Kuka nedir, Kuka ne demek

Kuka; kökeni rumca dilinden gelmektedir.

  • Dantel ya da nakış ipliği yumağı.
  • Tespih, sigara ağızlığı vb.nin yapımında kullanılan, siyah veya sütlü kahve renginde Hindistan cevizi kökü.
  • Bu kökten yapılan.
  • Taş, konserve kutusuna benzer nesnelerle oynanan bir çocuk oyunu

"Kuka" ile ilgili cümleler

  • "Pek kıymetli olan ve hemen daima ellediği siyah kuka bir tespihle dolaşırdı." - A. Ş. Hisar

Yerel Türkçe anlamı:

Keçi sakalı denilen bitki dallarından yapılan, içi yumuşak kafes.

Oya ipliği.

Değerli bir çeşit taş ve bu taştan yapılmış olan tespih, ağızlık ve benzeri araçlar.

Dalyanlarda kullanılan bir çeşit kanca.

Bir çocuk oyununda yere çizilen daire içine hedef olarak dikilen kutu, taş ve benzeri şeyler.

Çökük burunlu.

Kuka hakkında bilgiler

Pin, Bovling sporunda 10'ar veya 9'arlık setler halinde kullanılan ekipmandır. Standart ağırlıkları 1.53-1.64 kg arasında ve standart uzunlukları 38,1 santimetredir.

Genellikle akçaağaçtan yapılmış olan pinler, bovling lineinin sonuna, özel makinalar tarafından üçgen şeklinde dizilerek kullanılır. Bu sporun temel amacı, hat başından atılan bir bovling topu ile hat sonuna dizilmiş kukaları devirmektir.

Kuka anlamı, kısaca tanımı:

Dantel : Her türlü iplikle örülen veya bir kumaşın kenarına işlenen türlü biçimde ince ve ağ görünümünde örgü, tentene.

 

Konserve : Isı ile sterilize edilerek uzun zaman saklanabilecek biçimde kutulanmış (yiyecek). Bu yolla hazırlanmış yiyecek.

Kutu : Elektrik veya telefon tellerinin toplanıp bağlandığı kap. İnce tahta, mukavva, teneke, plastik vb.nden yapılmış, genellikle kapaklı kap. Bir kimsede, bir yerde, bir şeyde iyi veya kötü bir özelliğin fazlalığını belirten bir söz. Bu kabın alabildiği miktarda olan.

Benzer : Bazı önemsiz veya tehlikeli sahnelerde asıl oyuncunun yerine çıkan, yapı ve yüz bakımından bu oyuncuyu andıran kimse, dublör. Nitelik, görünüş ve yapı bakımından bir başkasına benzeyen veya ona eş olan, benzeri, müşabih, mümasil. Benzeşim.

Nesnel : Gerçeğe varmak amacıyla, taraf tutmadan inceleme yapan, hüküm veren, objektif. Nesne ile ilgili, nesneye ilişkin, öznel karşıtı. Bireyin kişisel görüşünden bağımsız olan, objektif.

Çocuk : Büyükler arasında daha az yaşlı olan kişi. Küçük yaştaki erkek veya kız. Belli bir işte yeteri kadar deneyimi ve yeteneği olmayan kimse. Genç erkek. Soy bakımından oğul veya kız, evlat. Büyüklere yakışmayacak, daha çok küçüklerin yapabileceği gibi davranan kimse. Bebeklik ile erginlik arasındaki gelişme döneminde bulunan oğlan veya kız, uşak.

 

Oyun : Seslendirilmek veya sahnede oynanmak için hazırlanmış eser, temsil, piyes. Yetenek ve zekâ geliştirici, belli kuralları olan, iyi vakit geçirmeye yarayan eğlence. Kumar. Güreşte rakibini yenmek için yapılmış olan türlü biçimlerde şaşırtıcı hareket. Hile, düzen, desise, entrika. Şaşkınlık uyandırıcı hüner. Tiyatro veya sinemada sanatçının rolünü yorumlama biçimi. Teniste, tavlada taraflardan birinin belirli sayı kazanmasıyla elde edilen sonuç. Bedence ve kafaca yetenekleri geliştirmek amacıyla yapılan, çevikliğe dayanan her türlü yarışma. Müzik eşliğinde yapılmış olan hareketlerin bütünü.

Spor : Çiçeksiz bitkilerde üreme organı. Kullanışı rahat, kolay olan. Bir hücreli hayvanların çok özelleşmiş olan üreme hücresi. Bedeni veya zihni geliştirmek amacıyla kişisel veya toplu olarak gerçekleştirilen, bazı kurallara göre uygulanan hareketlerin tümü.

Veya : Ayrı olmakla birlikte aynı değerde tutulan iki şeyi anlatan kelimelerden ikincisinin önüne getirilen söz, yahut. Olacağı sanılan, seçime bırakılan şeyler ikiden çok olduğunda kullanılan bir söz.

Nakış : Özrü, kusuru olan. Eksi. Eksik, tam olmayan, bitmemiş, noksan. Eksik, tam olmayan, bitmemiş, noksan biçimde.

Bu : En yakında bulunan bir varlığı veya biraz önce anılan bir şeyi işaret yolu ile belirtmek için kullanılan bir söz. Yerde, zamanda veya söz zincirinde en yakın olanı gösteren bir söz.

Kökten : Yüzeyde kalmayıp derine inen, asıl konuyu da içine alan, köklü, cezrî, radikal.

Kukaçi : [kukar]: Ocaktan öteberi çekmekte ya da tavana eşya asmakta kullanılan ucu baston gibi kıvrık deynek. (Güney *İkizdere -Rize) [kukar] : (Güney *İkizdere -Rize)

Kukan : Ucu eğri sırık, çengel

Kukar : Ucu eğri sırık, çengel [Bakınız: kukaçi]

Kukarca : Soğan tohumu.

Kukarı : Ucu eğri sırık, çengel

Kukari : Meyve toplamakta kullanılan ucu çengelli değnek (yay). Kambur, eğri, iki büklüm

Kukarlanmak : Gururlanmak, böbürlenmek. Toplanmak, büzüşmek.

Kukarma : Karabatak denilen denizkuşu.

Diğer dillerde Kuka anlamı nedir?

İngilizce'de Kuka ne demek? : [Kuka] n. pin, skittle, ball of thread

Rusça'da Kuka : n. клубок (M), кокос (M)