Situational türkçesi Situational nedir

  • Bir duruma bağlı veya bir durumun sebep olduğu.
  • Belirli bir durumla alakalı.
  • Durumsal.
  • Duruma bağlı.

Situational ingilizcede ne demek, Situational nerede nasıl kullanılır?

Situational context : Bir gözlem ya da ölçme sürecinin sonuçlarını değişik doğrultu ve ölçülerde etkileyen, durumdan duruma değişen koşul ve etkilerin tümü. Durumsal bağlam.

Situational control : Bir gözlem ya da deneylemede değişkenler arası etkileşime karışan tüm etkenlerin tanınması ve gereğinde elenebilecek biçimde egemenlik altına alınması, bk. denetim, deneyin denetlenmesi. Durumun denetlenmesi.

Situational factors : Durumsal etkenler. Ölçme sürecine eşlik eden ve ölçmeden ölçmeye değişkenlik göstererek ölçüm değişmelerine yol açan durum ya da koşullar.

Situationalism : Durumsalcılık. Her durumun birbirinden farklı olduğuna ve mutlak bir değer yargısı olamayacağına inanan görüş.

Situation comedy : Durum komedisi. Günlük deneyimlere dayanan komedi programı. Sitkom.

A desperate situation : Vahim bir durum.

Situation play : Gülünç olanı karakterden değil, durumlardan geliştiren komedya biçimi. nesnel bir bakışla, yani toplumsal olguların yansıtılması ile ele alındığından içerik açısından yoğun olabilen bu komdeya biçimi, öznel açıdan, salt güldürmek amacıyla işlendiğinden daha çok kurgu ustalığı ile belirir. Durum komedyası.

 

The situation became unbearable : Durum artık katlanılabilir olmaktan çıktı. Durum dayanılmaz bir hale geldi. Duruma artık daha fazla tahammül edilemezdi.

Accept the situation : Durumu kendi isteğiyle kabul etmek. Durumu kabul etmek. Durumu idare etmek. Her şeyi olduğu gibi onaylamak.

Situation state : Bir süreç ya da bir oluşumun taşıdığı süreğen görüntü ya da belli bir zamanda aldığı kesit görünüş. Durum.

İngilizce Situational Türkçe anlamı, Situational eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Situational ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Crowding : Çapraşıklık. Sindirme. Gözünü korkutma. Bir kenara itme. Rahat vermeme. Yükleme.

Intestacy : Vasiyetsiz ölme. Vasiyetname bırakmadan ölme. Vasiyeti olmama.

Childlessness : Çocuksuzluk. Çocuk sahibi olmama durumu.

Circumstantials : İkinci derecede önemi olan. Durumla ilgili. Endirekt. İkinci derecede. Koşullara bağlı. Ayrıntılı. Tesadüfi.

Element : Bir parça. Bir bileşiğin yapı taşları ya da bir örüntüyü oluşturan bileşenlerden her biri. Öge. Tek türdeki atomlardan oluşan ve olağan kimyasal yöntemlerle bozunmayan özdek. Ana unsur. Unsur. Öğe. Cevher. Birincil parçalardan herhangi biri veya bir şeyin ögeleri. aynı cins atomlardan yapılmış ve daha basit maddelere parçalanamayan basit bir madde. Cüz.

Circumstantial : Tesadüfi. Koşullara bağlı. Ayrıntılı. İkinci derecede. Endirekt. İkinci derecede önemi olan. Durumla ilgili.

The absurd : Abzürd. Gülünç. Manasız. İpe sapa gelmez. Anlamsız. Saçma. Mantıksız. Uyumsuz. Olanaksız. Abes.

 

Status : Sosyal durum. Rol. Toplumsal ya da mesleki durum. Mevki. Durum. Bir toplumsal konumun basamaklar düzeni ya da değerler dizgesi içindeki yeri. bk. konum. Konum. Vaziyet. Prestij.

Equilibrium : Denge . İki ya da daha çok gücün eşitleşmesinin, başka deyişle aralarındaki etkileşmenin ürünü olan göreli bir durgunluk durumu. Ekonomi, fizik, kimya, iktisat, sosyoloji alanlarında kullanılır. Denklik. Muvazene. Isildevimbilimde, kapalı dizgenin en son vardığı, ne denli beklense de değişmeyecek duru. Dengeli olma. Halk kültürünü oluşturan öğeler arasında varolduğu savunulan denge. (bu öğelerden biri üzerine yapılan bir baskı, kendini diğer öğeler üzerine ileteceğinden ilgili halk kültürü düzeni bozulacaktır. eğer, öğe üzerindeki baskı kaldırılacak olursa, çok kez halk kültürü düzeni eski durumuna dönüşmektedir.) bk. denge kuramı. Karşıt etkilerin birbirine eşdeğer olduğu durum. Balans.

Hotbed : Yuva. Kaynak (fesat veya kötülük veya huzursuzluk). Yuva (fesat veya kötülük veya huzursuzluk). Sera toprağı. Serada bulunan gübreli toprak. Yatak. Kötülük yuvası. Yatak (fesat veya kötülük veya huzursuzluk).

Situational synonyms : fish bowl, goldfish bowl, prison house, size of it, ballgame, new ballgame, fishbowl, status quo, exclusion, stymy, soup, stymie, prison, thing, poverty trap, disequilibrium, square one, scene, complication, state, environment, acceptance, place, state of affairs, position, inclusion, positional, size, absurd, challenge, rejection, shoes, picture.

Situational zıt anlamlı kelimeler, Situational kelime anlamı

Rejection : Geri çevirme. Dışkı. Rejeksiyon. Tümevarımcı bilimlerde başvurulan bir gerçekleme sürecinde olguların varsayım ya da öndeyilerdeki beklentilere aykırı belirmesi, bk. evetle(n)me. Red. Defolu mal. Değille(n)me. Ret. Iskarta. Abama.

Exclusion : Çıkarma. Kovma. Ret. Hariç tutma. Dışında bırakma. Dışlama. Dahil etmeme. Kabul etmeme. Çıkarılma. Hariç bırakma.

Inclusion : Biyoloji, madencilik, veterinerlik alanlarında kullanılır. Etrafı kapsül, zar benzeri bir yapıyla çevrilme; başka bir şey içine hapsolunma, içine alma veya girme. kalıntı. sitoplazmada depolanmış besin maddeleri, salgı maddeleri ve renk maddelerinden oluşan cansız yapılar. Dahil etme. Katılma. Alma. Ek. İçine alma. Dahil olma. Derç. Hücre içinde bulunan mikrozom, virüs, pigment granülleri, yağ damlacıkları gibi cisimler.

Situational antonyms : acceptance, disequilibrium, equilibrium.