Sını nedir, Sını ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Ağaçtan yapılmış yayık. “Tuluhdan, sınısıdan yayduh.”.

Teknik terim anlamı:

Sini, yemek sofrası.

Sını ile ilgili Cümleler

  • Meryem ve Mustafa sekizinci sınıftan beri birbirlerine aşık.
  • “1920 baharı muhteşem bir mart sabahında Sultan Dağları'nın sınır çizdiği Batı Anadolu'ya kan ve barut kokularıyla geliverdi.”
  • Tom'un seçenekleri sınırlıdır.
  • “Hayatı boyunca akıl sınırlarını zorlayan bir korkusuzluğa sahip olacaktı.”
  • Jale sınıftaki en güzel kız.
  • Sınıfta Fransızca konuşma.
  • Sınıfın arkasındaki birkaç öğrenci, cep telefonundan mesaj atıyorlardı.
  • Sınıf arkadaşlarımdan bazıları fazla kilolu.
  • Sınıfın tavanına adını yazmasaydı hiç kimse Tom'u hatırlamazdı.
  • Ali okula sınıfındaki diğer öğrencilerden daha erken gelir genellikle.
  • Ali daha sonra sınır dışı edildi.
  • Ali sınıfı hakkında yalan söyledi.
  • Tom, Harvard'da birinci sınıf öğrencisidir.
  • Sınıftaki herkes şiiri ezbere öğrenmek zorunda.
  • Tom'un doğduğu yıl üniversitede ikinci sınıf öğrencisiydim.

Sını ile ilgili Atasözü veya Deyim

(bir şeyin) sınırlarını (veya sınırını) zorlamak : en son noktaya kadar çaba göstermek bütün gücünü en son noktaya kadar kullanmak.

sınıfta bırakmak : sınıf geçmesine engel olmak.

 

sınıfta kalmak : başarılı olamayan öğrenci, bir üst sınıfa geçemeyerek aynı sınıfta yeniden okumak Mecaz anlamı herhangi bir işte başarısız olmak.

sınır çekmek (veya çizmek) : sınırını belirtmek son vermek.

sınır dışı etmek : bir kimseyi bulunduğu ülkede yaptığı yasa dışı eyleminden dolayı ülkenin sınırları ötesine çıkarmak.

Sını anlamı, tanımı

Abecesel sınıflamalı katalog : Konu fişlerinin tek bir abecesel düzende olması yerine, belli birtakım anabölümlere ve her bölüm içinde de daha alt bölümlere ayrılan ve bunların kendi içlerinde abecesel sıraya konulmasıyle oluşan katalog

Ağaç sınırı : Yeryüzünde, doğal koşulların orman yetişmesine elverişli olduğu bölgelerde ağacın, bulunulan enlem ve bakıya bağlı olarak, ulaşabileceği yüksekliğin üst sınırı.

Ağırlık sınırı : Ağırlığın ulaşabileceği en üstün sınır.

Akma sınırı uzaması : Akma sınırındaki uzama.

Alan sınırlaması : Belirli bir tarımsal ürünün ekimine ayrılan toplam alanın ülke genelinde sınırlandırılması.

Alıştırma sınırı : Alıştırmanın öğretilmek isteneni öğrenmeye ya da kökleştirmeye yaramayacak duruma geldiği sınır.

Alt denetim sınırı : [Bakınız: denetim sınırları].

Alt özel sınıf : Ağır öğrenen ve öğretilebilir geri zekâlı çocuklardan ilköğrenim çağında bulunanlar için resmi ilkokullarda açılan özel sınıf.

 

Alt sınır denetimi : Sıcaklık, basınç ya da bağılnemin istenilen en küçük değerin üstünde tutulmasını sağlayan denetim düzeni.

Alttan sınırlı : En az bir alt sınıra sahip olma özelliği.

Alttan sınırlı işlev : F görüntüsü R içinde alttan sınırlı olan işlevi.

Alttan sınırlı küme : Bir tikel sıralı kümede bir alt sınır varlayan altküme.

Analitik bütçe sınıflandırması : Program sorumlularının saptanmasına, bütçede işlevsel sınıflandırmaya ve uluslararası karşılaştırmaya olanak veren, ölçmeye ve çözümlemeye elverişli istatistiki veriler üretmeyi kolaylaştıran bütçe kodlaması. Bu sistem, Türkiye’de 2002 yılında bazı kurumlarda pilot olarak uygulanmaya başlanmış, 2003 mali yılında konsolide bütçe kapsamındaki tüm kuruluşlara yaygınlaştırılmıştır.

Ayrımsal biçimli sınıflama : Sınıflama dizgesinde yer almamış özel bir konunun, türlü öğelerden yararlanarak sınıflandırılmasını sağlayan bir yöntem. (Ranganathan'ın iki nokta sınıflama yöntemi gibi.).

Ayrıntılı sınıflama : Belli bir sınıflama yönteminde kitaplar için verilen sınıf numaralarının çok ayrıntılı olarak saptanmasına verilen ad.

Bacon sınıflama yöntemi : Francis Bacon'un Advancement of Learning (1605) adlı kitabında bilimler için uyguladığı sınıflama yöntemi.

Bağlantılı sınıflama : Konuların sıralanmasında genel konuların ve bunlarla ilişkili olan alt konuların, birbirine olan bağlantısı içinde ele alınması ve sınıflanması.

Banka indirim sınırı : Tecimsel belgitler üzerinde yapılan indirimlerde, bankalarca uygulanan ürem oranı.

Basınç sınırlayıcı denetim : Basıncın belli alt ve üst sınırları aşmasını önleyen düzen.

Bayındırım sınırı : Kent yönetimi alanının sınırlarından daha dar olmamak üzere, kent ve kasabaların gelişme doğrultularında yer alan, komşu alanları da kapsayan, kent düzentasarında öngörüldüğü biçimde bayındırlık ve yapı denetimlerinin geçerli olduğu ve yasada gösterilen biçimde belirlenen alanın sınırları.

Bedensel yapı sınıflaması : Kretchmer ve onu izleyenlerin, insanları beden yapılarına göre astenik, piknik ve atletik biçiminde adlandırmaları. (Bu temel yapılara ek olarak, ara tip ya da yapılardan da söz edilir.).

Bilimlerin sınıflandırılması : İncelediği konuların özelliğine ve aralarındaki bağı gösteren ilkelere göre, bilimlerin karşılıklı bağımlılığının, her birinin bilgi düzeni içindeki yerinin belirlenmesi.

Birinci sınıf elektrot : Potansiyeli, elektrodun metalinden türeyen bir katyonun derişiminin (daha doğrusu, aktivitesinin) logaritmasıyla orantılı olan bir metalik elektrot.

Birinci sınıf tüccar : Vergi Usul Kanunu’na göre, bilânço esaslı defter tutma zorunluluğu olan tüzel kişilikler. karşılığı ikinci sınıf tüccar.

Birleştirilmiş sınıf : Bir sınıfa düşen öğrenci sayısının azlığı ve bu gibi sınıflara ayrı birer öğretmen verilemeyişi nedeniyle birden çok sınıfın birleşmesinden oluşan ve tek bir öğretmenin yönetiminde bulunan sınıf.

Birleştirilmiş sınıf öğretimi : Birçok sınıfın bir araya getirilerek bir öğretmence yetiştirilmesi.

Bölüm alt sınırı : Nicel verilerin sıklık dağılımlarında, bir bölümün en küçük değeri.

Bölüm sınırları : Nicel verilerin sıklık dağılımında her bölümün en küçük ve en büyük değerleri.

Bölüm üst sınırı : Nicel verilerin sıklık dağılımında, bir bolümün en büyük değeri.

Brüksel tarife sınıflandırma sistemi : Brüksel Gümrük İşbirliği Konseyince 1950 yılında hazırlanmış bir uluslararası eşya sınıflandırma sistemi. karşılığı uyumlaştırılmış tarife sınıflandırma sistemi.

Çift sınırlı ortaklık : Bir ad altında tecimsel bir amaçla kurulmuş olup ortaklardan bir ya da birkaçının ortaklık alacaklarına karşı sorumluluğu sınırsız, öbür ortaklarının sorumluluğu ise belirli bir anamal ile sınırlı olan ortaklık.

Çökelti sınırı : Çökeltileri, içdüzey fazından ayıran sınır.

Dayanım sınırı : Bir nesnenin dayanabileceği en büyük zorlanımın, birim kesit başına kuvvet olarak değeri.

Debye hückel sınır yasası : İyonik şiddeti 0,01’den düşük çözeltilere uygulanan, Debye-Hückel eşitliğinin basitleştirilmiş şekli.

Deneme sınıfı : Birtakım eğitim vé öğretim sorunlarının incelenmesi ve değerlendirilmesi amaciyle kimi etmen ve etkilere açık tutulan; gerek öğretim programı, ders araç ve gereçleri, zaman çizelgesi ve gerekse öğretmenlerce uygulanan öğretim yöntemleri bakımından öteki sınıflardan değişik olan sınıf.

Denetim sınırları : (Nitelik denetimi) Bir üretim sürecine ilişkin veri noktalarının denetimi için çizilen alt ve üst sınır çizgileri.

Dermal sınır kuşağı : Sınırlandırıcı kuşak.

Dil sınıfları : Dillerin en çok göze çarpan vasıflarına göre ayrıldıklan çözümlü, bireşimli, bükünlü, bitişimli gibi sınıflar.

Dil sınırı : Çeşitli dillerin konuşulduğu bölgeleri birbirinden ayıran, dillerin yayılış alanını belirleyen çizgi.

Doğal sınıflandırma : Canlıların akrabalık derecelerine göre sınıflandırılması, filogenetik sınıflandırma.

Doğal sınır : İki komşu devlet arasında akarsu, sıradağ dorukları, göl ve deniz gibi doğal engellere dayanan sınır. bk. yapma sınır.

Doğrusal sıralanmış sınıf : Elemanları için doğrusal sıralanma bağıntısı tanımlanmış bir sınıf.

Doz eşdeğer sınırı : Vücudun tamamı ya da bir bölümü için, doz eşdeğerinin kabul edilebilir en üst düzeyi.

Düşünü yapıtlarının sınıflandırılması : Kitaplık işlerinde ve başka alanlarda kolaylık sağlanması için düşünü ürünlerinin bir temele göre sınıflara ayrılması.

Düzgün sınırlılık : F verilen bir X Banach uzayından bir başka Y düzgeli uzayına giden sınırlı doğrusal dönüşümlerin bir takımı olduğunda, her olacak biçimde bir M > o durgan sayısının var olması.

Ederle sınırlı olmayan yarışım : Ederi indirmeden niteliği yükseltmek yoluyla yapılan yarışım.

Emperyalist kentsoylu sınıf : Sermayenin tekelleşmesiyle emperyalist güce ulaşan ve bundan yarar sağlayan sınıf.

En az ceza sınırı : Vergilerde yükümlülerinden alınacak cezaların en düşük sınırı.

En büyük alt sınır : E tikel sıralı kümesinin bir A altkümesi için, A nın tüm alt sınırlarından oluşan kümenin en büyük öğesi. ebas (A), inf (A), Anlamdaş. ebas.

En küçük üst sınır : Bir tikel sıralı kümenin bir A altkümesi için, A nın tüm üst sınırlarından oluşan altkümenin en küçük öğesi. eküs (A), sup (A), Anlamdaş. eküs.

Esneklik sınırı : Bir nesneye etkiyen kuvvetin sınır değeri; bu değerin altında nesne esnektir, üstünde ise biçim değişikliği dönüşsüzdür. Esnek bölgeden plastik bölgeye geçmek için, gereken en büyük yük.

Eşeyin sınırladığı karakterler : Fenotipte ortaya çıkmaları, eşey hormonlarının varlığı ya da yokluğuyla ilişki gösteren karakterler.

Evrendeğersiz hoşgörü sınırları : Örneklemin çekildiği evren'in evrendeğerlerine bağlı olmayan hoşgörü sınırları.

Evrenin sınırlandırılması : Bir örneklemede, içinden örnek seçilecek evrenin nicel ve nitel ölçütlerle sınırlarının belirtilmesi.

Evrensel onlu sınıflama yöntemi : Dewey onlu sınıflama yöntemi temeline dayandırılan ama daha ayrıntılı bir sınıflama olanağı veren yöntem.

Faktör fiyat sınırı : Kârların sıfırlandığı tam rekabet piyasalarında veri fiyatlardan bir veya daha fazla mal üretmek için denge faktör fiyatlarının alması gereken en düşük değeri bir başka deyişle en düşük maliyeti gösteren, ücret sınırı olarak da adlandırılan sınır.

Filogenetik sınıflandırma : Doğal sınıflandırma.

Fizyolojik sınır : Öğrenilen bir işin, becerinin ve işlemin sürekli alıştırma ile geliştirilebileceği en son nokta. Ek alıştırma ve yinelemeler yoluyla daha ileri bir yeterlik düzeyinin sağlanamadığı sınır.

Geçerli ürem sınırı : Paranın sunu ve istemine göre genel satakta geçerli olan ürem.

Geçirim sınırı : Verilen bir ortam için belirli sıklığın altında ya da üstümde kalan sıklıktaki ışınlanın soğurulduğu sınır.

Genel satak indirim sınırı : Bankaların indiriminden daha düşük olan genel satak indirim sınırı.

Genişler sınıflama yöntemi : C. A. Cutter'ca ilk kez 1891'de ortaya atılan, yedi kez genişletilen ve simge olarak harfleri kullanan bir sınıflama yöntemi.

Geometrik sınır : Arap yarımadası, Büyük sahra gibi genellikle çöl bölgelerinde görülen, komşu devletler arasında saptanan düz sınırlara verilen ad.

Göz koruma sınıfları : Gözleri ileri derecede bozuk olan çocuklar için düzenlenen, bol ışıklı ve içinde olağan ölçülerden daha büyük ders araç ve gereçlerinin kullanıldığı sınıflar.

Gümrük dışı sınır : Siyasi olarak ülkenin bir parçası olup gümrük mevzuatının uygulanmadığı serbest limanlar, serbest ticaret ve üretim bölgeleri ve antrepo gibi yerler.

Gümrük sınıfları : Gümrüklerin yapabilecekleri gümrük işlemlerine ilişkin yetkilerine göre ayrıldıkları sınıflar (. sınıf gümrükler. sınıf gümrükler ve benzerleri gibi).

Gümrük sınırı : Gümrük bölgesinin dış sınırı. Gümrük kapılarından geçilerek aşılan kara, su, hava sınırı.

Güven sınırları : Güven aralığının en büyük ve en küçük sınırları, ay. bak güven aralığı. Güven aralığının sınır değerleri. Bir gözlem değerinin anlamlılık sınaması için karşılaştırıldığı sayıltılı değerin alt ve üst olasılık "sınırları.

Güvence sınırı : Bir güvence için belirtilen sınır.

Hayvanların sınıflandırılması : Hayvanların yapılarına ve akrabalık ilişkilerine göre belli taksonlara yerleştirilmesi, bir sıraya konulması. Taksonomi, sistematik. (karşılık: Taksonomi, Sistematik), Hayvanların yapılarına ve doğal akrabalıklarına göre bir sıraya konulması.

Hece sınırı : Bir hecenin bitip ötekinin başladığını gösteren ses aralığı. Birden fazla heceden oluşan bir kelimenin telâffuzunda, ciğerlerden gelen hava akımının başlangıç noktası ile bitiş noktasını birleştiren aralığı; kelimenin telâffuzundaki hava akımında nefes baskısının en düşük olduğu nokta. Örnek olarak eksik kelimesinde hece sınırı / k / ve / s /, köprü kelimesinde / p/ ve /r/ sesleri arasında, çalışmak ve buluşmak kelimelerinde ise ş’den sonradır.

Hemen hemen sınırlı fonksiyon : Ölçümü sıfıra eşit olan kümenin dışında sınırlı fonksiyon.

Homotopi sınıfı : X topolojik uzayı içinde p noktasından q noktasına bir yol a olmak üzere, a 'ya homotopik olan yolların kümesi.

Hoşgörü sınırları : (Nitelik denetimi) Güven sınırlarından ayrı olarak, bir nesnenin benimsenmesi için ölçümlerin bulunduğu aralığın sınır değerleri.

İkame sınırı : Aynı miktar malın üretiminde kullanılan üretim faktörlerinin, birbirinin yerine kullanımının giderek azalıp olanaksız hâle geldiği, eş ürün eğrisinin kuzeybatı ve güneydoğu ucundaki noktalar. İki mal tüketildiği varsayımı altında, aynı fayda düzeyinin korunması koşuluyla malların birbirinin yerine tüketilmesinin giderek azalıp olanaksız hâle geldiği, kayıtsızlık eğrisinin kuzeybatı ve güneydoğu ucundaki noktalar.

İki nokta sınıflama yöntemi : S. R. Ranganathan'ca oluşturulan ve iki nokta iminin çokça kullanılmasından ötürü bu adla anılan bir sınıflama yöntemi.

İkinci sınıf elektrot : Potansiyeli, elektrotun metalinden türeyen bir katyon ile az çözünen türler veya kompleksler oluşturan bir anyonun derişiminin (daha doğrusu aktivitesinin) logaritmasıyla orantılı olan bir metalik elektrot.

İkinci sınıf tüccar : Vergi Usul Kanunu’na göre, işletme hesabı esaslı defter tutma zorunluluğu olan gerçek veya tüzel kişiler. karşılığı birinci sınıf tüccar.

İntegralleme sınırları : Belirli integralin alt ve üst sınırları.

İstihkam sınıfı : Savaşan birliklerin saldırısını kolaylaştıran, savunma gücünü artıran, yapı işleriyle uğraşan teknik askeri sınıf.

İş sınıflandırması : İşlerin beceri, sorumluluk, deneyim, zaman ve çaba gibi ögelere dayalı olarak sınıflandırılması.

İşbirlikçi kentsoylu sınıf : Yabancı ortaklıklar hesabına iş yapan yerli kentsoylu sınıf.

İşitilebilirlik sınırı : İnsan kulağının algılıyabileceği ve değerlendirebileceği ses dalgaları yineleniminin 30 Hz'den başlayıp 20.000 Hz'de biten sınırları.

İşitme sınırı : İnsan kulağının işitebileceği 20-20.000 kilosaykıl arasındaki en yüksek ve en düşük ses sınırı.

İşlevsel harcama sınıflandırması : İşletmenin işlevsel harcamalarının türlerine göre sınıflandırılması.

Kaynakçasal sınıflama yöntemi : H. E. Bliss'ce hazırlanan, ana bölümler dışında yardımcı dizgesel tablolara da yer veren, bilimsel ve ayrıntılı bir sınıflama yöntemi.

Kelime sınıfı : Cümledeki işleyişleri, aldıkları çekim ve yapım ekleri ve taşıdıkları kavramlar bakımından aralarındaki ortak noktalara göre ayrılmış olan kelime türü. Türkçenin 8 kelime sınıfı vardır:. ad. sıfat. zamir. zarf. edat. bağlaç. ünlem. fiil. Ayrıca bk. kelime türü.

Kelime sınıfları : Bazı dillerde, kelimelerin, gerek anlattıkları varlıkların ve eşyanın niteliğine göre ayrıldıkları ve gerek SINIF İSMİ veya SNIFLAYICI (İndice, de classe ou Classificateur) denilen eklerle ayrılmış bulundukları sınıflara denir.

Kentsoylu sınıf : Marksist kuramda, üretim ve değişim araçlarını mülkiyetinde bulunduran, sanayi ve ticaretle uğraşan, kent kültürünü özümsemiş kapitalist orta sınıf. Gücü veya konumunu, aristokrasinin tersine doğuştan değil, sahip olduğu eğitim, meslek ve servetten alan kişilerin oluşturduğu üst sosyal sınıf. Toplumlarda orta sınıf için kullanılan kavram.

Kentsoylu sınıfı : Anamalcı düzende üretim araçlarını ellerinde bulunduranlarla çıkarları bunlarla özdeş olanların oluşturduğu toplumsal sınıf.

Kısaltılmış onlu sınıflama yöntemi : Dewey onlu sınıflama yönteminin, küçük kitaplıkların gereksemelerini karşılamak amacıyla hazırlanan kısaltılmış biçimi.

Kısır sınıf : Fizyokratlara göre iktisadi artık yaratmadığı düşünülen zanaat ve ticarette etkinlik gösteren sınıf.

Kladistik sınıflandırma : Ortak atadan gelme esasına dayandırılarak yapılan sınıflandırma.

Kongre kitaplığı sınıflama yöntemi : Kimi bakımlardan Cutter'in genişler sınıflama yöntemine, kimi bakımlardan da Dewey onlu sınıflama yöntemine dayanılarak 1897'de Dr. Herbert Putnam'ca ilkeleri saptanan sınıflama yöntemi.

Konu sınıflandırma yöntemi : Simge olarak hem harf, hem de rakam kullanılmasını öngören ve James Duff Brown'ca 1906'da oluşturulan bir sınıflandırma yöntemi.

Koşut sınıflama : Kitaplık gereçlerini hem belirli bir sınıflama yöntemine hem de boy ve türlerine göre ayırma.

Kömür sınıfı : Bitkilerin kömürleşme derecesi.

Köy sınır belgesi : Köy yönetim kurullarının, köyün coğrafya ve ekonomik özelliklerini gözönünde tutarak çizdikleri, köy sınırlarının ayrıntılarıyla gösterildiği ve varsa sınır köylerle olan anlaşmazlıkların da üzerinde belirtildiği belge.

Köylü sınıfı : Üretimlerinin çoğunluğunu kendileri tüketen; satabildikleri üretim artıklarıyla tüketici sınıfların besin ürünlerini sağladıkları gibi kendi gereksinmelerini de karşılayan; yaşam ve ilişkileri yönünden gelenek ve göreneklerine sıkı sıkıya bağlı bulunan; yaşantılarını, en küçük yerleşme yerlerinden biri olan köylerde sürdüren üretici topluluk bk. köy, kırsal toplum, köylü topluluğu, köylü altkültürü, sınıf.

Kristal sınıfları : Kristal dizgelerinin, kristal bakışım derecesine göre ayrılan biçimleri. (Bütün kristal dizgelerinde 32 noktasal bakışım sınıfı olabilir.).

Küçük kentsoylu sınıf : Marksist kuramda, proleterya ile kentsoylu sınıf arasında yer alan, proleteryanın sınıf bilincini paylaşmayan sınıfa verilen ad.

Lipschitz sınırı : Denklemi, Lipschitz koşulunu sağlayan bir fonksiyonla verilen sınır eğrisi.

Logaritmik sınırlı fonksiyon : In |f(x)| sınırlı olan f fonksiyonu.

Lümpen kentsoylu sınıf : Kentsoylu sınıfının en düşük gelirli kısmına verilen ad.

Monofiletik sınıflandırma : Birbirine benzeyen yakın türlerin cinsi, cinslerin familyayı, familyaların takımı, takımların sınıfı, sınıfların dalı meydana getirdiği sınıflandırma hiyerarşisi.

Onaylanmazlık sınırı : Doğrudan gözlem yordamlarıyla alınan bilgilerde güvenirlik sorunları yaratan ve bireylerin toplumsal beklentilere göre düşünüp davranmasını isteyen düzgülerden doğan engel . bk. dolaysız yordam.

Ödenekliğin süresini sınırlama ilkesi : Ödeneklik yasasına ilişkin işlemlerin akçalı yıl denilen ve genellikle on iki ayı kapsamakta olan bir dönemle sınırlı olarak uygulanması ileksi.

Ölçüme göre sınırlı fonksiyon : Ölçümü sıfır olan bir kümenin dışında sınırlı olan fonksiyon.

Özel eğitim sınıfı : Aynı cinsten özürlü ortalama on öğrencinin bulunmasıyla okullarda ya da hastanelerin çocuk ve ortopedi servisleri içinde açılan sınıf. Üstün zekâlı ve üstün yetenekli çocuklar için açılan ve özel olarak yetiştirilmiş öğretmenlerce yönetilen sınıf.

Özel sınıflama yöntemi : Herhangi bir tür ya da konu için hazırlanan dar kapsamlı sınıflama. (Örneğin Barnard'ın tıp kitaplıkları sınıflama yöntemi gibi.).

Özel sınır fiyatlı emir : Borsada yalnızca fiyat verilerek miktarın sıfır olarak girildiği sınırlı emir.

Salter harris kırık sınıflandırması : Büyüme çağındaki köpeklerde ve özellikle 3-11 aylık gelişme döneminde uzun bacak kemiklerinin üst ve alt epifizer bölgesinde rastlanan kırıklar, kısaca eklem içi ve ekleme yakın kırıklar için kullanılan sınıflandırma tipi.

Saptama sınırı : Bir kimyasal ya da fiziksel etkileşimle varlığı saptanan en küçük nicelik.

Sayarlık sınırı : Bireylerin yanıtlarında genellikle olumsuz yargılarda bulunmaktan ve hoşa gitmeyecek duyarlıklı ya da soruncul konulara değinmekten kaçınma eğiliminden doğan ve geçerli yanıtlar almayı önleyen engel. bk. duyarlıklı soru.

Sayca sınırı : Bankaca uygulanabilecek sayca sınırı.

Saygınlık sınırı : Özel ve kişisel konuları araştıran doğrudan yordamlarda karşılaşılan, toplumun törel değerileriyle bağdaşmayan davranış ve eğilimlerin açıklanmasına karşı gösterilen dirençten doğan engel.

Serbest tüketici sınırı : Bir yetke tarafından her yılın belli bir döneminde serbest tüketici için belirlenen tüketim miktarı. Bu miktar Türkiye’de elektrik tüketimi için, her yıl 31 Ocak tarihine kadar Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu tarafından belirlenmektedir.

Sınıf altı : Canlıların sınıflandırılmasında sınıftan daha küçük gruplar topluluğunu ifade etmek amacıyla kullanılan terim. Sınıfla takım arasında bir kategori, subklasis, alt sınıf.

Sınıf ayrımları : Değişik toplumsal sınıfların üyelerini birbirinden ayrımlı kılan siyasal etkinlik, gelir, iş güç, eğitim, yaşama biçimi, düşünce, tutum ve davranışlar ve benzerleri ilişkin özellikler.

Sınıf bilinci : Bir toplumsal sınıf üyelerinin toplumdaki sınıfsal yapı içinde belli bir basamakta bulunduklarını, bu yeri belirleyen etkenlerin neler olduğunu kavramaları, durumlarını iyileştirmeyi ortaklaşa olarak amaçlamaları.

Sınıf çatışması : Başlıca toplumsal sınıfların çıkarları arasındaki karşıtlıklar dolayısıyla oluşan ve artan bir ölçüde demokratik araçlar ve yollarla (siyasal partiler ve genel oy, parlamento görüşmeleri, yargıcı kararları, basın, anayasa uygulamaları vb.) yapılan çatışmalar.

Sınıf çıkarları : Bir toplumsal sınıfı oluşturan bireylerin ortaklaşa ilgi, özlem ya da istekleri.

Sınıf çözümleme tablosu : Genellikle başarı testleriyle ilişkili olarak hazırlanan ve öğrencilerin bu testlerden elde ettikleri başarı oranlarını gösteren tablo.

Sınıf dermesi : [Bakınız: sınıf kitaplığı].

Sınıf dışı etkinlikler : Sınıf içinde düzenlenme olanağı bulunmayan, ancak öğrencilerin katılmaları eğitsel bakımdan yararlı ve kimi durumlarda da zorunlu olan etkinlikler.

Sınıf düzgüleri : Değişik sınıflarda okuyan öğrenci kümelerinin tipik ya da ortalama başarılarını gösteren değerler.

Sınıf eşdeğerliği : Bir testin ham puanına göre değer biçilen ve öğrencilerin ortalama sınıf düzeyini belirleyen sınıf puanı.

Sınıf geçme : Bir öğretim yılı süresince başarı gösteren öğrencinin, yönetmelik gereğince bir üst sınıfa yükselmesi.

Sınıf genişliği : Sayılama işlemlerinde sınıfın alt ve üst sınırları arasındaki ayrıma verilen ad.

Sınıf içi korelasyon : Bir ölçme aracında gerçek skorlardaki kişiler arası değişkenliğe bağlı olan bir gözlemin varyans oranı.

Sınıf içi testleri : Öğretmenlerin yalnızca kendi sınıfları ya da dersleri için hazırlayıp uyguladıkları ölçünleştirilmemiş testler, bk. resmi olmayan testler.

Sınıf kavgası : Savaş biçimini almış sınıf çatışması, bk. sınıf çatışması.

Sınıf kitaplığı : Öğrencilerin girişimiyle kurulan, içinde türlü derslerin işlenmesine yarayan kaynak kitapların bulunduğu kitaplık. Öğretmen ve öğrencilerin yararlanması için okul kitaplığınca bir sınıfa gönderilen türlü yapıtlardan oluşan kitaplık. Özellikle ilkokullardaki sınıflarda geçici olarak bulundurulan küçük kitaplık.

Sınıf komedisi : Bir sınıf halkın gülünç taraflarını gösteren komedi.

Sınıf mücadelesi : Tarihi değişimin üretici güçler arasındaki çatışmaya bağlı olduğu düşüncesinden hareketle, emekçilerin iktisadi ve siyasi düzeni değiştirmek amacıyla sermaye sahipleriyle yaptıkları her türlü mücadele.

Sınıf ortamı : Aynı sınıfta okuyan öğrenciler arasındaki düşünsel ve duygusal etkileşim sonucu zamanla oluşan; benzer beklentilerin, değer yargılarının ve davranış örüntülerinin gelişmesine yol açan durum.

Sınıf ödevi : Sınıfta yapılmak üzere verilen ödev.

Sınıf sergisi : Okul programının bütünlüğü içinde, sınıf çalışmaları sırasında yapılan kişisel ve ortaklaşa işleri velilere ve öteki öğrencilere göstermek için genellikle öğretim yılı sonunda düzenlenen sergi.

Sınıf sıra : Düzenleme, sıra yöntem, çeşit.

Sınıf yönetimi : Bir öğretmenin, sınıfta, göreviyle ilişkili bütün eğitim ve öğretim etkinliklerini yönetmesi işi.

Sınıflayabilme : Sınıflayabilmek işi.

Sınıflayabilmek : Sınıflama imkânı veya olasılığı bulunmak.

Sınıflayıcı akrabalık : Değişik sosyal bağıntıları olan akrabaları aynı düzeye getiren akrabalık düzeni.

Sınıflı toprak vergisi : Toprağın verimliliği dayanağına göre yapılan vergilendirme.

Sınıflı vergi : Vergi konusu malları sınıflara ayıran ve böylece her sınıfa farklı oranlar uygulayan vergi dizgesi.

Sınıfsal ölçümlü veriler : Nesnelerin genelde niteliklerine göre belli başlıklar, sınıflar altında toplandığı ölçüm düzeyi.

Sınıfsal yapı : Bir toplumda toplumsal sınıfların oluşum ve işleyişindeki düzenlilikler ile bu sınıflar arasındaki karşılıklı durağan bağlar ve yasalılık gösteren ilişkiler bütünü.

Sınıfta çakmak : Sınıfta kalmak.

Sınıfta kalma : Bir öğretim yılı süresince başarı gösteremeyen öğrencinin, yönetmelik gereğince bulunduğu sınıfta bir yıl daha okumak zorunda bırakılması.

Sınıh : Kırık.

Sınıhcı : Kırık, çıkık bağlayan kimse.

Sınıhcılıh : Kırık ve çıkıkları tedavi etme işi.

Sınıhçı : Kırık, çıkık bağlayan kimse.

Sınıhçi : Çıkıkçı, kırıkçı.

Sınıhlamak : Korkmak, çekinmek.

Sınıhmağ : Güçsüz duruma düşmek, zayıflamak, sararmak.

Sınıhmah : Güçsüz duruma düşmek, zayıflamak, sararmak.

Sınık bağı : Sıkı bağlanan bağ.

Sınık gönüllü : Alçak gönüllü.

Sınıkdırmak : Bağırıp çağırmak. Bozguna uğratmak.

Sınıklamak : Kırık ve çıkıkları sarmak.

Sınıklı : Kırık, mahzun, kırılmış, münkesir.

Sınıklık : Kırıklık, hüzün. Bozgunluk, inhizam. Zayıflık, zebunluk.

Sınıklulanmak : Kırılıp bükülmek.

Sınıkmak : 1.Bıkmak, yılmak. 2.Susup kalmak. 3.Üzülmek, üzgün olmak. Zayıflamak, cansızlaşmak. Saklanmak. Susup kalmak. Bozulmak, yenilmek, münhezim olmak, inkisara uğramak. Kederlenmek, mihnet çekmek. Korkup kaçmak.

Sınıkman : Yaramaz.

Sınıksa : Üzgün, sessiz, içe dönük kimse.

Sınılmak : Mağlûbedilmek.

Sınır akımı : [sınır akımı, is] Doğrusal taramalı polarografide difüzyon akımı ile eş anlamlı bir terim.

Sınır akımı yoğunluğu : Uygulanan gerilimin değiştirilmesiyle değişmeyen ya da az değişen akım yoğunluğu.

Sınır çizgileri : Oyun alanını sınırlayan 26 metre uzunluğundaki karşılıklı çizgiler. Oyun bu sınırların içinde oynanır. Sınır çizgileri, dip çizgileriyle oyun alanını dört yandan kuşatır.

Sınır çizgisi : Yarışlıklarda, ölçü çizgisinin 70 cm. dışına, yarışlık dolanımınca çizilen ve öndeki koşucuya ayrılan yeri gösteren çizgi. Buna "dış çizgi" de denir.

Sınır değer problemi : Verilen bölgede tanımlanmış herhangi bir fonksiyonlar sınıfında, bölgenin sınırında verilen koşulları sağlayan fonksiyonun bulunması problemi.

Sınır değer sorunu : Bir türetik denklemin, verilen bölgenin sınırlarında, önceden belirtilmiş koşulları sağlayan çözümünü bulma sorunu.

Sınır eşdeğer iletkenlik : Seyreltmeyle değişmeyen en büyük iletkenlik değeri.

Sınır fiyat : Tekel ve azel piyasalarında etkinlik gösteren firmaların, aynı maliyet yapısına sahip diğer firmaların piyasaya olası girişlerini önleyecek biçimde, genellikle ortalama maliyetin altında belirledikleri fiyat. Borsa oyuncusunun aracı kuruma alım yapması için en yüksek ve satım yapması için en düşük olarak, diğer bir deyişle belirli sınırlar içerisinde verdiği fiyat.

Sınır fiyatlandırma : Sınır fiyata dayanan fiyatlandırma yöntemi.

Sınır gümrüğü : Kara sınırında görev yapan gümrük yönetimi.

Sınır hastalığı : Gebe koyun ve keçilerin, Flaviviridae ailesinde Pestivirus cinsinde yer alan bir virüsün döl yatağı içi enfeksiyonu sonucu, doğan kuzularda klinik olarak ritmik kas titremeleri, kıl görünüşlü yün örtüsü, kubbeleşmiş bir kafa ve kısa bacaklı anormal bir beden yapısıyla belirli hastalık, border hastalığı, koyun ve keçi hipomiyelinogenezisi.

Sınır ı : Bir sayı kümesindeki her x öğesi için eşitsizliğini sağlayan M sayısı, a. bk. üst sınır, alt sınır, en büyük alt sınır, en küçük üst sınır, sınırlı küme, sınırlı dizi.

Sınır ışıklaması : Sahne içinde gerekince aydınlatma sınırını çizen ışık topluluğu.

Sınır iletkenlik : Bir çözeltinin sonsuz seyreltik halindeki iletkenliği.

Sınır koşulu : Bağımsız değişkenlerin belirlenmiş kimi değerlerine karşılık, bir türetik denklemler dizgesinin çözümünce sağlanması istenen koşullar.

Sınır molar iletkenlik : Seyretmeyle değişmeyen en büyük molar iletkenlik değeri.

Sınır noktası : [Bakınız: kıyı noktası].

Sınır ötesi : Ülke sınırlarının dışı, hudut dışı.

Sınır potansiyeli : [sınır potansiyeli, Es] Bir cam membran elektrodun yüzeylerinde gelişen iki potansiyelden kaynaklanan potansiyel farkı.

Sınır rejimi : Sınır ticaretindeki gümrük denetleme ve işlemlerine ait düzenlemeler bütünü.

Sınır tabakası : Akışkan kuvvetlerin ihmal edilmediği ve hareket etmeyen nesnenin hemen yanında olan yaklaşık 50-100 µm kalınlığında ince sınır tabakası.

Sınır tecimi : Coğrafya durumu ya da sınırın iki yanında yaşayan halkın gereksemeleri için yapılan alışveriş; bu nedenle konulan özel gümrük yöntem ve kuralları.

Sınır ticareti : Aynı kara parçası üzerinde birbiriyle sınırı olan ülkeler arasında yapılan ticaret. karşılığı kıyı ticareti.

Sınırboyu halkı : Müslümanları düşmandan koruması için sınır boylarında yerleştirilen halk.

Sınırcık : Bir sınır içindeki tanecikleri birbirinden ayıran küçük sınır.

Sınırda teslim : Malların dışsatım işlemleri tamamlandıktan sonra satıcı tarafından dışalımcı ya da dışsatımcı ülkenin sınırında adı belirtilen yerde alıcıya teslim biçimi.

Sınırdaki ekstremum : Sınırdaki bir noktada elde edilen yerel maksimum veya yerel minimum değeri.

Sınırgören : Şanlıurfa ilinde, Şehitnusretbey bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

Sınırköy : Giresun şehri, Yağlıdere ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Sınırlama durumu : + GA > + A yönelme durumu eki ile + ÇA eşitlik durumu ekinin birlikte kullanılması ile oluşan, mekânda ve zamanda sınırlama gösteren durum. Örnekler için bk. sınırlama eki.

Sınırlama eki : İsimlere yönelme ekinden sonra gelerek mekânda ve zamanda sınırlama gösteren ek: + GAÇA <+GA + ÇA eki. Eski ve Orta Türkçede nispeten canlıdır. Türkiye dışı yazı dillerinde ve lehçelerde devam etmektedir. Türkiye Türkçesinde yerini +A kadar, +A dek edatlarına bırakmıştır. Ancak, bazı Anadolu Ağızlarında yine de canlı bir kullanılışa sahiptir: ET. Bilge Tonyukuk altun yışgaça «Altun yışa kadar» keltimiz; Oğuz Kağan Destanında: ta kün batusıgaça tegen erdi; oklarını kökkeçe atun; Çağ, emdigeçe «şimdiye kadar»; EAT. beş yılgaça «beş yıla kadar»; Kaz. tüngeçe «geceye kadar», yazgaça «yaza kadar». Bar. Tara. Tob. on yeşkeçe «on yaşına kadar»; Anadolu ağızları şindiyece (Siv., Tok.), o zamanaca (Kay.), bu vahtaca (Kır.); ahşamaca (Mal.); ãşamaca (Yoz.); yassıyacaV, şafağacaV (Mal.); gışacan (Afyon, Afyon ağzı); savaVacan «sabaha kadar, Kars» vb.

Sınırlama hali : Bazı dillerde, fiille anlatılan eylemin yayılış sınırını göstermek üzere ismin girdiği çekim hali.

Sınırlama yöntemi : Ülke içinde üretilen malların korunması ya da dıştan alım oylumunun daraltılması amacıyla yurda getirilecek yabancı kökenli mallar niceliğinin sınırlanması.

Sınırlandırıcı kuşak : Deride dermiste yer alan herhangi bir patolojik değişimle normal epidermisi sınırlandıran kısmen normal görünümlü kollajenin oluşturduğu alan veya bölge, dermal sınır kuşağı.

Sınırlandırılmış hisse senedi : Borsada alım ve satım yasağı bulunan, ancak yetkili kurum tarafından verilen izin ile işlem görebilen hisse senedi.

Sınırlayıcı : Tahdidi (bk. tüketici).

Sınırlayıcı amino asit : Bir standart olarak seçilen protein kaynağının diğer bir proteinin aynı miktarında bulunan amino asitleriyle karşılaştırıldığında, bir proteinin en büyük oranda eksiklik gösterdiği esansiyel amino asit.

Sınırlayıcı denetim aygıtı : Sıcaklık, basınç ya da nemi, güvenlik, rahatlık ya da ekonomi sağlıyacak sınırlar içinde tutan aygıt.

Sınırlayıcı eğri : Bir grafikte iki faz arasındaki sınırı belirleyen çizgi.

Sınırlayıcı etken : Belli bir çevrede, bazı maddelerin noksanlığı sebebiyle, büyümeyi ya da üremeyi sınırlayan faktörler. Örneğin, bazı topraklarda azot, bazılarında ise fosfor sınırlayıcı etken olabilir.

Sınırlayıcı faktörler : Belli bir çevrede, bazı maddelerin noksanlığı nedeniyle, büyümeyi veya üremeyi sınırlayan faktörler.

Sınırlayıcı tabaka : Metabolik veya yapısal değişimin görülmediği kemiklerde, kemik yüzeyini örten mineral içermeyen, temel madde, lamina limitans.

Sınırlayıcı varsayımlar : Modelin önsavının temelini oluşturan ve geçersiz olması halinde önsavın da geçerliliğini yitirmesine neden olan varsayımlar.

Sınırlı analitik fonksiyonların teklik teoremi : "Birim dairede analitik ve sınırlı f(z) fonksiyonu, z noktası daire üstündeki pozitif ölçümlü bir kümenin noktalarına yarıçaplar yönünde yaklaştığında sıfır değerleri alırsa, f(z) = 0 dir," önermesi.

Sınırlı basım : Belli bir amaçla, belli sayıda yapılan basım. (Bu tür basımlarda genel olarak çok iyi ve pahalı kâğıt ve cilt göze çarpar. Sayı, çok ender olarak 1500'ü aşar ya da 10-15'e düşer; genel olarak 200-500 arasında değişir. Çoğunlukla her sayı numaralanmıştır.).

Sınırlı basım kaydı : Sınırlı basımlarda, sınır sayısı İle, eldeki kitabın bu sınırlı sayı içinde kaçıncı sırayı aldığını belirten yazı.

Sınırlı basım numarası : Sınırlı basımlarda, her kitabın taşıdığı numara.

Sınırlı bellek yitimi : Belli bir yaşantının ya da sıkı ilişkileri bulunan bir yaşantı kümesinin unutulması.

Sınırlı bölge : Dip çizgileri, serbest atış çizgileri ve dip çizgilerinin orta noktalarına 3 metre uzaklıktan başlayıp, bu çizgilerle serbest atış çizgilerini birleştiren çizgilerin sınırladığı alan.

Sınırlı bütçe yineleme yöntemi : Bütçe dönemi sona erdiğinde hesapların kapanmayıp belirlenmiş bir tarihe kadar eski bütçe uygulamasının devam etmesine dayanan bir bütçe dönemi hesap kapatma yöntemi. karşılığı sınırsız bütçe yineleme yöntemi.

Sınırlı çoğaltma : Bir yapıtın belirli bir sayıda ve çok az olarak yayımlanması.

Sınırlı değişiklik : Vergi yöntemi yasasında ayrıntılarıyla belirtilen nedenler.

Sınırlı değişimli işlev : Tümel değişimi sonlu olan işlev.

Sınırlı dizi : Kendi öğelerinden oluşan küme sınırlı olan dizi. a. bk. sınır I.

Sınırlı doğrusal dönüşüm : E ile F birer düzgeli uzay olmak üzere eküs koşulunu sağlayan doğrusal dönüşümü. E ile F birer yerel dışbükey uzay olmak üzere, E nin sınırlı kümelerini F nin sınırlı kümelerine gönderen doğrusal dönüşümü.

Sınırlı emir : Borsa oyuncusunun aracı kuruma sınır fiyat kapsamında verdiği emir.

Sınırlı fonksiyon : Görüntü kümesi sınırlı olan bir fonksiyon.

Sınırlı görüşme : Çok sınırlı bazı konular için yapılan görüşme.

Sınırlı haklar : Film dağıtımında, filmle ilgili haklardan yalnız bir bölümünün verilmesi durumu.

Sınırlı işbirliği : Kişilerce sınırlı amaçların elde edilebilmesi için yapılan ve sonuca varıldıktan sonra da gevşeyen ve çözülen sınırlı işbirliği.

Sınırlı işlev : Görüntüsü sınırlı olan işlev.

Sınırlı küme : Bir ölçeyli uzayın çapı sonlu olan altkümesi. Bir düzgeli uzayda eküs koşulunu sağlayan A altkümesi. Bir ilingesel doğrusal uzayın sıfırın tüm yörelerince soğurulan altkümesi. a. bk. sınır I.

Sınırlı olmayan fonksiyon : Görüntü kümesi sınırlı olmayan fonksiyon.

Sınırlı olmayan operatör : Tanım bölgesinde en az bir sınırlı kümeyi sınırlı olmayan kümeye dönüştüren operatör.

Sınırlı ölçüm : Bir ölçüm uzayı olmak üzere koşulunu sağlayan ve üzerinde tanımlı olan ölçümü.

Sınırlı sayılar kümesi : Alt ve üst sınırları var olan gerçek sayılar kümesi.

Sınırlı soğruk uzay : Sınırlı bütün altkümelerini soğuran dengeli ve dışbükey her altkümeyi sıfırın bir yöresi varlayan yerel dışbükey uzay.

Sınırlı soğurgan küme : Bir ilingesel doğrusal uzayda tüm sınırlı altkümeleri soğuran altküme.

Sınırlı sorumlu ortaklık : Sorumluluğu sınırlı olan ortaklık.

Sınırlı süzgeç : Bir ilingesel uzay üzerinde bulunan ve en azından bir sınırlı küme kapsayan süzgeç.

Sınırlı yakınsama ilingesi : E ile F yerel dışbükey iki uzay, g takımı E nin sınırlı altkümelerinin bütünü olmak üzere L(E,F) üzerindeki n-ilingesi.

Sınırlı yakınsama savı : Ölçülebilir, noktasal yakınsak ve düzgün sınırlı olan bir işlevler dizisinin terimlerinin tümlevlerinin ereyinin, ereyin tümlevine eşit olduğunu belirten sav.

Sınırlı yarış : Katılacak koşucuların bölüm, katve yaşlan sınırlandırılmış yarış.

Sınırlı yarışma : Yalnız önceden belirtilen belli sanatçıların katılabileceği resim, heykel, mimarlık yarışması.

Sınırlı yasal izin : Yasadan doğmakla birlikte yararlanma özgenliğinin kullanılabilmesi için Bakanlar Kurulu'ndan karar alınması gereken izin (plağa okuma, radyoda yayım gibi).

Sınırlı yemleme : Kısıtlı yemleme.

Sınırlılık : Bir biigi ya da araştırma bulgusunun belli bir kavram çerçevesinde geçerli sayılması. Bir yordamın, ya da işlemin belli bir bağlamda ya da belli koşullarda kullanılabilir olması. bk. götürü.

Sınırsal alıcı : Belirli bir eder düzeyine kadar işlem yapan alıcı.

Sınırsal anlak : Anlağın, düzgülünün alt sınırı ile geriliğin üst sınırı arasındaki durumuna verilen ad.

Sınırsal denge : Verim ile değişken giderler arasındaki fark.

Sınırsal gelir : Giderler çıktıktan sonra kalan gelir.

Sınırsal olgu : Yetenek, öğrenme ve benzeri açılardan düzgülü olanlarla olmayanlar arasında bulunan olgu.

Sınırsal özürlü : Anlık gücü yönünden anlaklılığın yukarısında bulunan.

Sınırsal toprak : Üretilen maddelerin ancak maloluşunu koruyabilecek ürün yetiştirebilen toprak.

Sınırsamak : Sindirmek, hazmetmek. Yenilmek.

Sınırsız besleme : Hayvanların iştahları olduğu sürece istedikleri kadar yem yemelerinin sağlanması, serbest besleme.

Sınırsız bütçe yineleme yöntemi : Bütçe dönemi sona erdiğinde hesapların kapanmayıp eski bütçe uygulamasının işlemler sona erinceye kadar devam etmesine dayanan bir bütçe dönemi hesap kapatma yöntemi. karşılığı sınırlı bütçe yineleme yöntemi.

Sınırsız emir : Borsa oyuncusunun, aracı kuruma bir taşınır değerin alım ya da satımı amacıyla fiyata ilişkin herhangi bir sınırlama olmadan verdiği emir.

Sınırsız güvence : Parası önceden saptanmadan yapılan güvence.

Sınırsız salınımlı fonksiyon : Verilen aralıkta tam salınımı sonsuz olan fonksiyon.

Sınırteke : Aydın ili, İncirliova ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Sınırtepe : Mardin şehri, Girmeli bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Sınışmak : Alışmak.

Sorumlu sınırlı ortaklık : Sorumluluğu sınırlı olan ortaklıklar. Bu adla kurulmuş anamalı borç belgitlerine bölünmemiş her ortağın sorumluluğu koyduğu anamal ile sınırlanmış ortaklıklar.

Soy sınıflaması veya tarihsel sınıflama : Dillerin hangi ana dilden çıkıp ürediklerine bakılarak yapılan sınıflama.

Soylu sınıf : İktisadi, sosyal ve siyasi gücü elinde bulunduran soya bağlı bir sosyal sınıf.

Sturm liouville sınır koşulları : Sturm-Liouville problemindeki sınır koşulları.

Sürekli kar sınırı : Beslenmenin erime yoluyla azalmadan daha çok olduğu yüksek dağlık kesimlerde, yerde sürekli olarak kalabilen kar örtüsünün aşağı sınırı.

Süreyi sınırlama : Bir bulgunun belirli bir süreden önce yayımlanmasının önlenmesi.

Tane sınırı : Taneleri birbirinden ayıran sınır.

Tane sınırı birikimi : Tane sınırlarında olan birikim.

Tane sınırı birikintisi : Tane sınırında oluşmuş olan birikinti.

Tane sınırı çatlaması : Tane sınırları boyunca olan çatlama olayı.

Tane sınırı çekirdeklenmesi : Tane sınırlarında oluşan çekirdeklenme olayı.

Tane sınırı çökelmesi : Tane sınırlarında oluşan çökelme olayı.

Tane sınırı çökeltisi : Tane sınırı çökelmesi sonucu oluşan çökelti.

Tane sınırı sementiti : Özellikle ötektoid üstü çeliklerin ısıl işlemleri sonucu, ostenit tane sınırlarında çökelen sementit.

Tavan sınır : Son sınır. Sorumluluk sınırı. En çok eder. Saygınlık sınırı. Bir niceliğin, hiçbir zaman erişemeden atlamasız olarak yaklaştığı başka nicelik.

Tayf sınıflaması : Yıldızları, tayflarında görülen görünüş ve özelliklerine göre sınıflara ayırma.

Tayin sınırı : Bir maddenin özel bir tayin yöntemi ile tespit edilebildiği ve gürültünün (yani çok sayıdaki tanık ölçümün standart sapması) üç katına eşit olarak tanımlanan en düşük derişim.

Tecimi sınırlandırma : Eser saptamı, tekel meydana getirerek yarışımı ortadan kaldırma.

Toplumsal sınıflar : Marksçı kurama göre: Üretim güçlerinin belli gelişme aşamalarında üretim araçlarını ellerinde bulundurup bulundurmama durumları, toplumsal işbölümü düzenindeki yerleri, zenginliklerini elde etmede kullandıkları araçlar ve bu toplumsal zenginliklerden aldıkları payın büyüklüğü bakımlarından birbirlerinden ayrılan geniş insan kümeleri. Bir bölüm batılı toplumbilimciye göre: Gelir düzeyleri, yaşama biçimleri, toplumda gördükleri saygı ölçüsü bakımlarından birbirinden ayrılan, aralarında düşey devinim olanağı bulunan insan kümeleri.

Toplumsal sınıflaşma : Toplum yaşamında toplumsal sınıfların ortaya çıkışının tarihsel süreci.

Tümel sınırlı küme : [Bakınız: öntıkız küme].

Tümlev sınırı : Bir tümlevde tümlevleme bölgesini belirlemek amacıyla tümlev iminin alt ve üs tüne yazılan sayı ya da işlev.

Ulusal kentsoylu sınıf : Ulusal kaynakları yabancıların sömürüsüne karşı koruduğu düşünülen, diğer bir deyişle emperyalizm karşıtı kentsoylu sınıf.

Uluslararası ölçünlü ticaret sınıflandırması : Dış ticaret verilerinin uluslararası düzeyde karşılaştırılmasını sağlayan, malları iktisadi özelliklerine göre sınıflandıran, 1950 yılında Birleşmiş Milletler tarafından geliştirilen ve uluslararası kuruluşlar tarafından dış ticaretin raporlanmasında kullanılan mal sınıflandırma sistemi.

Ussallık sınırı : Doğrudan yordamların kimi sorulan karşısında bireyden ilkece ussal ve mantıklı yanıt ya da davranışlar bekleyen toplumsal değerler dizgesinden kaynaklanan ve yanıtlar üzerinde saptırıcı etkilerde bulunan etken.

Uyarlanır sınıflandırma yöntemi : James Duff Brown'ca 1897'de hazırlanmış bir sınıflandırma yöntemi. (Çok geçerli olmadığı için bunun yerine konu sınıflandırma yöntemi kullanılır.) bk. konu sınıflandırma yöntemi.

Uyumlaştırılmış tarife sınıflandırma sistemi : Gümrük tarifelerinin uygulanmasında kullanılan ve Brüksel Tarife Sınıflandırma Sistemi yerine hazırlanan Avrupa Birliği’nin de kullandığı yeni bir eşya sınıflandırma sistemi. karşılığı Brüksel Tarife Sınıflandırma Sistemi.

Üst denetim sının : [Bakınız: denetim çizeneği].

Üst sınır : E tikel sınırlı kümesinin bir A altkümesi verildiğinde, her için bağıntısını gerçekleyen öğesi. . Anlamdaş. büyültke. a. bk. sınır I. Değişebilen bir niceliğin varabileceği en yüksek sınır.

Üst sınır denetim düzeni : Sıcaklık, basınç ya da bağılnemin istenilmeyen bir değere yükselmesini önleyen denetim düzeni.

Üstten sınırlı : En az bir üst sınıra sahip olma özeliği.

Üstten sınırlı işlev : F(X) görüntüsü R içinde üstten sınırlı olan f : işlevi.

Virüslerin sınıflandırılması : Virüslerin, başta genom yapıları olmak üzere, belirli ölçütlere göre sınıflandırılması veya gruplandırılması, virüs taksonomisi.

Yanılgı sınırları : Bir örnekleme dağılımında gözlemlerin yüzde olarak taşıdığı yanılgı payının alt- üst sınırları.

Yapay sınıflandırma : Linnaeus'un analog organlara göre yapmış olduğu fakat akrabalık dereceleri hakkında bir bilgi vermeyen sınıflandırma.

Yapım iyeliğini sınırlama : Yapım iyeliği haklarını, ülke sınırları ile kısıtlama.

Yapıt hakkı olan yapıtların sınıflandırılması : Yapıt hakkı olan yapıtların bir temele göre sınıflara ayrılması.

Yapma sınır : Akarsu, deniz, göl, sıradağ gibi doğal bir engele dayanamayıp insan eliyle oluşturulan imleri (sınır taşları, hendek, direk, tel örgüsü...) izleyen sınır.

Yasal ürem sınırı : Yasalarla uygulanan en yüksek ürem.

Yaş sınıfı : Bir köyün, bir klanın ya da başka bir topluluğun üyelerinin yaşlarına göre oluşturdukları sınıflar.

Yerel sınırlı fonksiyon : Sonlu değere sahip olan her nokta için o noktanın bir komşuluğunda sınırlı olan fonksiyon.

Yerel sınırlı ilingesel doğrusal uzay : Sıfırın bir sınırlı yöresi var olan ilingesel doğrusal uzay.

Yerinde sınırlı karsinom : Kötücül epitel tümörün hücresel özelliklerini taşımasına karşın, bazal zara invaze olmamış, komşu dokulara yayılmamış ve oluştuğu epitelde sınırlı tümör, karsinom in situ.

Yerleşik alan sınırı : Düzentasarın sınırları içinde, yapı yapılmış ve yapı yapmaya olur verilmiş olan alanların sınırı. bk. yerleşme sınırı.

Yerleşme sınırı : Yerleşme alanının sınırı. bk. yerleşik alan sınırı.

Yetki sınırı : Siyasal yetki ve yönetim hakları ayrı devletleri ilgilendiren bölgeleri birbirinden ayırmak için, geçen yüzyıllarda kullanılmış olan bir sınır türü.

Yineli indirim sınırı : Merkez bankasınca kabul ve uygulanılmak üzere duyurulan ürem sınırı.

Yorulum sınırı : Bir metalin kendini bırakmadan dayanabildiği en büyük yinelemeli zorlama.

Yönetim yöresi sınırı : Bir ülkenin il, ilçe, bucak gibi ikincil yönetim yörelerini belirleyen ve birbirinden ayıran sınır.

Yukarıdan sınırlı küme : Bir tikel sıralı kümede, bir üst sınır varlayan altküme.

Yükseklik sınırı : Yapılacak bir yapının, kent yönetimince olur verilebilen en çok yüksekliği. Taşıtlara yüklenecek yükün taşıttaki yüksekliği.

Yürür sınır yöntemi : Karışmayan iki sıvı arasındaki sınırın yürümesine bakılarak, yükünlerin hızlarını, iletkenliklerini ölçmeye yarayan yöntem.

Açlık sınırı : Bir ülkede insanların sağlıklı bir biçimde yaşayabilmeleri için sahip olmaları gereken en düşük gelir düzeyi.

Akma sınırı : Malzemenin belirli bir gerilme uygulanmasıyla sınırlı ve kalıcı deformasyona uğraması veya belirlenen toplam uzamaya maruz kalması durumundaki mukavemeti.

Alt sınıf : Bir sınıf içinden ayrılan ikinci derecedeki sınıf. Toplumda sosyal ve ekonomik açıdan gerilerde kalan insan topluluğu.

Ana sınıfı : Genellikle beş yaşını bitirmiş çocukları ilköğretime hazırlayan sınıf.

Birinci sınıf : Öğretim kurumlarında ilk yıl. Kaliteli, mükemmel, kusursuz.

Emekçi sınıfı : Emeğini sermayeciye satarak geçimini sağlayanların oluşturduğu toplum kesimi, proletarya.

Hazırlık sınıfı : Öğrencilere, belli bir öğretim programını izlemek veya belli bir okulda okumak için gerekli temel anlayış, bilgi ve becerileri kazandırmak amacıyla bir okula, bir üniversiteye bağlı olarak açılan öğretim öncesi sınıf.

İkinci sınıf : Öğretim kurumlarında ikinci yıl. Değeri düşük, değersiz, sıradan.

Levazım sınıfı : Silahlı kuvvetlerin, silah ve cephanenin dışında kalan yiyecek, giyecek vb. gereksinimlerini sağlayan asker sınıfı.

Muhabere sınıfı : Savaşta haberleşme düzeninin kurulmasını, düşmanın elektronik araçlar kullanmasını engellemeyi veya bunu sınırlandırmayı sağlayan sınıf.

Ruhban sınıfı : Rahiplerin oluşturduğu dinsel sınıf.

Sınıf : Öğrencilerin yıllık öğrenime göre ayrıldıkları bölümlerden her biri. Takımlardan oluşan birlik, dalların alt bölümü. Çeşitli amaçlarla oluşmuş kümeler. Derslik. Belli ortak belirtileri olan tek tek nesneler öbeği. Önemlerine, niteliklerine göre kişi veya nesnelerin yerleştirildiği kategorilerden her biri. Bir toplumda, aynı görevi yapan, aynı yararı sağlayan, aynı şartlarda yaşayan büyük insan grubu, klas.

Sınıf başkanı : Öğretmen olmadığı zamanlarda sınıfın düzenini sağlamak ve yönetim ile sınıf arasındaki iletişimi yürütmekle görevlendirilmiş öğrenci.

Sınıf öğretmeni : İlköğretimin ilk beş yılında görev alan öğretmen.

Sınıf öğretmenliği : Sınıf öğretmeninin yaptığı iş.

Sınıflama : Bölümleme.

Sınıflamak : Bölümlemek.

Sınıflandırma : Sınıflandırmak işi.

Sınıflandırmak : Bölümlendirmek. Karşılaştırma esasına bağlı olarak tasnif yapmak.

Sınıflanış : Bölümleniş.

Sınıflanma : Bölümlenme.

Sınıflanmak : Bölümlenmek.

Sınıflaşma : Sınıflaşmak işi.

Sınıflaşmak : Toplumda sınıf farkları oluşmak.

Sınıflı : Sınıfı olan.

Sınıfsal : Sınıfla ilgili.

Sınıfsız : Sınıfı olmayan. Marksçılık akımına göre toplumsal sınıf bilinci olmayan, lümpen. Toplum içinde belli bir sınıfa girmeyen, lümpen.

Sınık : Kırık, çıkık. Yenilmiş, bozguna uğramış.

Sınıkçı : Kırıkçı.

Sınıkçılık : Kırıkçılık.

Sınır : İki komşu devletin topraklarını birbirinden ayıran çizgi, hudut. Değişken bir büyüklüğün istenildiği kadar yaklaşabildiği durağan büyüklük, limit. Komşu il, ilçe, köy veya kişilerin topraklarını birbirinden ayıran çizgi. Bir şeyin yayılabileceği veya genişleyebileceği son çizgi, uç. Uç, son. Bir şeyin nicelik bakımından inebileceği veya çıkabileceği en alt ve en üst yer, limit.

Sınır açı : Bir ortamdan gelip daha kırıcı başka bir ortama geçerken kırılan ışının oluşturabileceği en büyük açı.

Sınır boyu : Ülke sınırları, hudut boyu.

Sınır dışı : Ülke sınırlarının ötesi, hudut dışı.

Sınır kapısı : Gümrük kapısı.

Sınır karakolu : Sınır bölgesinde görev yapan kolluk gücü.

Sınır taşı : Sınırı belirlemek için koyulan taş vb. madde.

Sınıraşan : Bir ülke sınırları içinde doğup başka bir ülke topraklarına geçen (ırmak).

Sınırdaş : Ortak sınırları olanlardan her biri, hemhudut.

Sınırdaşlık : Sınırdaş olma durumu.

Sınırlama : Sınırlamak işi.

Sınırlamak : Sınırını çizmek, sınırını belirtmek veya belirlemek. Belli bir sınır içinde bırakmak, belirlemek.

Sınırlandırma : Sınırlandırmak işi.

Sınırlandırmak : Sınırlamak, hudutlandırmak.

Sınırlanış : Sınırlanma işi.

Sınırlanma : Sınırlanmak işi.

Sınırlanmak : Sınır çekilmek. Belli bir sınır içinde bırakılmak, belirlenmek.

Sınırlayış : Sınırlamak işi.

Sınırlı : Sınırı olan, bir sınırla ayrılmış olan, hudutlu. Az sayıda. Sınırlanmış, belirlenmiş, belirli, limitet.

Sınırlı doğru : Başı ve sonu belli olan doğru.

Sınırlı ortaklık : Belirli bir sermaye ile kurulan ortaklık.

Sınırlı sayı : Sonsuz değerli olmayan sayı.

Sınırlı sorumluluk : Borçlunun borcunu ödememesi durumunda, bütün mal varlığıyla değil de mal varlığının bir bölümüyle sorumlu olması durumu.

Sınırsız : Sınırı olmayan, bir sınırla ayrılmamış olan, hudutsuz. Çok sayıda. Pek çok, sonsuz.

Sınırsız doğru : Başı ve sonu olmayan doğru.

Sınırsız sayı : Sonsuz değerli sayı.

Sınırsız sorumluluk : Borçlunun borcunu ödememesi durumunda alacaklıya karşı bütün mal varlığıyla sorumlu olması durumu.

Sınırsız yetki : Alabildiğine genişletilmiş yetki.

Sınırsızlık : Sınırsız olma durumu, hudutsuzluk.

Sosyal sınıf : Sosyal tabaka.

Süvari sınıfı : Harekât ve manevra yeteneğini at üstünde gerçekleştiren, aynı zamanda piyade gibi de görev yapan askerî sınıf.

Takat sınırı : Dayanma gücü.

Üst sınıf : Bir üst sınıf veya ileri sınıf. Toplumda sosyal ve ekonomik açıdan ileri düzeyde olan insan topluluğu.

Yaş sınırı : Yaş haddi.

Yoksulluk sınırı : Bir ülkede insanların yoksul tanımı içerisine girmesine yol açan gelir düzeyi.

Diğer dillerde Sınav programı anlamı nedir?

İngilizce'de Sınav programı ne demek ? : examination schedule