Donu nedir, Donu ne demek
Yerel Türkçe'deki anlamı:
Doğru.
Donu ile ilgili Cümleler
- Kıçında donu yok, fesleğen ister başına.
- Götünden donunu alsalar ruhun duymayacak.
- Tom, Mary'nin donutundan küçücük bir ısırık aldı.
- Biz donuyoruz.
- Donuyor musun?
- Komitenin üyeleri ne kadar da yaşlı kendi donunu toplayamıyor.
- Parmak uçlarım donuyor.
- Ayaklarım donuyor.
- Donuyor olmalısın.
- Kulaklarım donuyor.
- Erik; düne kadar tanıdığım en donuk insan olan Emily'den daha donuk.
- Donuyorum.
- Ekin erken donun bir sonucu olarak ciddi hasar gördü.
Donu ile ilgili Atasözü veya Deyim
ayağında donu yok, fesleğen ister (veya takar) başına : yoksulluğuna bakmayarak süs ve gösteriş yapmak ister anlamında kullanılan bir söz.
donuna etmek (veya kaçırmak veya doldurmak veya yapmak) : küçük veya büyük abdestini donuna etmek Mecaz anlamı çok korkmak.
donup kalmak : donakalmak.
Donu anlamı, tanımı
Donu bozuk olmak : Rengi çirkin olmak: Bu öküzün donu bozuk
Donu dönmek : Şekli değişmek.
Donuca : Tetanos hastalığı.
Donucu : At, eşek ve benzerleri hayvanlarda soğuk almaktan, terli ve yorgunken su içmekten ileri gelen hastalık. Tetanos hastalığı. [Bakınız: doğuca]. [Bakınız: doluca].
Donuç olmak : Hayvan soğuk algınlığı hastalığına yakalanmak.
Donugun : Her zaman: Donugun söylerim sana.
Donuk açınık : Ö açınığına denir.
Donuk görüntülük : Parlaklığı her görüş açısından aynı olan, yansıtıcı özellikte perde.
Donuk usyarılım : Belirtileri özellikle devimsel alanda gelişen, kimi durumlarda devinimlerde donukluk, tutukluk ve olumsuzluğa yol açan, kimilerinde ise aşırı hareketlilik, coşkusal patlama ve taşmalar biçiminde ortaya çıkan usyarılım türü.
Donuk yüzey : Parlak olmayan, donuk görünüşteki metal yüzeyi.
Donuklaşma : Donuklaşmak durumu.
Donuklaştırma : Donuklaştırmak işi.
Donuksamak : Üzülmek, ağlamaklı olmak.
Donulmak : Donmak.
Donun ağarsın : Çamaşır yıkayanlara kolay gelsin anlamında söylenen söz.
Donup : Değirmen çarkının büyük kasnağı.
Donurca : Tetanos hastalığı.
Donus : Domuz.
Donuşmak : Somurtmak, sessiz ve dargın durmak. Hayrette kalmak, dona kalmak. [Bakınız: domuşmak]. Hasta iyileşmeye başlamak. Küsmek.
Donuşmuş öğe : Dilde artık bağımsız bir varlığı, kendi başına bir kuruluşu, bir1 evrimi olmıyan bir çeşit ölü kelime (DONUŞMA, Fixation); "Süngü tepreşmesin" deyiminde geçen ve kemik anlamına gelen Sünk gibi.
Donuşuh : Uyuşuk kişi.
Donuşup durmak : Ortada biçimsiz bir şekilde kalmak. Sırıtmak, sırıta kalmak.
Donuverme : Donuvermek işi.
Donuvermek : Kısa sürede donmak.
Donuz : Domuz.
Donuz ağırşağı : Şalgam, yer elması.
Donuz balığı : Yunus balığı.
Donuz batıran : Geçilmesi zor çamurlu yer, bataklık.
Donuz çömelden : Kuzeyden, kuzey doğudan esen çok soğuk rüzgâr.
Donuz kıran : Kuzey batıdan esen rüzgâr.
Donuz otu : Eğrelti otu.
Donuz oyunu : Ağaçtan yapılan, küçük top büyüklüğündeki donuz ile oynanan bir çocuk oyunu. Ebe açılan çukura donuzu sokmaya, diğer çocuklar da sopa ile buna engel olmaya çalışırlar.
Donuz topu : [Bakınız: domuz topu]. Domuz sürüsü halinde, vücutları top halinde.
Donuzbalığı : Derelerde yaşayan, siyah renkli, yuvarlak başlı ve gövdeli bir çeşit balık.
Donuzbaşı : Hayvanların vücutlarında genellikle boğaz ve kulak arkalarında şişkinlik şeklinde beliren hastalık.
Donuzbıtırağı : Uçları iğne gibi dikenli bir çeşit bitki, xanthium strumarium compositae.
Donuzdamı : Bir yerin çok soğuk olduğunu belirtmek için kullanılır.
Donuzdamı olmak : Gıyabındaki söylentiyi işitince kızmak, sinirlenmek.
Donuzeriği : Yabani erik.
Donuzkörü : Köy odalarında üzerine kütük dayamak için ocağın arka tarafına konulan, üç ayaklı, deve boyunlu, demir sacayak.
Donuzla : Değirmen su yolunun altına yapılan ağaç destek. (Mudurnu Bolu).
Donuzlan : Hamamböceği.
Donuzlan kurdu : Bok böceği.
Donuzluh : Değirmende çarkın bulunduğu yer. Su değirmenlerinde çarkın bulunduğu ve döndüğü yer.
Donuzluk : Su değirmenlerinde çarkın bulunduğu ve döndüğü yer. [Bakınız: domuzluk]. Değirmende tahılı taşa akıtan oluk. Değirmenin alt kısmındaki oyuk.
Donuzoğlukörü : Köy odalarında üzerine kütük dayamak için ocağın arka tarafına konulan, üç ayaklı, deve boyunlu, demir sacayak.
Donuztopu : Elleri bağlı olan bir kimsenin, bağlı olan ayaklarının, kollar arasından geçirilerek tostoparlak şekle getirilmiş durumu.
Gıv donuzu : Sese gelen domuz.
Goyunun donuna girmek : Koyun postuna bürünmek.
Göz donukluğu hastalığı : Muayenede normal yapıdaki bir gözün görme keskinliğinin azalması, ambliyopi.
Güreş donu : Yağlı güreşte belden baldıra değin uzanan deri giysi.
Siyanür donukluğu : Siyanür yunaklarındaki işlemlere ilişkin yanlış uygulama sonucu, metal yüzeyde beliren donukluk.
Tam donuk yayıcı : Gelen ışığın doğrultusu ne olursa olsun, ışıklılığın doğrultuya bağlı olmadığı yüzey.
Turna donuna girmek : Turna şeklini almak, turna kılığına bürünmek.
Üst donu : Kadınların iş yaparken giydikleri geniş don.
At donu : At kılının rengi.
Donuk : Parlak olmayan, mat (II). Canlılığı olmayan, fersiz (göz). Canlılığı az olan, durgun, uyuşuk (kimse).
Donuk donuk : Canlılığı olmayarak. Rengini ve parlaklığını yitirmiş, mat bir biçimde.
Donuklaşmak : Donuk duruma gelmek.
Donuklaştırmak : Donuk duruma getirmek.
Donukluk : Donuk olma durumu.
İç donu : Pantolon içine giyilen uzun don, dizlik.
İş donu : İş yaparken giyilen giysi.
Diğer dillerde Donör anlamı nedir?
İngilizce'de Donör ne demek ? : donor

Bu kısımda Donu nedir? Donu ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Donu tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Donu hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.