Çeke nedir, Çeke ne demek
Yerel Türkçe'deki anlamı:
Ufak, küçük.
Sıkı, gergin.
Çeke ile ilgili Cümleler
- Bu iki birbirini çekemezin kişiliklerini kendi imbiğinde eritmiş bir şair olduğu söylenir.
- Onu testte kopya çekerken yakaladım.
- Tereyağından kıl çeker gibi bu belalı işten sıyrıldı.
- Mehmetlerin askerde dev yapılı kamyonları tereyağından kıl çeker gibi çekip çevirdiklerini seyretmeye doyamazdım.
- Bu laf anlamaz ustadan çekeceğin var.
- Biri cefasını çeker, diğeri sefasını sürer.
- Burada bir fotoğraf çekebilir miyim?
- Polis senin arabanı çekerek götürmedi.
- Ali tetiği çekmek istedi ama çekemedi.
- Dört çekerli arabalar kaygan ve ıslak düzeylerde direnebilir.
- Benim de bir sınırım var. Onu aşarsan hiç uğraşamam, çeker giderim.
- Dikkatimi çeken bir şey duydum.
- Şubat artık yıllarda yirmi dokuz çeker.
- Lütfen bir fotoğraf çeker misin?
Çeke ile ilgili Atasözü veya Deyim
akılsız başın cezasını (veya zahmetini) ayaklar çeker : bir işte düşüncesizce davranan kişi her türlü olumsuz sonuca katlanır anlamında kullanılan bir söz.
birbirini çekememek : kıskanmak.
çekeceği olmak : başına sıkıntılı çok iş gelecek olmak.
hekimden sorma, çekenden sor : bir sıkıntının acısını ancak onu çeken bilir anlamında kullanılan bir söz.
katrandan olmaz şeker, olsa da cinsine çeker : kötü asıllı şey ve kişi iyiye dönmez anlamında kullanılan bir söz.
paçasını çekecek (veya toplayacak) hali olmamak : güçsüz, beceriksiz olmak.
para parayı çeker : elde para bulunursa onunla yeni paralar kazanılır anlamında kullanılan bir söz.
soydur çeker, boktur kokar : her insan veya yaratık az çok soyuna benzer anlamında kullanılan bir söz.
tereyağından kıl çeker gibi : her türlü mecburiyetten, mükellefiyetten ve sorumluluktan kolayca sıyrılarak bir işi kolayca yaparak, becerikli bir biçimde.
Çeke tanımı, anlamı
Çeke dutmak : Gergin tutmak: İpi çeke dut. Birisine sık gidip gelmemek, sık görüşmemek: O eve çok dadandın, sen ayağını çeke dutsan iyi olur
Çeke düzen : Çeki düzen.
Çekebilme : Çekebilmek işi.
Çekebilmek : Çekme imkânı veya olasılığı bulunmak.
Çekebir : Hallaç yayının kirişinin aşınmış kısmının, pamuk ve balmumu sürülerek kapatılması.
Çekecayah : Bir çeşit ayakkabı kalıbı.
Çekek çamur : Bataklık.
Çekek yeri : Balıkçı tekneleri, küçük tonajlı tekneler veya yatların bakım ve onarımlarının yapılması için karaya alınmalarına imkân sağlayacak donanıma ve bakım ve onarım çalışmalarına yetecek kadar kumsal veya sıkıştırılmış toprak zemin veya katı sıcak asfalt veya betonlanmış eğimli alana sahip olan kıyı düzenlemeler.
Çekelebüz : Sincap.
Çekeles : Sincap.
Çekeleviz : Sincap.
Çekelevuz : Sincap.
Çekelevüz : Sincap.
Çekelge : Süre, mesafe, uzam.
Çekelik : Ayrandan yapılan yağsız peynir.
Çekelos : Sincap.
Çekeloz : Sincap.
Çekemci : Lağımcı.
Çekemeze düşmek : Tehlikeye düşmek: Tipide yolumuzu şaşırdık, az kalsın çekemeze düşecektik.
Çeken : Su yollarını yapan ve su işlerinden anlayan kimse. Arabada hamutun iki yanına takılan kayış şerit. (Yuva Bucak Burdur).
Çekendemiri : Pullukta ok'un altında bulunan falakanın takıldığı demir. (Sarıköy Konya).
Çekene : Keten ipliğinden dokunmuş kilim.
Çekenek : Tüfeğin içindeki sıkıyı çekmek için kullanılan ucu damaklı, burgulu-60-70 santimetre uzunlukta ve yarım santimetre çapında bir demir çubuk: Bizim çiftenin çekeneği yok, bir çekenek ver de sıkıyı boşaltayım. Harmanı tınaz yapmak için, toplamakta kullanılan ağaçtan yapılmış basit bir aygıt: Çekenekle toplayalım.
Çekenel : Semerin arka tarafına çakılan çengelli demir.
Çekenez : Sincap.
Çekenmek : Arzu etmek, istemek: Çekenmiyecek kadar evimizde var, bağımızda.
Çekerdek : Çekirge.
Çekere : Sarı.
Çekerge : Süre, mesafe, uzam.
Çekerk : Daha küçük.
Çekerkayışı : Atları falakaya bağlıyan kayışlar. (Senirkent Isparta).
Çekerkazığı : Kağnı eksenini, kağnı oku ile tilkiciğe tutturmak amacıyla çakılan ağaç ya da demir kazık. (Yenikent Aksaray Niğde; Karacaviran Seydişehir Konya).
Çekerlik : Bir kelimenin veya sesin ilgili bulunduğu başka bir kelimeyi veya sesi kendi şekline yakın bir şekle sokması yolundaki özümleme. Yuvarlak açınıkların düz olanları yuvarlaklaştırmasma DUDAK ÇEKERLİĞİ (At. labiale) denir: Bir kelimenin öbür'de -bür olması gibi Başka dillerde ayrı olması gerekirken bazen uyrumlu tümcelerin fiil kipleri ve zamanlan baştümcedeki kipin veya zamanın çekerliğine kapılarak onların şeklini alırlar (KİP ve ZAMAN ÇEKERLİĞİ, At. modale et temporelle). Aynı çekerlik kendini isini cinslerinde ve hallerinde de gösterebilir (CİNS ve HAL ÇEKERİĞİ, At. du genre et du cas).
Çekerocak : Zararlı gazları, dumanları çekerek uzaklaştıran, önyüzü camekanlı küçük laboratuvar ocağı.
Çekert : Yeşermiş güz ekini.
Çekerzımba : Tenekeye çakılan çivilerin çıkmamasını sağlayan araç. (Yalvaç Isparta).
Çeket : Sokak. Ceket.
Çeketlemek : Bitki kökleri, su yüzünden fazla büyümek.
Çeketmek : Çekimser durmak: Arkadaşım çeketme. Hareket etmek, bir yerden bir yere gitmek için yola koyulmak.
Eksicik çekerliği : Yüksüz bir öğecik ya da özdeciğin, bir eksicik daha almasıyla saldığı erke ile ölçülen nicelik.
Ilık çeken : Çuvaldız.
İkili çekesi : İkili sayı dizgesine göre yazılmış bir sayıda tüm parçayı oranlı parçadan ayırmak için kullanılan çeke (virgül).
Kalıp çekeceği : Yapılan bir ayakkabının içindeki kalıbı çıkarmağa yarayan ucu kıvrık demir araç. (Maraş).
Nem çeker : Nemli hale gelen, CaCl2 veya PCl5 gibi atmosferden su soğuran madde.
Onlu çekesi : Bir gerçek sayının onlu sayı dizgesine göre yazılışında tüm parçayı üleşkeden ayıran çeke (virgül).
Patlamasız motorlu çeker : Patlamasız motorlu, yağyakıtla çalışan çeker.
Tırtıllı çeker : Gevşek yüzeyli toprakta motorsuz araçları çeken araç.
Üst dudağı aşağı çeken kas : Crista fascialisten başlayıp burun kanadında sona eren kas, muskulus depressor labi superyoris.
Çekecek : Ayakkabı ile topuk arasına sokularak ayağın ayakkabıya kolay girmesini sağlayan, maden, boynuz veya plastik maddeden yapılmış alet.
Çekek : Kayık, mavna ve küçük gemilerin karaya çekildikleri yer.
Çekel : Küçük çapa. Üvendirenin alt ucunda bulunan, pulluğa yapışan toprağı ayırmaya yarayan demir bölüm.
Çekeleme : Çekelemek işi.
Çekelemek : Tekrar tekrar çekmek.
Çekelez : Sincap.
Çekem : Yeşil yapraklı, dikensi, ateşe atıldığında çatırdayarak yanan bir bitki.
Çekememe : Çekememek işi veya durumu.
Çekememek : Çekme işini yapamamak. Kıskanmak. Katlanamamak.
Çekememezlik : Çekememe durumu veya çekememekten, kıskançlıktan doğan davranış, çekemezlik.
Çekemez : Kıskanç kimse.
Çekemezlik : Çekememezlik.
Çeker : Bir tartma aletinin kaldırabildiği ağırlık miktarı.
Çekerek : Yozgat iline bağlı ilçelerden biri.
Diğer dillerde Çeka anlamı nedir?
İngilizce'de Çeka ne demek ? : cheka
Almanca'da Çeka ne demek ? : tscheka
Fransızca'da Çeka nedir ? : tchéka

Bu kısımda Çeke nedir? Çeke ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Çeke tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Çeke hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.