlar âdeta birbirine kenetlenirdi.”
  • Bağlantı nedir?
  • Bağlantıda kalın.
  • “Bütün yaşamı karardı, sokağa çıkamaz oldu, karalar bağladı.”
  • Bağlantın çalışmıyor.
  • O, onu bağladı ve onun ağzını tıkadı, sonra onu vahşice dövmeye başladı.
  • Bu kabloyu jeneratöre bağlamamız gerekiyor.
  • Bağlantıda kalın
  • “Aynı teşkilat yünlüden, pamukludan giyecek eşyasını da vesikaya bağlamıştı.”
  • “Yurdumuzda düşmanlar dert ekti, elem biçti / Yas bağlayan milletin gözyaşlarını içti”
  • Tom'la bağlantı halinde misin?
  • “Hayır kardeşim, istemez, diye tatlıya bağladım.”
  • “Bu sıcak ve içten ses Fikret'i hayata bağlıyor, yaşama sevincini artırıyordu.”
  • “Ben kahvemde çocukça siyasi iddialardan korkarken, bir de felsefe çıktı. Rica ederim bugün işi tatlıya bağlayalım.”
  • “Şimdi gördüğü kişi, ellisinin üstünde, göbek bağlamış, metal gözlük çerçeveli biriydi.”
  • “Yoksa musahhih maaşımdan haftada üç papel taksite bağlayıp seni bir şamaroğlanı gibi kullanırım.”
  • “Amma yalnız bu olmadı, benim muhayyilemi kıskıvrak bağlayan şey, bir başka tecrübe daha ömrüm boyunca beni tesiri altında bıraktı.”
  • “Müdür medrese mantığı ile sözünü bağladı.”
  • “Bunca güzellere bağlandım kaldım / Ne bir vefa aldım ne faydalandım”
  • “Bazen en mahir canilerin bile böyle mühim nisyanlarda bulunacak kadar basiretleri bağlanır.”
  • Bağlantıları değiştirmek ister misin?
  • Kelimelerim bağlamın dışında kaldı.
 

Bağla ile ilgili Atasözü veya Deyim

 

ağzını bağlamak : bir kimseyi herhangi bir sebeple söz söyleyemez duruma getirmek, susmak zorunda bırakmak.

ağzını dilini bağlamak : birini konuşamaz duruma getirmek.

altmışaltıya bağlamak : geçici bir çözümle durumu kurtarmış görünmek.

atını sağlam kazığa bağlamak : eşeğini sağlam kazığa bağlamak.

av avlayanın, kemer bağlayanın : “bir şey, onu elde etmenin yolunu bilenin; bir şeyden yararlanma, onu kullanmasını becerebilenin hakkıdır” anlamında kullanılan bir söz.

ayağını bağlamak : Zararsız duruma getirmek.

bağlanıp kalmak : tutulmak, sevdalanmak.

bağlantı kurmak : irtibat sağlamak haberleşme sağlamak.

bağlantı yapmak : ilişki kurmak anlaşma, sözleşme yapmak.

bar bağlamak (veya tutmak) : kir bağlamak, paslanmak.

basireti bağlanmak : iyi düşünemez, gerçeği göremez bir duruma düşmek.

baş bağlamak : Nişanlamak.

başak bağlamak (veya tutmak) : arpa, buğday, yulaf ve benzerleri ekinlerde başak oluşmak.

başı bağlanmak : Nişanlanmak.

bel bağlamak : Ehemmiyet vermek, azmetmek, hazırlanmak.

beste yapmak (veya bağlamak) : bir müzik eseri yaratmak.

bez bağlamak : bebeklere altlarını kirletmesinler diye bez koymak dileğin yerine gelmesi ümidiyle yatıra bir parça çaput veya eski kumaş parçası bağlamak.

(bir işi) pamuk ipliğiyle bağlamak : etkisi az sürecek bir çare ile geçiştirmek.

(bir işi) tatlıya bağlamak : kavgalı bir işi gönül hoşluğuyla bitirmek.

(bir şeye) pamuk ipliğiyle bağlanmak : her an bozulmaya, kopmaya hazır olmak.

(bir şeyi) sağlam kazığa bağlamak : işin sonuçlanmasına engel olacak şeyleri ortadan kaldırmak, işin aksamadan yürümesini sağlayacak önlemleri almak.

(bir şeyi) sağlama bağlamak : sağlam kazığa bağlamak.

(birini, bir yeri) haraca bağlamak : bir kimseyi belli zamanlarda kendisine belli miktarda para vermeye zorlamak.

(birinin) bıraktığı (veya bağladığı) yerde (veya çayırda) otlamak : uzun süredir hiçbir ilerleme veya değişim gösterememek.

(birinin bir şey) gözünü bağlamak : doğruyu bulamaz, düşünemez duruma getirmek.

(birinin) elini kolunu bağlamak : bir şey yapamayacak duruma getirmek.

buz bağlamak : sıvıların yüzeyi donmak.

çaput bağlamak : bez bağlamak.

çift edersen bağlanırsın, bağ edersen eğlenirsin : “bakımını iyi yaparsan bağın iyi olur, bağla uğraşmak bir eğlencedir” anlamında kullanılan bir söz.

dokuz at bir kazığa bağlanmaz : “bir işin başına, tanınmış, o işten anlayan birçok kimse birden getirilmemelidir, bunlar anlaşamaz ve birbirlerine düşerler” anlamında kullanılan bir söz.

el bağlamak : saygı için ellerini göbeğinin üstüne kavuşturup durmak namaza durmak.

erine göre bağla başını, tencerene göre kaynat aşını : “davranışlarını içinde bulunduğun koşullara uydur” anlamında kullanılan bir söz.

esasa bağlamak : belirli bir kurala dayandırmak.

esmere al bağla, karşısına geç ağla : “esmer insana kırmızı renkli giysi yakışmaz” anlamında kullanılan bir söz.

eşeği sahibinin dediği yere bağla da varsın kurt yesin : “sana emanet edilen bir işi sahibinin isteğine uygun olarak yap, kötü bir sonuç ortaya çıkarsa sen sorumlu olmazsın” anlamında kullanılan bir söz.

eşeğini sağlam kazığa bağlamak : işini güven altına almak.

et bağlamak : şişmanlamak yara kapanmak.

evin bağlamak : İçlenmek, dane tutmak, tohumlanmak.

fare deliğe sığmamış, bir de kuyruğuna (veya kıçına) kabak bağlamış : “yapamayacağı kadar ağır bir işi varken başka bir iş daha yüklenmiş” anlamında kullanılan bir söz “kendisi sığıntı durumundayken yanına bir kişi daha almış” anlamında kullanılan bir söz.

garaz bağlamak : birine karşı kin beslemek.

göbek bağlamak (veya salıvermek) : şişmanlayarak karnı büyümek, göbeklenmek.

gönül bağlamak : Rabt-ı kalp etmek.

güvenceye bağlamak : güvence altına almak.

harman döven öküzün ağzı bağlanmaz : “çalışanın emeğinin karşılığı verilmelidir” anlamında kullanılan bir söz.

hayata bağlamak : yaşamayı sevdirmek, hayattan kopmamak.

iç bağlamak : iç tutmak.

içi yağ bağlamak : yüreği yağ bağlamak.

iki at bir kazığa bağlanmaz : “ayrı ayrı düşünceleri ve kişilikleri bulunan iki kişi bir arada yaşayamaz, bir işi birlikte yapamazlar” anlamında kullanılan bir söz.

ip koptuğu yerden bağlanır : “iki kişi arasındaki kırgınlığın giderilebilmesi için kırgınlık nedeninin ortadan kaldırılması gerekir” anlamında kullanılan bir söz.

işi tatlıya bağlamak : sorunlu bir işi, iyi bir biçimde çözmek.

kabuk bağlamak (veya tutmak) : üstünde kabuk oluşturmak, kabuklanmak.

karalar bağlamak (veya giymek) : yas tutmak.

karara bağlamak : bir davayı, bir sorunu çözümlemek, sonuçlandırmak.

kaymak bağlamak (veya tutmak) : sütün veya bir sıvının üzerinde kaymak oluşmak, kaymaklanmak.

kemre bağlamak : deride kir tabakası oluşmak.

kıskıvrak yakalamak (veya bağlamak) : kurtulamayacak veya çözülemeyecek biçimde tutmak, sımsıkı tutmak Mecaz anlamı tamamen etkisi altında kalmak, bir şeyle sürekli meşgul olmak.

kısmeti bağlanmak : istediği hâlde evlenememek.

kısmetini bağlamak : bir inanışa göre büyü ile evlenmesine engel olmak.

kin bağlamak : birine karşı öç alma duygusu duymak.

koçan bağlamak : mısırda koçan oluşmak.

koşun bağlamak : Saf bağlamak, saff-ı harb nizamına girmek.

köpeği bağlasan durmaz : “yaşamaya elverişsiz (yer)” anlamında kullanılan bir söz.

kurt ağzı bağlamak : açıkta kalan hayvanların kurt tarafından boğulmasını önleme amacıyla çeşitli uygulamalar yapmak.

küf bağlamak (veya tutmak) : küflenmek Mecaz anlamı unutulmak Mecaz anlamı bitmek, kalmamak.

kül bağlamak : ateş sönmek Mecaz anlamı gücünü, etkisini yitirmek.

lafı bağlamak : bir konu üzerinde son sözü söylemek.

maaş bağlamak : aylık bağlamak.

nafaka bağlanmak : yasaca, bakılması zorunlu olan kişiye mahkeme kararıyla evlat, koca gibi bir kimsenin, geçim parası vermesini sağlamak.

nasır bağlamak (veya tutmak) : nasırlanmak Mecaz anlamı duygusuzlaşmak, duyarlığını yitirmek.

otomatiğe almak (veya bağlamak) : kendi kendine yeniden düzene sokmak.

saf bağlamak : sıralanmak, sıraya girmek.

sayfa bağlamak : dizgide dökülen kurşun satırları bir sayfa düzeni içinde toplayarak sıkıca iple bağlamak.

sıçan deliğe sığmamış, bir de kuyruğuna kabak bağlamış : “kendisi sığıntı durumundayken yanına bir kişi daha almış” anlamında kullanılan bir söz “bir işi başaramayacak durumdayken bir iş daha yükleniyor” anlamında kullanılan bir söz.

sözü bağlamak : lafı bağlamak.

sözünü bağlamak : konuşmasını bitirmek için son sözlerini söylemek.

taksite bağlamak : bir şeyi belli aralıklarla, belli miktarlarda ödeme şartları ile almak veya satmak.

tane bağlamak : meyve veya herhangi bir bitkinin tohumları tane durumuna gelmek.

umut bağlanmak : olmasını, olacağını ummak.

üçkağıda bağlamak (veya getirmek) : karşısındakini şaşırtarak aldatmak.

ümit bağlamak : umut bağlamak.

vergiye bağlamak : bir kimse veya şeyden vergi almak bir yerden, bir kimseden yasal olmayan yollardan para almak, haraç almak.

vesikaya bağlamak : mevcudu yeteri kadar bulunmayan ancak çok talep edilen bir şeyi belge karşılığı vermek.

yağ bağlamak : üzerine yağ birikmek semirmek.

yas bağlamak : Yas tutmak.

yatağa bağlamak : yataktan kalkamayacak kadar hasta etmek.

yatağa bağlanmak : yataktan kalkamayacak kadar hasta olmak.

yosun bağlamak (veya tutmak) : üzerini yosun kaplamak.

yüreği yağ bağlamak : istenilen bir şeyin olmasından ferahlık duymak.

Bağla kısaca anlamı, tanımı

Ağzını bağlatmak : Büyülemek

Ahd bağlamak : Söz vermek, ahdetmek.

Al bağlamak : Gelinin başına kırmızı bir örtü bağlamak. Sevinmek, murada ermek: Oğlan doğuran al bağlar. Gelin olmak. Sevinmek, mutlu olmak.

Alan bağlamı : Bir olay ya da durumun doğal olarak belirdiği bağlam ya da kendiliğinden gerçekleşen gözlem koşulu.

Androjen bağlayıcı protein : Sertoli hücreleri tarafından üretilen ve testis tubuluslarında bulunan, androjenle bağlanabilen protein. Folikül uyarıcı hormon, androjen-bağlayıcı proteinin üretimini artırmak suretiyle sperma yapımını düzenler.

Antijen bağlama yeri : Özel olarak antijen bağlayan immünoglobulin molekülünün bir parçası. Her antikor molekülünün iki antijen bağlama yeri vardır.

Antijen bağlanma yeri : Özel olarak antijen bağlayan immünoglobulin molekülünün bir parçası. Her antikor molekülünün iki antijen bağlama yeri vardır.

Antijen bağlayan parça : Bir antikor molekülünde antijenle bağlanan kısım, fab.

Ardışık bağlanım : Bir elektrik çevriminde çevrim öğelerini, tümünden aynı akım geçecek biçimde, birbiri ardı sıra bağlama.

Aşın bağlantısız küme : Her açık kümesinin kaplamı açık olan ilingesel uzay.

Aşırı bağlanma : Bir molekülde sigma bağın pi-bağı ile etkileşimi. Geri bağlanma.

Ayağı bağlanmak : Boş yere oyalanıp kalmak, bir yerden ayrılamamak.

Ayak bağlamak : Bir yere sık sık gitmeye alışmak.

Bağırsak bağlama deneyi : Enteretoksin üreten E. coli suşlarının tanısında kullanılan deney, lup testi. Kültür filtratları, laparotomi yapılarak 8-10 cm’lik bölümler hâlinde ligatüre edilmiş tavşan bağırsağına enjekte edilerek 24 saat sonra meydana gelen sıvı ve gaz sekresyonuna bağlı olarak biçimlenen şişkinlik pozitif sonuç olarak değerlendirilir.

Bağla ağacı : Değirmen çarkını firenleyen ağaç.

Bağlaç asıntısı : Bir bağlaçtan sonra araya giren sözün uzaması dolayısıyla cümlenin nasıl başladığı unutularak başka bir tarzda bitirilmesi: Sen hem sabahtan akşama kadar çalış didin, dünyanın zahmetini çek, bir de geceleri rahat etmemek gibi.

Bağlaç deyimi : Bununla beraber, o ise ki gibi bağlaç görevinde olan deyim.

Bağlaç zarf : Bununla beraber, buna rağmen gibi hem bağlaç hem zarf görevinde olan söz.

Bağlaçlama : Bir sayılamanın bütün öğelerine bağlaç getirme : hem iyi, hem güzel, hem sağlam gibi.

Bağlaçlı ikileme : Anlamı güçlendirmek için, dA ve ha bağlaçları ile aynı kelimeden kurulan ikileme: güldü de güldü; yazdı da yazdı; kitap da kitap; yalnız ve yalnız; hatta ve hatta; yıllarca ve yıllarca; koş ha koş, git ha git vb.

Bağlaçlı iyelikçi : İyelik sıfatının eski bir adı.

Bağlaçsızlık : Aralarında sıkı ilgi bulunduğu halde iki kelime veya kelime öbeğinin bağlaçsız olmaları hali. ister istemez, Kan koça, Ağzına vur lokmasını al gibi. (Söz sanatı terimi) Cümlenin akışına hız vermek üzere bağlaç kullanmayış. Genç, ihtiyar, kadın erkek hepsi koşuştular. Çocuk koşuyor, zıplıyor, bağırıyor, oynuyordu, gibi. Tümcenin akışını hızlandırmak için bağlaçları atma sanatı, ör. "Onun geleceği duyulunca kadın, erkek, genç, ihtiyar yollara düştüler; yollarına çiçekler serptiler, candan alkışladılar...".

Bağlağa : Sazların yapraklı olan uç kısımları. Akarsuların seviyesini yükseltmek, suları toplamak veya başka yöne çevirmek için yapılan bent.

Bağlağı : Değirmen çarkını firenleyen ağaç. Akarsuların seviyesini yükseltmek, suları toplamak veya başka yöne çevirmek için yapılan bent. Duvarların arasına yatay olarak konulan ağaç.

Bağlak : Değirmen çarkını firenleyen ağaç. Av hayvanlarının geçeceği yer, avlanma yeri. Ormanlık ve kayalık yerlerdeki geçit. [Bakınız: bağlama]. Çitle çevrilmiş tarla. Ana suya karışan derecikler. Tarlaları korumak için kenarlarına çekilen harçsız duvar, çit. Yemeni, renkli basmadan yapılan baş örtüsü. Türkünün son dörtlüğü. Bir çevrimi uzaktan açıp kapamak için kullanılan akımmıknatıssal aygıt. Oyunun sonucunu bağlayan son söz. Paklama işlemi uygulanacak kangalların, çelik tel ile bağlanarak bir araya getirilmiş birkaçı. Bir edebiyat parçasının içindeki fikirleri bağlıyan sonuç. [Bakınız: Epilog].

Bağlalmak : Bağlanmak, ara bulunmak.

Bağlam erkesi : İki öğeciği ya da bir eksicik ile bir çekin taneciğini bir arada tutan erke niceliği. Ayrışma erkesinin karşıt imlisi.

Bağlam içinde anahtar sözcük dizini : Belgelemede, anahtar-sözcüklerin abece, sırasında ve bağlamlarıyla birlikte, geçtikleri yeri de gösterir biçimde düzenlenmiş listesi, bk. söz bağlamı.

Bağlama açınığı : Bir bileşimin iki öğesi arasına girerek söylemeyi kolaylaştıran açınık: Gel-i-yor kelimesindeki i gibi.

Bağlama ağızlığı : Lavabo, bulaşık teknesi ve benzerleri araçların kirli su döşemesine bağlanmalarında kullanılan pirinç boru parçası.

Bağlama barınağı : Geminin genel durak yeri, kütüğünün bulunduğu yer.

Bağlama büyüsü : Kişinin asıl davranışlarını kısıtlamayı, eylemlerini yok etmeyi, biyolojik ve fizyolojik gereksinmelerini engellemeyi amaçlayan büyü türü.

Bağlama cümlesi : İki yargıyı aynı yöndeki oluş ve kılış beraberliği veya sırasıyla ya bağlaçlar ya noktalama işaretleri ya da zarf-fiiller ile birleştiren cümle: Fikret eve uğradı ve babasıyla konuştu. Fikret eve uğradı, babasıyla konuştu. Fikret eve uğrayıp babasoyla konuştu. Fikret eve uğrayarak babasıyla konuştu vb.

Bağlama düzeni : Bağlama denilen sazın akortlarından biri. Özellikle sesle görüntünün aynı anda ayrı aygıtlarla saptanmasında eşlemenin sağlanması için, birden çok motorun aynı hızla eşlemeli olarak dönüşünü sağlayan elektrik düzeni. Hayvanların boyunlarını kilitlemek amacıyla yapılan, kilitlendiğinde hayvanların hareketlerini sınırlandırarak gözlem veya veteriner hekim müdahalesine imkân tanıyan, metalden veya ağaçtan yapı.

Bağlama enerjisi : Bir atom veya molekülün pozitif ve negatif yüklü kısımlarını bir arada tutan kuvvet.

Bağlama fişi : Elektrikli makara kordonunun ucundaki gövde kordonunu bağlamaya yarayan dişi fiş.

Bağlama grubu : Bağlaçlar ile birbirine bağlanmış ad veya ad soylu kelimelerin oluşturduğu kelime grubu: Anne ile baba, para ve zenginlik, güzel ama soğuk, iyi değil çok iyi, akıllı ama tembel; gök, deniz ve dağlar; kimlik, şeref ve haysiyet; sevimli, tombul, minik ve afacan ve benzerleri Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi ikiden fazla ad unsurunun yer aldığı bağlama gruplarında, bağlaç son iki ad ögesinin arasına girer. Hem…hem, ne…ne, da…da, ister…ister, ya…ya, mi…mi gibi tekrarlanan bağlaçlarla kurulan bağlama gruplarında bağlaçlar ad ögelerinin başında ve sonunda yer alır: Hem kellik hem de hodulluk; Ne iyi ne kötü; Ali’den de Ahmet’ten de haber yok!; Ne Arabın yüzü ne Şam’ın şekeri; Ya şevk içinde harâb ol, ya aşk içinde gönül! Ya lale açmalıdır gönlümüzde yahut gül (Y. K. Beyatlı, Kendi Gök Kubbemiz, s. 86). Ne Akdenizde şafaklar ne çölde akşamlar ne görmek istediğim Nil ve köhne Ehramlar; Ya bu deveyi gütmeli ya bu diyardan gitmeli vb.

Bağlama işareti : Bir kelimenin son ses ünsüzü ile ondan sonra gelen kelimenin ön ses ünlüsünü veya ünlü ile başlayan ilk hecesini birleştirerek tek bir hece hâlinde söylemeye veya okumaya yarayan işaret (_): ağaç_altı, hanım_eli, şairin_ölümü, yaş_otuz, Ahmet _Ali_Bey, Mahmut Şevket_Esendal vb.

Bağlama kelimesi : Koşaçlara ve bağlaçlara verilen ortak ad.

Bağlama merteği : (Mimarlık) Damın tepesinden oluğa kadar uzanan ve üzerlerine kiremit yerleştirilen tahtaların çakıldığı latalara verilen ad.

Bağlama zamiri : Kendisinden önce gelen bir kelime veya kelime grubunun yerini tutan ve yerini tuttuğu kelime veya kelime grubu ile kendisinden sonra gelen açıklayıcıyı birbirine bağlayan Far. ki zamiri: Konya’da bir ağaç vardır ki dökülmez yaprakları (A. N. Asya, Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor, s. 160). O insanlar ki, renkli, silik (O. Veli Kanık, Bütün Şiirleri. s. 1686). – Vallahi bu o kadar karışık ve zor bir sistemdir ki, size ayrıntıları ile açıklayamam (Y. B. Bakiler, Üsküp’te Kosova’ya, s. 171). Hissediyor ki, bir tarafı can çekişir ve ölürken, her tarafına bedel başka bir tarafı canlanmakta, dirilmektedir (N. Fazıl Kısakürek, Aynadaki Yalan, s. 59). Ben ki Bursa’yı o kadar severim, sanatımın ve iç hayatımın bütün bir tarafını bu şehre borçluyum (A. H. Tanpınar, Yaşadığım Gibi, s. 209). Dediler ki, bin derde deva bu mübarek sudur (Y. K. Karaosmanoğlu, Erenlerin Bağından, İki âmanın Sözleri, s. 106). Dünyanın başka yerlerinde öyle memleketler vardır ki, düzenini periler kurdu zannedersiniz (Y. K. Karaosmanoğlu, göst. y.). Bu işler o kadar zordur ki, gecenizi gündüzünüze katmadan başarıya ulaşamazsınız. vb.

Bağlamalu : Bağlanması lâzım, zincirlik.

Bağlamaz yörüngeç : İçinde eksicik olsun ya da olmasın, öğeciklerarası bağı pek etkilemeyen özdeciksel yörüngeç türü.

Bağlan : “Sev, sevdiğine bağlı kal” anlamında kullanılan bir isim “. Diyarbakır şehri, Kayacık nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Iğdır şehri, Tuzluca ilçesi, merkez bucağına bağlı bir bölge.

Bağlanabilme : Bağlanabilmek işi.

Bağlanabilmek : Bağlanma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Bağlanan : Akarsuların seviyesini yükseltmek, suları toplamak veya başka yöne çevirmek için yapılan bent.

Bağlanan değişken : [Bakınız: bağımlı değişken,].

Bağlandı : Damın mukavemetini arttırmak için kullanılan ağaç.

Bağlanı : Tümcelerin, bağlaçlarla birbirine bağlanması.

Bağlanım çözümlemesi : [Bakınız: bağlanım].

Bağlanım denklemi : (bağlanım çözümlemesi) Y olasılıksal değişkeni ile olasılıksal değişkenleri arasındaki ilişkinin belirlenmesinde Y'yi X/lere bağlayan denklem. Y, tek değişkene bağlı ise, bu denklem, Y s= f(X) + biçiminde verilir. Burada, e, yanılgı terimi ve E(Y/x) = f(x)'dir. Doğrusal ilişkilerde, bağlanım katsayıları olmak üzere, Y tek değişkene bağlı ise, denklem ve birden çok değişkene bağlı ise,olur. anlamdaş bağlanım eşitliği.

Bağlanım doğrusu : Yalnızca doğrusal bağlanımı gösteren bağlanım eğrisi.

Bağlanım eğrisi : (bağlanım çözümlemesi) Bağlanım eşitliğinin çizge gösterimi. Üç boyutlu olduğunda bağlanım yüzeyi adını alır.

Bağlanım erkesi : Bir dizigeyi oluşturan parçacıklardan birini dizgeden kurtarmak ya da dizgeyi kurucu parçacıklarına ayırmak için gerekli erke.

Bağlanım eşitliği : [Bakınız: bağlanım denklemi].

Bağlanım katsayısı : (bağlanım çözümlemesi) Bir bağlanım, eşitliğindeki bağımsız değişkenlerin katsayılarından her biri. anlamdaş, ß (beta) katsayıları.

Bağlanım yüzeyi : [Bakınız: bağlanım eğrisi].

Bağlanıverme : Bağlanıvermek işi.

Bağlanıvermek : Çabucak bağlanmak.

Bağlanma enerjisi : Enzim ve substrat veya almaç ve ligant arasındaki kovalent olmayan etkileşimlerden elde edilen enerji.

Bağlanma ısısı : Polimeraz zincir tepkimesinde birincil nükleotit yapıların hedef DNA’ya bağlanması aşaması.

Bağlanma proteini : Virüslerin yüzeyinde bulunan ve hücresel almaca bağlanmayı sağlayan yapılar, ligant proteini.

Bağlanmah : Zifaf gecesi iktidarsız olmak.

Bağlanmış anamal : Bir işe yatırılmış, bir çalışma koluna ayrılmış anamal.

Bağlantı boruları : Çifteker gövdesinin kuruluşun da kullanılan, üst alt ve dikey borulara verilen ad.

Bağlantı çizgisi : Oyun yeri ile seyirci arasındaki varsayımsal çizgi. Oyun yeri ile seyirci yeri arasındaki çizgi (Tiyatronun, çerçeve ya da hacım tiyatrosu mu olduğunu belirtir).

Bağlantı enerjisi : Bir sistemden bir parçacığı çıkarmaya yarayan net enerji.

Bağlantı grubu : Çeşitli karakterlerin dölden döle taşınarak yeni dölde bir arada görülmesini sağlayan ve aynı kromozom üzerinde bulunan gen grubu.

Bağlantı kataloğu : "Bakınız", "ayrıca bakınız" fişleriyle konular arasında bağlantı sağlayan bir tür sözlük katalog.

Bağlantı kutusu : Çeşitli kabloları elektrik akımına bağlayacak fişlerin bulunduğu kutu.

Bağlantı motosikleti : Yarışta, koşucu gruplarıyla, yönetici ve yarışçılar arasında ilgiyi sağlayan motosiklet.

Bağlantı parçaları : Boruların birbirlerine eklenmelerini kolaylaştıran özel parçalar.

Bağlantı taşları : (Mimarlık) Bir duvara eklenecek ikinci bir duvarın sağlam bağlanmasını sağlamak için dişler halinde bırakılmış tuğla ve taşlar.

Bağlantı ucu : Bir çevrimde üreteç ucaylarını çevrime bağlayan ekleme parçaları.

Bağlantı yeri : Hormon, nörotransmiter gibi moleküllerin kendine özel bir protein üzerinde bağlandıkları özgün bölge, almaç yeri.

Bağlantı yıldızı : Bir bölgedeki yıldızların konsayılarını bulmak için seçilen belirli bir yıldız.

Bağlantılı : Aralarında bağlantı bulunan, irtibatlı, rabıtalı, bağlantılı.

Bağlantılı alış : Birbirlerinden tamamen farklı olmalarına karşın birlikte kullanıldıkları için, bir malı alırken öteki malın da aynı veya farklı bir satıcıdan zorunlu olarak satın alınması. karşılığı bağlantılı satış.

Bağlantılı bileşen : X ilingesel uzayında bir noktayı içeren en büyük bağlantılı altküme.

Bağlantılı dizinleme : Bilgi ulaşımını kolaylaştırmak amacıyla, aranan bilgiyi verebilecek bütün belgelerin, raporların ve benzerleri sayfalarını belirlemek için yapılan dizinleme, bk. iç dizin, dış dizin.

Bağlantılı giderler : Bir işlem, ya da bir işlemin bir parçası, bir tümdeğer merkezi, bir değişken ya da satış alanıyla aralarında kolayca bağlantı kurulabilen giderler.

Bağlantılı ilk özdek ve gereçler : Bir yapım, bir işlem ya da bir işlemin bir parçası. Bir tümdeğer merkezi, bir değişken ya da satış alanıyle aralarında kolayca bağlantı kurulabilen ilk özdek ve gereçler.

Bağlantılı işçilik : Bir yapım, bir işlem ya da bir işlemin bir parçası, bir tümdeğer merkezi, bir değişken ya da satış alanı ile aralarında kolayca bağlantı kurulabilen işçilikler.

Bağlantılı küme : X ilingesel uzayının, altuzay ilingesine göre bağlantılı olan altkümesi.

Bağlantılı mallar : Bir üretim sürecinde teknik ve iktisadi nedenlerle birlikte üretilen mallar.

Bağlantılı manifold : Topolojik uzay olarak bağlantılı olan manifold.

Bağlantılı saldırılar : Savutların birbiriyle bağlantısını kesmeden uygulanan saldırılar.

Bağlantılı satış : Birbirlerinden tamamen farklı olmalarına karşın birlikte kullanıldıkları için, bir malı satarken öteki malın da aynı veya farklı bir satıcı tarafından zorunlu olarak satılması. karşılığı bağlantılı alış.

Bağlantılı satış sözleşmesi : Bağlantılı satışı düzenleyen sözleşme.

Bağlantılı sınıflama : Konuların sıralanmasında genel konuların ve bunlarla ilişkili olan alt konuların, birbirine olan bağlantısı içinde ele alınması ve sınıflanması.

Bağlantılı toplam : S1 ve S2 tıkız yüzeyleri verildiğinde, sırayla S1 ve S2 üzerinde R2 deki birim açık döngeye ilingesel eşyapılı olan iki altkümenin, birim döngenin içlerine karşılık gelen parçalarının atılmasıyla ve birim döngenin çemberine karşılık gelen parçalarının özdeşlenmesiyle oluşan tıkız yüzey.

Bağlantılı tümdeğer : Bağlantılı giderleri yapımlara yüklemek ve bunları yapımlar satıldığında elde edilen gelirlerle karşılaştırmak amacıyla saptanan tümdeğer.

Bağlantılı uzay : Boş olmayan ayrık ve açık dilemsel iki altkümenin bileşimine eşit olmayan ilingesel uzay. Bağlantısız olmayan topolojik uzay.

Bağlantılı üretim : Bir üretim sürecinde teknik ve iktisadi nedenlerle birden çok mal üretilmesi. karşılığı yan ürün.

Bağlantılılık : Bağlantılı olma durumu, irtibatlılık.

Bağlantısız kaygı : Bireyin yaşamının her yönüyle ilişkili olan sürekli kaygı.

Bağlantısız konuşma : Bütünlüğü ve anlamı bozan bağlantısız söz parçalarıyle konuşma.

Bağlantısız küme : Bir ilingesel uzayda koşullarım, gerçekleyen X,Y boş olmayan açık kümeleri var olacak biçimde A altkümesi.

Bağlantısız uzay : Bağlantılı olmayan ilingesel uzay.

Bağlantısız ülkeler hareketi : Bağlantısız ülkelerin sömürgeciliğin kaldırılması, egemen bir ülkenin içişlerine karışmama, barış içinde yaşama ve Birleşmiş Milletlerin güçlendirilmesi gibi ilkeler doğrultusunda 1961 yılında oluşturdukları hareket.

Bağlantısızlar hareketi : [Bakınız: Üçüncü Dünyacılık].

Bağlapçı : Değirmen taşını bağlamaya yarayan ip.

Bağlar : Yapısındaki eksiciklerle öğeciklerarası kimyasal bağı güçlendirme niteliğinde olan. Diyarbakır kenti, merkez belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Erzincan ilinde, Tanyeri bucağına bağlı bir yerleşim birimi. Hakkâri şehri, Şemdinli belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer. Muş ili, merkez ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yer.

Bağlar yörüngeç : İçinde bir ya da iki eksicik olunca, öğeciklerarası kimyasal bağı güçlendiren özdeciksel yörüngeç türü.

Bağlararası : Sivas ili, Akçakışla nahiyesine bağlı bir yer.

Bağlarbaşı : Adıyaman şehrinde, Gölbaşı ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Aydın ili, Çine ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yer. Gaziantep şehri, Şahinbey ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge. Isparta kenti, Yalvaç belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yer. İçel ilinde, Tarsus ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Mardin ilinde, Midyat ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi. Sakarya kenti, Geyve ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Şanlıurfa ilinde, Birecik belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Şırnak ili, Dicle nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Tokat ili, Pazar ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir bölge. Yozgat kenti, Sorgun belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Bağlarca : Elâzığ şehrinde, merkez belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri. Ordu kenti, Bolaman bucağına bağlı bir bölge.

Bağlarpınarı : Bingöl şehrinde, Adaklı belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri. Tokat ili, Zile ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Bağlarüstü : Amasya kenti, merkez belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Bağlaşı : Olaylar ya da değişkenler arasında bir bağıntının bulunduğu izlenimini veren birlikte değişme.

Bağlaşık düzen : Tümceleri birbirine bağlayarak gelişen yazı. Karşıtı: ayrışık düzen.

Bağlaşık etkenler : Birbirini içeren ya da birbirinin yerine geçebilen etkenler.

Bağlaşık ilişki : Olasılık kuramında bileşik bir olayı oluşturan, "ve" bağlacıyla ilişkiye geçirilmiş bağımlı ya da bağımsız olaylar arasında söz konusu olan ilişki, bk. ayrık İlişki.

Bağlaşık olasılık : Olasılık kuramında, bileşik olayı oluşturan iki ya da daha çok yalınç olaydan birinin ve ötekilerin gerçekleşmesine ilişkin olan, çarpma kuralı aracılığıyla bulunan olasılık, bk. ayrık olasılık.

Bağlaşık özellikler : Belli basınç ve sıcaklıktaki gaz ve çözeltilerin oylumları gibi, değişimleri, özdek moleküllerinin türüne değil, niceliğine bağlı olan özellikler.

Bağlaşık sayılar : Her birisi ötekinin çarpanları toplamına eşit olan iki sayı. Örnek. 1x7 = 7= 1 + 2 + 2 + 2 ile 1 x 2 x 2 x 2 = 8 = 1 + 7.

Bağlaşık tepke : Düzenli bir birlik durumuna dönüşebilen, eşzamanlı ya da birbirini izleyen iki ya da daha çok tepke.

Bağlaşık tepkimeler : Ürünleri ya da tepkinleri arasında, ortak olanların varlığı dolayısıyla birbirini etkileyen tepkimeler dizisi.

Bağlaşım ilmeği : Dış çevrimi bir dalga kılavuzuna ya da bir çınlaca bağlayan gereç.

Bağlaşımı bozma : İki ya da daha çok dizge arasındaki bağlaşımı ayırma, erke alışverişini kesime.

Bağlaşımsız : Aralarında karşılıklı destek ve bağımlılık bulunmayan.

Bağlatabilme : Bağlatabilmek işi.

Bağlatabilmek : Bağlatma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Bağlattırma : Bağlattırmak işi.

Bağlattırmak : Bağlatma işini yaptırmak.

Bağlayabilme : Bağlayabilmek işi.

Bağlayabilmek : Bağlama imkânı veya olasılığı bulunmak.

Bağlayan : Temelde döviz kurları olmak üzere, altın, faiz, narh gibi fiyatların belirli bir düzeyde sabitleştiren.

Bağlayan değişken : [Bakınız: bağımsız değişken].

Bağlayıcı çekim : Bir görünçlüğün kurgusunda zaman ya da akıcılık yönünden duyulan boşluğu doldurmak için kullanılan çekim.

Bağlayıcı diziler : DNA parçalarının uçlarına eklemek amacı ile sentezlenen, bir veya birden fazla kesme yerine sahip olan oligonükleotitler.

Bağlayıcı görüntü : İki çekim arasındaki bağı sağlayan görüntü.

Bağlayıcı kompleksler : Değişik yapı ve özellikte olan, maddelerin hücre içerisine veya dışına geçişlerini yönlendiren bağlama işlevli yapılar, hücre bağlantıları.

Bağlayıcı madde : Gıda mevzuatında belirtilen özellik ve koşullarda olmak üzere sucuk, salam, sosis ve benzerleri et ürünlerine dolgunluk, su tutucu ve hamuru bağlayıcı özellik veren doğal veya yapay maddeler.

Bağlayıcı ses : Belirli durumlarda kelime kök veya gövdelerine eklerin bağlanması sırasında kullanılan ses. bk. bağlayıcı ünlü, bağlayıcı ünsüz.

Bağlayıcı tuşlar : (Resim) Bir tablonun en egemen renginin resim yüzeyinde dolaşan lekeleri. a. bk. ton, fırça izi.

Bağlayım : Bir miktar iplik, çile, tura.

Bağlayış : Bağlama işi veya durumu.

Bağlayıverme : Bağlayıvermek işi.

Bağlayıvermek : Çabucak bağlamak.

Bar bağlamak : Kir tutmak, kirlenmek, kireç tutmak: Sürahi yıkanmaya yıkanmaya dibi bar bağlamış.

Basarağını bağlasın : Allah gözlerini bağlasın anlamında ilenç.

Basit bağlantılı manifold : Topolojisi basit bağlantılı olan manifold.

Baş bağlama : Zifaftan sonra kadınların gelini ziyarete gidip yaptıkları merasim ki, burada yatak çarşafı tetkik olunur. Başı ve alnı, yas, din adamlığı, şeflik belirtisi olarak bez, örtü, kumaş parçası, yaprak, ot ile sarma.

Başım bağlamak : Bir işi bitirmek. Gelinin başını süslemek. Başkasına yardım etmek: Öz başımızı bağlıyamıyoruz, başkasının başını bağlıyoruz.

Başlık bağlama proteini : Halkasal adenozin monofosfat (cAMP) tarafından aktive edilen pozitif düzenleyici protein. Halkasal adenozin monofosfat tarafından aktive edilen pozitif düzenleyici protein.

Bez bağlantı : Üfleç titreşiminin hava kanallarına geçmesini önlemek amacıyla yapılan bir ekleme.

Bindirmeli bağlantı : [Bakınız: bindirmeli kaynak].

Birleşik bağlaç : İki veya daha çok kelimenin birleşip kaynaşması ile oluşan bağlaç: -demek ki, hâlbuki, nitekim, öyle ki, öyleyse, veya, veyahut gibi. “Kılıç alacaksan kesene bak” denilmiştir. Demek ki, aslında kesen kılıç dağil, para kesesi!… (K. Tahir, Devlet Ana, s. 204). Nasıl bir tavır takınacağını, hangi duyguda karar kılacağını bir türlü bilemiyordu. Hâlbuki bu şarttı artık Nahit’in söyledikleri de tam bir rastlantı idi. Hiç değilse düşünülmeden söylenmişlerdi (T. Buğra, İbişin Rüyası, s. 43). Biz sezinleyememişiz, meğerse yüreğimizi kibir gizliden kapmış (K. Tahir, Esir Şehrin Mahpusu, s. 51). Niçin bu ahçı yamağı olmayayım, dedimy; madem ki yemek için yaşıyorum (Ö. Seyfettin, Bahar ve Kelebekler, s. 8). vb.

Birleşik bağlanım : (bağlanım çözümlemesi) Bağımsız değişkenlere ilişkin gibi çarpım terimlerini içeren bağlanım.

Boğum bağlamak : Ekin başak tutmak.

Bor bağlamak : Kir tutmak, kirlenmek, kireç tutmak.

Bulgu belgesine bağlanamayan teknik bilgiler : Nitelikleri gereğince, belgeye bağlanma olanağı bulunmayan, yalnızca anlaşma konusu olabilen teknik bilgiler.

Bulgu belgesine bağlanan yenilik : Bir yenilik olarak kabul edilen ve bulgu belgesi verilebilen yenilik.

Bulgu belgesine bağlanmış teknik bilgiler : Nitelikleri yönünden tanımlanıp açıklanabilen ve böylece bir yöntem bulgusu niteliği taşıdığından, kütüğe yazılarak bulgu belgesi olmayan elverişli bilgiler.

Buz bağlama : Eksenucu ve orta kuşağın yeğin karasal iklim bölgelerinde akarsu, göl gibi içsularla az tuzlu denizlerin kışın yüzeyden az çok kalın bir buz katmanıyla örtülmesi.

Camah bağlamah : Yosun tutmak.

Cinsiyet hormon bağlayıcı globulin : Testosteron, dihidrotestosteron ve östradiolü kanda taşıyan bir glikoprotein, seks hormon binding globulin.

Cümle başı bağlaçları : Başında bulundukları cümleyi kendisinden önce gelen veya kendisinden sonra gelen cümle veya cümlelere çeşitli görevler ile bağlayan kelimeler. Bunlardan «fakat» ifadesi taşıyanlar: fakat, lakin, ancak, yalnız, ama… «eğer» ifadesi taşıyanlar: eğer, şayet…; «gerçi» ifadesi taşıyanlar: gerçi, egerçi, vâkıa…; «çünkü» ifadesi taşıyanlar: çünkü; «mademki» ifadesi taşıyanlar mademki, madem çünkü…; «sonuç, açıklama» ifade edenler: meğer, binaenaleyh, öyleki, oysaki, şöyleki, nitekim, hâlbuki, kaldıki, üstelik, belki, hatta, imdi, yani, mamafih, zaten zati, bari, keza, hakeza…; «benzerlik» ifade edenler: sanki, âdeta, nasıl ki, nite ki, niçe ki, gûya…; Şarta ve dereceye bağlayanlar: tek, yeter ki, meğer ki, velev, velev ki, tâ ki, illa, illa ki…; Bütün bunlardan başka şunları da zikredebiliriz: hele, hiç olmazsa öyleyse, hiç değilse. Bir de bk. bağlaç.

Çatı bağlaması : (Mimarlık) Beton dökülmüş düz çatı tabanı üzerine kurulan çatının altgergi ve iki üsbaşlıktan meydana gelen, dikine konulmuş çatı katı üçgenlerinden her biri. Çatı bağlamaları belli aralıklarla, dikine ve birbirlerine paralel olarak yerleştirilir. Her çatı bağlaması üçgeni mertek ve payandalarla pekiştirilir. a. bk. oturtma çatı, çatımakası.

Çekirdek bağlama enerjisi : Bir atom çekirdeğinin yapısındaki temel parçacıkları ayırabilmek için verilmesi gereken enerji.

Çekirdek bağlama erkesi : Bir atom çekirdeğini, yapısındaki temel parçacıklara ayırabilmek için verilmesi gereken erke.

Çeriyi bağlamak : Askeri durdurmak.

Çevresini bağlamak : Etrafını kuşatmak, muhasara altına almak.

Çok bağlaçlılık : (Söz sanatı terimi) Cümle üyelerinden sayıca çok olan bir türlüsünün kelimelerini aynı bağlaçla bağlama. Ben de, sen de, o da bunu biliyoruz. O, hem çalışır, hem eğlenir. Anlatımda, görevdeş öğelerin aynı bağlaçla art arda birden çok bağlanması, ör: Orhan da, Sevim de, Özcan da biliyorlar ki bunu ne Özgür yapmıştır, nede Filiz.

Çoklu bağlamın : [Bakınız: bağlanım denklemi].

Çoraz bağlamak : Sebze veya meyve dallarında herhangi bir sebeple ur olmak.

Çözümsel bağlanım : (bağlanım çözümlemesi) bağımsız değişkenlerin, çokterimliler, üçgenölçüsel toplamlar ya da öteki çözümsel anlatımlarla belirtildiği bir bağlanım.

Demi bağlanmak : Nefesi tutulmak.

Dili bağlanmak : Dili tutulmak.

Dirençli bağlaşım : Bir yükseltecin eksicik borularının ya da transistörlerinin bir direnç üzerinden bağlaşımı.

Divan bağlanmak : Büyük Meclis kurulmak, toplanmak.

Dizil bağlama : Karşıt imli uçları birbirleriyle birleştirilmiş birden çok iletken, üreteç ya da alıcı dizgeyi bağlama türü.

Dizimsel bağlaşıklık : Bir dizimsel tür dizisinin tek bir dizimsel türe indirgenebilmesi, Örnek: p/a a, a, a dizimsel tür dizisi p dizimsel türüne indirgenebildiğinden dizimsel bağlaşıktır.

Dizimsel bağlaşıklık denetlemesi : Verilen bir dizimsel tür dizisinin dizimsel bağlaşık olup olmadığını ortaya koymak amacıyla indirgenmesi işlemi. düzgünlük denetlemesi.

Dna bağlayıcı protein : Replikasyon çatalında DNA tek zincirlerine bağlanarak yeniden çift sarmal yapının oluşmasını engelleyen proteinler.

Doğrudan bağlaşım : Sıklık yanıtı sıfıra değin uzaman bir tür yükselteç bağlaşımı yöntemi.

Doğrusal olmayan bağlanım : (bağlanım çözümlemesi) Katsayıları doğrusal olmayan bağlanım.

Dolama bağlamak : İçine ceviz konularak, yufkanın dürüm hâlinde tepside yuvarlanarak tatlı açmak.

Dönüştüreç bağlaşımı : Elektriksel erkeyi bir dönüştüreç aracılığıyla bir çevrimden ötekine aktarma.

Dörtyüzlü bağlanma : Özekteki karbon gibi bir öğeciğin, her yüzü eşkenar üçgen olan dört yüzlü bir prizmayı belirleyen dört bağ kurması.

Durumsal bağlam : Bir gözlem ya da ölçme sürecinin sonuçlarını değişik doğrultu ve ölçülerde etkileyen, durumdan duruma değişen koşul ve etkilerin tümü.

Düzen bağlamak : İntizam vermek, tertibe koymak.

Eğrisel bağlanım : (bağlanım çözümlemesi) Bağımlı değişkenin, bağımsız değişkenlerin çokterimlisi olarak belirtildiği bağlanım.

Ense bağlama : Yağlı güreşte her iki güreşçinin birbirlerinin ensesinden tutup yapılacak oyunu beklemeleri.

Enzimle bağlanmış immünosorbent deneyi : Enzimle işaretli antikorlar kullanılarak antijen veya antikor varlığını belirlemeye yönelik gerçekleştirilen bir laboratuvar yöntemi, ELİZA, eİA, enzim immunoassay.

Eş ve çocuklara aylık bağlama : Sakatlık ya da yaşlılık aylığı almakta iken ölen güvencelinin eş ve çocuklarına yasasındaki ölçülere göre aylık bağlanılması.

Eş ve çocuklarına gelir bağlama : Güvencelinin iş kazası ya da uğraşısına ilişkin bir sayrılık sonucu ölümünde yasasına göre eşi ve çocuklarına gelir bağlanması.

Fırıl bağlaşımı : Eksiciklerin fırıl deviniminden kaynaklanan iki ya da daha çok alanı ile etkileşimi.

Fosfodiester bağlantısı : Fosforik asidin bir molekülünün diğer bir molekülün içindeki iki hidroksil grubuyla veya iki molekülün hidroksil gruplarıyla esterleşmesi ve bu yapılar arasında bir köprü oluşturması.

Gaysı bağlamak : Yağmur ve selden sonra kuruyan toprağın üstü sertleşmek, kabuk bağlamak.

Gecikmeli bağlanım : (Zaman dizileri) Bağımsız değişkenlerden en az birinin ötekilere göre gecikmeli olduğu bağlanım.

Geciktirici bağlaç : Çevrimdeki değişiklikten ancak bir süre sonra işleyen akımmıknatıssal bağlantı gereci.

Gelir bağlama : İş kazası ya da uğraşı sayrılığı sonucu ölümlerde yasasına göre hakedicilere aylık bağlama.

Geriye doğru bağlantı : Bir firma ya da sanayinin başka bir firma ya da sanayi tarafından üretilen girdileri kullanması. karşılığı ileriye doğru bağlantı.

Gevşek bağlaşım : Muknatıssal aktarımı yeğniltecek ölçüde uzak duran kangallar arasındaki bağlaşım, örn. gevşek yayla bağlı sarkaçların bağlaşımı.

Gövde bağlamak : Semirmek, şişmanlamak.

Göz bağlama : İşine gelir şekilde istediği gibi gösterme.

Göz bağlamak : Sihir, büyü yapmak.

Gundak bağlamak : Mısır bitkisi koçan tutmak.

Güçlü bağlantılı bağıntı : Bir E kümesi üzerinde her için xBy ya da yBx koşulunu gerçekleyen B ikili bağıntısı.

Güğül bağlamak : İpek kozası haline gelmek.

Hazne bağlamak : Para ve eşyayı denk yapmak.

Heves bağlamak : Heves etmek, hevese kapılmak.

Hidrojen bağları : Genellikle oksijen ve azot gibi negatif elektrik yüklü atomlarla diğer bir negatif yüklü atomlara kovalent olarak bağlanmış hidrojen atomları arasında oluşan bağlar.

Hiyostilik çene bağlantısı : Keski solungaçlılarda (Elasmobranchii) çenelerin kafatasına hiyomandibul kıkırdağı aracılığıyla bağlanması. Keski solungaçlılarda (Elasmobranchii), çenelerin kafatasına hiyomandibul kıkırdağı aracılığıyla bağlanması.

Holostilik çene bağlantısı : Tüm başlı balıklarda (Holocephali) palatokuadratumun kondrokranyuma hareket edemeyecek biçimde tümüyle kaynaştığı ve alt çenenin kuadratum bölgesine asıldığı çene bağlantısı. Tüm başlı balıklarda (Holocephali) palatokuatrumun kondrokranyuma hareket edemeyecek biçimde tümüyle kaynaştığı ve alt çenenin kuatratum bölgesine asıldığı çene bağlantısı.

Hozan bağlamak : Tarlayı bakımsızlıktan yabani ot kaplamak.

Hücre bağlantıları : Bağlayıcı kompleksler.

Ilıştırma bağlantısı : Kaynar sulu döşemde, dönüş suyunu gidiş suyuna karıştıran bağlantı.

Işın bağlamı : Işıtaçlardan çıkan ışın topluluğu.

İçin bağlamak : Peklik vermek.

İleriye doğru bağlantı : Bir firma ya da sanayinin başka bir firma ya da sanayiye girdi sağlaması. karşılığı geriye doğru bağlantı.

İşi bağlanmak : İşi güçleşmek, yapılamaz hale gelmek.

Kalsiyum bağlayan protein : Kalsiyum iyonlarını konformasyon değişmesi ile aktive eden ya da faaliyetini durduran herhangi bir protein. Kalsiyum iyonlarını konformasyon değişikliğiyle etkinleştiren veya faaliyetini durduran herhangi bir protein.

Kapu bağlamak : Kapıyı kapatmak.

Kapu bağlanmak : Kapı kapanmak.

Kare bağlama : İplerin kareler yapacak biçimde düğümlenmesi yöntemi; döşeme yaylarını bağlamada uygulanır.

Karneye bağlama : Piyasada kıt olan malı tüketicilere paylaştırmak amacıyla karne verilmesine dayanan tayınlama yöntemi.

Karnı bağlamak : Peklik vermek.

Karşılaştırma bağlaçları : Cümlelere kattıkları başka anlamlar yanında, "eşitlik", "üstün tutma", "oranlama", "birlikte olma", "birlikte olmama" gibi anlamlarla iki veya daha çok öge arasında bağlantı kuran bağlaçlar: dA…dA, ya…ya, ne…ne, hem…hem: || Hoplaya hoplaya başını alıp gitmekten, analarının memelerini daha bir acıklı daha bir yalvarışlı olarak daha biraz uzaklardan işitmekten hoşlanan kuzulara da ikide bir eleşip kapışan koçlara da artık iyice yumuşak davranıyor, hatta oyunlara kapılıveriyordu (T. Buğra. Yarın Diye Bir Şey Yoktur, s. 161). Biz bir şey anlamıyorduk ya, ne bir şey soran oldu ne de bir kelime söyleyen (T. Buğra. göst. e., s. 171). Ötekine gelince, o artık ne kartaldı ne jet ne de at… bir efendi idi o (T. Buğra. göst. e., s. 214). Kör talihin göstereceği yol ise ya mihnet ya sefalet yoludur (Y. K. Karaosmanoğlu. Erenlerin Bağından). Bağışla yenge; hem çağırılmadan hem de çok erken geldim, dedi (T. Buğra. Yalnızlar. s. 7) vb.

Kartmak bağlamak : Kir tutmak.

Kaynak bağlantısı : Kaynak işlemiyle oluşturulmuş bağlantı.

Kemer bağlanmak : Kemer kuşanmak, işe hazırlamak.

Kemiozmotik bağlanma : Ozmotik yoğunluğa bağlı olarak hidrojen iyonlarının mitokondri zarını geçerek ATP sentezlenmesini sağlaması.

Kısmi bağlantı : Aynı kromozom üzerinde bulunan ve krosingover ile rekombinasyona giren genler.

Ki bağlacı : Ki'li birleşik cümlelerde ana cümleyi yardımcı cümleye bağlayan ve dilimize Farsçadan geçmiş olan ki nispet zamiri: Biliyorum ki yapılan işler hakkında size bilgi verecektir. Öyle bir ev almış ki görülmeye değer. Öyle yorulmuş ki yemek bile yiyemedi. Bize öyle bir oyun oynadı ki sorma vb.

Kimyasal bağlar : Bileşiklerin ya da monomer moleküllerinin aralarındaki bağlar.

Kis bağlamak : Toprak üstünde sert tabaka bağlamak.

Komplement bağlanma testi : Antijen antikor komplekslerine bağlanan antijenlerin alyuvarları parçalaması esasına dayanan serolojik tanı yöntemi.

Konjuge çift bağlar : Birbirine göre durumları CH=CHCH=CH formülü ile gösterilen iki çift bağ.

Korunç bağlamı : Büyük ve karmaşık elektrik çevrimlerinde güvenceyi sağlamak için belli bir sıra içinde aynı akım üzerine konulan korunç dizisi.

Koşullu bağlanım : (bağlanım çözümlemesi) Bağlanım katsayılarından bazılarının önceden bilinmesi koşulu altında kestirilen bağlanım.

Koşut bağlama : [Bakınız: yanaşık bağlanım]. Bir çevrimdeki akıma aynı yönde çeşitli yollar bağlama. Birden çok iletken , üreteç ya da sığanın eş imli uçlarını birleştirerek yapılan bağlama türü.

Kovalent bağlar : Bir ya da daha fazla elektron çiftlerinin paylaşılmasıyla moleküldeki elektronları bir arada tutan, koparılmaları için 50-200 kcal/mol gereken kuvvetli kimyasal bağlar. Bir veya daha fazla elektronun paylaşılmasıyla moleküldeki elektronları bir arada tutan, koparılmaları için 50-200 kcal/mol enerji gereken kuvvetli kimyasal bağlar.

Köprü bağlamak : Köprü meydana gelmek.

Köşe bağlantısı : Bir köşe oluşturacak biçimde yapılmış kaynak bağlantısı.

Köşegensel bağlanım : (bağlanım çözümlemesi) İki değişkenin de gözlem yanılgısı içerdiği bazı durumlar içindoğrusu ile tanımlanan bağlanım.

Kullanış bağlamı : Bir deyimin belli bir kullanılışına ilişkin bağlam.

Kurtağzı bağlamak : Kaybolan hayvanı kurt yememesi inanciyle ucu düğümlenmiş mendili hocaya okutmak.

Kuşağını iki yerden bağlamak : Güçlüğe karşı iyi hazırlanmak, sıkı durmak.

Kuşak bağlanmak : İşe başlamağa hazır olmak, hazırlanmak.

Kutsal bağlaşma : Kutsal saydıkları bir ülkü ya da inancı birlikte yürütmek için kimi devletlerin aralarında kurdukları birlik: 1684'te Hıristiyan Avusturya, Lehistan, Venedik ve Papalığın Müslüman Osmanlılara karşı; 1815'de tutucu Avusturya, Rusya ve Prusya devletlerinin Fransa ve başka devrimci güçlere karşı yaptıkları bağlaşmaların adı.

Küme bağlaşması : Kümeölçümde karşılıklı çekim ikilileri sayısının olanaklı ikili sayısına bölünmesiyle elde edilen oransal ölçüm.

Kürmeyh bağlamak : At ve sığırın boynuna takılan ipi hayvanın boğulmasına engel olacak biçimde bağlamak : A tı kürmeyh bağla, gece boğular.

Küt uç bağlama : Herhangi iki çift DNA molekülünün uçlarından birbirine eklenmesi tekniği. Küt uç ligasyonu.

Latent demir bağlama kapasitesi : Doymamış demiri bağlama kapasitesi.

Ls bağlaşımı : Öğeciklerde, yörüngeçlerdeki eksiciklerin açısal devinirliklerini ve dönülerini ayrı ayrı bileştirerek çok eksicikli yapıyı bulma biçimi.

Mannoz bağlayan lektin : Makrofajların bakterileri fagositozunda opsonin olarak işlev gören, bakteri hücre duvarındaki mannozu bağlayan plazma protein.

Nefesi bağlanmak : Soluğu tıkanmak, nefesi kesilmek.

Nutku bağlanmak : Dili tutulmak.

Oyun bağlama : Bir oyunu uygulayıp, sonuca vardırmadan bekleme.

Oyun bağlamak : Güreşte rakibe bir oyun uygulayıp onu sonuçlandırmadan beklemek.

Önödenceye bağlama : Gümrük vergileri karşılığı önödence alma.

P n bağlantılı diod : Bir yarıiletkenin elektronca zengin ve elektronca fakir bölgeleri arasında olan ve akımın sadece bir yönde geçmesine izin veren bir bağlantı.

Pahlava bağlatmak : Baklava yaptırmak.

Pano bağlantısı : Bir panonun arkasına, ortadan yatay olarak konulan sağlamlaştırma çubuğu.

Par bağlamak : Yiyeceklerin üstü küflenmek, pas tutmak.

Peke bağlamah : Sedir yapmak: Peke bağlamak usta işi.

Pelet bağlayıcılar : Pelet yapımı sırasında yemleri bir arada tutan lignosülfonat, bolus alba, karboksimetilselüloz, polimetilokarbamit, melas ve kil gibi maddeler.

Sapmalı bağlantı : İki dirsekle yapılan ve kolaylık sağlıyan bir bağlantı.

Saydam bağlam : P gibi bir önermenin a adının belli bir geçişi için saydam bağlam olması, b gibi her ad için a = b olduğunda p içinde a nın söz konusu geçişi yerine b koymakla elde edilen önermenin p ile aynı doğruluk değerinde olması demektir. saydamsız bağlam. Örn. 2+1 <2+2 önermesi, 2 adının her geçişi için saydam bağlamdır.

Saydamsız bağlam : P gibi bir önermenin a adının belli bir geçişi için saydamsız bağlam olması, p nin a adının bu geçişi için saydam bağlam olmaması demektir. Örn.

Sele bağlantısı : Çatıda, arka dikey borunun üstünde ve selenin altındaki bağlantılar.

Sıfırlı değişken bağlayıcısı : Sıfır sayıda değişken ile kapalı bir deyimden belli bir kapalı deyimi oluşturan yöneten deyim.

Sıkı bağlantı : Hücreler arası alanın kapanacak biçimde birbirleriyle kaynaşması, örtü ve bez epitelini oluşturan hücrelerin üst yüzeylerine yakın olarak hücreleri kuşak veya halka biçiminde sarılmasıyla oluşan hücre bağlantı türü, zonula okludens. Komşu hücrelerin dış zarları düğmecik biçiminde yer yer birbirleriyle birleşerek yüzeyden hücre içerisine geçişler engellenir.

Sıra bağlantılı lamba : Sıra bağlantıda kullanılmak üzere yapılmış lamba.

Sıra sıra bağlamak : Sıkıştırarak, çeke çeke, çözülmeyecek biçimde bağlamak.

Sırt sırta bağlanım : Bir eksicik borusunun üst-üşeğini ötekinin alt-üşeğine bağlama ya da bunun tersini yapma.

Sikke suret bağlamak : Kuruntulu bir tavır takınmak.

Silah bağlanmak : Silâh kuşanmak, silâhlanmak.

Sini bağlamak : Tepside baklava yapmak.

Sinir kas bağlantıları : Sinir uçlarının kas telleri üzerinde dallanmalar yaparak meydana getirdikleri bağlantılar. Sinir uyarıldığı zaman nörotransmitter maddeler uç plâk üzerinden kas telciğine geçerek kas hücresinin Na+ ve K+ iyonlarına karşı geçirgenliği artar ve motor uç plâk depolarize olarak kas hücreleri uyarılır.

Suret bağlamak : Vücut bulmak, teşekkül etmek.

Şekil bağlamak : Şekil almak.

Şöhret bağlamak : Ün almak, şöhret kazanmak.

T bağlantı : Bir T biçiminde yapılmış olan kaynak bağlantı.

Tam bağlantı : Aynı kromozom üzerindeki iki genin rekombinasyona girmediği ve bu nedenle daima aynı gamete birlikte aktarılmaları durumu.

Tamdeyimsel değişken bağlama imi : Belli sayıda değişkene uygulandığında bir tamdeyimden bir önerme oluşturan değişken bağlama imi; dizimsel türü:.

Tarih bağlamak : Tarih tespit etmek.

Tatlı bağlamak : Sini veya tepside tatlı açmak; baklava yapmak.

Telsiz bağlantılı alıcı : Dışarıda yayın takımınca kullanılan, görüntüleri, yerleşik donatımlara telsiz bağlantısıyla aktaran ufak boy alıcı.

Telsiz bağlantısı yayacı : Yüksek tepelere birbirini görebilecek biçimde kurulan, bir önceki yayaçtan aldığı imleri yükselterek bir sonrakine aktaran, hem alıcı hem verici olarak çalışan telsiz bağlantısı sağlayıcı yayaç.

Ters bağlantı : Pis ve temiz su boruları arasında bir bağlantının oluşması.

Tikel bağlanım : (bağlanım çözümlemesi) k bağımsız değişkenden kl'i boşlandığında geriye kalan tek değişken ile bağımlı değişken arasındaki bağlanım.

Tiroksin bağlayan globulin : Karaciğerde sentezlenen, serumda tiroksini ve daha zayıf olarak triiyodotironini bağlayarak taşıyan glikoprotein yapısında bir plazma globulini, TBG. Elektroforezde, α1- ve α2-globulinler arasında göç eder.

Tiroksin bağlayan prealbumin : Tiroksin ve triiyodotironin taşıyan plazma proteini, TBPA.

Topa bağlama : Eskiden adam öldürenlerin, topun ağzına bağlanıp ateş edilerek öldürülmeleri.

Toplam demir bağlama kapasitesi : Serum örneğindeki transferin tarafından bağlanan toplam demir miktarı, TDBK. Demir eksikliği veya demir yüklenmesinin tespit edilmesi amacıyla kullanılır.

Tümden bağlantısız uzay : Her bağlantılı bileşeni tek noktalı bir küme olan topolojik uzay.

Tümel bağlantısız uzay : Her bir noktasının bağlantılı bileşeni yalnızca söz konusu noktadan oluşan ilingesel uzay.

Tüplerini bağlatmak : Döllenmeyi engellemek amacıyla fallop tüplerini operasyonla kapatmak.

Üneze bağlamak : Yol kesmek, pusu kurmak.

Üstel bağlanım : (bağlanım çözümlemesi) X, bağımsız değişken;yanılgı terimi ve a, ß,a değişmezler olmak üzere, Y = biçimindeki ilişkiyi belirten bağlanım.

Yağ bağlamah : Şişmanlamak.

Yağır bağlamak : Giysi yakası terle, tozla çok zor temizlenecek duruma gelmek.

Yağlık bağlamak : Nişanlamak: Ahmet Ağa'nın kızına yağlık bağladılar. Kız sevgilisine evlenme sözü vermek. Çok kirlenmek.

Yağli bağlamak : Börek yapmak.

Yalınç bağlantılı bölge : İçindeki her bir kapalı eğri söz konusu kümeden ayrılmadan içinde bulunan bir noktaya sürekli olarak büzülebilen bölge.

Yalınç bağlantılı uzay : Her kapalı yolu bir noktaya büzülebilen yay bağlantılı uzay.

Yamşah bağlamak : Yaşmak ile yalnız gözler görünecek biçimde başı örtmek.

Yana doğru bağlantı : Bir kesimin etkinliğinin yeni girişimlere ve tasarrufların oluşumuna yol açması.

Yanaşık bağlanım : Elektrik aygıtlarının, gereçlerinin hepsine aynı gerilim uygulanacak ve akımı kollara ayıracak biçimde yan yana bağlanımı, anlamdaş koşut bağlama.

Yavru zarı bağlantılarının yetersiz involüsyonu : Köpeklerde, doğum sonrası dönemde, yavru zarlarının döl yatağına bağlandığı alanlarda, döl yatağının küçülmesinde ve eski normal görünümüne ulaşmasındaki yetersizlik.

Yay bağlantılı uzay : Dilemsel noktaları için x noktasını y ye bağlayacak biçimde bir yay varlayan X ilingesel uzayı.

Yerel bağlantılı uzay : Her bir noktasının bağlantılı kümelerden oluşan bir temel yöreler dizgesi var olan ilingesel uzay.

Yerel yay bağlantılı uzay : Her öğesi ve x in her bir U yöresi için x in her bir U yöresi için x in, olduğunda f(0)=y, f(l)=z, f([0,l])koşullarını gerçekleyen bir f : [0,1] sürekli işlevi var olacak biçimde bir V yöresi varlayan X ilingesel uzayı.

Yol bağlantılı küme : X ilingesel uzayı verildiğinde dilemsel iki a, öğesi için a noktasından b noktasına giden ve kapsamasını gerçekleyen bir yolu varlayan A altkümesi.

Yol bağlantılı uzay : Kendisi bir yol bağlantılı küme olan ilingesel uzay.

Yolun bağlamak : Yolunu kesmek.

Yönelteç bağlantısı : Çatı yatay borusunun ucundaki bağlantı parçası. Buna "kelepçe" de denir.

Yumurta kanallarının bağlanması : Hayvanı kısırlaştırmak için yumurta kanallarının ligatüre edilmesi, tubal ligasyon.

Yük bağlamak : Yükü taşınabilecek şekilde hazırlamak. Yükünü tutmak.

Zayıf bağlar : Hücrede, moleküller arasında önemli etkileşimlere aracılık eden, kopmaları için fazla enerjiye gerek olmayan, kovalent olmayan bağlar. İyonik bağlar, hidrojen bağları, van der Waals bağları gibi. Hücrede moleküller arasında önemli etkileşimlere aracılık eden, kopmaları için fazla enerjiye gereksinim duymayan, iyon ve hidrojen bağları gibi bağlar.

Ara bağlantı : Ayrı devrelerin birbiriyle bağlantısı.

Bağlaç : Eş görevli kelimeleri veya önermeleri birbirine bağlayan kelime türü, rabıt, rabıt edatı: Ve, ya, veya, ya da birer bağlaçtır.

Bağlaç grubu : Bağlaçla veya bağlaçsız birbirine bağlanmış olan, aynı nitelikte iki veya daha çok kelimeden oluşan öbek, bağlaç öbeği.

Bağlaç öbeği : Bağlaç grubu.

Bağlaçlı : Bağlacı olan.

Bağlaçlı tamlama : Adları, sıfatları arasına bağlaç alan ad veya sıfat tamlaması.

Bağlam : Deste. Bir dil birimini çevreleyen, ondan önce veya sonra gelen, birçok durumda söz konusu birimi etkileyen, onun anlamını, değerini belirleyen birim veya birimler bütünü, kontekst. Herhangi bir olguda olaylar, durumlar, ilişkiler örgüsü veya bağlantısı, kontekst. Bent.

Bağlama : Bağlamak işi. Yapılarda duvarları birbirine bağlayan kiriş, putrel vb. Üç çift telli olan ve mızrapla çalınan bir saz. Ulama.

Bağlama hattı : İki ayrı sistemi birbirine bağlayan ve bu sistemler arasındaki enerji alışverişini sağlayan hat.

Bağlama zarf fiili : Bağlaç olan ve görevinde kullanılarak kendinden sonraki çekimli fiile veya fiilimsiye zaman ve kişi bakımlarından uyan -ıp ekini almış fiil: Gelip gitti (Geldi ve gitti) Gülüp geçti (Güldü ve geçti) gibi.

Bağlamacı : Bağlama yapan veya satan kimse. Bağlama çalan kimse.

Bağlamacılık : Bağlamacının yaptığı iş.

Bağlamak : Bir şeyi bir yere veya bir şeye tutturmak. Birinde bir şeye karşı ilgi, istek uyandırarak o şeye ilgi, yakınlık duymasını sağlamak. Düğümlemek. Uyulması zorunlu olmak. Eklemek, bir araya getirmek, birleştirmek. Başka bir işle uğraşamaz durumda olmak. Anlaşma yapmak. Sona erdirmek, bitirmek, tamamlamak. Gönlünü kazanmak. Geçişi engellemek. Büyü, muska vb.nin aracılığıyla birinin birtakım isteklerini veya yetkinliğini engellemek, yok etmek. Birini söz veya yazı ile bağlamak, taahhüt etmek, angaje etmek. Yaraya ilaç koyup bezle sarmak. Bütün ilgisini bir yerde yoğunlaştırmak. Denk yapmak, paket yapmak.

Bağlamalık : Bağlamaya yarayan.

Bağlamsal : Bağlam ile ilgili.

Bağlamsal anlam : Bir sözün kullanılan veya amaçlanan bağlama göre anlam kazanması.

Bağlanak : Bağlantı.

Bağlanım : Bağlanma işi. Siyasal veya sosyal konularda yan tutma.

Bağlanış : Bağlanma işi veya durumu.

Bağlanma : Bağlanmak işi veya durumu.

Bağlanmak : Bağlama işine konu olmak. Yalnızca belli bir işle uğraşmak. Bir şey bir kimseye ayrılmak, tahsis edilmek. Beklenen şey elde edilmez olmak. Sevmek, içten bağlı olmak. Sözle veya yazılı olarak bir şeye bağlanmak, angaje olmak.

Bağlantı : İki veya daha çok şeyin birbiriyle bağlı bulunması, ilişki, irtibat, bağlanak. İki şey arasında ilişki sağlayan bağ. Yapılacak işle ilgili sözlü veya yazılı anlaşma, angajman.

Bağlantı borusu : Katlardaki atık suları toplayıp kolona ileten boru.

Bağlantı doku : Hücreleri ve çeşitli dokuları bir arada tutarak destek ve bağlama görevi yapan hücreler topluluğu.

Bağlantı gücü : Elektrik projesinde belirtilen kurulu güç ve kullanma faktörü göz önüne alınarak hesaplanan güç miktarı.

Bağlantı ünlüsü : Bağlayıcı ünlü.

Bağlantı ünsüzü : Bağlayıcı ünsüz.

Bağlantısız : Aralarında bağlantı bulunmayan, irtibatsız, rabıtasız, angajmansız. Askerî, siyasi yönden hiçbir bloka bağlı olmayan (ülke), bloksuz.

Bağlantısız ülkeler : Bağlantısızlık siyaseti izleyen ülkeler, bloksuz ülkeler.

Bağlantısızlık : Bağlantısız olma durumu, irtibatsızlık, angajmansızlık.

Bağlantısızlık politikası : Bağlantısızlık siyaseti.

Bağlantısızlık siyaseti : Askerî, siyasi yönden hiçbir bloka girmeme siyaseti, bağlantısızlık politikası.

Bağlaşık : Aralarında anlaşma veya sözleşme sağlanmış olan (kimse veya topluluk), müttefik. Sonuç, sebep gibi birbiriyle sıkı sıkıya bağlı ve karşılıklı bağımlı olan (nesne, terim).

Bağlaşıklık : Bağlaşık olma durumu.

Bağlaşım : Eşleme. Bir dizgenin veya alt dizgenin başka bir dizge üzerindeki etkisi. Aralarında ortak çıkar bulunan devletler ilişkisi.

Bağlaşımlı : Aralarında karşılıklı destek ve bağımlılık bulunan.

Bağlaşma : Bağlaşmak işi, ittifak.

Bağlaşmak : Bir şey yapmak için birbirine antlaşma veya sözleşme ile bağlanmak, ittifak etmek.

Bağlatma : Bağlatmak işi.

Bağlatmak : Bağlama işini yaptırmak.

Bağlayıcı : Bağlama niteliği olan. Kuruduğu zaman yüzeyde film oluşturan, pigment ve dolgu maddelerini bir arada tutan, boyanın uçucu olmayan bölümü. Bağlamaya ve birleştirmeye yarayan: "Ve" bağlayıcı bir edattır. Uyulması zorunlu.

Bağlayıcı ünlü : Ünsüzle biten kelime kök ve gövdelerine ünsüz ile başlayan ek getirildiğinde kök ile eki birbirine bağlayan ünlü, bağlantı ünlüsü: al-ı-r, aç-ı-l-mak, gec-i-k-mek vb.

Bağlayıcı ünsüz : Ünlü ile biten kelime kök ve gövdelerine ünlü ile başlayan bir ek eklendiğinde araya giren "y" ünsüzü, koruyucu ünsüz, koruma ünsüzü, bağlantı ünsüzü: okul-da-y-ım, eski-y-ince vb.

Bağlayıcılık : Bağlayıcı olma durumu.

Kemer bağlama : Aile büyüğünün, gelinin beline altın veya gümüş kemer bağlaması töreni, kuşak bağlama.

Kuşak bağlama : Düğün sırasında baba veya başka bir aile büyüğü tarafından gelinin beline kırmızı kurdele dolama. Tarikatlarda, medreselerde belli bir düzeye gelen öğrencilere kuşak takma töreni, kemer bağlama. Karate, judo gibi Uzak Doğu oyunlarında aşama kaydetme.

Tekrarlı bağlaç : Hem . hem, ne . ne, gerek . gerek gibi en az iki kelimeden oluşan ve seçenekli durumlarda kullanılan bağlaç türü.

Telsiz bağlantısı : İki telsiz arasında kurulan haberleşme bağlantısı.

Diğer dillerde Bağıttan doğan borçlar anlamı nedir?

İngilizce'de Bağıttan doğan borçlar ne demek ? : contractual obligations