Kada nedir, Kada ne demek
Yerel Türkçe'deki anlamı:
Kardeş.
Ağabey.
Kız kardeş, abla.
Küçük kardeş.
Arkadaş.
Teyze.
Yeni doğmuş hayvan yavrusu.
Gönül, naz.
Konuşmaya engel olan dilbağı : Dili kadalı olduğundan konuşamıyor.
Sıra: Ahmet'in kadasını sen mi savdın.
Küçük kardeş.
Kadar (bk. gadâ, kada kadar).
Kadar.
Kadar.
Kadar, bk. kadê, kadâr.
Kada ile ilgili Cümleler
- Müsteşardan kapıcıya kadar bütün nezaret mensupları elden geldiği kadar gayret ettiler.
- Çarşaf kadar bir kâğıda künyemi yazmışlar.
- Önüne bırakılmış dosyalar dağ gibiydi.
- Soğuk kemiklerimize kadar işlemişti.
- Senin minimini elinden yediğim tokadın acısını yüzümde kıyamete kadar duyacağım.
- Üç yıldır bizim oralarda kuraklık var. Hele bu yıl ölü gözü kadar rahmet görmedik.
- Gelincikleri benim onları sevdiğim kadar seviyor musun?
- Tuhaf! Çocukların yüzünde zerre kadar utanma belirtisi yok.
- Sabahtan akşama kadar belki kapısını aşındıranlar elli altmışı bulur.
- Yemek yemek için kıyı kumsalına çıkmış, orada ona yumruk kadar bir örümcek musallat olmuştu.
- Kışın çok karlı, tipili günlerinden başka günlerini günahı kadar sevmezdi.
- Bu iş adamı, şimdiye dek tanıdıklarımızdan oldukça farklı, iyi okutulmuş.
- O sapına kadar askerdir; asker doğmuş, asker ölecektir.
- Günümüzde bir oğlan 18 yaşına kadar bekaretini kaybetmezse, o büyük olasılıkla travmalı olacaktır.
- Satürn buz ve tozdan oluşan 1000'den fazla halka ile çevrilidir. Halkaların bazıları çok ince ve bazıları çok kalındır. Halkalardaki parçacıkların boyutları çakıl boyutundan ev boyutuna kadar değişir.
- Şimdiye kadar ilk kez bir nehri geçtim.
- Göz açıp kapayana kadar Zafer büyüdü.
- Bu ne kadar süredir oluyor?
- Ali konuşamayacak kadar çok sinirliydi.
- Eve döneyim desen Feneryolu istasyonuna dünya kadar yol var.
- Bizim arkadaşın ne kadar bahtlı büyük anası varmış.
- Kaç gündür helak oluyor fukara, biraz dinlensin; kuş kadar canı var, temelli eriyip bitecek!
- Avazı çıktığı kadar haykırmak istiyordu.
- Yumruk kadar çocukcağızı tek başına trene oturtamaz ya...
- Şimdiye kadar ilk kez akşam yemeğini ısıttım.
- Baba daima boğazına kadar borç içinde yaşar, müsrif, batakçı bir memurdu.
- Hastalanınca yüzü kaşık kadar kaldı.
- Aradan otuz bu kadar yıl geçti.
- Üvey annesi kalp yerine taş taşıdığından eziyet üstüne eziyet ederdi el kadar yetime.
- Doğal güzellikler artık eskisi gibi turist çekmiyor.
- Bir bardağı bu yeşil şerbetle ağzına kadar doldurdu.
- Hakkında söylenti çıkan, derhâl dibine kadar incelenir, ya mahkûm olur ya temize çıkardı.
- Bu şimdiye kadar gördüğüm en şirin bebek.
- Bu iki hikâyecik üzerinde zerre kadar edebi münakaşalara girişmemişlerdi.
- Eh ne kadar olsa anadır. Ben de acıdım.
- Oyunları o kadar güzel olurmuş ki bunlar milli bir edebiyat eseri sayılırmış.
- Renkli televizyona varıncaya kadar ne varsa aldı.
- Ilık bir mart güneşi, iliklerine kadar ısınıyor insan.
- Bazen o muammalı hâl tamamen üstünden kalkıyor, zerre kadar eseri kalmıyor.
- Bu kentte o kadar çok sinagog yok.
- Açlıktan ölmeyecek kadar yiyor.
- Hakkın var imam, hakkın var, yerden göğe kadar hakkın var.
- İliklerine kadar da ıslanmış ve soğuk almış.
- Mendil kadar olsun tarlamızı ayır/ Beni doyuracak ağacı göster
- Ne istersin çocuk, çocuktan? dedi. Daha parmak kadar, kemikleri kırılacak, öyle ince.
- İlçelerinde ne kadar dernek varsa hepsini harekete geçirdiler.
- Bizim de kalbimizi kımıldatır yerinden / Toprağa diz vuruşu dağ gibi bir zeybeğin
- "Bugün Salı, değil mi?" "Evet." "Neden bu kadar kalabalık?"
- İşrete düşkünlüğünü anlata anlata bitiremiyorlar, gırtlağına kadar borç içindeymiş.
Kada ile ilgili Atasözü veya Deyim
abdalın dostluğu köy görününceye kadar : çıkarı dolayısıyla yakınlık gösteren kimse, işini yürütecek başkalarını bulduğunda sizinle ilgisini keser anlamında kullanılan bir söz.
açlıktan ölmeyecek kadar : çok az.
ağaç ne kadar uzasa göğe ermez : insan ne kadar yükselirse yükselsin bir yerde durur anlamında kullanılan bir söz.
ağzına kadar : boş yeri kalmayacak bir biçimde.
akıllı düşününceye kadar deli çocuğunu (veya oğlunu) everir : kendilerini akıllı sananlar çok kez akılsız diye tanınanlardan daha az başarı gösterir anlamında kullanılan bir söz.
akşama kadar : bütün gün boyunca.
aralarında dağlar kadar fark olmak : aralarında her yönden büyük ayrılıklar bulunmak, benzer nitelikler çok az olmak.
ardına kadar açık : sonuna kadar açık (kapı, pencere).
arı gibi eri olanın dağ kadar yeri olur : çalışkan kişileri olan aile ve toplumlar, her yerde bol kazanç elde ederler anlamında kullanılan bir söz.
arpa unundan kadayıf olmaz : kötü gereçle iyi şey yapılamaz anlamında kullanılan bir söz.
arzuhal gibi (veya kadar) : çok uzun (mektup).
at at oluncaya kadar sahibi mat olur : bir çocuğu, bir işçiyi yetiştiren her bakımdan çok yorulur, yıpranır anlamında kullanılan bir söz.
at koşturacak kadar : pek geniş, çok geniş.
ateş olsa cirmi kadar yer yakar : hasmın pek önemsenmediğini anlatan bir söz.
attığı tırnak kadar olamamak : bir kimse, sözü edilenden daha değersiz olmak.
avazı çıktığı kadar : çok yüksek sesle.
avcı ne kadar hile bilse ayı o kadar yol bilir : bir kişi başkasını alt etmek için çeşit çeşit ustalık kullanır ama karşısındaki de yenilmemek için türlü önlemler alır anlamında kullanılan bir söz.
bakla kadar : çok iri (böcek).
ben şahımı (veya şeyhimi) bu kadar severim : ben bundan daha çok özveride bulunamam anlamında kullanılan bir söz.
beşikten mezara kadar : bütün hayatı boyunca, ölünceye kadar.
bir o kadar : ne kadar varsa o kadar daha, bir katı, bir misli.
(bir şeyin olmasına) kıl (kadar) kalmak : çok az kalmak.
bit kadar : çok küçük.
boğazına kadar : pek çok, gereğinden fazla, aşırı ölçüde.
bu kadar : yaklaşık.
bu kadar kusur kadı kızında da bulunur : üzerinde durulmaya değmeyecek kadar küçük bir kusurdur anlamında kullanılan bir söz.
cami ne kadar büyük olsa imam gene bildiğini okur : cemaat ne kadar çok olsa imam gene bildiğini okur.
cehenneme kadar yolu var : defolsun, istediği yere kadar gitsin anlamında kullanılan bir söz.
çarşaf kadar : pek büyük, çok geniş.
dağ ne kadar yüce olsa yol üstünden aşar : yenilmesi imkânsız gibi görünen zorlukların da üstesinden gelinir anlamında kullanılan bir söz.
dağ (veya dağlar) gibi (veya kadar) : çok büyük, çok iri, çok güçlü pek çok.
değme sarhoşa yıkılana kadar gitsin : kendi aklını beğenip başkasını dinlemeyen kimseyi gittiği yanlış yoldan döndürmeye kalkmayın, bırakın cezasını çeksin anlamında kullanılan bir söz.
dibine kadar : en ince ve gizli noktasına kadar.
dili pabuç kadar : saygısızca ve gönül kırıcı bir biçimde konuşan.
dünya kadar : pek çok.
el elden üstündür (ta arşa kadar) : bir kimse, kendisinden üstün bir başkasının da olabileceğini bilmelidir anlamında kullanılan bir söz.
el kadar : çok küçük, küçücük.
elden geldiği kadar : yapılabildiği, olabildiği kadar.
er oyunu üçe kadar : birinci ve ikinci denemede başarılamayan iş için son kez üçüncü deneme yapılmalıdır anlamında kullanılan bir söz.
eskisi kadar (veya gibi) : eskiden olduğu gibi, eskiden olduğu biçimde.
et ne kadar arık olsa üstüne ekmek yaraşır : bilgili ve görgülü kişi, iş başında ve zengin olmasa da bilgisiz ve görgüsüz kişilerin üstünde yer alır anlamında kullanılan bir söz.
faraş gibi (veya kadar) : normalinden fazla açılan (ağız).
gırtlağına kadar : çok fazla.
göle su gelinceye kadar kurbağanın gözü patlar : yapılması geciken iyilikler, bekleyenleri sıkıntı içinde bırakır anlamında kullanılan bir söz.
göz açıp kapayıncaya kadar : çok kısa bir sürede.
gözlerinin içine kadar kızarmak : utancından yüzü çok kızarmak.
günahı kadar sevmemek : sevmemek, nefret etmek.
harmanda dirgen yiyen sıpa, yılına kadar acısını unutmaz : uygunsuz davranışlarından dolayı cezalandırılanlar uzun süre aynı davranışı göstermezler anlamında kullanılan bir söz.
(herhangi bir şeye) varıncaya kadar : ne varsa her şeyi.
iliğine kadar ıslanmak : çok ıslanmak.
iliğine (veya iliklerine) kadar : iyice, en son sınırına dek.
iş anlatılıncaya kadar baş elden gider : kızışmış bir kavgada veya herhangi bir olayda meram anlatmaya fırsat kalmadan olacak olur anlamında kullanılan bir söz.
kadastroya geçmek : kadastrosu yapılmak.
kalın incelene kadar ince süzülür : bir hastalık, bir sıkıntı karşısında güçlü gücünden bir parçasını yitirerek zayıflar ama zayıf olan, ölecek duruma gelir anlamında kullanılan bir söz.
kapı kadar : çok enli ve uzun olan.
kar ne kadar çok yağsa yaza kalmaz : elverişli bir ortamda çoğalan şeyler, ortam elverişliliğini yitirince yok olur anlamında kullanılan bir söz.
kaşık kadar : çok küçük.
kedinin gideceği samanlığa kadar : uygunsuz iş yapan kişi, ne kadar kaçarsa kaçsın, gideceği yer bellidir, kısa zamanda yakayı ele verir anlamında kullanılan bir söz.
kedinin usluluğu sıçan görünceye kadar : atılgan kişilerin sessiz ve eylemsiz durmaları, onları çileden çıkaran bir durum baş gösterince sona erer anlamında kullanılan bir söz.
kemiğine (veya kemiklerine) kadar : iyice, en son sınıra dek.
keyfi oluncaya kadar : razı oluncaya kadar.
kısmeti ayağına (kadar) gelmek : beklenmeyen bir nedenle kazançlı bir durumla karşılaşmak.
kıyamete kadar : dünya durdukça, uzun süre.
köprüden (veya köprüyü) geçinceye kadar ayıya dayı derler : kişi işini gördürünceye kadar yardım beklediği kimseyle iyi geçinir anlamında kullanılan bir söz.
kulaklarına kadar kızarmak : çok utanmak.
kuş gibi (veya kadar) yemek : çok az yemek.
kuş kadar canı olmak : küçük, cılız, güçsüz bir yaratık olmak.
kürek kadar dili olmak : pabuç kadar dili olmak.
maşa kadar : çok küçük doğan (çocuk).
mendil kadar : çok küçük (alan).
mercimek kadar : çok küçük ve yuvarlak.
ne kadar : nicelik bakımından miktar, ölçü, fiyat, zaman anlamlarıyla soru bildiren bir söz çok, oldukça ne ölçüde.
ne kadar olsa : ne de olsa, sonuçta.
ne kadar varsa : hepsi, tamamı.
o kadar : çok fazla kâfi, yeter.
olacak o kadar : kabul edilebilir ölçüde anlamında kullanılan bir söz.
olduğu kadar : kabul edilebilir düzeyde beklenilenin altında.
ölü gözü kadar : çok az.
pabuç kadar dili olmak : kabaca ve terbiyesizce karşılık vermek.
parmak kadar : çok küçük.
sabaha kadar : bütün gece boyunca.
sabahtan akşama kadar : bütün gün boyunca.
sapına kadar : tam anlamıyla, bütünüyle.
şimdiye kadar (veya dek) : şu ana kadar, bugüne gelinceye kadar.
şu kadar : şunca.
şu kadar ki : ancak, bununla birlikte, ne var ki.
tırnak kadar : çok küçük çok az.
tilki tilkiliğini anlatıncaya kadar post elden gider : bir gerçeği anlatıncaya kadar çoğu kez başa gelmedik şey kalmaz anlamında kullanılan bir söz.
üstünden (şu kadar zaman) geçmek : aradan herhangi bir zaman geçmek.
yalancının mumu yatsıya kadar yanar : söylenen söz yalansa durum çok geçmeden anlaşılır anlamında kullanılan bir söz.
yerden göğe kadar : pek çok.
yerlere kadar eğilmek : aşırı saygı göstermek.
yeteri kadar : yetecek ölçüde.
yumruk kadar : çok iri, büyük küçücük.
yüksük kadar : çok az, az miktarda.
zerre kadar : bir parça, çok az hiç.
zerresi (veya zerre kadar eseri) kalmamak (veya olmamak veya yok) : hiç bulunmamak, tükenmek, yok olmak.
Kada kısaca anlamı, tanımı
At nalı kadar : Pek büyük (nişan, madalya, elmas, plaka ve benzerleri şeyler)
Başa kada : Her hâliyle.
Bu kadak : Bu kadar.
Cıt kadar : Az, azıcık.
Cit kadar : Az, azıcık.
Çıt kadar : Az, azıcık.
Çit kadar : Az, azıcık.
Deniz kadayıfı : Solunum yolları rahatsızlıklarında yumuşatıcı olarak sanayide jel ve sübye hazırlanmasında kullanılan kırmızı yosunların kurutulmuş talluslarına verilen ad.
Dırnak kadar : Çok az: Dırnak kadar ekmek verdi.
Eşek kadar : Büyük, iri, aşırı derecede gelişmiş.
Eşek sudan gelinceye kadar dövmek : Adamakıllı dövmek.
Garma kadal : Karmakarışık.
Her ne kadar : Başına getirildiği şartlı cümledeki yargının doğru veya doğal görüldüğünü fakat bunun yeterli olmadığını anlatan bir söz.
Immanına kadar : Ağzına kadar (dolu).
İmanına kadar : Ağzına kadar, son kertesine kadar, tıka basa, alabildiğince.
İt sürüsü kadar : Çok kalabalık.
Kada almak : Beddua, ilenç almak. Birine gelecek kötülükleri, belaları almak (sevgi belirtmek için): Kadanı alayım yavrum.
Kadaç : Kendinden küçük olan kimse.
Kadaga : Yasak, yasak olma durumu.
Kadagan : Buyruk, emir.
Kadagayıp : Ne olur ne olmaz, her olasılığa karşı.
Kadagoyüp : Ne olur ne olmaz, her olasılığa karşı.
Kadağ : İlinti, eğreti dikiş.
Kadağa : Yasak, yasak olma durumu.
Kadah : Yara izi. Ayakkabıların altına çakılan demir çivi, kabara. İlinti, eğreti dikiş. Kundura altına çakılan kısa çivi, kabara.
Kadahana : Doymayan, açgözlü.
Kadahlı : Yapışık.
Kadak : Küçük kardeş. Ayakkabıların altına çakılan demir çivi, kabara. Küçük çivi. İlinti, eğreti dikiş. Üç tanesi bir okka olan ağırlık ölçüsü. Kadar. Kopça, çıtçıt. Tırpan ile sapı birbirine bağlayan çengel. [Bakınız: kota(I)]. [Bakınız: kodak]. Kaydırak. Eşek yavrusu, sıpa. Yavru katır. Manda yavrusu, malak. Dökme çivi. (Muttalip Eskişehir).
Kadak vurmak : Ağaç eşyalara ve yapı araçlarına parça eklemek : Kağnının okuna kadak vurdum. Tırpan sapının, tırpana sağlamca oturmasını sağlamak. (Amasya).
Kadaklamak : Çivilemek. Bağlamak, eklemek. Biçimine getirmek, işi yerinde yapmak. Meyveli dalların kırılmaması için destek koymak. İliştirmek, tutturmak.
Kadakmak : Ölmek, gebermek : Senin eşek kadaktı.
Kadal : Güldürü, eğlenti. Cirit oyunu.
Kadalama : İlinti, eğreti dikiş.
Kadalamak : Kendini beğenmek, gururlanmak. Teyellemek, iri iri dikmek.
Kadam : Dost, arkadaş.
Kadama : Evin çatısı.
Kadamağ : Teyellemek, iri iri dikmek.
Kadamah : Teyellemek, iri iri dikmek. Hayvanı bir yere kısa ve sıkı bağlamak. Boyunu kesmeden kısaltmak için ucunu katlayıp dikmek (giysi, çarşaf, örtü ve benzerleri nesneler için).
Kadamak : Ölmek, gebermek. Teyellemek, iri iri dikmek. Sıkıştırmak, bağlamak. İki şeyi birbirine çivi ile iliştirmek. Hayvanı bir yere kısa ve sıkı bağlamak. Gövdeyi bir yönden öbür yöne çevirememek, tutulmak. İri iri, kaba dikmek.
Kadamaya : Fırını silmeye yarayan paçavra, bez.
Kadamloç : Kaşıklık.
Kadan : Kadar. Kadar (Moymul köyü). Kadar (bk. gada, kada, kadar). Kadar, bk. kadar.
Kadana : Köpeklerin boğazına takılan dişli halka, çivili tasma.
Kadanlık : Kadarlık.
Kadanmah : Yorulmak, tıkanmak, takılıp kalmak.
Kadanmak : Dayanmak, direnmek. Kısa iple bağlanan hayvan çok hareket edememek. Yorulmak, tıkanmak, takılıp kalmak. Yerleşmek, kalmak. Ağzından söz çıkmamak. Mıhlanmak, çivilenmek. Bir yere ilişip kalmak. Tıkanıp kalmak. Pekişmek, yerleşip kalmak.
Kadarak : Bir değirmeni döndürecek kadar kuvvetle akan su. Su arkı.
Kadarca : Kadarcık.
Kadare : Ölme, bitme.
Kadasın almak : Birine gelecek kaza, öbürüne gitmek.
Kadasını almak : Yerine ölmek (dua, temenni). Günahım çekmek. Sıkıntısını gidermek.
Kadastrolamak : Kadastrosunu yapmak.
Kadastrolanma : Kadastrolanmak işi veya durumu.
Kadastrolanmak : Kadastrosu yapılmak.
Kadaş : Kardeş. Takma ad, lakap.
Kadaver : Kadavra.
Kadaverikol : Leşle beslenen hayvan.
Kadaverin : Bozulan besinlerde, özellikle etlerde bakterilere ait dekarboksilazların etkisiyle meydana gelen zehirli bir kimyasal madde. Formülü H2N(CH2)5NH2 olan , bitkisel ve hayvansal proteinlerin parçalanması ile oluşan ,zehir etkisi yüksek ,renksiz, sıvı bir madde. Gıdaların bozulması sırasında lisin aminoasidinin dekarboksilasyonu sonucu açığa çıkan ve NH2(CH2)5NH2 formülüyle bilinen kokulu, zehir etkili madde, 1, 5-pentandiamin, pentametilendiamin.
Kadavra unu : Değersiz karkasların veya ölen hayvanların deri, boynuz, tırnakları çıkarılıp işkembe ve bağırsak içeriği boşaltıldıktan sonra geriye kalan kısmın kurutulup öğütülmesiyle elde edilen proteince zengin yem maddesi.
Kadavralaşmak : Kadavra durumuna gelmek.
Kazık kadar : Kocaman kişi.
Ölünceye kadar bakma akdi : Sağlığınca bakma sözleşmesi.
Ekmek kadayıfı : Yuvarlak küçük pide biçiminde yapılıp kurutulduktan sonra yumurtaya bulanıp yağda kızartılan bir tür kadayıfa, ateş üzerinde koyu şeker şerbeti çektirilerek hazırlanan tatlı.
Kadar : Ölçüsünde, derecesinde. Miktarda, derecede. Gibi. Denli. Büyüklüğünde, genişliğinde. Süre belirten bir söz. Bir sayıdan sonra geldiğinde kesinlikle belli olmayan bir niceliği belirten söz. Dek.
Kadastro : Bir ülkedeki her çeşit arazi ve mülk yerinin, alanının, sınırlarının ve değerlerinin devlet eliyle belirlenip plana bağlanması işi.
Kadastrolama : Kadastrolamak işi.
Kadavra : Tıp öğretiminde, üzerinde çalışma yapılmış olan ölü insan veya hayvan vücudu.
Kadayıf : Undan yapılan, tatlı olarak tüketilen türlü biçimlerde yiyecek.
Kadayıfçı : Kadayıf yapan veya satan kimse.
Kadayıfçılık : Kadayıfçının yaptığı iş.
Tel kadayıf : Özel kalıplardan ince tel biçiminde dökülerek sıcak sac üzerinde kurutulan hamur. Bu hamurdan yapılmış olan tatlı.
Yassı kadayıf : Yuvarlak ve kalın hazır yufka. Bu yufkadan yapılmış olan bir tatlı türü.
Diğer dillerde Kaçma eğilimi anlamı nedir?
İngilizce'de Kaçma eğilimi ne demek ? : escaping tendency

Bu kısımda Kada nedir? Kada ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Kada tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Kada hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.