Çocu nedir, Çocu ne demek
Yerel Türkçe'deki anlamı:
Çocuğu.
Çocu ile ilgili Cümleler
- Ali çocuklarıma Fransızca öğretiyor.
- Çocuklar çıplak ayaklıydılar.
- Ali bana çocuk muamelesi yapıyor.
- Ali bir çocuk gibi uyudu.
- Çocuk istismarı suçtur.
- Biletler yetişkinler için 30 dolar ve 16 yaş ve altındaki çocuklar için 15 dolardır.
- Bu çocuk normal bir biçimde büyüdü.
- İsa Bey, burada zengin bir eşraf kızıyla evlenerek çoluk çocuğa karıştığı için 24 Meşrutiyeti'nde İstanbul'a dönmemiştir.
- Ben de bir türlü ne olduğunu anlayamamıştım! Çocuktan al haberi derler. Boş laf değilmiş.
- Çocuklarımız şişman.
- Çocukluk etme, Halis, âlemin kulağına gider. Sonra büyük dedikodu olur.
- Çocuğun korkusu ebeveynlerini endişelendirdi.
- Bana çocuk muamelesi yapıyorlar.
- Çocuklar kardan adam yapmak için ilk kar yağışını bekliyorlardı.
- Onun yanında getirdiği çocuk çok yakışıklıydı.
- Çocuklar Tom'un ne söylüyor olduğunu anlıyor gibi görünmüyorlardı.
Çocu ile ilgili Atasözü veya Deyim
abdal düğünden, çocuk oyundan usanmaz : bir kimse sevdiği işi sürekli olarak yapmaktan bıkmaz anlamında kullanılan bir söz.
adam olacak çocuk bokundan belli olur : bir kimsenin yeni başladığı işte usta olup olamayacağı ilk davranışlarından anlaşılır anlamında kullanılan bir söz.
akıllı düşününceye kadar deli çocuğunu (veya oğlunu) everir : kendilerini akıllı sananlar çok kez akılsız diye tanınanlardan daha az başarı gösterir anlamında kullanılan bir söz.
boyunca çocuğu olmak : yetişkin çocuğu olmak.
çocuğa iş buyuran, ardınca kendi gider : çocuk kendisine ısmarlanan işi yapamayacağından işi buyuran kimsenin onun arkasından gitmesi gerekir anlamında kullanılan bir söz.
çocuğu olmak : çocuğu doğmak.
(çocuğu) süt çalmak : bozuk süt, çocuğu hasta etmek.
çocukluğu tutmak : çocuksu davranışlarda bulunmak.
çocukluk etmek : çocukça davranışlarda bulunmak gereği gibi düşünmeden deneyimsizce davranmak.
çocuktan al haberi : bir aile sorunu veya ailece gizli tutulan bir şey, çocukların rastgele söyledikleri bir sözle açığa çıktığında söylenen bir söz.
çoluk çocuğa karışmak : evlenip çocukları dünyaya gelmek.
çoluk çocuk elinde kalmak : deneyimsiz, çok genç kişilerin eline geçmek.
çoluk çocuk sahibi olmak : evlenip eşi ve çocukları olmak.
doğmadık çocuğa don biçilmez : ele geçeceği, ortaya çıkacağı daha belli olmayan şey için önceden hazırlık yapmak doğru değildir anlamında kullanılan bir söz.
Çocu tanımı, anlamı
Bağımlı çocuk : İstenilen yönde gelişebilmek için ana babası ve çevresindeki başka kimseler ile iyi ilişkiler kurmaya gereksinme duyan çocuk. 2-Ana babasından, içinde yaşadığı toplumdan paraca ya da başka türlü yardım bekleyen çocuk. Kendi kendine yetmeyen ve hareketlerinde bağımsız olamayan çocuk. Geçimi ya da yaşam uyumu için büyüklerinin ve çevresinin desteğine dayanmak zorunda olan çocuk
Beden özürlü çocuk : Düzeltilmesi gereken bir sakatlığı bulunan ya da sürekli büyüme ve gelişme yetersizliği içinde olan çocuk.
Bm çocuklara yardım fonu : [Bakınız: UNICEF].
Coşkuca bozuk çocuk : Kökleri derinde olan sorunları yüzünden coşkularını kendine ya da çevresindekilere zarar verecek biçimde ortaya vuran çocuk.
Çekingen çocuk : Toplum ilişkilerinden kaçınan ve başkalarının etkinliklerine katılmak istemeyen çocuk.
Çocug : Çocuk.
Çocugluh : Çocukluk.
Çocuğa dönük eğitim : Çocuğun özellikle kitaplardan ve kuramsal derslerden bilgi edinerek yetişmesi yerine, gerçek ve kişisel yaşantılar kazanmasını öngören, bunun için de okul çalışmalarında öğrencinin kendi kendini yönetmesine, işbirliğine, kişisel girişim ve yaratıcılığa, liderliğe, program ve planlarda esnekliğe ağırlık veren eğitim.
Çocuğa dönük okul : Çocukların gerekseme, amaç ve ilgilerini göz önünde tutarak örgütlenmiş olan okul.
Çocuğa dönük program : Öğretim etkinliklerinin çocukların ilgi ve amaçlarına göre belirlenmesini; bu etkinlikleri, öğretmen ile öğrencilerin birlikte çalışarak seçmesini ve planlamasını; öğretim yöntemleri arasında en çok sorun çözme yönteminden yararlanılmasını öngören bir öğretim programı.
Çocuğa kalmak : Gebe olmak, hamile kalmak.
Çocuğa yönelik sapıklık : Daha çok ileri yaştaki yetişkinler arasında çocuklara karşı duyulan cinsel ilgi.
Çocuklaşabilmek : Çocuklaşma olasılığı bulunmak.
Çocuklaşma : Çocuklaşmak işi.
Çocuklaştırma : Çocuklaştırmak işi.
Çocuklug : Çocukluk.
Çocukluk anısı yitimi : Yaşamın ilk yılları ve erken çocuklukla ilgili yaşantıların düzgülü olarak unutulması.
Çocukluk bunaması : Beyin hücrelerinin bir parçasının körleşmesine yol açan ve üç yaşlarında konuşma yeteneğinin hızla yitirilmesi biçiminde ortaya çıkan soysuzlaşma ile ilgili bir hastalık.
Çocukluk cinselliği : (Freud) Bebeklik ve çocukluk döneminde olan canlıların bilinçli ya da bilinçsiz düzeydeki cinsel duygu ve davranışları.
Çocukluk çağı : Süt çağı bitiminden erginlik başlangıcına değin süren yaşam dönemi.
Çocukluk erkliliği : (Freud) Küçük çocukların bütün dilek ve isteklerinin doyurulmasını istemeleri ve beklemeleri.
Çocukluk karmaşası : Kişinin duygu ve davranışlarının çocukluk çağındakilere benzemesi ve gelişimin cinsellik öncesi bir noktaya takılıp kalmasından ileri gelen, yetişkinlerle ilgili hastalıklı duygu durumu.
Çocukluyanış : Çocuğu stilize eden bir çul motifi. (Saçıkara İslahiye Gaziantep).
Çocuksanlılık : Bir baba ya da anneyi çocuğunun adıyla çağırma geleneği.
Çocuksu biçem : Çocukça sayılabilecek bol sıfatlarla zenginleştirilmeye uğraşılmış tatsız bir anlatım biçimi, bk. biçem.
Çocuksu bunama : Kişinin yaşına uygun düşmeyen ilkel davranışlara doğru gerilemesi biçiminde ortaya çıkan erken bunama türü.
Çocuksu davranış : Yetişkin kişide görülen çocuklara özgü davranış.
Çocuksu konuşma : Çok kez uyum güçlükleri yüzünden yetişkin bir kimsenin, küçük çocuklara özgü birtakım söyleyiş yanlışlıkları yaparak konuşması.
Çocuksulaşma : Çocuksulaşmak durumu.
Çocuksulaşmak : Çocuksu duruma gelmek.
Çoculu : Serçeden büyük, yuvasını toprak üstüne yapan bir kuş.
Çocum : Çocuğum.
Çocux : Çocuk.
Çocuyuz : Çocuğuyuz.
Çol çocuh : Çoluk çocuk.
Çoluh çocuh : Çoluk çocuk.
Çor çocuk : Çoluk çocuk. Çocuk gibi hareket edenler hakkında kullanılır.
Dul avrat çocuğu : Babasız büyüdüğü için terbiyesiz ve görgüsüz olan çocuk.
Dul garı çocuğu : Piç.
Dul karı çocuğu : Babasız büyüdüğü için terbiyesiz ve görgüsüz olan çocuk.
Eğitimi güç çocuklar ilkokulu : Zorunlu öğrenim çağında olan ve birtakım sorunları bulunan kız ve erkek çocuklara özel bir program ve kılavuzluk hizmeti ile eğitim ve öğretim sağlayan, süresi hazırlık sınıfıyle birlikte altı yıl olan ilkokul.
Eş ve çocuklara aylık bağlama : Sakatlık ya da yaşlılık aylığı almakta iken ölen güvencelinin eş ve çocuklarına yasasındaki ölçülere göre aylık bağlanılması.
Eş ve çocuklara sağlık yardımı : Güvencelinin geçindirmekle yükümlü olduğu eşi ve çocuklarına sayrılıklarında yasalarına göre yapılan yardım.
Eş ve çocuklarına gelir bağlama : Güvencelinin iş kazası ya da uğraşısına ilişkin bir sayrılık sonucu ölümünde yasasına göre eşi ve çocuklarına gelir bağlanması.
Evlilik dışı çocuk : Nesebi gayr- i sahih çocuk, nesebi sahih olmayan çocuk.
Evlilik içi çocuk : Nesebi sahih çocuk.
Fatih çocukları : Rumeli'yi açan gazilerin, Rumeli'nin kimi kent ve kasabalarında oturan torunları ile Anadolunun çeşitli yerlerinden oralara yerleştirilmiş olup Tanzimata kadar birtakım ayrıcalıkları bulunan Türkler.
Geri anlaklı çocuk : Anlık gelişimi yönünden ortanın altında olan çocuk.
Geri çocuk : Anlıksal yeteneği yetersiz olan ve geri anlaklılığın yukarı sınırı ile düzgülü anlak arasında bulunan çocuk.
Geri zekalı çocuklar : Zekâ bölümü bakımından ileri derecede geri zekâlılar, eğitilebilir geri zekâlılar, öğretilebilir geri zekâlılar ya da ağır öğrenenler kümelerinden birinde yer alan çocuklara verilen ad; zekâ bölümleri 0-90 arasında bulunan çocuklar.
Hızlı gelişen çocuk : Anlık ya da beden gelişimi yönünden ortalamadan daha çabuk ilerleme gösteren çocuk.
İlk çocukluk : İki yaşından başlayarak yedi sekiz yaşlarına dek süren gelişme dönemi.
Kılgısal çocukbilim : Çocuk biyolojisi, ruhbilim ve toplumbilim ilkelerinin çocukların eğitiminde kılgılı bir erekle uygulanması. Bu tür uygulamalarla uğraşan bilim dalı.
Korunması gerekli çocuklar : Ana babasız oldukları, ana ve babaları belli olmadığı, ana ve babalarınca bırakıldıkları ya da iyi bakılmadıkları için beden, ruh ve ahlak gelişimleri tehlikede olup, korunmaları gereken çocuklar.
Kültürce yoksun çocuklar : Ulusal kültür ölçünlerinin gerektirdiği davranışları ve yaşayış özelliklerini kazanma olanağı bulamadıkları için uyumsuzluk gösteren çocuklar.
Nesebi sahih çocuk : Evlilik içi çocuk.
Nesebi sahih olmayan çocuk : Evlilik dışı çocuk.
Niyetsiz çocuk : Çok ağlayan, gözü yaşlı çocuk.
Olağan zekalı çocuklar : Zekâ bölümleri 90-110 arasında bulunan çocuklar.
Olağandışı çocuk : Bedensel, zihinsel ya da toplumsal özellikler bakımından olağandışı ayrılıklar gösteren çocuk.
Orta çocukluk : Yedi, sekiz yaşları ile on bir, on iki yaşları arasındaki çocukluk dönemi.
Öksüz çocuk düşlemesi : Ana ve baba ile olan duygusal gerilimler sonucu gizli gizli onların üvey çocukları olduğunu kurma.
Özel eğitim gerekseyen çocuk : Bedensel, zihinsel, duygusal ve toplumsal gelişmesindeki özür ve özellikleri yönünden özel bakım ve önlemler gerektiren çocuk.
Özürlü çocuk : Bedensel ya da zihinsel bakımdan bir özürü bulunan, yetişmesi ve gelişmesi için özel eğitim önlemlerinin alınması gereken çocuk. Beden, anlık, duygu, eğitim ve toplumsal durumları yönünden düzgülülere göre yetersiz olan çocuk.
Resimli çocuk kitabı : Okul öncesi çağındaki çocukların yararlanması için yayımlanan az yazılı, bol resimli kitap.
Resimli çocuk sözlüğü : Küçük çocuklar için hazırlanan ve abece düzeninde sıralanan resimler ile sözcüklerden oluşan sözlük.
Sabı çocuk : Aklı ermeyen küçük çocuk. Yeni doğmuş bebek.
Sinirceli çocuk : Birtakım korkuları, saplantıları, kaygıları nedeniyle acı duyan çocuk. Aşırı derecede düşsever olan ya da sinir argınlığı içinde bulunan çocuk. Sinirce türlerinden herhangi birisinin belirtilerini gösteren çocuk.
Son çocukluk : Yaklaşık olarak 11-14 yaşları arasındaki yaşam dönemi.
Sorulu çocuk : Anlık, tavır, kişilik ve davranışı düzgülü çocuklarınkinden oldukça ayrılık gösteren ve gelişebilmesi özel önlemler gerektiren çocuk.
Sorunlu çocuk : Zekâsı, kişiliği ve davranışları bakımından olağandışı özellik gösteren, olumlu bir gelişme gösterebilmesi için özel çaba ya da eğitim isteyen çocuk.
Suçlu çocuk : İçinde yaşadığı toplumun gelenek ve törelerine karşı koyan çocuk. Sürekli olarak yasaları çiğneme eğilimi gösteren çocuk. Okul ya da benzeri eğitim kurumlarının koyduğu kurallara uymamakta direnerek sık sık suç işleyen çocuk. Toplumun değer ve inançlarına karşı gelen çocuk. (Hukuk) Yasaca kovuşturma konusu olacak davranışlar gösteren çocuk ya da genç.
Tutuk çocuk : Anlık, eğitim, toplum, duygu, beden gelişimi yönlerinden geri olan çocuk.
Uyumsuz çocuk : Başka çocukların etkinliklerine katılamayacak denli düzgüsüz davranışlar gösteren çocuk.
Uyumsuz çocuklar : Duygusal bozuklukları nedeniyle saldırganca davranan, suça yönelen ve suç işleyen çocuklar.
Üstün çocuk : Yaşdaşlarının çoğunluğuna göre üstün öğrenme ve eğitilme gücü olan çocuk.
Üstün zekalı çocuklar : Geçerli ve güvenilir zekâ testlerinde sürekli olarak 130 ve daha yukarı zekâ bölümü sağlayan; kendi yaşıtlarından rasgele seçilmiş bir kümenin yüzde 98'inden üstün olan çocuklar.
Üvey çocuk düşlemesi : Çocukluk çağında yaygın olan ve gerçek ana babasının üvey olduklarına gizlice inanma.
Yalnız çocuk : Pek az toplumsal etkileşmeden geçerek büyüyen, bu yüzden tutum ve anlayışı toplumsallaşmış bir yaşıtınınki gibi olmayan çocuk.
Yaramaz çocuk sendromu : Kedi ve köpeklerin skrotum, kuyruk, bacak, ağız veya burunlarında lastik bant veya iğne gibi sıkıştırıcı veya eziyet verici yabancı cisimlerin bulunması.
Bayram çocuğu : Bayram dolayısıyla süslenmiş, donatılmış, sevinçli çocuk. Bayram günü doğmuş çocuk.
Çiçek çocukları : Çağdaş toplumu eleştiren, özgürlük hareketlerini destekleyen, kendine özgü düşüncelerini sergileyen gençlik kesimi.
Çocuk : Küçük yaştaki erkek ya da kız. Genç erkek. Soy bakımından oğul veya kız, evlat. Büyükler arasında daha az yaşlı olan kişi. Belli bir işte yeteri kadar deneyimi ve yeteneği olmayan kimse. Büyüklere yakışmayacak, daha çok küçüklerin yapabileceği gibi davranan kimse. Bebeklik ile erginlik arasındaki gelişme döneminde bulunan oğlan veya kız, uşak.
Çocuk bahçesi : Çocukların gezinmesi, oyun oynaması ve hava alması için yapılmış bahçe.
Çocuk bakıcılığı : Çocuk bakıcısı olma durumu.
Çocuk bakıcısı : Çocuk bakımı ile görevlendirilmiş kız veya kadın.
Çocuk başına : Tek başına çocuk olarak.
Çocuk bezi : Bebeklerin altına bağlanan bez.
Çocuk bilimci : Çocuk bilimi uzmanı, pedolog.
Çocuk bilimi : Konu olarak çocuğu alan ve onu her bakımdan inceleyerek özelliklerini belirten bilim, pedoloji.
Çocuk bilimsel : Çocuk bilimi ile ilgili, pedolojik.
Çocuk dili : Çocukların belli birtakım seslerden, basitleştirilmiş kurallardan, örneklemelerden yararlanarak kullandıkları dil.
Çocuk doktoru : Çocuk sağlığı ve hastalıkları doktoru, çocukçu.
Çocuk edebiyatı : Çocukların hayatı kavramasına yardımcı olacak, hayal gücünü geliştirici, okuma sevgisini aşılayan, eğitici bir edebiyat türü, çocuk yazını.
Çocuk felci : Genellikle çocuklarda görülen ateş, kırıklık, baş ağrısı, kas ağrıları, ense sertliği, bulantı ve kusma ile aniden başlayıp ileri durumlarda özellikle bacak kaslarında felce kadar gidebilen bulaşıcı hastalık.
Çocuk işi : Kolay veya önemsiz iş.
Çocuk lafı : Çocukça söylenen basit söz.
Çocuk mahkemesi : Çocukların yargılanmasıyla, gerekli tedbir ve cezaları hükmetmekle görevli ihtisas mahkemesi.
Çocuk oyuncağı : Çocukların oynayıp eğlenmesi için yapılmış oyuncak. Kolay iş. Önem verilecek değerde olmayan şey.
Çocuk oyunu : Çocukların oynadığı oyun. Basit ve sıradan bir olay veya durum.
Çocuk ruhlu : Çocuklara benzeyen bir iç dünyası olan, çocuksu davranışları olan (kimse).
Çocuk yazını : Çocuk edebiyatı.
Çocuk yuvası : Küçük çocukların sabah bırakılıp akşam alındıkları bakımevi, kreş. Yetiştirme yurdu.
Çocukça : Çocuğa yakışan, çocuk gibi. (çocu'kça) Çocuğa yakışır bir biçimde.
Çocukçu : Çocuk doktoru.
Çocuklaşmak : Çocuk gibi davranışlarda bulunmak. Çocuğa benzer durum almak.
Çocuklaştırmak : Çocuklaşmasına yol açmak.
Çocuklu : Çocuğu olan.
Çocukluk : Çocuk olma durumu. İnsan hayatının bebeklikle ergenlik arasındaki dönemi. Çocukça davranış.
Çocuksu : Çocuk gibi, çocukça olan, çocuğa benzeyen. Çocuğa benzer bir biçimde.
Çocuksuluk : Çocuksu olma durumu.
Çocuksuz : Çocuğu olmayan.
Çocuksuzluk : Çocuksuz olma durumu.
Çoluk çocuk : Çocuklarla birlikte aile topluluğu. Bir işte gereken deneyimi kazanmamış yaşça küçük kimseler, gençler.
Çoluklu çocuklu : Çoluk çocuğu olan.
Dünkü çocuk : Deneyimi az, toy, acemi kimse.
Köprüaltı çocuğu : Kimsesiz ve gideceği yeri olmayan kişi.
Kucak çocuğu : Yürüyemeyen, kucakta gezdirilen çocuk. Sürekli olarak kucağa almaya alıştırılan çocuk.
Mavi çocuk : Mavihastalığa yakalanmış çocuk.
Mektep çocuğu : Öğrenci, okul çocuğu. Acemi, toy.
Muhallebi çocuğu : Nazlı büyütülmüş kimse.
Okul çocuğu : Öğrenci.
Orospu çocuğu : Serseri, haylaz, hinoğluhin, hilekâr, kalleş, orostopol.
Parmak çocuk : Çok küçük doğmuş çocuk.
Sokak çocuğu : Vaktini genellikle sokaklarda geçirip eğitimden yoksun kalmış çocuk. Evi ve yakınlarından yoksun, sokaklarda yaşayan çocuk.
Sünnet çocuğu : Sünnet edilmiş veya edilecek çocuk.
Süt çocuğu : Sütle beslenen çocuk. Davranışları dolayısıyla küçük olduğu düşünülen kimse.
Üvey çocuk : Üvey evlat.
Zamane çocuğu : Çokbilmiş, akıllı çocuk.
Diğer dillerde Çobansı anlamı nedir?
Fransızca'da Çobansı nedir ? : pastoral

Bu kısımda Çocu nedir? Çocu ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Çocu tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Çocu hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.