Diki nedir, Diki ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Biraz, bir parça, azıcık.

Çalımlı(kimse).

[Bakınız: dıkı].

Tane: Üç diki şeker ver.

Et parçası.

Kemikli ya da kemiksiz pişmiş et, kavurma.

Etli ufak kemik parçası.

Pamuk ipliği.

İplik.

Diki ile ilgili Cümleler

  • “Dükkânın önünde bu kadar dikilip kalmasının sebebi de bu olabilirdi.”
  • “Soruların yanıtlarını buldum mu ne gezer ama nedense aptal kafam burnunun dikine gitmeyi sürdürdü.”
  • “Jale ... bilmem ben onu yine yakın dikize almış mıydım?”
  • “Gidip iskelenin başına dikiliyor gelen yolcuyu buyur etmek için.”
  • Dikiş dikmeyi seviyorum.
  • “Evvel zaman içinde, kafasının dikine giden bir kuş varmış, kışın güneye göç etmemeye ant içmiş.”
  • “Şimdi kulakları, seslerimize dikilmiş bir köpek gibi yatıyordu.”
  • Bahçede çiçek dikiyor.
  • O bana dikiş dikip dikemediğimi sordu.
  • “Sizi bucak bucak arayan ölüm, nihayet izinizi bulup karşınıza dikildi mi?”
  • Dikiş dikmeyi bıraktı ve biraz çay içti.
  • Dikizleyelim.
  • Dikiş makinesi eskisi kadar kullanılmıyor.
  • Bir dikiş makinem var ama onu çok nadir kullanıyorum.
  • Orada öyle dikilme. İçeri gir.
  • Annem bana bir dikiş makinesi verdi.
  • “Bütün arkadaşlar yarın ele ele vererek karşınıza dikilirler.”
  • “İsterseniz siz masanın altından dikiz edin ama belli olmasın.”
  • İyi dikiş makinesini nereye koyduğumu hatırlayamıyorum.
  • Kafasına iki dikiş attılar.
  • Ben bir portakal ağacı dikiyorum.
  • Ali dikiz aynasını kontrol etti.
  • O kısaca baktı ve dikişine geri döndü.
 

Diki ile ilgili Atasözü veya Deyim

başına dikilmek : birinin yanından uzaklaşmamak, onu denetim altında bulundurmak bir işi yaptırmak için birinin yanında ayakta durmak bir şeyin yanında ve ayakta beklemek.

burnunun dikine (veya doğrusuna) gitmek : öğüt dinlemeyerek kendi bildiği gibi davranmak.

dikilip durmak (veya kalmak) : bir yerde kısa bir süre ayak üstünde durmak.

dikine gitmek : Aksine hareket etmek.

dikiş atmak : yarılan veya yırtılan deriyi dikişle bir araya getirip tutturmak.

dikiş tutturamamak : bir işte veya bir yerde herhangi bir sebeple uzun süre kalamamak.

dikişini almak : dikilmiş yaranın ipliklerini kesip çıkarmak.

dikiz etmek (veya geçmek) : gözetlemek.

dikize almak : gözetlemek.

kafasının dikine gitmek : kendi düşünce ve görüşünün en iyi olduğuna inanarak kimsenin öğüdünü, uyarısını dinlememek.

karşısına dikilmek : birinin karşısında durmak karşıt olmak engel olmak.

kulağı dikilmek : konuşulanları dinlemek için dikkat kesilmek.

önüne dikilmek : gelip karşısında durmak, karşısına dikilmek karşısındakine engel olmak istediğini söz veya davranışıyla göstermek.

Diki tanımı, anlamı

Absorbe olmayan dikiş materyali : Emilemeyen dikiş malzemesi

Ağ dikişi : İki ağ parçasının iki veya daha fazla göze sırasının bir iplik kullanılarak düğümlenmeden birleştirilmesi.

Ak çizgi dikişi : Küçük hayvanlarda ak çizgiye uygulanan dikiş yöntemi, linea alba dikişi.

Aralıklı dikiş kaynağı : Aralıklı dikiş kaynağı işlemi sonucu oluşan kaynak.

 

Aralıklı dikiş kaynağı yapma : Aralıklı bir yöntemle, bir tür dikiş kaynağı yapma işlemi.

Atlas dikişi : Yorgancılıkta baklava biçimi dikiş.

Basit ayrı dikiş : Yarada sağ veya soldan başlamak suretiyle önce dıştan içe, sonra devamla karşı yara kenarına içten dışa batırılarak geçirilmesi ve yara dudaklarının düzgün olarak karşılıklı gelecek biçimde düzeltildikten sonra her seferinde ayrı düğüm konulmasıyla uygulanan dikiş çeşidi.

Basit sürekli dikiş : Yaranın başlangıcına basit ayrı dikiş konulduktan sonra iğnenin yara dudaklarına eşit uzaklıktan ve birbirine eşit aralıklarda batırılarak işlemi yaranın diğer ucuna kadar sürdürülerek son bir düğümle sonlandırıldığı dikiş çeşidi.

Buhner dikişi : İneklerde prolapsus vajinanın tedavisi amacıyla Buhner şeridi ve iğnesi kullanılarak vulvaya konan dikiş.

Cushing dikişi : Sürekli (U) dikişinin yara hattına paralel olarak yer alan kısımlarının sero-müsküler kattan geçip submukozaya kadar ulaştığı halde ipliğin mukozayı delip organın kanalından geçmemesi biçiminde yapılan dikiş.

Czerny lembert dikişi : Mide, bağırsak ve döl yatağının mukoza katından geçirilmeden sero-müsküler geçirilip (iplik ucu yara dudağının kesit yüzü içinden geçirilir) daha sonra bir öncekinin üzerine yara dudaklarına dikey olacak biçimde sero-müsküler tabakadan geçecek tarzda uygulanan dikiş.

Damak dikişi : Sert damak mukozası üzerinde ortadaki çizgi biçimindeki dikiş izi, rafe palati.

Dikey u dikişi : İğnenin yara dudaklarına olguya göre 1-1.5 cm uzaktan batırılarak karşıya geçirilip aynı hat üzerinde fakat yara kenarına yakın olarak iğnenin ters yönde geçirilmesiyle elde edilen dikiş, matres dikişi.

Dikici ustalığı : Ayakkabıcılık.

Dikicibaşı : Dikici esnafın kâhyası.

Dikicik : İşte, orada, şurada.

Dikidek atmak : Korku ve heyecanla birdenbire irkilip sıçramak.

Dikik : Dik.

Dikil : Horoz. Alık.

Dikilebilme : Dikilebilmek işi.

Dikilebilmek : Dikilme imkânı veya olasılığı bulunmak.

Dikilenti : Yel, sancı.

Dikilgen : Yel, sancı. Sancı.

Dikili tarım arazileri : Meyve, asma, fındık, fıstık, gül, çay gibi ağaç, ağaççık ve çalı biçimindeki çok yıllık bitkilerin dikili olduğu tarım arazileri.

Dikilik : Yün ve tiftikten bükülerek yapılan ince ip.

Dikilikaya : Eskişehir ilinde, Çifteler belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Dikilitaş : (Mimarlık) Önemli bir olayın ya da bir utkunun anısı için dikilmiş tek parça yüksek taş. Dikine yerleştirilmiş, tek parça taştan yapılmış anıt. Adana ilinde, Kozan ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yer. Adana şehri, Kösreli nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Adıyaman şehri, Kızılin nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri. Ankara kenti, İkizce nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. İçel kenti, merkez belediyesi, merkez bucağına bağlı bir bölge. Kayseri ilinde, Örenşehir bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Konya şehri, Seydişehir ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Manisa kenti, Demirci belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge. Niğde şehri. Sivas kenti, Yavu nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Dikiliverme : Dikilivermek işi.

Dikilivermek : Ansızın veya çabucak dikilmek.

Dikilme durmak : Vücudun belirli bir yerine sancı girmek, saplanmak: Geçen gün sırtıma bir dikilme durdu hiç iş yapamıyorum.

Dikiltokmak : Tepe taklak: Dikiltokmak düştü.

Dikim dikim : Lime lime, parça parça.

Dikin : Giyim eşyası. Dikiş.

Dikin dikmek : Giyecek eşya dikmek.

Dikin tutmak : Dikilen dikiş, çakılan çivi sağlam olmak.

Dikine kırık : Katmanların doğrultusunu, 90°'lik bir açıyla kesen kırık.

Dikinmek : Dikmek, diktirmek (elbise): iki takım elbise dikindim.

Dikinüstü : Dik aşağı, baş aşağı.

Dikirak : Az dik, dikçe. Az büyük, büyücek.

Dikirek : Uzunca: Senden biraz dikirek bir oğlum var.

Dikirgen : Yel, sancı.

Dikis : Çok sıkıştırılmış, bastırılmış, dolu, sıkı.

Dikiş kaynağı : Dikiş kaynağı yaptıktan sonra oluşan kaynak.

Dikiş kaynağı yapma : Metal yüzey üzerine, bir doğrultu boyunca uygulanan direnç kaynağı yapma işlemi.

Dikiş materyali : Yaraların dikilmesi için kullanılan ipek, naylon, kat-güt gibi malzeme.

Dikişsiz boru : Bir bütün olarak yapılan, dikişi olmayan çelik boru.

Dikitli çizim : Verileri düşeyliğine dizilmiş çeşitli uzunluktaki çubuklarla gösteren yalınç çubukçizim. bk. çizim, çubukçizim.

Dikittirmek : Ayakta bekletmek. Birini çok koşturmak.

Dikiverme : Dikivermek işi.

Dikivermek : Ansızın veya çabucak dikmek.

Dikizcilik : Gözetleyicilik.

Dikizleniş : Gözetleniş.

Dikizlenme : Gözetlenme.

Dikizlenmek : Gözetlenmek.

Dikizletme : Gözetletme.

Dikizletmek : Gözetletmek.

Dikizleyebilme : Gözetleyebilme.

Dikizleyebilmek : Gözetleyebilmek.

Dikizleyiş : Gözetleyiş.

Emilebilen dikiş malzemesi : Sentetik veya doğal olan ve vücut tarafından emilebilen dikiş malzemesi, absorbe olan dikiş materyali.

Emilemeyen dikiş malzemesi : Sentetik veya doğal olan ve vücut tarafından emilmeyen dikiş malzemesi, absorbe olmayan dikiş materyali.

Flessa agrafıyla vulva dikişi : İneklerde prolapsus vajinanın tedavisinde flessa agrafı olarak adlandırılan, metal pin ve uçlarında ağaçtan yapılmış somundan ibaret olan materyalle vulvaya konan dikiş.

Gün dikilmek : Öğleye yaklaşmak. Öğle vakti olmak.

Gün dikimi : Öğle vakti.

Gün göğe dikilmek : Güneş zeval noktasına gelmek.

Kıl dikici kasları : Kılların dikleşmesini sağlayan çizgisiz kas demetçikleri, muskuli arrektores pilorum.

Kilitli dikiş : İlk düğüm konulduktan sonra ipliğin kesilmeden iplik ucunun her defasında yara dudaklarını saran bir önceki iplik halkasının içinden geçirilerek gerilmesi ve işlemin yara sonuna kadar sürdürülüp son bir düğüm konulmasıyla uygulanan dikiş.

Konnel dikişi : Minder dikişi.

Köşe dikişi : Köşelere yapılan özel kaynaklara verilen ad.

Küçük kauçuk tüplerle u dikişi : Dikildiği zaman fazla gerginlik yaratacak yaralarda ipliğin deriyi kesmemesi için başvurulan U dikişinde yara hattına paralel olarak ipliğe her iki taraftan birer tane olmak üzere 1 cm boyunda ve en fazla kurşun kalem çapında kauçuk veya plastik tüpler geçirilerek uygulanan dikiş.

Lembert dikişi : İğnenin yara dudaklarında tunika seroza ve tunika muskularis katından geçtiği submukozaya kadar inmeden yara dudaklarına dikey olarak sürekli veya basit ayrı dikiş biçiminde uygulanan dikiş yöntemi.

Linea alba dikişi : Ak çizgi dikişi.

Matres dikişi : Dikey U dikişi.

Metal dikiş malzemeleri : Paslanmaz çelikten yapılmış, son derece dayanıklı, dokuları yırtmayan ve iyi bir biçimde steril edilebilen dikiş malzemeleri.

Minder dikişi : Dikişin dışta kalan iplik kısımlarının yara hattına paralel iç kısımda ise dikey olduğu ve ipliklerin yara dudaklarında bağırsak veya mide duvar katlarının hepsinden geçirildiği sürekli u dikişi, konnel dikişi.

Naylon dikiş materyali : Emilemeyen sentetik, monofilament ve multiflament olarak kullanılabilen dikiş materyali.

Nişan dikilmek : İşaret konulmak.

Pamuk dikiş ipliği : Bazı kornea dikişlerinde kullanılan dikiş ipliği.

Pano dikişi : (Doğaçlama): Türk doğaçlama tiyatrolarında dekor parçalanın iplerle birbirine tutturma işi. Sahnede kurulan dekor parçalarınnı iplerle birbirine bağlanması.

Sağrı dikişi : İneklerin prolapsus vajinalarının tedavisinde metal plaklar ve metal pinler kullanılarak sağrı bölgesine konan dikiş.

Supramid dikiş materyali : Sentetik, emilemeyen naylon benzeri çok lifli dikiş materyali.

Şimiden dikişi : Bağırsak, döl yatağı, mide gibi iç organlara uygulanan ve yara dudaklarında iğnenin sürekli içten dışa doğru girmesiyle uygulanan sürekli dikiş.

Tendo yırtığında dikiş uygulaması : Kopan tendo uçlarının birbirine dikilerek tutturulması işlemi.

Tömbe dikilmek : Takla atmak.

Tütün kesesi ağzı dikişi : Özellikle rektum prolapsuslarında organın tekrar dışarıya çıkmaması amacıyla ipek iplik veya katgütle belirli aralıklarla dairesel olarak uygulanan dikiş.

Yatay u dikişi : Basit ayrı dikiş gibi yara kenarlarında bir yandan diğerine iplik geçirilerek başlayıp sonra aynı işleme devamla, bu kez ters yönde yara dudaklarından geçirilerek U harfi biçimini alan iplik uçları yaranın bir tarafında kalmak üzere düğümlenerek oluşan dikiş.

Yıv dikişi : Ağız ağıza konmuş iki parçanın ara dikişi.

Biçki dikiş kursu : Terzilik mesleğini öğretmek amacıyla verilen kurs.

Biçki dikiş yurdu : Halka açık terzilik mesleğini öğretme ve uygulama yeri, biçki yurdu.

Bir dikişte : Ara vermeden (içmek).

Çift dikiş : Birbirlerinden geçen iki sıra düz dikiş. Bir sınıfta iki yıl üst üste okuma, çifte dikiş.

Çifte dikiş : Çift dikiş.

Dikici : Tarımla uğraşan kimse, çiftçi. Dikişçi. Sökük ayakkabıları onaran kimse. Yeni yapılmış olan ayakkabıların dikiş işini yapan kimse.

Dikicilik : Dikicinin yaptığı iş.

Dikili : Dikilmiş olan. İzmir iline bağlı ilçelerden biri.

Dikili taş : Önemli bir olayın durumu veya bir zaferin anısı için dikilmiş tek parça yüksek taş, obelisk.

Dikiliş : Dikilme işi.

Dikilme : Dikilmek işi.

Dikilmek : Dikme işi yapılmak. Ayakta durmak. Karşı koymak, engellemek. Dik duruma gelmek. Bazı üreme organları dokularına kan dolmasıyla sert ve dik bir duruma gelmek. Göz belli bir noktaya uzun süre bakmak.

Dikim : Dikme işi. Bitki dikme işi.

Dikimevi : Giysi ve çamaşır dikilen iş yeri.

Dikimhane : Dikimevi.

Dikine : Dikey olarak, diklemesine. İnadına.

Dikine tıraş : Karşısındakini sinirlendirecek biçimde söylenilen yalan, aşırı palavra.

Dikiş : Dikme işi. Dikilecek şey. Dikilen yer. Giysi üzerinde gözle görülen dikilmiş iplik yolu. Giysi dikme işi, terzilik.

Dikiş iğnesi : Dikiş dikmek için özel olarak yapılmış iğne.

Dikiş makinesi : Dikiş dikme işlerinde kullanılan, kol veya elektrik gücüyle çalıştırılan alet.

Dikiş okuması : Çingene kavgalarının en uzun ve en ağza alınmaz tekerlemesine verilen ad.

Dikiş payı : Kumaş biçerken kumaşın kenarından dikiş yerine kadar bırakılan bölüm.

Dikişçi : Terzi.

Dikişçilik : Terzilik.

Dikişli : Dikişi olan, dikiş yapılmış.

Dikişsiz : Dikişi olmayan. Yapıştırma yoluyla yapılmış.

Dikit : Mağaralarda tavandan damlayan kireçli suların katılaşmasıyla tabandan yukarıya doğru oluşan kalker birikintisi, stalagmit.

Dikiz : Gözetleme.

Dikiz aynası : Taşıtlara veya yol dönemeçlerine arka tarafı görebilmek için konulan ayna.

Dikizci : Gözetleyici.

Dikizleme : Gözetleme.

Dikizlemek : Gözetlemek.

Dikizlik : Gözetleme deliği.

Gün dikilmesi : Tam öğle vakti, zeval.

Özel dikiş : Genellikle bir tane dikilen ve özel kesimlere sahip giysi.

Tel dikiş : Telle yapılmış olan dikiş.

Zikzak dikişi : Nakışta ve terzilikte zikzak biçiminde yapılmış olan dikiş.

Diğer dillerde Dikgen kümeler anlamı nedir?

İngilizce'de Dikgen kümeler ne demek ? : orthogonal sets