Kalı nedir, Kalı ne demek

Teknik terim anlamı:

Halı.

Kalı ile ilgili Cümleler

  • “Bana kalsa çok daha önce gelirdim buraya.”
  • “Bu heriften bıktım. Macit'ten kalır yeri yok.”
  • Yağmur nedeniyle evde kalıyoruz.
  • Para bir sorun olarak kalır.
  • Ali ve Mary kalıyorlar.
  • Bana kalırsa siz yanılıyorsunuz.
  • Kalın sis her şeyi gizledi.
  • Kalın sis, uçağı kalkıştan alıkoydu.
  • “Yalan söylüyorsun ha bire kalıbından utanmadan, sana inanmıyorum.”
  • Bu bir olasılık olarak kalır.
  • Petrol kalın bir borudan geçirildi.
  • Kalıp kalamayacağımı bilmiyorum.
  • “Hekimler epeyce çalıştılar, ilaç verdiler ise de fayda etmedi. Bir hafta sonra kalıbı dinlendirdi.”
  • Kalın sis uçağın kalkmasını engelledi.
  • Kalışının keyifli olduğunu umuyoruz.
  • Kalıyor musun, Tom?
  • “Kurtuluş Savaşı'nda bir ölüm kalım savaşı içinde idik.”
  • “Aklı yerinde ama sabaha çıkamayacağına kalıbımı basarım.”
  • “Lakin sonra mandalın gürültüsü, kanadın gıcırtısını duyunca hemen yerine donmuş, yatmış, kalıp kesilmişti.”
  • Satürn buz ve tozdan oluşan 1000'den fazla halka ile çevrilidir. Halkaların bazıları çok ince ve bazıları çok kalındır. Halkalardaki parçacıkların boyutları çakıl boyutundan ev boyutuna kadar değişir.
  • “Sel gider kum kalır misali, türküler gidiyor, şiirler kalıyor.”
  • Diğer seçenekler kalır.
  • “Hoşça kalın, diyor aracın kapısından çıkarken.”
 

Kalı ile ilgili Atasözü veya Deyim

acele yürüyen yolda kalır : “iş yaparken acele eden şaşırır, işini bitiremez” anlamında kullanılan bir söz.

ahbap kusuruna bakan ahbapsız kalır : “dostların ufak tefek kusurlarına bakmamak gerekir” anlamında kullanılan bir söz.

at ölür meydan kalır, yiğit ölür şan kalır : “yaşarken iyi işler yapmalı, iyi bir ad bırakılmaya çalışılmalıdır” anlamında kullanılan bir söz.

ayıpsız dost isteyen dostsuz kalır : “her şeyin en güzelini ve kusursuzunu arayanın, kimi zaman eli boş kalır” anlamında kullanılan bir söz.

bin kalıba girmek : birbirine benzeyen birçok iş yapmak, sürekli olarak düşünce değiştirmek.

(bir şey, birinin) ağzının kaşığı (veya kalıbı veya lokması) olmamak : bir şey, bir kimsenin uğraşabileceği konulardan olmamak bir şey, bir kimsenin sözünü edemeyeceği kadar değerli olmak.

(birinden veya bir şeyden) aşağı kalır yeri (veya yanı) yok : nitelikleri bakımından başkalarıyla karşılaştırıldığında eksiği olmayan, denk olan.

dünya malı dünyada kalır : “insan öldüğü zaman malını öbür dünyaya götüremez, bu nedenle gerek kendisi için gerekse hayırlı işler için para harcamaktan kaçınmamalıdır” anlamında kullanılan bir söz.

 

horoz ölür, gözü çöplükte kalır : “yaşanılmış, alışılmış, erişilmiş bir durum veya makam yitirildikten sonra, göz o durum veya makamda kalır” anlamında kullanılan bir söz.

hoşça kal (veya kalın) : ayrılan kimsenin kalanlara söylediği bir iyi dilek sözü.

kalıba dökmek : dökmecilikte erimiş madeni kalıbın içine akıtmak.

kalıba vurmak : biçimi bozulmuş bir şeyi düzeltmek için kalıba geçirmek.

kalıbı değiştirmek (veya dinlendirmek) : ölmek.

kalıbı kıyafeti yerinde olmak : görünüşü gösterişli olmak.

kalıbından utanmamak : dıştan görüntüsünün verdiği etkiyi hiçe saymak.

kalıbını basmak : bir şeyi güvenle doğrulamak.

kalıbının adamı olmamak : görünüşünden beklendiği gibi olmamak.

kalın incelene kadar ince süzülür : “bir hastalık, bir sıkıntı karşısında güçlü gücünden bir parçasını yitirerek zayıflar ama zayıf olan, ölecek duruma gelir” anlamında kullanılan bir söz.

kalıp gibi oturmak : giysi, vücuda tam uymak.

kalıp gibi serilmek : yorgunluktan upuzun yatmak.

kalıp gibi uyumak : kımıldamadan uzun ve derin bir uyku uyumak.

kalıp kesilmek : olduğu gibi kalmak.

kalıp kıyafetle adam adam olmaz : “gösterişli bir vücut, iyi bir giyim kuşam, kişiye insanlık değeri kazandırmaz” anlamında kullanılan bir söz.

kalıptan kalıba girmek : çıkar sağlamak için her duruma uymak.

kusursuz dost arayan dostsuz kalır : “kusursuz kişi olmadığından, kendisine kusursuz bir dost arayan kimse aradığını bulamaz, dostsuz kalır” anlamında kullanılan bir söz.

ölüm kalım meselesi (veya savaşı) yapmak (veya olmak) : yok olmamak amacıyla mücadeleye girişmek.

sağlıcakla kal (veya kalın) : ayrılırken kalanlara söylenen bir esenlik sözü, hoşça kal.

sel gider, kum kalır : “geçici durumlara güvenmek doğru değildir” anlamında kullanılan bir söz.

sona kalan dona kalır : “bir işte geç kalan istediği şeyi elde edemez” anlamında kullanılan bir söz.

(şuna veya buna) kalsa (veya kalırsa) : herhangi birinin kanısınca elinden gelse, elinde olsa.

(şundan veya bundan) kalır yeri yok : ayrımsız, farksız.

testi kırılsa da kulpu elde kalır : “zarar da etse varlıklı bir kimse büsbütün yoksul kalmaz” anlamında kullanılan bir söz.

yüzünün derisi kalın : utanması, arlanması olmayan.

Kalı kısaca anlamı, tanımı

Açık kalıplı dövme : Açık kalıp kullanarak yapılan dövme işlemi

Ağ örme kalıbı : Ağ göze büyüklüğünü belirlemede kullanılan silindirik, oval biçimli genellikle ağaç veya benzeri malzeme, geyç.

Alacaklı kalıntı : Sayışım ya da sayışımlardan arta kalan alacak.

Alümina kalıntı : Çelik eritiminde, dışık ile atılamayıp çeliğin yapısında kalan alüminyum oksitli kalıntı.

Ana kalıp : Büyük kerpiç kalıbı.

Arpa değirmen kalıntıları : Arpa öğütme yan ürünleri.

Arpa malt temizleme kalıntısı : Maltlaştırılmış arpanın temizlenmesinden veya malt çiminin malttan yeniden temizlenmesinden elde edilen temizleme kalıntısı.

Asal ikilli önerme kalıpları : Bir önerme kalıbının asal ikilli'si, bu önerme kalıbında geçen tüm (doğrusal ya da doğrusal olmayan) eklemler ile tanıdeyimsel değişken bağlama imlerini ikilleriyle değiştokuş etmekle elde edilen önerme kalıbı dernektir. ikil önerme kalıbı. Örn.

Atanmış kalıtçı : Mansûb mirâsçı.

Atlarda kalıtsal gece körlüğü : Appaloosa ırkı atlarda, retinada bir bozukluk olmaksızın biçimlenen, nedeni tam olarak bilinmeyen kalıtsal özellikte gece görme bozukluğu. Gün ışığında görme her zaman olmamakla birlikte normaldir, Appaloosa atlarının gece körlüğü.

Baklagil tohumu kalıntıları : İnsan gıdası için kullanılamayan fasulye, mercimek gibi baklagillerin paketlenmesi ve işlenmesi sonunda ele geçen kırık, küçük, büyük ve ayrılmış tanelerden oluşan kalıntılar.

Balık hidroliz kalıntısı : Balığın enzimatik hidrolize işleminden geriye kalan temiz, bozulmamış, kemikler, pul veya deri, hazmolmamış katı maddeler kalıntısı.

Balık işleme kalıntısı : Balık işleme endüstrisinden elde edilen, renderinglenmemiş, temiz, bozulmamış baş, yüzgeç, kuyruk, uç, deri, kemik ve iç organlarından oluşan, ham madde çeşidine göre balık başı, balık kuyruğu gibi adlandırılan bir ürün.

Balık kalıntı unu : Yağı alınmış balıktan tutkal elde etmek işleminden geriye kalan temiz, kurutulmuş, bozulmamış, % 3 dolayında tuz bulunduran kalıntının unu.

Bez kalıp : Eğmeçli köşelere kaplama yapıştırmada yararlanılan, ağaç ve sağlam bezden hazırlanan yardımcı aygıt.

Bırakıntı kalınlığı : Kaplanmış olan yüzey ile bırakıntının dış yüzeyi arasındaki dikey uzunluk. Bırakım derinliği diye de bilinir.

Buğday değirmen kalıntısı : Buğday tanelerinin değirmende işlenmesinde yan ürün olarak ortaya çıkan maddeler.

Çinko temelli kalıp döküm : Çinko alaşımlarından yapılmış kalıp döküm.

Çoğaltma kalıbı : (Heykel) Bir özgün heykelin birden çok benzetisi çıkarılmak istendiğinde yapılan çok parçalı kalıp. a. bk. kalıp.

Davranış kalıbı : Tek tek davranışları açıklamaya ve ortak bir tanımda toplamaya yarayan uyumlu davranışlar örüntüsü.

Değillemeli ikil önerme kalıpları : Bir önerme kalıbımın değillemeli ikilli'si, bu önerme kalıbının gerek tümünün gerek içinde geçen tüm çekirdek önerme kalıplarının değillemesi ile elde edilen önerme kalıbı demektir. ikil önerme kalıbı.

Dış kalıp : Bir kavkının ya da herhangi bir cismin, içine gömülü bulunduğu kum ya da çamurda bıraktığı iz.

Doğuştan kalıtsal hipotrikozis : Kıl örtüsünün kısmen veya tamamen doğuştan ve kalıtsal nedenlerle bulunmaması. Belli sığır ırklarında ve Çin köpeklerinde görülür.

Döl yatağı kalıntısı granülomu : Yumurtalık ve döl yatağının operasyonla çıkarılmasını takiben kalan parçaların enfekte olması sonucu granülom oluşmasıyla belirgin doku reaksiyonu.

Eleme kalıntıları : Hububat tanelerinin temizlenmelerinden elde edilen hafif ve kırık hububat tanelerini ve diğer zirai tohumlarını, yabani ot tohumlarını, kabukları, kavuzları, boğumları, saman elevator veya değirmen tozu, kum ve toprak içerebilen kalıntılar.

Endüstri kalıntıları : Hayvan beslemede yem maddesi olarak kullanılan ve esas ürün dışında kalan değirmencilik, şeker endüstrisi, yağ endüstrisi, nişasta endüstrisi ve fermantasyon endüstrisi kalıntıları.

Eşdeğerlik kalıbı örneği : Eşdeğerlik kalıbının dizimsel değişkenlerini bu değişkenlerin birer değeriyle değiştirimi sonucunda elde edilen eşdeğerlik. Örnek:.

Ette ilaç kalıntısı : İlaç kalıntısı.

Hububat danaleri eleme kalıntıları : Hafif ve kırık taneler, yabani kara buğday, yabani yulaf dâhil, % 70 veya daha fazla taneden oluşması gereken % 6.5 den fazla kül içermeyen, çoğunluğu oluşturan tane adı ilk kelime olarak belirtilen bir yan ürün.

Ismarlama kalıntısı : Bir ısmarlamadan kalan artık.

İğ kalıntısı : Hayvan hücrelerinde sitoplâzma bölünmesinin son safhalarına doğru bölünme düzleminde görülen iğ ipliklerinin kalıntıları olduğu düşünülen yoğun yapı.

İkil önerme kalıbı : Bir önerme kalıbının ikillisi, asal ikillisine eşdeğer olan herhangi bir önerme kalıbı demektir. Bir önerme kalıbının ikilleri arasında asal ikillisi ile değillemeli ikillisi de yer alır.

İlaç kalıntısı : Herhangi bir hastalıkla mücadele, doğuma müdahele veya büyüme ve gelişmeye yardımcı olma gibi amaçlarla ilaç kullanımına bağlı olarak karaciğer tarafından metabolize edilen ilaç moleküllerine ait metabolit veya ana moleküllerin kana geçemesini takiben doku ve organlara dağılması ve kısmen buralarda birikmesi sonucunda, bu hayvanların ilaçla ilgili kesim öncesi yasal arınma sürelerine uyulmamasından dolayı et, süt ve yumurtalarında bulunan kimyasalların ortak adı.

İletimli kalınlıkölçer : Ölçülen maddenin içinden iletilen ışınımı kullanarak ölçüm yapan kalınlıkölçer.

İlksav kalıbı : Her örneği, sözedilen dilde ilksav olan önerme kalıbı.

İşlenmiş hayvan kalıntısı : Yapay kurutulmuş, kuru yığılmış, silolanmış, okside edilmiş, kimyasal işleme tabi tutulmuş, mikrobiyolojik olarak sindirime tabi tutulmuş, kimyasal veya fiziksel bölüntülere ayrılmış veyahut uygun madde durumuna getirebilmek için başka biçimlerde muamele edilmiş hayvan artığı.

Kabuk yağı kalınlığı : Verim derecesinin hesaplanmasında kullanılan, 1. ve 1. kaburgalar üzerindeki kasları kaplayan yağ miktarı.

Kalıb : Resim. Mühür.

Kalıc : Arapça kökenli galıç: Orak.

Kalıcak : Ordu şehrinde, Ulubey belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.

Kalıcı arterya hiyolida : Gözde, arterya hyolideanın doğumdan sonra atrofi olmayarak optik diskin anteriyorunda kırmızı veya beyaz bir spot görünümünde ve vitreus içine doğru uzamış pozisyonda görülmesiyle ilgili anomali, persiste arterya hiyolida.

Kalıcı bozunum : Yükün kaldırılmasıyle yok olmayıp duran bozunum.

Kalıcı diş kabarcığı : Dişlerin gelişiminde birincil diş kabarcığının derinlemesine dallanmasıyla ortaya çıkan kabarcık. Gelişim evresinde birincil diş kabarcıkları; derinliğine kalıcı diş kabarcığını, yan kısıma doğru ise süt dişi kabarcığını oluşturur.

Kalıcı dişler : Hayvan türlerine göre değişen yaşlarda düşen süt dişlerinin yerine çıkan dişler, dentes permanentes.

Kalıcı duktus arteryozus : Akciğer atardamarıyla aortu birleştiren ve fetal hayatta bulunup doğumdan sonra kapanması gereken kalın duvarlı arteryel bir kanal.

Kalıcı folikül : İç çapı 10 mm ve 10 mm’den büyük, en az 5 gün ovule olmadan kalan folikülün bulunması ve başka bir foliküler gelişmenin olmadığı durum, persistan folikül.

Kalıcı gözbebeği zarı : Gözbebeğinde tunica vasculosa lentis’in damar içermeyen, kısa, iplik benzeri kalıntılarından oluşan zar, persiste pupiller zar.

Kalıcı himen : Vajinanın arka kısmında tam veya kısmi himenal yapının bulunması.

Kalıcı hiperplastik birinci vitreus : Gözde, vitreusta atrofi, üreme ve arterya hyolida ile tunica vaskülozada atrofi oluşmamasıyla ilgili anomali, persiste hiperplastik primer vitreus.

Kalıcı hiperplastik tunika vasküloza lentis : Lensin ön kısmında paralel çizgiler durumunda görülen dogmasal anomali, persiste hiperplastik tunikavasküloza lentis.

Kalıcı hiperplastik vitreus : Gözün fibromusküler tabakasının ve kısmen de hiyaloit atardamarların kalıntılarından oluşan, göz merceğinin bulanıklığıyla birlikte görülen, genellikle tek taraflı yapılış bozukluğu.

Kalıcı kızlık zarı : Beyaz düve hastalığı.

Kalıcı korpus luteum : Kalıcı sarı cisim.

Kalıcı meckelkesesi : Sarı keseyi bağırsak boşluğuna bağlayan ve normal olarak gebeliğin ilk üçte birlik döneminde kapanan kanalın doğumu takiben kapanmaması sonucu kıvrım bağırsakta oluşan kese veya genişleme, persiste Meckel divertikülümü. At ve domuzlarda görülür, bağırsak burulmasına veya tıkanmasına neden olabilir.

Kalıcı nörotoksik etki : Amfetamin ve metilamfetamin gibi bazı ilaçların yüksek dozda uzun süreli verilmesi sonucu yaptığı, striatal dopaminerjik sinir uçlarıyla hipokampus, amigdala, serebral korteks ve sıtriatumdaki seratonerjik sinir uçlarını tahrip etmesiyle oluşan etki.

Kalıcı penis gemciği : Penis ve prepusyum arasında bulunan ve normalde ergenliğin başlamasıyla birlikte gevşeyen veya çözülen mukoza-deri kıvrımının, ergenlik sonrasında da varlığını ve görevini devam ettirmesiyle belirgin, sığırlarda kalıtsal olarak diğer türlerde seyrek olarak görülen, operasyonla düzeltilebilen bir bozukluk.

Kalıcı sağ aortik kemer : Doğuştan bir damarlanma bozukluğu sonucu aortanın solda olması gerekirken sağda bulunması sonucunda sol tarafta bulunan akciğer atardamarıyla aort arasındaki ligamentum arteryosumun (fetustaki ductus arteryosus) sağdaki aortla soldaki akciğer atardamarını birleştirirken soluk borusu ve yemek borusunun üstünden geçip özofagusu ve trakeyi vasküler bir halka oluşturarak boğumlaması, persiste sağ aortik ark.

Kalıcı sağ arkus aorta : Doğumdan sonra. çift sağ arkus ana atardamarın varlığını devam ettirmesiyle belirgin yapılış bozukluğu, persiste sağ arkus aorta.

Kalıcı sarı cisim : Gebelik korpus luteumunun gebeliğin sona ermesinden sonra veya siklik korpus luteumun diöstrüs sonunda herhangi bir nedenle, gerilemeyip fonksiyonel olarak devam etmesi, kalıcı korpus luteum. Anöstruse neden olur.

Kalıcı saydam atardamar : Saydam atardamarın ve kollarının doğumdan önce atrofiye olmamasıyla belirgin yapılış bozukluğu. Atardamar ve göz merceğinin bağlantı yerinde bulanıklıklaşmayla belirgindir.

Kalıcı sertlik : Suda bulunan kalsiyum ve magnezyumun klorür, sülfat , nitrat ve benzerleri tuzlarından kaynaklanan sertlik. Suyun kaynatılması ile geçmeyen ancak kimyasal işlemlerle geçen sertlik. Magnezyum veya kalsiyum sülfat veya karbonat tuzları, kalsiyumkarbonat eşdeğeri (ppm) olarak verilir. Geçici sertlik ise, suyun içinde toprak alkali metallerin bikarbonat tuzlarından kaynaklanır ve kaynatmakla geçer.

Kalıcı urakus : Doğumdan sonra urakus lümeninin kapanmaması veya körlenmemesi sonucu urakusun açık bir kanal olarak kalıntısı, açık urakus. İdrar torbasının en yaygın yapılış bozukluğu olup diğer hayvanlara oranla taylarda daha çok görülür . Enfeksiyonlara ve apseleşmeye yatkınlık oluşturur.

Kalıcı urakus ligamenti : Göbek kordonunun asıcı ligamentinin doğumdan sonra küçülmemesi, persiste urakus ligamenti. İdrar torbası üzerine basınç oluşturduğundan idrar torbasının tam olarak boşalmasını engeller.

Kalıcı uzama : Bir güç altında uzayan ağ malzemesinin güç ortadan kalktıktan sonra başlangıçtaki boyundan daha uzun kalan kısmı.

Kalık tepe : Aşınmalarla düzleşerek bir yontukdüz durumuna dönüşmüş yereyde, aşınmadan az çok kurtulabilmiş yayvan tepeciklere verilen ad.

Kalıkdemirci : Samsun kenti, Alaçam ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Kalımlaştırıcı : E kümesi üzerinde etkiyen bir M tekçesi ve bir altkümesi için kümesi.

Kalımlı altküme : (E, T) öbeksisi verildiğinde, koşulunu gerçekleyen A altkümesi.

Kalımlı bileşik : Kolayca bozunmayan ya da zaman içinde değişme eğiliminde olmayan özdek.

Kalımlı duru : Özdeğin tepkimeye, ayrışmaya uğramadan özelliklerini uzun süre koruduğu düzeneksel ya da ısıldevimbilimsel durumu.

Kalımlı durum : Özdeğin fiziksel ve kimyasal değişikliğe uğramadan özelliklerini uzun süre koruduğu konumsal ya da termodinamik durumu.

Kalımlı özdek : Kimyasal tepkimelerle kendi kendine değişmeyen özdek.

Kalımsız bileşik : Fiziksel ya da kimyasal özelliklerini çok kısa sürede değiştiren özdek.

Kalımsız durum : Özdeğin kendi kendine ya da dış etkilerle çeşitli fiziksel ya da kimyasal özelliklerini kısa sürede değiştirdiği durum.

Kalımsız özdek : Kendi kendine ayrışan ya da değişen özdek.

Kalımsızlık : Kalımsız olma durumu.

Kalın bacaklı kuş : Yağmur kuşları (Charadriiformes) takımının kalın bacaklıgiller (Oedicnemidae) familyasından, 40 cm kadar uzunlukta, Avrupa, Kuzey Afrika ve Batı Asya'da yaşayan bir tür. (Oedicnemus oedicnemus), Yağmurkuşları (Charadriiformes) takımının kalınbacaklıgiller (Oedicnemidae) familyasından bir kuş türü. Uzunluğu 40 cm. Orta ve Güney Avrupa, Kuzey Afrika ve Batı Asyada yaşar.

Kalın bacaklıgiller : Kuşlar (Aves) sınıfının, yağmur kuşları (Charadriiformes) takımının, çamur koşarları (Limicolae) alt takımından, gözleri çok büyük, gece faaliyet gösteren türleri olan bir familya.

Kalın bas : Frekansı genellikle 40Hz civarından az olarak kabul edilen, çok düşük frekanslı ses.

Kalın doku : Genellikle, kalınlığı 0 .05 cm ile 0.65 cm. arasında olan doku.

Kalın dudaklı gurami : Doğal olarak Hindistan ve Burma’da yaşayan, boyları 10 cm olabilen, vücut rengi yeşilimsi parlaklıktaki ton üzerinde düzensiz kırmızı, enine bantlı akvaryum balığı.

Kalın götürmek : Evlenecek erkek tarafından kız tarafına pazar günü armağan götürmek.

Kalın katman : Kalınlığı 60-120 cm. olan katman.

Kalın kum : Taneleri 1-2 mm. çapında olan kum.

Kalın mide kurdu : Domuz midesinde asalak yaşayan küt kuyruklu solucan. (Kurtçukları, birinci ve ikinci gelişme evresinde, dışkı yiyen kınkanatlı böcekleri, üçüncü evrede, kurbağa, yılan, ya da kuş türlerini arakonakçı olarak seçer.).

Kalın orta : Frekansı genellikle 200Hz ve 320Hz arası olarak kabul edilen, düşük-orta frekanslı ses.

Kalın sap : Kalın iplik, yorgan ipliği.

Kalın ses sağırlığı : Kalın sesleri duyma yetersizliği.

Kalın sıra : Yalın veya eklerle genişletilmiş bir kelimedeki ünlü veya ünlülerin, dilin geriye çekilmiş ve ağız boşluğunun arka tarafında boğumlanan a, ı, o, u gibi kalın ünlüler olması durumu: kol, kol-lar-ımız-da, kol-luk; oku-, oku-t-tur-duk, kara, kara-la-ma, yaz-, yaz-ı, yaz-ıcı, yaz-ıcı-lık, dağlardan akan soğuk suların toprak altlarında oluşturduğu kuyular ve benzerleri kalın sıradaki ünlülerin oluşturduğu sıra kalın sıradır. Karşıtı ince sıra'dır.

Kalın tiz : Frekansı genellikle 1.300Hz ve 2.600Hz arası olarak kabul edilen, düşük-tiz frekanslı ses.

Kalın tül : Tiyatro dekorunda. kalın, gözenekli, pamuklu dokuma.

Kalınağaç : Şanlıurfa şehrinde, Bucak bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Kalınağıl : Konya kenti, Hadım ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Muğla kenti, Milâs belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Kalınbacaklıgiller : (Oedicnemidae, türü iyi bilinir.

Kalınbayat : Şanlıurfa ili, Kabahaydar bucağına bağlı bir yer.

Kalınçam : Trabzon kenti, Tonya belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.

Kalıng : Başlık.

Kalınharman : Manisa şehri, Kula ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Kalınırak : Kalınca, irice.

Kalınırmak : Kalınlaşmak, irileşmek.

Kalınkoz : Denizli ili, Çameli belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

Kalınlaştırtma : Kalınlaştırtmak işi.

Kalınlaştırtmak : Kalınlaştırma işini yaptırmak.

Kalınlatma : Kalınlatmak işi.

Kalınlık ayarı : Almacın ses bölümünde, kalın seslerin yani alçak yinelenimlerin düzgün alınması için yapılan ayar.

Kalınlık bıçağı : Kalınlık makinesinde kesme işlemini yapan uzun çelik lamadan özel bıçak.

Kalınlık makinesi : Parçayı istenilen kalınlığa getirmede kullanılan ağaçişleri makinesi.

Kalınlıkölçer : İçerdiği iyonlaştırıcı ışınım kaynağı yardımıyla, bir malzemenin kalınlığını yıkımlamadan ölçmeye yarayan aygıt.

Kalınpelit : Çorum kenti, Bayat ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

Kalıntı bitki : Geçmiş dönemlerde dünya florasında yaygın hâlde bulunurken, günümüzde bu özelliklerini kaybetmiş, yer yer bulunan bitkiler. Relikt bitki.

Kalıntı göl : Dördüncü çağda, daha yağışlı ve serin iklim koşulları altında oluşmuş geniş içdeniz ya da göllerin bugünkü koşullar içinde kalabilmiş küçük parçası.

Kalıntı maden yatağı : Ayrışım ya da yıkanma süresinde, kayaçlardan kimi bileşiklerin kaldırılması sonucunda, değerli cevherin derişmesi ile oluşmuş maden yatağı.

Kalıntı nüfus : Yeryüzünün kimi bölgelerinde (yüksek yaylalar, yoğun eşleksel ormanlar, karalardan ve denizyollarından uzakta kalmış adalar gibi) yüzyıllardan beri hiçbir karışıma uğramayan, köken özelliklerini koruyabilmiş küçük insan toplulukları.

Kalıntı yumurtalık sendromu : Ovariohisterektomi yapılmış köpeklerde fonksiyonel yumurtalık dokusundan bir parçanın karın boşluğunda kalması ve kalan parçanın yeniden damarlaşması sonucu endojen hormonların salınması sonucu kızgınlık belirtilerin ortaya çıkması, ovaryan remnant sendromu, ORS.

Kalıntılar : Öneli gelmiş ve bitmiş olduğu halde ödenmemiş olan borç artıkları.

Kalıntılar kuramı : Uygar bir toplumun, ilkellerde benzerleri saptanan halkbilim ürünlerini, o uygar toplumun ilkel çağlarından kalma birer kalıntı ürün olarak benimseyen insanbilim okulunun bir görüşü, bk. uygar toplum, ilkel, kalıntı, insanbilim okulu. karşılığı akrabalık kuramı.

Kalıntılar yöntemi : (Mill) Bir etkinin açıklanamayan parçasının ondan önceki durumun parçasının sonucu olabileceği görüşüne dayanan tümevarım yöntemi.

Kalıp çekeceği : Yapılan bir ayakkabının içindeki kalıbı çıkarmağa yarayan ucu kıvrık demir araç. (Maraş).

Kalıp çeliği : Gördüğü işin özelliklerine göre, kalıb yapmada kullanılan çelik.

Kalıp dna : Nükleik asit üretiminde veya polimeraz zincir tepkimesinde çoğaltılması istenilen gen parçası, şablon DNA.

Kalıp dökümü : (Heykel) Kalıba dökülerek çıkarılan döküm; kalıplama. a. bk. kalıp, çoğaltma kalıbı, ölükalıp.

Kalıplama tozu : Kalıplama işleminde kullanılan, ısı ve basınç altında sertleşen yoğrumsal özdeklerin tozu.

Kalıplamak : Biçimi bozulmuş bir şeyi düzeltmek için kalıba geçirmek, kalıba vurmak.

Kalıplanma : Kalıplanmak işi.

Kalıplanmış örnek : Kalıplama ile kalıplanmış ve gözetleçli inceleme için hazırlanmış metal örnek.

Kalıplaşma : Kalıplaşmak işi. Herhangi bir kelimeye eklenen çekim veya yapım ekinin bilinen belirli görevi ile değil de eklendiği kelime ile beklendiğinden ayrı yeni bir anlam meydana getirecek şekilde birleşip kaynaşması olayı: gözde "sevgili", yüzde (%), öte, dolayı, ötürü, ileri, dışarı, yeniden, Kum. Köpten "çok önce"; yayan, için için, nereye, giysi, öğün "bir defalık yiyecek", birisi, böylesine, gibi, nicesi? "nasıl?" ve benzerleri Aynı durum iki ya da daha çok kelimenin anlam kaymasına uğrayarak ilk anlamlarından farklı bir biçimde kaynaşıp kalıplaşması için de söz konusudur. Birleşik kelimelerin bir kısmı ve deyimler böyle bir kalıplaşmanın ürünüdür: Akbaba, kaptıkaçtı, şıpsevdi, dolmuş, dolma, dondurma, göze girmek, gözden düşmek, başgöz etmek, dibine darı ekmek, dil dökmek. vb.

Kalıplaştırma : Kalıplaştırmak işi.

Kalıplaştırmak : Kalıplaşma işini yaptırmak.

Kalıplatma : Kalıplatmak işi.

Kalıplı mukavva kukla : Tutkal, kağıt ve karton hamurundan yapılan kukla.

Kalıplı yanıt : Bir görüşmede yanıtlayıcıların önemli bir çoğunluğunca yinelenen ve görüşülenler arasında ayrım gözetmeye elvermeyen yanıt türü.

Kalıplıca : Kalıplı olan.

Kalıplık : Kalıp yapmaya veya koymaya yarayan şey.

Kalıplılık : Kalıplı olma durumu.

Kalıpsama : Yabancı bir kalıba göre yapılmış kelime, deyim, cümle... Arsıulusal kelimesi ve Tramvayı almak kullanışı gibi.

Kalıpsız gözeleme : İğne, mekik veya başka bir yardımcı alet kullanmadan göze büyüklüğünün parmaklarla veya göz tahmini ayarlanarak yapılan gözeleme.

Kalıpsızca : Kalıpsız bir biçimde.

Kalıpsızlık : Kalıpsız olma durumu.

Kalıtbırakan : Mûris, müverris, mirâsbırakan.

Kalıtçılar ortaklığı : Mirâs şirketi.

Kalıtım derecesi : Karakterlerin meydana gelmesinde genlerin etki payı, yani genotipin fenotipi belirleme derecesi, h2.

Kalıtım ve geçiş vergisi : Kalıtım ve tutsu yolu ile bunlar üzerinde hakları bulunan bir ya da daha çok kişilere geçen taşınır ve taşınmaz çeşitli mallar nedeni ile, bu kişilerden yasalarında belirtilen temel yargı ve oranlara göre alınan vergi.

Kalıtım vergisi : Kalıtım ya da tutsu yolu ile, ödünsüz olarak ele geçen tüm mallardan yararlanma hakkı ile kütüğe geçirilmesi gereken haklardan alınan vergi.

Kalıtımcılık : Davranışın yorumlanmasında kalıtım ve kalıtımsal etkilere her şeyden çok önem veren görüş.

Kalıtımsal anlak geriliği : Anlak geriliğinin dış nedenler söz konusu olmadan soya çekim yolu ile bir kuşaktan başka bir kuşağa geçen biçimi.

Kalıtımsal gelenek : Halkbilim ürünlerinin kuşaklardan kuşaklara aktarılışıyla oluşan gelenek, bk. gelenek, karşılığı toplumsal gelenek.

Kalıtımsal yatkınlık kuramı : Kimi bireylerin belirli hastalıklara karşı kalıtsal bir yatkınlık gösterdikleri görüşü. (Hastalığın gelişmesi elverişli koşullarla karşılaşılmasına bağlıdır.).

Kalıtsal anjiyonörotik ödem : Kalıtsal anjiyoödem.

Kalıtsal anjiyoödem : Komplement-1 esterazı baskılayan enzimin eksikliğinden kaynaklanan, deride ödem ve kurdeşen benzeri değişimlerle belirgin, insanlarda görülen kalıtsal hastalık, kalıtsal anjiyonörotik ödem.

Kalıtsal aşırı kıllılık : Doğuştan vücut örtüsünün aşırı kıllı olması. Avrupa Friezyan sığırlarında otozomal baskın bir özellik olarak ortaya çıkar.

Kalıtsal bölük : Boş olmayan ve olduğunda koşulunu gerçekleyen A kümeler bölüğü.

Kalıtsal çinko yetersizliği : Sığırlarda ve bull teriyer köpeklerinde, çinkonun bağırsaklardan emilimindeki bir bozukluktan kaynaklanan deri lezyonları, timüs hipoplazisi ve gelişme geriliğiyle belirgin çekinik özellikte kalıtsal hastalık, kalıtsal parakeratozis, kalıtsal timüs hipoplazisi, ölümcül A-46 özelliği.

Kalıtsal depo hastalığı : Kalıtsal nedenlerle protein, karbonhidrat veya yağları parçalayan enzimlerin yetersizlikleri sonucu bu maddelerin hücrelerde birikiminden kaynaklanan hastalık grubu.

Kalıtsal doğuştan hiperostozis : Doğuştan hiperostozis.

Kalıtsal doğuştan iktiyozis : İktiyozis.

Kalıtsal duyu nöropatisi : Belli köpek ırklarında ayak ve bacaklarda ağrı hissinin daha az hissedilmesi nedeniyle parmakların ve ayak yastıklarının şiddetli yaralanmasıyla belirgin kalıtsal hastalık, akral sakatlık sendromu.

Kalıtsal epidermis displazisi : Kılsız buzağı sendromu.

Kalıtsal guatr : Dishormonogenetik guatr.

Kalıtsal hastalık : Ebeveynlerden evlatlarına genetik olarak aktarılan hastalık.

Kalıtsal kardiyomiyopati : Çeşitli sığır ırklarında gençlerde veya erişkinlerde, karıncık ritm bozuklukları, deri altı ödemi, hidrotoraks, asites, fibrozis ve kalp kası nekrozuyla belirgin, otozomal resesif özellikte kalıtsal hastalık. Hereford ırkı sığırlarda yünümsü kıl örtüsü sendromuyla birlikte görülür.

Kalıtsal kokleosakuler dejenerasyon : Kokleosakuler dejenerasyon.

Kalıtsal kollajen displazisi : Kollajenin hatalı üretimi sonucu dokuların kasılma gücünde azalma derinin kolay yırtılması ve esnekliğini kaybetmesiyle belirgin özel hastalık grubu. Bu grup içerisinde; yumuşak deri, Ehlers-Danlos sendromu, hiperelastozis kutis ve kauçuk köpek eniği sendromu yer alır.

Kalıtsal kornea bulanıklığı : Buzağılarda, ön göz kamarası endotelinin kusurlu olması, çift taraflı ödem, fibrozis ve kısmen görme bozukluğuyla belirgin kalıtsal kornea bozukluğu, doğuştan kornea bulanıklığı.

Kalıtsal kusurlar : Kalıtım yoluyla jenerasyondan jenerasyona geçen hastalıklar ve anormallikler.

Kalıtsal nöropati : Hipertrofik nöropati.

Kalıtsal özellik : Her ilingesel uzayın tüm altuzaylarına taşınan ilingesel özellik. Öyle bir P özelliğidir ki, bir X yapısı P özelliğine sahip olduğunda, X yapısının her alt yapısı da P özelliğine sahiptir, irsi özellik. Örneğin topolojik uzaylar için Hausdorff özelliği, gruplar için değişme özelliği kalıtsaldır.

Kalıtsal parakeratozis : Kalıtsal çinko yetersizliği.

Kalıtsal protoporfiri : Doğuştan protoporfiri.

Kalıtsal raşitizm : Domuz yavrularında kalsiyumun bağırsaklardan yetersiz emiliminden kaynaklanan, normal raşitizmden klinik olarak ayırt edilemeyen bir iskelet bozukluğu.

Kalıtsal sağırlık : Doğuştan sesin işitilememesi. Mavi gözlü kimi kedi ırklarında ve beyaz renkli İngiliz boğa teriyerlerinde görülür.

Kalıtsal timüs hipoplazisi : Kalıtsal çinko yetersizliği.

Kalıverme : Kalıvermek işi.

Kalıvermek : Öylece kalmak.

Kanıtsav kalıbı : Her örneği, sözedilen dilde kanıtsav durumunda olan bir önerme kalıbı. Örnek: kümeler kuramının bir kanıtsav kalıbıdır.

Karışık eleme kalıntıları : % 27'den fazla ham selüloz ve % 15 den fazla ham kül içermemesi gereken hububat eleme kalıntıları dışında kalan yan ürünler.

Karkas kalıntısı : Memeli hayvanların dokularının, kemikler dâhil fakat kıl, tırnak, boynuz ve sindirim kanalı içeriği hariç kısımlarının kalıntısı, tankaj, gövde et artığı.

Kaşık kalıbı : Sıkışık, birbirine geçmiş biçimde. Bacakları bitiştirip bir yana bükerek yere oturma biçimi: On gişilik sufra kaşık kalıbı oturuşla onbeş gişiyi alıyor.

Kayaç kalıntısı : Kayaçların ufalamasıyle bulunduğu yerde oluşmuş ve kimi maddeleri eriyip gittikten sonra bir kalıntı olarak bırakılmış toprak.

Keten tohumu eleme kalıntısı küspesi : Keten tohumunun temizlenmesi sırasında ayrılan, daha küçük ve kusurlu keten tohumları, yabancı ot tohumları, diğer yağlı tohumlar ve yem değeri taşıyan diğer yabancı maddelerden özütlemeyle yağı alındıktan sonra elde edilen öğütülmüş bir ürün, zeyrek eleme kalıntısı küspesi.

Kız kalını : Kız evine düğünde verilen armağan.

Kurutulmus patates kalıntısı : Patates işleme kalıntısı.

Külçe kalıbı : İçine, erimiş metalin boşaltıldığı ve içinde katılaştığı, genellikle dökme demirden yapılmış kalkıp.

Kültür kalıbı : Belli bir kültürü oluşturan karmaşaların ve öğelerin bütünleşmesi; bir kültürün, çevresinde kutuplaştığı belirgin bir ana öğe; bir kültürün genel yön alışı ve niteliği.

Kültür kalıtı : Daha önceki kuşaklardan çağımıza aktarılan ürünler, bk. gelenek.

Kültürel kalıtım : Bazı karakter ve davranışların, genlerle kalıtım olmaksızın, dölden döle taşınması.

Lens kalınlaşması : Gözün gelişiminde vezikula optika adı verilen göz kesesinin ektodermle teması sonucunda oluşan kalınlaşma, lens vezikülü. Zamanla ektodermle olan bağlantı kaybolarak içi epitel hücreleriyle dolu yuvarlak bir lens vezikülü biçimlenir.

Magma kalıntısı : İçindeki başlıca silisyum tuzlarının kristalleşmesi ile ayrılmış, uçucu maddelerin ve az bulunan öğelerin derişimini kapsayan magma artığı.

Mantıksal ilksav kalıbı : Bir biçimsel dizgede, öncülsüz ilkel geçerli çıkarım kuralı. Örnek: Doğrusal eklemler mantığına ilişkin Hilbert-Ackermann mantıksal ilksav kalıpları.

Mantıksal kalıp : Mantıksal olmayan sözedilen dil değişmezi kapsamayan kalıp.

Mendel kalıtımı : Genlerin ya da karakterlerin Mendel yasalarına göre kalıtlanması.

Mera kalıpları : Mera hayvanlarına ek yem olarak yonca gibi kaba yemlerin değişik katkılarla pelet hâline getirilmiş hâli.

Metalsiz kalıntı : Metalsizlerden oluşan kalıntı.

Meyve işleme kalıntıları : Meyvelerin meyve suyu, meyve şarabı, reçel ve marmelat gibi ürünlere işlenmeleri sırasında ele geçen meyve posası veya meyve melası gibi yan ürünler.

Mezbaha kalıntıları : Mezbaha yan ürünleri.

Mısır şurubu işleme kalıntısı : Mısır şurubunun rafinasyonu sırasında elde edilen; büyük bir çoğunlukla protein, geriye kalan karbonhidrat ve mısır nişastasının yağlı kısımlarından oluşan; su içerebilen ve susuz madde esası üzerinden en çok % 7 kül ve en az % 50 yağ içeren bir ürün.

Mitokondriyal kalıtım : Sitoplazmik kalıtım.

Multifaktöriyel kalıtım : Farklı birçok genin ve çevre faktörlerinin etkileşimiyle ortaya çıkan karmaşık bir kalıtım biçimi.

Nişasta sanayi kalıntıları : Nişasta endüstrisi yan ürünleri.

Optik kalınlık : Optik derinliğin başka bir adı.

Ortak kültür kalıtı : Belirli bir kültürden türemiş olan değişik halk kültürlerindeki ürünler.

Ortalama alyuvar kalınlığı : Ortalama alyuvar hacmi ve çapı kullanılarak bulunan değer, OAK, MCT.

Otozomal baskın kalıtım : Bir otozomda taşınan homozigot baskın mutant bir genin belirlediği karakterin kalıtım şekli. Otozomal dominant kalıtım.

Otozomal çekinik kalıtım : Bir otozomda taşınan homozigot çekinik mutant bir genin belirlediği karakterin kalıtım şekli. Otozomal resesif kalıtım.

Öbekleme ilksav kalıbı : Herhangi bir birli açık önermeyi gerçekleyen özbirey ya da kümelerden oluşan bir öbeğin var olduğunu dile getiren ilksav kalıbı.

Ölü kalıp : (Heykel) Alçı döküm yapıldıktan sonra kırılarak içinden özgünün çıkarıldığı, tek örnek elde etmeye yarayan kalıp. a. bk. kalıp, çoğaltma kalıbı.

Ön kalıtçı : Ön mirâsçı.

Örtü kalınlığı : Örtünün üst yüzeyi ile, anametalin üst yüzeyi arasındaki kalınlık.

Örtü kalınlığı saptamı : Örtü kalınlığını saptamak için yapılan işlem.

Pamuk tohumu eleme kalıntısı : Pamuk tohumunun ekilmek amacıyla ticari olarak linterinin alınması ve işlenmesi sonucu elde edilen, en az % 12 ham protein ve en çok % 30 ham selüloz içermesi gereken bir yan ürün.

Pamuk tohumu kalıp küspesi : Pamuk tohumundan yağın çoğunun bir mekanik işlem yoluyla ayrılmasından sonra kalan tane ve bir kısım linter, kabuk ve yağdan oluşan, en az % 36 ham protein içermesi gereken öğütülmemiş bir ürün.

Parlatma kalıntısı : Pirinç kepeği.

Patates damıtma kalıntısı kurusu : Patatesten veya çoğunluğunu patatesin oluşturduğu karışımdan alkol veya damıtık likör üretildikten sonra elde edilen kuru ürün.

Patates işleme kalıntısı : İnsan tüketimi amacıyla patates ürünlerinin üretimi sırasında elde edilen patates parçaları, soyukları, ıskartaları ve benzerleri nden oluşan kalıntıların kurutulmuş biçimi, kurutulmuş patates kalıntısı.

Pestisit kalıntısı : Canlı veya cansız cisimler üzerinde yaşayan veya besin maddelerinin üretimi ve depolanması sırasında besin değerlerini azaltan her türlü böcek, kemirgen, mantar ve toprak kurdu ile yabani ot gibi tarım zararlılarıyla mücadele etmek amacıyla kullanılan kimyasallara bağlı olarak bitkisel veya hayvansal kökenli gıda maddelerinde oluşan maddelerin ortak adı.

Pirinç parlatma kalıntısı : Yemeklik pirinç elde edilirken pirinç tanelerinin parlatılması için uygulanan fırçalama işleminden elde edilen bir yan ürün, pirinç parlatmaları.

Sağ kalım eğrisi : Radyobiyolojide uygulanan radyasyon dozu ile canlı kalan hücrelerin oranı arasındaki ilişkiyi gösteren eğri. Doz inaktivasyon eğrisi.

Sanısı kalın : Anlayışsız, kalın kafalı.

Sayışım kalıntısı : Bir sayışımın borçlu ve alacaklı dalları arasındaki fark.

Sıcak işlemlik kalıp çeliği : Sıcak işlemeye uygun özellikteki kalıp çeliği.

Sıfırlı kalıp : Kapsadığı dizimsel değişkenlerin sayısı sıfır olan, başka bir deyişle hiç bir dizimsel değişkeni olmayan kalıp. Her sıfırlı kalıp, sözedilen dilin belli bir deyiminin dizimsel sözeden dildeki bir adıdır. Örn. sıfırlı kalıbı, '2+3' teriminin bir adıdır.

Sitoplazmik kalıtım : Sitoplazmada yer alan genetik materyal yoluyla gerçekleşen kalıtım, mitokondriyal kalıtım. Kromozom ayrılmasıyla ilişkili olmadıkları için kalıtımları Mendel yasalarına göre değerlendirilemeyen, çekirdek dışı genlerle (mitokondri, kloroplâstlar gibi organellerdeki genlerle) kontrol edilen kalıtım. Mendellenmeyen kalıtım.

Soğuk işlemlik kalıp çeliği : Soğuk işleme işlemlerinde kullanılacak kalıpları yapmağa uygun, yüksek karbonlu, yüksek kromlu alaşım çeliği.

Soğuk kalıplı suverme : İnce pul, ince uzun çubuk gibi parçaların büzülmelerini önlemek amacıyla, soğuk kalıp içine yerleştirilerek yapılan su verme işlemi.

Son kalıntı : Sayışımdan sonra görünen kalıntı.

Son kalıtçı : Nâmzed mirâsçı (karş. ön kalıtçı). -atama : fevka'l-âde ikame.

Soya değirmencilik kalıntısı : Kabuğu soyulmuş soya unu üretiminde normal öğütme işleminde ele geçen soya kabukları ve kabuğa yapışmış soya içi parçacıklarından oluşan, % 11'den daha az ham protein ve % 35'ten daha fazla ham selüloz içermemesi gereken bir ürün.

Split kalınlıklı greft : Derinin yalnızca bir bölümün alındığı greft biçimi.

Sülfür kalıntı : Metallerin sülfürlerinden oluşan kalıntı.

Süt işleme kalıntısı : Süthane ürünlerinin normal işleme ve ambalajlama sırasındaki yıkama sularında bulunan katı maddelerin toplanmasından elde edilen ve hayvanlara tükettiği yemin kuru maddesinin % 25'inden fazla yedirilmemesi gereken ürünler.

Sütte ilaç kalıntısı : İlaç kalıntısı.

Tam kalınlıklı deri grefti : Serbest deri grefti.

Tasım kalıbı : Örnekleri tasım olan kalıp.

Tasımsal çıkarım genel kalıbı : Örnekleri tasımsal çıkarım olup özne-yüklem önermesi genel kalıplarından oluşan çıkarım kalıbı.

Temizleme kalıntıları : Kavuz, yabancı ot tohumları, toz-toprak ve diğer yabancı maddeler gibi hububat tanelerinden ayrılan maddeler.

Ten kalıbı : Vücut şekli.

Tokaç kalıbı : Tokaçlama işleminde, yuvarlak biçim vermek için kullanılan kalıp.

Toplumsal kalıp : Bir toplumda ya da toplumsal kümede üyelerin davranış ve etkileşimlerindeki her türlü düzenlilik.

Toplumsal kalıt : Bir toplumda ya da toplumsal kümede geçmiş kuşaklardan kalma ekin öğeleri.

Toplumsal kalıtım : Bir toplumda oluşan ekin öğelerinin tarih içinde değişmelerden geçmekle birlikte o topluma ve o halka özgü olan, onları başkalarından ayırt etmek olanağı veren kimi özelliklerinin bulunması ve bunların kuşaktan kuşağa iletilmesi olgusu.

Toprak kalıntısı : Bulunduğu yerde, kayaçların ufalanmasıyle oluşmuş ve kimi maddeleri eriyip gittikten sonra, bir kalıntı olarak bırakılmış toprak.

Tutum kalıbı : Belli bir konudaki tutumların aralarında değişik biçimlerde örgütlenmelerinden oluşmuş kavramsal örüntü.

Ünlü kalınlaşması : İnce ünlülerin, belirli ünsüzlerin kalınlaştırma veya kalın ünlülerin benzeştirme etkilerine bağlı olarak veya daha başka bir nedenle kelimede ön, iç ve son seslerde kalın sıraya geçmeleri: emanet > amanet, ateş > ataş, bahçe > bahça, zâlim > zalım, hizmet > hızmat, yirmilik > yığırmilik, görmek > gormek, göz > goz, heves > haves vb.

V kalıp : Açık kalıplardan, kesiti V biçiminde olan.

Vergi kalıntısı : Ödenmemiş ya da alınmamış vergiler.

Yalın tasım kalıbı : Örnekleri yalın tasım olan kalıp. Bütün yalın tasım kalıplarının sayısı 256 ya eşittir. Bunlardan 15 i sıkı 9 u ise gevşek geçerlidir.

Yarılanma kalınlığı : X ya da gama ışınlarının canlı madde içinden geçerken belirli bir oranda emilmesi nedeni ile şiddetinin yanya inmesine sebep olan madde kalınlığı.

Yassı kalıp : Yassı işlemler için kullanılan kalıp.

Zeyrek eleme kalıntısı küspesi : Keten tohumu eleme kalıntısı küspesi.

Alçı kalıp : Bir şeyin üzerine alçı dökülerek alınan kalıp.

Baskı kalıbı : Kitap kapaklarına süslemeler basmak için kullanılan kalıp.

Basma kalıbı : Kitap, kumaş vb.nin baskısı için hazırlanan kalıp.

Buz kalıbı : Suyun belli biçimlerde donmasını sağlayan özel kap.

Ensesi kalın : Güçlü, istediğini yapabilen, sözü geçer (kimse). Varlıklı, zengin.

Ensesi kalınlık : Ensesi kalın olma durumu.

Kalıcı : Sürekli, geçici karşıtı. Bir süre için belli bir yerde kalan, konuk, gidici karşıtı. Her zaman geçerliğini sürdürecek olan.

Kalıcı makyaj : Özellikle dudak, göz çevresi ve kaşların belirginleştirilmesi amacıyla kişiye özel olarak seçilmiş renklerin iğne yardımıyla üst deriye zerk edilmesiyle yapılmış olan ve çok uzun süre ciltte kalan makyaj.

Kalıcı ruj : Dayanıklılığını uzun süre koruyan ruj.

Kalıcılık : Kalıcı olma durumu. Tözün kendi bağımsızlığı içinde var olma biçimi, tözün var oluşunu sürdürmesi ilkesi, ayrılmazlık karşıtı. Mıknatıslayan etki kalktıktan sonra da mıknatıs olarak kalabilen cisimlerin özelliği.

Kalıç : Orak.

Kalık : Kalmış, artmış. Evlenme çağı geçmiş, evde kalmış (kız). Eskimiş. Eksik, noksan.

Kalıklık : Eksiklik, noksanlık. Kalık olma durumu.

Kalım : Kalma işi.

Kalımlı : Kalıcı, yok olmayan, ölümsüz, zevalsiz, baki, payidar.

Kalımlılık : Kalımlı olma durumu.

Kalımsız : Kalımlı olmayan, kalıcı olmayan, yok olacak, fâni.

Kalın : Cisimlerde uzunluk ve genişlik dışında üçüncü boyutu çok olan (cisim), ince karşıtı. Yoğun, akıcılığı az olan. Gelin olacak kıza erkek tarafından verilen para veya armağan, ağırlık. Enli ve gür (kaş). Pes (ses). Mayalı hamurun parçalara ayrılıp tandırda pişirilmesiyle elde edilen ekmek türü. Etli, dolgun.

Kalın bağırsak : Sindirim borusunun ince bağırsaktan anüse kadar ortalama 1,5 metre uzunluğundaki bölümü.

Kalın kafa : Kalın kafalı.

Kalın kafalı : Geç ya da güç anlayan, gabi. Budala, aptal, anlayışsız.

Kalın kafalılık : Kalın kafalı olma durumu.

Kalın ses : Titreşim sayısı az olan ses, alçak ses.

Kalın sesli : Sesi kalın olan.

Kalın seslilik : Kalın sesli olma durumu.

Kalın ünlü : Dilin geri çekilmesiyle art damakta oluşan ünlü: a, ı, o, u.

Kalın yağ : Ham petrolden elde edilen, makinelerin hareketli bölümlerini yağlamakta kullanılan yoğun yağ, ağır yağ.

Kalınca : Kalına yakın.

Kalınlaşma : Kalınlaşmak işi.

Kalınlaşmak : Kalın duruma gelmek.

Kalınlaştırma : Kalınlaştırmak işi.

Kalınlaştırmak : Kalın duruma getirmek.

Kalınlatmak : Kalınlaştırmak.

Kalınlık : Kalın olma durumu. Cisimlerde uzunluk ve genişlik dışında üçüncü boyut.

Kalınma : Kalınmak işi.

Kalınmak : Kalma işi yapılmak.

Kalıntı : Artıp kalan şey, bakiye. İz, işaret. Bir toplum, kültür, uygarlık vb.nden artakalan şey. Eski çağlardan kalmış şehir veya yapı, ören, harabe.

Kalıp : Bir şeye biçim vermeye veya eski biçimini korumaya yarayan araç. Gösterişli görünüş. Biçim, durum. Biçki modeli, patron. Yenilikten uzak, özgün olmayan. Genellikle küp biçiminde yapılan.

Kalıp kıyafet : Dış görünüş.

Kalıp sigarası : Sigara sarma makinesinden çıkmış sigara.

Kalıpçı : Kalıp yapan veya satan kimse. Beton kalıplarını yapan kimse. Görevi herhangi bir şeyi kalıba vurmak olan kimse.

Kalıpçılık : Kalıpçının yaptığı iş.

Kalıplama : Kalıplamak işi.

Kalıplanmak : Belli bir kalıp verilmek, kalıba vurulmak.

Kalıplaşmak : Belli bir biçim almak, klişeleşmek. Görevini yitirmek. Durumunu sürdürmek, belli bir durumun dışına çıkmamak.

Kalıplaşmış : Durumunu sürdüren, belli bir durumun dışına çıkmayan.

Kalıplaşmışlık : Kalıplaşmış olma durumu.

Kalıplatmak : Kalıba vurdurmak.

Kalıplı : Kalıplanmış olan. Düzgün, biçimli. İri yapılı, heybetli.

Kalıplı kıyafetli : Gösterişli, bakımlı.

Kalıpsız : Kalıba dökülmemiş. Biçimsiz, düzgün olmayan.

Kalıpsız kıyafetsiz : Gösterişsiz, bakımsız.

Kalış : Kalma işi.

Kalıt : Miras. Görenekler yoluyla yerleşmiş olan tutum veya davranış biçimi. Kalıtım yoluyla geçmiş olan şey.

Kalıtçı : Bir kalıttan yasalar gereğince yararlanan kimse, mirasçı, vâris.

Kalıtım : Çevre etkileriyle köklü olarak değiştirilemeyen özelliklerin, döllenme sırasında, dişi ve erkeğin kromozomları aracılığıyla bir kuşaktan ötekine geçmesi, soya çekim, irs, irsiyet, veraset.

Kalıtım bilimi : Bitki, hayvan ve insan genlerinin yapısını, görevini ve bir dölden diğerine nasıl aktarıldığını inceleyen bilim, genetik.

Kalıtımsal : Soydan geçme, soydan kalma, kalıtımla ilgili, kalıtsal, irsî. Ana babadan çocuklara genler aracılığıyla geçen (özellik, hastalık vb.).

Kalıtsal : Kalıtımsal.

Kalıtsallık : Kalıtsal olma durumu.

Ölüm kalım meselesi : Yok olmamak amacıyla girişilen mücadele.

Pasta kalıbı : İçinde pasta hamurunun pişirildiği değişik biçimlerdeki kalıp.

Silindir kalıplama : Plaka ve naylon benzeri ince levhaların silindir arasından geçirilerek üretilmeleri yöntemi.

Silme kalıbı : İnce madenî plaka üzerine oyulan ve taş yüzeyinde silme işlemini ayarlamaya yarayan alet.

Yüz kalıbı : İnsan yüzüne alçı dökülerek alınmış kalıp.

Diğer dillerde Kalemucu kaplama anlamı nedir?

Osmanlıca Kalemucu kaplama : piramit kaplama