Baka nedir, Baka ne demek
Yerel Türkçe'deki anlamı:
Bak: Baka neler yapıyor.
Dik (çift demiri için).
Teknik terim anlamı:
Baksan a!.
Baka ile ilgili Cümleler
- Tom'a onun köpeğine bakacağımı söyledim.
- Derin bir hayranlıkla gözlerini kıza kaptırmış, kedi ciğere bakar gibi süzüp duruyordu.
- Bakan önümüzdeki hafta Meksika'yı ziyaret edecektir.
- Bakanlık binasındaki dev posterde "cehalet köleliktir!" diyor.
- Bakar mısınız, buralarda şu boylarda bir çocuk gördünüz mü?
- Bakalım başka ne yapabilirim.
- Ben ona bir bakabilir miyim?
- Bakalım bir cevap verecek mi?
- Kim olduğumu anlasın bakalım!
- Ne yapabileceğimize bakalım.
- Senin için çocuklarına bakacağım.
- Artık buna bakamam.
- Bakalım o an aklından ne geçiyor? Hangi karının götüne baktı hangi karının memesine baktı kiminle yatmak istedi ne kadar merak uyandırıcı değil mi?
- Galileo, Ay'a teleskopla bakan ilk kişiydi.
- Belli olmaz, bakarsın denizaşırı yolculuğundan bir servetle döner.
- Afedersiniz ama fotoğrafa bir kez daha bakayım.
Baka ile ilgili Atasözü veya Deyim
adamın yere bakanından, suyun yavaş akanından kork : duygu ve düşüncelerini açığa vurmayan sessiz insan yavaş akan derin su gibi tehlikelidir anlamında kullanılan bir söz.
ağaca çıkan keçinin dala bakan oğlağı olur : çocuklar ana ve babalarından öğrendiklerini yapmaya özenirler anlamında kullanılan bir söz.
ahbap kusuruna bakan ahbapsız kalır : dostların ufak tefek kusurlarına bakmamak gerekir anlamında kullanılan bir söz.
atına bakan ardına bakmaz : görevini eksiksiz yapan, aracını iyi kullanan kimse, kendisini kötü duruma düşmekten kurtarmış olur anlamında kullanılan bir söz.
bakalım (veya bakayım) : içinde yer aldığı cümlenin güvensizlik, kuşku, merak, uyarma ve benzerleri anlamlarını pekiştiren bir söz.
bakan göze bağ olmaz : herkesin gözü önündeki şeye bakılması önlenemez anlamında kullanılan bir söz.
bakan yemez, kapan yer : bir şey yalnızca bakmakla elde edilemez, onu ele geçirmek için davranmak gerekir anlamında kullanılan bir söz.
bakar mısınız : tanımadığı bir kimseye kendisiyle ilgilenmesi için söylenen bir söz.
bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur : bakılıp onarılan şeylerden yararlanılır, bakımsız bırakılanlardan bir yarar elde edilemez anlamında kullanılan bir söz.
bakarsın : belli olmaz anlamında kullanılan bir söz.
biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar : herkesin yararlanabileceği şeyden bazıları yararlanır da başkalarına yararlanma fırsatı vermezlerse büyük kavga çıkar anlamında kullanılan bir söz.
(birinin) ağzına bakakalmak : sözlerine hayran olmak.
dost başa, düşman ayağa bakar : iyi bir görüntü verebilmek için her zaman temiz giyinip kuşanmak gereklidir anlamında kullanılan bir söz.
el ağzına bakan, karısını tez boşar : kişi, özel hayatı ile ilgili ciddi konularda başkasının düşüncesiyle değil kendi düşünceleriyle karar vermelidir anlamında kullanılan bir söz.
esasına bakarsan : aslına bakarsan.
gözünün içine baka baka : cesaret ve soğukkanlılıkla.
işine hor bakan boynuna torba takar : işini küçümseyen kişi para kazanamaz, para kazanamayanın sonu ise dilenciliktir anlamında kullanılan bir söz.
kedi ciğere bakar gibi bakmak (veya süzmek veya seyretmek) : imrenerek bakmak.
kıçına bakarak (veya baka baka) : başvurduğu yerden olumlu sonuç alamayarak.
üzüm üzüme baka baka kararır : her zaman bir arada bulunan, arkadaşlık eden kimseler, birbirlerine huy aşılar anlamında kullanılan bir söz.
yere bakan yürek yakan : uysal ve uslu göründüğü hâlde sinsice kötülük yapan anlamında kullanılan bir söz.
yüzüne bakamaz olmak : utanç, yüreksizlik ve benzerleri sebeplerle bir kimsenin karşısına çıkamamak.
Baka anlamı, kısaca tanımı
Akar bakar : Bakışımlı (mütenazır) toprak meyli, haddıfasıllar. Osmanlı yönetim örgütündeki yönetim bölgelerinin sınırları saptanırken gözetilen ırmak ve doruk çizgileri
Avrupa birliği bakanlar konseyi : Avrupa Birliğine üye ülkelerin Bakan düzeyindeki temsilcilerinden oluşan, yasama yetkisini Avrupa Parlamentosu ile yürütme yetkisini ise Avrupa Birliği Komisyonu ile beraber kullanan temel karar organı.
Baka durmak : Bakmakta devam etmek.
Baka hey : Bak bana"anlamında hitap: Baka hey Amet be!. Demek ki: Baka hey gideyir ha!.
Bakabilme : Bakabilmek işi.
Bakabilmek : Bakma imkânı veya olasılığı bulunmak.
Bakacak : Bir tepede çevresinin en iyi görülebildiği yüksek yer, gözetleme yeri. Balkon. Pencere. [Bakınız: bakanak]. Güzel, manzaralı: Ne bakacak ördek. Evleri var bakacak, O yar beni yakacak. Evliyaların, mezarı, türbe: Çocuk hasta, bir kerede Niharuz'daki bakacağa götüreceğim. Ayna. Çevreyi en iyi gören yer, gözetleme yeri. Ayna. (Yurfındık, İnönü Eskişehir). I. Her tarafı görebilecek yer, tarassut yeri. Göz. Balıkesir şehri, merkez belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge. Çanakkale şehrinde, Kacak nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Diyarbakır ili, Bismil belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Düzce ili, Gölyaka belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge. Erzincan şehrinde, Çatalçam bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Sakarya şehri, Karadere bucağına bağlı bir yer. Sakarya kenti, Pamukova ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge. Samsun ili, Tekkeköy belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yer.
Bakacakkadı : Zonguldak şehri, Gökçebey ilçesi, merkez bucağına bağlı bir bölge.
Bakacaklıçiftliği : Çanakkale şehri, Biga belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.
Bakacık : Bir tepede çevresinin en iyi görülebildiği yüksek yer, gözetleme yeri. Mardin şehrinde, Girmeli bucağına bağlı bir yerleşim birimi. Van ilinde, Edremit ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yer.
Bakaçak : Bir tepede çevresinin en iyi görülebildiği yüksek yer, gözetleme yeri.
Bakadurma : Bakadurmak işi.
Bakadurmak : Bakma işini sürdürmek.
Bakağan : Bakıcı.
Bakakalış : Bakakalma işi.
Bakal : Karatavuk. Manav, sebzeci.
Bakalak : Bekleyici, gözleyici: Çocuğa bakalak ol. Bakalak ol da bahçeye sığır girmesin. Bakarak, gözetleyerek: Geldiğim yerlere bakalak geldim; inek filan görmedim. Boz renkli, tepeli bir çeşit tarla kuşu.
Bakalak olmak : Beklemek, göz kulak olmak: Şurada dur da Ahmed'e bakalak ol. Bakmak, gözetmek, kollamak.
Bakalaryo : Barlam balığı.
Bakale : Şaşma, korku, pişmanlık, beğenmeme, öfke, acıma bildirir ünlem.
Bakalyaro balığı : Barlam balığı.
Bakamak : Hayvanın mahmuz tırnağı: Horozun bakamağına bak.
Bakampisilin : Antibakteriyel spektrumu, etki gücü ve farmakokinetik özellikleri amoksisiline benzeyen yarı sentetik penisilin türevi bir madde.
Bakanay : Ay gibi aydınlık saçan.
Bakanlar kurulunun arabuluculuğu : Toplu iş uyuşmazlığının herhangi bir aşamasında başbakan ya da görevlendireceği bir bakanın karşıtlara bir arada ya da ayrı ayrı önerilerde bulunarak uyuşmazlığın giderilmesinde çaba göstermesi.
Bakanlar kurulunun kamulaştırma yetkisi : Yasalarda belirtilen koşullarla Bakanlar Kuruluna tanınan kamulaştırma yetkisi.
Bakanlık denetmeni : Milli Eğitim Bakanlığına bağlı orta dereceli okullar ile yüksek okullarda görevli öğretmen ve öğrencilerin çalışmalarını denetleyen, gerektiğinde resmi ya da özel eğitim ve öğretim kurumlarında bakan adına soruşturma ve inceleme yapan denetmen.
Bakanlık disiplin komisyonu : M.E.B. Müsteşarlarının başkanlığında Teftiş Kurulu Başkanı, ilgili genel müdürler ve Bakanlık Hukuk Müşavirinden oluşan, öğretmenler ile öğretmen yetiştiren yüksek okul öğrencilerinin disiplin suçlarını inceleyen komisyon.
Bakar : Ayna.
Bakar körlük : Bakar kör olma durumu. Gözde herhangi bir patolojik değişim olmaksızın, beyinde, omurilikte veya göz sinirindeki değişimlere bağlı olarak biçimlenen görme kaybı, amarozis, kara su illeti, parlak körlük, hlk. kara körlük.
Bakar olmak : Beklemek, göz kulak olmak.
Bakar sığırı : Hindistandan köken alan, rengi genellikle gri veya grimsi beyaz, alnı geniş ve düz veya hafif dışbükey, gözleri büyük ve hafif dışa doğru çıkık, boynuzları orta büyüklükte, kulakları sarkık, boynu kısa, hörgücü sıkı ve sağlam, gerdanı orta büyüklükte, düşük kaliteli yemleri iyi değerlendiren, iş verimi yönünde yetiştirilen, ineklerinin süt verimi iyi sığır ırkı.
Bakaraca : Dam loğlarını çekmek için tahtadan yapılmış aygıt.
Bakarak olmak : Beklemek, göz kulak olmak.
Bakare : Makara.
Bakas : Aptal, alık, sersem.
Bakasya : Boz renkli, uzun gagalı, keklikten küçük bir kuş.
Bakavu : Köpeklerin boynuna takılan çivili tasma.
Bakayazma : Bakayazmak işi.
Bakayazmak : Bakacak gibi olmak. Bakadurmak.
Bakayorurken : Bakarken, bakıpdururken, bakmakta iken.
Deve nalbanda bakar gibi : Hiç görmediği, bilmediği bir şeye bakar gibi.
Du bakam : Dur! hareket etme!.
El eline bakası : Başkasına muhtaç olasın anlamında ileriç.
Ge bakam : Gel bakalım!.
Kehten bakan : Domuz.
Maliye bakanlığı : Devlete ilişkin genel giderleri karşılamak amacıyla gelir kaynakları bulmak ve bunları toplayarak giderleri karşılamak, vergi koymak, para işleri ve bunlara dayanak olabilecek işlemlerin tümünü düzenleyerek uygulamakla görevli Bakanlık.
Sürekli yansımalı bakaç : Yansıtıcı bölümü mercek ile örtü arasında kaldığı için, konunun görüntüsünün alıcı çalıştığı vakit de izlenebildiği bakaç çeşidi.
Süreksiz yansımalı bakaç : Alıcı çalıştırıldığında yansıtıcı bölümü ortadan kalktığı için görüntü vermeyen bakaç çeşidi.
Tecim bakanlığı : Ülkenin yurt içinde ve dış ülkelerde uygulayacağı tecimsel işlemleri düzenlemekle görevli bakanlık.
Televizyonlu bakaç : Yansımalı bakaçların, kapalı yayınla birleştirilmiş biçimi (Bu durumda ortaya bir elektronik bakaç çıkar. Bu bakaç, alıcının optik bakacına elektroniğin uygulanmasıyla geliştirilmiştir).
Yansımalı bakaç : Aynalı bir örtücünün pencereyi örttüğünde mercekten gelen görüntüyü yansıtmasına dayanan ve mercekten girip film üzerine düşen görüntünün tıpkısını izleme olanağı veren bakaç.
Yere bakan : Sinsi.
Bakaç : Dürbün. Vizör.
Bakakalma : Bakakalmak işi.
Bakakalmak : Şaşkınlığa uğrayıp ne yapacağını bilmez durumda kalmak.
Bakalit : Formaldehit ile bir fenolün yoğunlaşması sonucu elde edilen yapay reçine.
Bakalitli : Bakalit kaplamalı.
Bakalorya : Üniversitelere girebilmek için lise öğreniminden sonra verilen olgunluk sınavı.
Bakam : Baklagillerden, odunundan kırmızı boya çıkarılan bir ağaç (Haematoxylon campechianum).
Bakan : Hükûmet işlerinden birini yönetmek için, genellikle milletvekilleri arasından, başbakan tarafından seçilerek cumhurbaşkanınca onaylandıktan sonra işbaşına getirilen yetkili, vekil, icra vekili, nazır.
Bakanak : Geviş getiren hayvanların ayaklarının arkasındaki körelmiş tırnak, kemik çıkıntısı.
Bakanlar kurulu : Devletin görevlerini yerine getirmesini sağlayan, başbakan ve bakanlardan oluşan yetkili organ, hükûmet, kabine.
Bakanlık : Bakan olma durumu, vekillik, nezaret, vekâlet, nazırlık. Bakanın yönetimi altındaki kuruluşların bütünü, nezaret, vekâlet, nazırlık. Bu kuruluşların bulunduğu yer.
Bakar kör : Gözleri sağlam göründüğü hâlde göremeyen. Çok dikkatsiz (kimse).
Bakara : İskambil kâğıdı ile oynanan bir kumar.
Bakarak : Göre.
Bakaya : Askerlik çağına girenlerden son yoklamalarını yaptırarak askerlik kararı aldırdıkları hâlde çağrıldıklarında gelmeyen veya gelip de kıtalarına gitmeden toplandıkları yerlerden ayrılanlar. Ait olduğu yıl içinde toplanamayıp ertesi yıla kalan vergiler. Kalıntılar.
Devlet bakanı : Bazı resmî kuruluşların yönetimini başbakan adına üstlenen hükûmet üyesi.
Diğer dillerde Baire uzayı anlamı nedir?
İngilizce'de Baire uzayı ne demek ? : baire space

Bu kısımda Baka nedir? Baka ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Baka tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Baka hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.