Çöke nedir, Çöke ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Kazma ve küreğin küçüğü.

Çöke ile ilgili Cümleler

  • Valentino Rossi, Xavi'nin ayaklarının üzerinde diz çöker!
  • Kule çökecek.
  • Yıldızlar büyüktür, çünkü onlar sıcaktır; onların yakıtı bittiğinde, onlar çökerler.
  • Sunağa yakın diz çöken bir çocuk gördüm.
  • Hasan'ın arabası polis barikatını çökertti.
  • Medeniyetimiz bir gün çökecek mi?
  • Sizin web sitesini çökertmenin bu kadar kolay olacağını hiç düşünmemiştim.
  • Bu çökecek.
  • Kışın gece çabuk çöker.

Çöke ile ilgili Atasözü veya Deyim

deve deve yerine çöker : “yitirilen değerli kimsenin, elden çıkan değerli şeyin yeri boş kalmaz” anlamında kullanılan bir söz.

deve yerine deve çöker : “değerli bir kimseden boşalacak yeri ancak o değerde olan başka bir kimse doldurabilir” anlamında kullanılan bir söz.

eşek çamura çökerse sahibinden gayretlisi olmaz : “bir kimsenin işi bozulduğunda, durumunu düzeltmek için en büyük çabayı kendisinin göstermesi gerekir” anlamında kullanılan bir söz.

Çöke anlamı, kısaca tanımı

Bağdaşık çökelme : Bir çökelti fazının, içdüzey kristal düzlem ve yönleriyle bağdaşarak çökelmesi olayı

Bağdaşık çökelti : Bağdaşık çökelmeye uğramış çökelti.

Bağdaşmaz çökelme : Bir çökelti fazının, içdüzey fazının kristal düzlem ve doğrultularıyle hiç bir bağdaşma göstermeden çökelmesi olayı.

 

Bağdaşmaz çökelti : Bağdaşmaz çökelmeye uğramış çökelti.

Beli çökertmek : Kamburlaştırmak: Bu acı benim belimi çökertti.

Birincil çökelme : Bir katılaşma ya da dönüşümde, beliren ilk ya da ana çökelme.

Birincil çökelti : Birincil çökelme sonucu oluşan çökelti.

Biryapımlı çökelme : Metal yapının içinde yaklaşık olarak eşit aralıklarla ve yeğsiz oluşan çökelme.

Çoban çökerden : Karpuz teveği gibi yarım metre kadar uzunlukta, dalları dikenli ve dokunduğu yeri kızartan bir ot.

Çoban çökeren : Karpuz teveği gibi yarım metre kadar uzunlukta, dalları dikenli ve dokunduğu yeri kızartan bir ot.

Çoban çökerten : Geçecek diye ümit edilen, yavaş yavaş yağan yağmur. Karpuz teveği gibi yarım metre kadar uzunlukta, dalları dikenli ve dokunduğu yeri kızartan bir ot.

Çokyapımlı çökelme : Başka başka noktalarda, değişik hız ve yoğunlukta olan çökelme.

Çökebilme : Çökebilmek işi.

Çökebilmek : Çökme imkânı veya olasılığı bulunmak.

Çökecik : Kaymakta olan toprak veya dağ.

Çökeğen : Çok çöken, her vakit çöken.

Çökekler : Sakarya şehri, merkez ilçesi, merkez bucağına bağlı bir bölge.

Çökekli : Samsun şehrinde, Ayvacık ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Çökekyazı : Bitlis ilinde, Hizan belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Çökeler : Bolu kenti, Kıbrıscık ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yer.

Çökeles : Sincap.

Çökeleyh : Çökelek; 'comu'ya göre biraz yağlıca lor.

Çökelez : Ağaçtan çıkarılan zamk.

 

Çökeliği annina vurmak : Sadece çökeleğe bırakmak.

Çökelik : Ayrandan yapılan yağsız peynir.

Çökelikkışla : Tokat şehrinde, Gökdere bucağına bağlı bir bölge.

Çökelim : Bir çözeltide çözünmüş özdeğin katı halde ya da havadaki nemin sıvı ya da katı halde ayrılma süreci.

Çökelme hızı : Birim zamanda oluşan çökelme.

Çökelme ısıl işlemi : Özellikle alüminyum alaşımlarına uygulanan ve çökelme sertleşmesi temeline dayanan, genellikle düşük sıcaklıklarda uzun süren ısıl işlem.

Çökelme sertleşmesi : Çökelme sonucu, bir alaşımın sertleşmesi olayı.

Çökelmeyle sertieşmeli paslanmaz çelik : Isıl işlem sonucu, çökelmeyle sertleşmeye uğrayan ve bileşiminde % 15-17 krom, % 4-7 nikel ve az titan, molibden ve benzerleri bulunan paslanmaz çelik.

Çökelmeyle sertleşmeli alüminyum alaşımı : Isıl işlem sonucu çökelme sertleşmesine uğrayan alüminyumun, bakır ve benzeri metallerle yaptığı alaşım.

Çökelmeyle sertleşmeli çelik : Isıl işlem sonucu, çökelme sertleşmesine uğrayan çelik.

Çökeltebilme : Çökeltebilmek işi.

Çökeltebilmek : Çökeltme imkânı veya olasılığı bulunmak.

Çökelti biçimlenimi : Çökeltinin, çökeldiği yerin özelliklerine uyarak aldığı biçim.

Çökelti dağılımı : Çökeltilerin, çökeldikleri yapı içerisindeki dağılma durumu.

Çökelti fazı : Bir çökelme olayında, çökelen katı faz.

Çökelti sınırı : Çökeltileri, içdüzey fazından ayıran sınır.

Çökeltilebilme : Çökeltilebilmek işi.

Çökeltilebilmek : Çökeltilme imkânı veya olasılığı bulunmak.

Çökeltilme : Çökeltilmek işi.

Çökeltilmek : Çökelmesi sağlanmak.

Çökeltilmiş buzul taşlar : Buzulların, erime bölgesinde bıraktıkları buzul taşları.

Çökelük : Yağı alınmış süt veya yoğurdun kaynatılmasıyla yapılan bir çeşit peynir, ekşimik. Çökelek.

Çökene : Bursa şehri, Büyükorhan belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Çökeren : Kırlarda, dağlarda biten bir çeşit diken.

Çökerilmek : Çökertilmek.

Çökerme : Çökermek işi.

Çökermiş : Yaşlı, yaşlanmış, ihtiyar kimse.

Çökertebilme : Çökertebilmek işi.

Çökertebilmek : Çökertme imkânı veya olasılığı bulunmak.

Çökerten : [Bakınız: fide baygınlığı].

Çökerti : Su içinde yüzer veya erimiş durumda bulunan maddelerin elverişli koşullar altında dibe çökerek tortullaşması olayı. [Bakınız: tortu, tortulaşma].

Çökertilebilme : Çökertilebilmek işi.

Çökertilebilmek : Çökertilme imkânı veya olasılığı bulunmak.

Çökertiliş : Çökertilme işi.

Çökertilme : Çökertilmek işi.

Çökertilmek : Çökertme işine konu olmak.

Çökertiverme : Çökertivermek işi.

Çökertivermek : Çabucak veya ansızın çökertmek.

Çökertme ağları : İstihsal alanlarında suyun dibine veya içine çökertilmek suretiyle kullanılan su ürünleri istihsal vasıtası.

Çökertme dalyanı : Kıyının bazı kesimlerinde belirli zamanlarda kurulan, demirlenmiş kayıklarla sabitleştirilen, uzunluğu yaklaşık 128 m, genişliği 24 m olan deniz dibine indirilip balıklar üzerinden geçerken kenarlarındaki ipler yardımıyla kaldırılarak balıkları yakalayan bir ağ dalyan, çardak dalyanı ismi altında tanınan çökertmeler, kenarlarından yakalara donanmış kare veya dikdörtgen ağlar.

Çökeşmek : Cinsi münasebette bulunmak. Üşümek.

Çöketmek : Çöktürüp oturtmak.

Çökezmek : Fenalık gelmek.

Derin deniz çökeltisi : Denizlerin kıyıdan uzak diplerine çökelen ve çoğunlukla bitki artıklarından ve hayvanların silisli ya da kireçli kavkılarından oluşan yığınlar.

Domuz çökelten : Kuzeyden, kuzey doğudan esen çok soğuk rüzgâr.

Domuz çökerden : Kuzeyden, kuzey doğudan esen çok soğuk rüzgâr.

Eşısıl çökelme : Değişmez bir sıcaklıkta olan çökelme olayı.

Işımetkin çökelti : Işımetkin uçunların parçalanımı sonucu bir nesne üzerinde oluşan ince ışımetkin katman.

İçdüzey çökelmesi : İçdüzeyde oluşan çökelme olayı.

Katıklı çökelek : Peynirle karışık çökelek.

Kıyı çökeltileri : Kıyı yakınında kum, iri kum, çamur, irili ufaklı çakıl gibi kökeni kara olan ve çok kez kimi deniz hayvanı kavkılarıyla karışık yığıntılar.

Tane sınırı çökelmesi : Tane sınırlarında oluşan çökelme olayı.

Tane sınırı çökeltisi : Tane sınırı çökelmesi sonucu oluşan çökelti.

Yabancı çökelti : İçinde bulundukları tortul kayaçlardan başka bileşimindeki maddelerin, belli bir çekirdeğin çevresinde çökeltilmesiyle oluşmuş, özekteş yapılı yuvarlak, elips ya da aykırı biçimlerde yumrular.

Yarı bağdaşık çökelim : İçdüzey ile çökelti fazının kristal düzlem ve yönleri arasındaki bağdaşımı tam olmayan çökelim.

Yarı bağdaşık çökelti : Yarıbağdaşık çökelim sonucu oluşmuş çökelti.

Yaygın çökelme : İçyapının heryerinde yeğsiz oluşan çökelme.

Yerel çökelme : Yapı içinde, yalnız belirli yerlerde oluşan çökelme.

Yumaksı çökelme : Bir çözeltide erimiş hâlinde bulunan kolloidal maddelerin bir araya toplanıp kitle oluşturması, flokülasyon.

Çökek : Çukur yer. Bataklık, sazlık.

Çökel : Taşan bir suyun çekildikten sonra bıraktığı tortu. Çökelti.

Çökelek : Yağı alınmış süt veya yoğurdun kaynatılmasıyla elde edilen bir peynir türü, kesik, ekşimik, torak. Tortu.

Çökelekli : İçinde çökelek bulunan, çökeleği olan.

Çökelge : Bataklık, su kenarı, balçık.

Çökelme : Çökelmek işi, teressüp.

Çökelmek : Bir sıvının içinde erimiş olan katı bir madde bir ayıracın yardımıyla sıvı dibine çökmek, teressüp etmek.

Çökelti : Çökelme sonunda bir sıvının dibine çöken katı madde, çökel, tortu, toput, rüsup.

Çökeltme : Çökeltmek işi.

Çökeltmek : Çökelmeye uğratmak, çökelmesini sağlamak.

Çökermek : Devenin çökmesini sağlamak.

Çökerti sekisi : İçinde erimiş maddelerin bulunduğu sularda çökertilerin oluşturduğu basamak.

Çökertme : Çökertmek işi ya da durumu. Deniz dibine indirilerek üstüne balıklar geldiğinde köşelerinden çekilip kaldırılan ağ. Muğla yöresine ait bir tür halk oyunu ve halk türküsü. Cep.

Çökertmek : Çöktürüp oturtmak. Moral bozmak, dağınıklığa yol açmak. Bulunduğu yere yıkmak, çökmesini sağlamak.

Diğer dillerde Çorba kaplumbağası anlamı nedir?

İngilizce'de Çorba kaplumbağası ne demek ? : green turtle