Kork nedir, Kork ne demek
Yerel Türkçe'deki anlamı:
Bostan korkuluğu.
Kork ile ilgili Cümleler
- Ne kadar çok durumumuzu bilirsek, o kadar az korkarız.
- O, çok kere, korkulu rüya görmektense uyanık yatmak evladır diye sabaha kadar uyumamaya çalışır.
- Ben her zaman doktorlardan korktum.
- Bazı insanlar hala korkuyorlar.
- Korku iyi bir motive edicidir.
- O korkunç bir şekilde yanlış olurdu.
- Şimdiden gözünü korkutmazsan ileride büsbütün başa çıkılmaz bu bacaksızlarla.
- Korkunun bir anlamı vardı.
- Ürkek ürkek dolaşıyordu evin içinde. Tepeden tırnağa korkuya kesmişti.
- O korkunç günü arkasında bırakmaya çalıştı.
- Korkarım ki söylemek yapmaktan daha kolay.
- Devletin bu türden denetimlere kalkması, korku salma amacına yöneliktir.
- Korktuğu başına gelmiş ve o koskoca Nahit Bey ipin ucunu kaçırarak dillere destan olmuştu.
- Korkusuzluk dışında korkacak bir şey yok.
- Kadınlıktan, erkeklikten tiksiniyordu ve etteki sır ona korku veriyordu.
- Korkudan beti benzi attı.
- Yabancı bir iklimde, ebedi olarak yaşamaya mahkûm olduktan sonra bundan üstün hangi bir cezadan gözümüz korkabilir.
- Yoksa çocuk, etrafını saran hayaletlerin dehşeti karşısında mutlaka korkudan çıldırırdı.
- Ben kimseden korkmam.
- Yüzü korkudan kireç gibi oldu sonra utançtan kızardı.
- Bir korku düştü canıma acep nola benim hâlim / Derman olmaz ise bana acep nola benim hâlim?
- Bize yiyecek bir şey kalmadığından gerçekten korkuyorum.
Kork ile ilgili Atasözü veya Deyim
adam adamdan korkmaz, utanır : insanları ahlaklı davranmaya iten korku değil, küçük görülme duygusudur anlamında kullanılan bir söz.
adamın yere bakanından, suyun yavaş akanından kork : duygu ve düşüncelerini açığa vurmayan sessiz insan yavaş akan derin su gibi tehlikelidir anlamında kullanılan bir söz.
atın ürkeği, yiğidin korkağı : at da kişi de hep tehlike içinde imişler gibi uyanık olmalıdırlar anlamında kullanılan bir söz.
bir korkak bir orduyu bozar : bir toplumda korkak kişi, kaygılı, heyecanlı sözleriyle kargaşa çıkarır anlamında kullanılan bir söz.
(birine) korku salmak : korkutmak.
(birine) korku vermek : korkutmak.
(birinin) gözünü korkutmak : yıldırmak.
dünyada tasasız baş bostan korkuluğunda bulunur : bu dünyada tasasız olan insan yoktur anlamında kullanılan bir söz.
gözü korkmak : daha önce geçirdiği kötü bir denemeden sonra birinden veya bir şeyden zarar gelebileceği kanısına varmak.
ıslanmışın yağmurdan korkusu olmaz : daha önce bir zarara uğramış kimse, kendisine aynı zararı verecek şeyden korkmaz anlamında kullanılan bir söz.
istemem diyenden korkmalı : bir şeyi istemem diyen, fırsat bulduğunda o şeyi elde etmek için aşırı hırs gösterir anlamında kullanılan bir söz.
kendi gölgesinden korkmak : çok korkak olmak, bir sakınca söz konusu olmayan işlere girişmekten bile korkmak.
kork aprilin beşinden, öküzü ayırır eşinden : nisan ayının beşinde çift süren iki öküzü birbirinden ayıracak kadar hava soğuk olur anlamında kullanılan bir söz.
korkak bezirgan ne kar eder ne zarar (veya ziyan) : iş yapmaya korkan tüccar, kendisini zarardan korur ancak kazanç da sağlayamaz anlamında kullanılan bir söz.
korkaklık etmek : korkak davranmak.
korktuğu başına gelmek : düşünülen kötü durum gerçekleşmek.
korktuğuna uğramak : korktuğu başına gelmek.
korku dağları bekler (veya aşırır) : korku her yerde varlığını gösterir anlamında kullanılan bir söz.
korku düşmek : endişelenmek, korkmak.
korku saçmak : herkesi korkutmak.
korkudan çıldırmak : aşırı korku yüzünden aklını yitirmek, delirmek.
korkulu rüya (veya düş) görmektense uyanık yatmak evladır (veya yeğdir) : tehlikeli bir işe girişmektense o işin sağlayacağı kazançtan vazgeçmek daha iyidir anlamında kullanılan bir söz.
korkunun ecele faydası yoktur : kişi korkmakla kendisine gelecek bir kötülüğü önleyemez anlamında kullanılan bir söz.
korkusundan altına etmek (veya kaçırmak veya yapmak) : çok korktuğunda idrarını veya dışkısını kaçırmak.
korkuya kapılmak : korku düşmek.
korkuya kesmek : korkmak.
serçeden korkan darı ekmez : tehlikeleri gözde büyüterek işe girişmekte çekingen davrananlar amaçlarına ulaşamazlar anlamında kullanılan bir söz.
Kork tanımı, anlamı
Boşluk korkusu : (Süsleme) Süslenecek bir yüzeyi, boş kalacak korkusu ile gereğinden çok doldurma
Dam korkuluğu : (Mimarlık) Dam örtüsünü gizlemek için dam çevresinde yükseltilen alçak duvar.
Kale korkuluğu : (Mimarlık) Kalelerde mazgal ve mazgal siperlerinin meydana getirdiği, dişli gibi girintili çıkıntılı dış duvarların üst bölümleri.
Korkabilme : Korkabilmek işi.
Korkabilmek : Korkma olasılığı bulunmak.
Korkan : Kor gibi ateşli, dinamik, hareketli soydan gelen kimse.
Korkar olmak : Korkmak.
Korkata : İrice öğütülmüş mısır taneleri. Kara lahana ve mısır unuyle yapılan bir çeşit yemek.
Korkazan : Çağlayan, yüksekten akan su. Çağlayan.
Korkican : Korkak.
Korklak : Kuluçka tavuk.
Korklamak : Tavuk kuluçka olmak.
Korkmaz : Hiçbir şeyden korkmayan, yılmayan, cesur. Kahramanmaraş ili, Çardak bucağına bağlı bir bölge.
Korkmazlar : Gaziantep ilinde, Karkamış ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Konya şehri, Yeniceoba bucağına bağlı bir bölge.
Korkoç : Salkım üzümü (yol kenarındaki sarı çiçekler açan çalılar).
Korkonsül : Konsolosluk görevlileri.
Korkor : Ufak zil.
Korkorlu : Kırşehir ili, Kösefakılı nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.
Korkot : İri öğütülmüş mısır unundan yapılan bir çeşit yemek. İri öğütülmüş mısır unu.
Korkota : İri öğütülmüş mısır unundan yapılan bir çeşit yemek. İri öğütülmüş mısır unu. [Bakınız: korkot]. Mısır kırması, mısır kırmasından yapılan çorba.
Korku filmi : Korkunç kişilere, varlıklara, olaylara yer veren, ürkütücü görünçlüklerin birbirini izlediği film türü.
Korku ve acıma : Aristoteles, Poetika'sında, sahnede geçenler karşısında korku (dehşet) duymakla ve kahramanın alınyazısına acımakla seyircinin tinsel yönden kendini arınacağını (iyileşeceğini) söyler, (bk. katarsis ve arınım).
Korku vermek : Korkutmak.
Korkucak : Bostan korkuluğu.
Korkucan : Korkak.
Korkuculuk : Merdiven parmaklığı.
Korkudak : Bostan korkuluğu. Merdiven parmaklığı.
Korkudunulmak : Korkutulmak.
Korkudur kim : Korkulur ki, korku yeridir ki.
Korkuldak : Bostan korkuluğu. Merdiven parmaklığı.
Korkulu roman : İçinde cin, hayalet, hortlak gibi korkunç şeyler anlatılan ve romantik öncesi devrinde sürüm bulmuş olan roman türü.
Korkululuk korkulu durum : Güvencelendirilen kişinin karşılaşacağı ve güvencecinin de sözleşmesi koşullarına göre ödemeği yüklendiği dokuncalar.
Korkunca : Korkulacak, korkunç.
Korkuncak : Ölmek olasılığı çok olan, ağır hasta.
Korkunç ayı : Etçiller (Carnivora) takımının, ayıgiller (Ursidae) familyasından, 215 cm kadar uzunlukta, kafası dar ve uzun, tüyleri kahverengi esmerimsi, Kuzey Amerika'da yaşayan bir tür. (Ursus horribilis), Etçiller (Carnivora) takımının ayıgiller (Ursidae) familyasından bir memeli türü. Uzunluğu 215 cm. Tüyleri kahverengi esmerimsi olup kafası dar ve uzundur. Kuzey Amerikada yaşar.
Korkunççalık : Köprü kenarlarına yapılan parmaklık. Tüfek tetiğinin altında yarım daire biçimindeki demir.
Korkunçlaşmak : Korkunç bir duruma gelmek, korkunç bir durum almak.
Korkuta : Mısır yarması, iyi öğütülmüş mısır.
Korkutabilme : Korkutabilmek işi.
Korkutabilmek : Korkutma imkânı veya olasılığı bulunmak.
Korkutalp : Korkusuz, yavuz, heybetli yiğit.
Korkutan : Trabzon kenti, Beşikdüzü ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.
Korkutata : Korkusuz, yavuz, heybetli ata.
Korkutköy : Erzurum şehri, Pazaryolu ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.
Korkuzan : Korkak. Çağlayanların döküldüğü yüksek yer ya da suların taştığı bent. Akarsuyun ark içinde yaptığı küçük çağlayan.
Alan korkusu : Bazı kişilerin park, sokak, köprü vb. açık alanlarda çaresiz kalabileceklerini düşünerek duydukları ürkeklik hastalığı, meydan korkusu, agorafobi.
Bostan korkuluğu : Kuşları ürkütüp yaklaştırmamak için tarlaya dikilen kukla. Kendisinden beklenilen görevi yapmayan veya kendisinden çekinilmeyen güçsüz kimse.
Can korkusu : Ölüm korkusu.
Işık korkusu : Bazı canlıların ışıktan korkma duygusu.
Kapalı yer korkusu : Dar ve kapalı yerlerde duyulan kaygı veya korku, klostrofobi.
Konuşma korkusu : Tutukluk.
Korkak : Çok çabuk ve olmayacak şeylerden korkan (kimse, hayvan).
Korkakça : Korkak. (korka'kça) Korkak bir biçimde.
Korkaklık : Korkak olma durumu. Korkakça davranış.
Korkalama : Korkalamak işi.
Korkalamak : Korkar gibi olmak, biraz korkmak.
Korkma : Korkmak işi.
Korkmak : Korku duymak, ürkmek, dehşete kapılmak. Yapamamak, cesaret edememek. Çekinmek, sakınmak, saygı duymak. Kaygı duymak, endişe etmek.
Korku : Bir tehlike veya tehlike düşüncesi karşısında duyulan kaygı, üzüntü. Kötülük gelme ihtimali, tehlike, muhatara. Gerçek veya beklenen bir tehlike ile yoğun bir acı karşısında uyanan ve coşku, beniz sararması, ağız kuruması, kalp, solunum hızlanması vb. belirtileri olan veya daha karmaşık fizyolojik değişmelerle kendini gösteren duygu.
Korku damarı : Kasıklarda olduğu sanılan, korkuyu atlatmak için sıkılması gerektiğine inanılan damar.
Korkulma : Korkulmak işi.
Korkulmak : Korkmak. Kaygı duyulmak.
Korkulu : Korku veren, korkutan. Kendisinden kötülük gelebilen, tehlikeli.
Korkuluk : Tarla, bağ ve bahçelerde kuşların zarar vermesini önlemek için konulan, insana benzer kukla. Düşme tehlikesi olan yerlere çekilen duvar veya parmaklık. Bostan korkuluğu. Küpeşte.
Korkunç : Çok korkulu, korku veren, dehşete düşüren, müthiş. Herhangi bir özelliğiyle şaşkınlık veren. Çok aşırı, pek çok, güçlü, şiddetli.
Korkunçlaşma : Korkunçlaşmak işi.
Korkunçlaştırma : Korkunçlaştırmak işi.
Korkunçlaştırmak : Korkunç bir duruma getirmek.
Korkunçluk : Korkunç olma durumu.
Korkusuz : Korkusu olmayan, yürekli, gözü pek, pervasız. Korku vermeyen, tehlikesiz.
Korkusuzca : Korkusuz olarak, korkmadan.
Korkusuzluk : Korkusuz olma durumu.
Korkut : Muş iline bağlı ilçelerden biri.
Korkuteli : Antalya iline bağlı ilçelerden biri.
Korkutma : Korkutmak işi.
Korkutmaca : Korkutmak amacıyla yapılmış olan şey veya davranış.
Korkutmak : Korkmasına yol açmak. Gözdağı vermek. Kaygıya düşürmek.
Merdiven korkuluğu : Merdivenlerin boşluk tarafındaki demir veya ahşap parmaklık, tırabzan.
Meydan korkusu : Alan korkusu.
Ölüm korkusu : Ölme tehlikesiyle yüz yüze gelmekten duyulan korku, can korkusu, can havli.
Su korkusu : Sudan korkma, hidrofobi.
Yenilik korkusu : Her değişiklikten, her yenilikten ürkme hastalığı.
Yükseklik korkusu : Yüksek yerlerde duyulan aşırı korku, akrofobi.
Diğer dillerde Koriza anlamı nedir?
İngilizce'de Koriza ne demek ? : coryza

Bu kısımda Kork nedir? Kork ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Kork tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Kork hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.