Scarcities türkçesi Scarcities nedir

Scarcities ingilizcede ne demek, Scarcities nerede nasıl kullanılır?

Scarcity : Yetersizlik. Azlık. Nedret. Az bulunurluk. Kesat. Bir oluşumun ortaçlığını yitirerek yayılma ve dağılma göstermesi. Sınırsız insan isteklerini karşılayacak kaynakların yetersizliği. Nadirlik. Seyreklik.

Scarcity of food : Besin kıtlığı.

Scarcity rent : Toprak sunumunun sabit olması nedeniyle, tarımsal ürünlere yönelik toplam istemin artmasına bağlı olarak en verimsiz toprakların da üretime açılması sonucu tüm toprak sahiplerinin elde ettiği kazanç. krş. farklılık rantı (quota rents) dışalım mallarına getirilen miktar kısıtlamalarının yurtiçi piyasada dışalım malının kıtlığına neden olarak fiyatını yükseltmesi sonucu çoğunlukla dışalımcının elde ettiği kazanç. Kıtlık rantı.

Scarcity value : Nadir olan şeyin değeri. Mal, hizmet ve üretim faktörlerinin kıtlık düzeylerine göre piyasada oluşan göreli değerleri. bir ressamın tablosu, antika mallar, elmas gibi sunumu göreli olarak düşük olan ve artırılamayan malların, istemin şiddetine göre piyasada oluşan göreli değerleri. Kıtlık değeri.

Economic scarcity : Ekonomik nedret. İktisadi kıtlık. Tutumsal (ekonomik) kıtlık. İnsanların sonsuz olan isteklerine oranla gereksemeleri gideren mal ve hizmet sunuşunun az olması.

 

Economy of scarcity : Bir ülkede var olan satın alma gücünün, tüketim malları yapımını tam yetenekle çalıştırabilecek kadar yüksek olmaması (üretim yeteneğine göre istemin az olması). Kıtlık ekonomisi. Kıtlık tutumu.

İngilizce Scarcities Türkçe anlamı, Scarcities eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Scarcities ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Infrequency : Seyreklik.

Footlessness : Eksiklik (argo terim). Ayaksızlık. Ehliyetsizlik. Beceriksizlik. Gerçek dışılık. Ayak veya ayaklarının olmaması veya onlardan yoksun olma. Bir ya da iki ayağın olmaması.

Minorities : Bir ülke nüfusunun çoğunluğu içinde sayı bakımından az; soy, dil ya da din bakımlarından ayrımlı; ancak, yasalar önünde aynı yurttaşlık hakları olan topluluklar. Reşit olmama. Azınlık. Azınlıklar.

Disability : Kifayetsizlik. Maluliyet. Ehliyetsizlik. Zaaf. Engellilik. Kısıt. İlgi dağılması, yoğulum azalması gibi durumsal etkenlerden ya da bilgisizlik gibi sürecen özelliklerden ötürü bir yanıtlayıcının, istenen bilgiyi verme gücünden yoksun olma durumu. Sakatlık. Güçsüzlük. Yetkisizlik.

Slows : Yavaşlamak. Acelesiz. Ağır. Yavaşlatmak. Ağırlaşmak. Zor anlayan. Geri kalmış. Yavaş. Bati.

Failures : Yokluk. Fiyasko. Eksiklik. İhmal. İflas. Aksatma. Batma. Yapmama. Başarısızlık. Yetmezlik.

Infrequence : Olağandışılık. Seyreklik. Seyrek olma durumu. Seyrek meydana gelme durumu.

Dearths : Açlık. Eksiklik. Yokluk.

 

Seldomness : Nadide şey. Enderlik. Az bulunma. Seyreklik.

Littleness : Küçüklük. Dar görüşlülük. Önemsizlik. Miskinlik.

Scarcities synonyms : inadequacies, dullness, rarity, exiguities, inabilities, deficiencies, drought, hunger, deadness, flimsiness, famines, slowest, flattest, disablement, stringency, incapabilities, slow, handicap, fewness, hungers, hungering, rareness, scantness, slack, exiguity, deficiency, slackness, inability, inactive, unwontedness, rarities, scarceness, famine.