Başın nedir, Başın ne demek
Teknik terim anlamı:
Başta, önce, en başta3 ilkin.
Başın ile ilgili Cümleler
- Yarını ne olacak dünyamızın / Biz yaşımızı başımızı aldık / Allah çocuklarımıza acısın
- Ali başını tıraş etti ve sağcı bir gruba katıldı.
- Gelmeyecek mi? Neden gelmedi? diye sordukları vakit tavan başıma yıkılıyordu.
- Bir hastalık hâli olduğu anlaşılan bu ilk sersemlikten sonra yavaş yavaş aklı başına gelmektedir.
- Hele ihtiyarlıkta yatağa düşmek, düşman başına.
- Onları bahçeye toplayarak başlarına geçerek akşama kadar âdeta kudurturdum.
- Ne dediği bilinmez, anlaşılmaz, kapalı kutu şiirleri öpüp başımıza koymak lazım geliyor.
- Burası Ankara değil, aklını başına al, uslu otur.
- Tom, başına iş açtığı için üzgün olduğunu söylüyor.
- O zaman her şey düzelir, erkeğin de aklı başına gelir.
- O, otoparkta tek başına duruyordu.
- Biletler kişi başına 30 dolar.
- Birbirlerinden şüphelensinler, birbirlerinin başını yesinler.
- Adam yüzüstü bırakıp gidince böyle bir numara çevirip başına kalmayı deniyor anlaşılan.
- Benim bir köpeğim vardır. Başımın belası!
- Ya başına bir çorap ördürüsrse?
- Doğrusu böyle bir düğün dostlar başınaydı. Arkadaşları arasında, günlerden beri hep bunun lafı ediliyordu.
- Tanrıça Hebe çaresiz kalmış, saçını başını yoluyordu.
- Bu büyük ağacı tek başına kestiğin doğru mu?
- Karanfil, üstündeki üstünde, başındaki başında sokağa kovulmuş.
- Bir kere tadına varanlar, yine ondan ver diye başıma balta kesiliyorlar.
- Artık açıkça mahallenin başına dert olmaya başlamış.
- Başınızı korumak için bir kask takmanız gerekir.
- Başından beri söylediğim bu.
- Motoru tek başına monte ettiğin doğru mu?
- Başını belaya sokmak istemiyorum.
- Başının belada olduğunu görebildim.
- Ali iş başında içki içerken bulundu.
- Kendi derdimiz başımızdan aşkın, bir de başkasının derdi ile uğraşacak vaktimiz yok.
- Beyim böyle latife olur mu? Aklımızı başımızdan aldınız diye isyan etti.
- Kendi yarın cehennem olur gider, kabak bizim başımıza patlar.
- Adam ağır adımlarla gelip masanın başına geçiyor.
- En güzel zamanında hiç olmayacak bir şey çıkarır, dünyayı kendine zehir edersin.
- Kendine güvenini tam bulduğu, oyununu yazabileceğine inandığı gün oturacaktı masanın başına.
- Mutlu değildi. Büyük başın derdi de sıkıntısı da büyük olur.
- Onu dinledikten sonra olanaklı olduğunca ilişkimizi gizleyerek Mine'nin başına gelenleri anlatıyorum.
- Korktuğu başına gelmiş ve o koskoca Nahit Bey ipin ucunu kaçırarak dillere destan olmuştu.
- Köyde patladığını telefonlarla, telgraflarla bana bildirerek başımın etini yiyen sen değil misin?
- Yazdığın mektuplar, yaptığın itiraflar, anlattığın sırlar cümleten başına bela olur sonradan.
- Hekimler ne bilirmiş? Kelin medarı olsa kendi başında olur. Onlar ölmeyecek mi?
- El âlemin çocuklarının tek evladını paraladıklarını düşündükçe aklı başından gidiyordu.
- Orada alışmışlar, su yerine lık lık lık bira şişesini dikerlermiş başlarına, içerlermiş.
- Birkaç fukara köylü sabaha kadar cenazenin başında bekleyerek Kur'an okudular.
- Giderayak başımıza yeni bir dert açmayasın!
- Defteri abimin elinde görünce, dünya başıma yıkıldı, basbayağı gözlerim karardı.
- Başın belada değil mi?
- Büyük kalabalığa varana kadar sanat eserinin başına gelenler pişmiş tavuğun başına bile gelmemiştir.
- Şu Yaşar kaçakçılıkla başına bir bela açabilir.
- Üstünden başından itina akan bir yolcudan yol sorulabilir mi?
- Başından beri Mustafa haklıydı ve ölene kadar da Mustafa haklı kalacak.
- Al başına belayı, bir de hasta bakıcılık edeceğiz.
- Devletin başına sayısız gaileler açmak yolunda hiçbir fırsatı kaçırmadı.
- Gidip iskelenin başına dikiliyor gelen yolcuyu buyur etmek için.
- Hizmetçi kadınlarla içli dışlı olmamak, onlara mesafeli davranmak gerekirdi, yoksa başınıza çıkarlardı.
- Kan başına çıkarmış zavallının ve hep bağırmak, bağırmak istermiş.
- Benim derdim başımdan aşkın, bir de onunla uğraşamam şimdi.
- Eğer bu patırtıdan, ikinci uykusu başına sıçrayan imam aşağı koşmasa iki kadın, avluda, saç saça, baş başa dövüşeceklerdi.
- Başıma bir nöbetçi diktikten sonra bırakıp gitti.
Başın ile ilgili Atasözü veya Deyim
afyonu başına vurmak : aşırı davranışlarda bulunacak kadar öfkelenmek, ne yaptığını bilememek.
ağaç meyvesi olunca başını aşağı salar : yararlı eserler veren, bilgi ve erdemle donanmış kimse alçak gönüllü olur anlamında kullanılan bir söz.
ak koyun kara koyun geçit başında belli olur : kimin ne olduğu deney veya sınav sonunda anlaşılır anlamında kullanılan bir söz.
akılsız başın cezasını (veya zahmetini) ayaklar çeker : bir işte düşüncesizce davranan kişi her türlü olumsuz sonuca katlanır anlamında kullanılan bir söz.
aklı başına gelmek : davranışlarının yanlışlığını sezerek doğru yolu bulmak ayılmak, kendine gelmek.
aklı başında olmamak : iyi düşünebilir durumda olmamak.
aklı başından gitmek : çok sevinçten veya çok korkudan ne yapacağını şaşırmak.
aklını başına almak (veya toplamak veya devşirmek) : akılsızca davranışlarda bulunmaktan kendini kurtarmak.
ateşi başına vurmak : çok öfkelenmek, sinirlenmek, coşmak.
ayağında donu yok, fesleğen ister (veya takar) başına : yoksulluğuna bakmayarak süs ve gösteriş yapmak ister anlamında kullanılan bir söz.
ayağını sıcak tut, başını serin gönlünü ferah tut, düşünme derin : hastalıktan korunmak istiyorsak ayağımızı sıcak, başımızı serin tutmalı, olur olmaz şeyleri sıkıntı konusu yapmamalı, geniş yürekli olmalıyız anlamında kullanılan bir söz.
ayağının pabucunu başına giymek : dengi olmayan bir kimseyle evlenmek değersiz bir kimseyi üstün bir yere geçirmek.
balık ağa girdikten sonra aklı başına gelir : insan, tedbirsizliği yüzünden bir felakete uğradıktan ve iş işten geçtikten sonra neden şöyle yapmadım, neden böyle yapmadım diye üzülür anlamında kullanılan bir söz.
başın başı, başın da başı var : toplum içinde hiç kimse başına buyruk değildir, başta bulunan her kişinin üstünde daha büyük bir baş vardır anlamında kullanılan bir söz.
başına balta kesilmek (veya olmak) : sürekli istemek, ısrar etmek, inat etmek.
başına bela açmak : kötü bir olay dolayısıyla dert sahibi olmak.
başına bela almak : bir sorunla karşılaşmak, kötü bir duruma düşmek.
başına bela olmak (veya kesilmek) : sıkıntı vermek, tedirgin etmek, musallat olmak.
başına bir hal gelmek : kötü bir duruma uğramak ölüm ihtimali olmak.
başına çalsın : birine verilmek istenilen bir şeyin öfke ve nefretle geri çevrildiğini anlatmak için kullanılan bir söz.
başına çıkarmak : şımartmak, çok yüz vermek.
başına çıkmak : birinden yüz bulup ona karşı pek şımarıkça davranmak.
başına çorap örmek : birine, haberi olmadan kötü duruma düşürücü davranışta bulunmak.
başına dert açmak : kendini kötü ve zor bir duruma düşürmek.
başına dert olmak (veya kesilmek) : bir kimse veya olay, sıkıntı vermek.
başına devlet (veya talih) kuşu konmak : beklemediği büyük bir nimeti ele geçirmek.
başına dikilmek : birinin yanından uzaklaşmamak, onu denetim altında bulundurmak bir işi yaptırmak için birinin yanında ayakta durmak bir şeyin yanında ve ayakta beklemek.
başına dikmek : birini veya bir şeyi korumak için bir kimseyi görevlendirmek bir içeceği kabı yukarı kaldırarak sonuna dek içmek.
başına dolamak : musallat etmek.
başta (veya başında) bulunmak : bir işin yöneticisi olmak.
bir işi başından kesmek : yapılması istenmeyen bir işi baştan engellemek.
(bir işin, şeyin) başına oturmak : bir işi yapmaya başlamak, işe koyulmak.
(bir kızı) leğen başından almak : hamarat diye seçerek almak.
(bir şey birinin) aklını başından almak : bir şey birini düşünemeyecek bir duruma getirmek, çok şaşırtmak.
(bir şeyin) başına geçmek : görevi altında bulundurmak bir işin yönetimini ele almak bir işi yapmaya başlamak bir şeyin etrafında toplanmak, yer almak.
(bir şeyin) başında beklemek (veya durmak) : yanında durup gözetlemek.
(bir şeyin) başını beklemek : gözetlemek hastanın yanında bulunmak.
(birinin) baş (veya başının) belası olmak : sıkıntı, üzüntü, eziyet vermek.
(birinin) başına çalmak : bir şeyi öfkeyle, nefretle geri vermek.
(birinin) başına ekşimek : ağır yük olmak üstüne kalmak.
(birinin) başına gaile açmak : sıkıntı yaratmak, üzüntü vermek.
(birinin) başına geçmek : en üstün yeri almak, önderlik yapmak.
(birinin) başına gelmek : beklenmedik, şaşırtıcı bir olay veya durumla karşılaşmak.
(birinin) başına kahya kesilmek : olur olmaz her işine karışmak.
(birinin) başına kalmak : istemediği hâlde bir işi yapmak veya bir kimseye bakmak zorunluluğu ile karşılaşmak.
(birinin) başında değirmen çevirmek : gürültü ile tedirgin etmek.
(birinin) başını istemek : öldürülmesini istemek.
(birinin) başını yemek : güç duruma düşmesine yol açmak.
(birinin) başının etini yemek : karşısındakini bezdirinceye, bıktırıncaya kadar sürekli konuşmak veya söylemek.
(birinin) derdi başından aşkın (olmak) : birçok sorunu bulunan aşırı derecede meşgul.
(birinin) işi başından aşmak (veya aşkın olmak) : pek çok işi olmak.
bizim gelin bizden kaçar, tutar ellere başını açar : bize yabancı duran yakınımız, dostumuz, akrabamız başkalarına rahatça, içtenlikle yardım eder anlamında kullanılan bir söz.
büyük başın derdi büyük olur : büyük işlerin başında bulunanların karşılaşacağı güçlükler de çoktur anlamında kullanılan bir söz.
can başına sıçramak : çok korkmak.
cinleri başına toplanmak (veya üşüşmek) : öfkelenmek.
çerçi başındakini satar : satıcı elinde neyi varsa satar anlamında kullanılan bir söz.
çıbanın başını koparmak : ağır bir sorunun patlak vermesine yol açmak.
dağ başına harman yapma, savurursun yel için, sel önüne değirmen yapma, öğütürsün el için : yapacağın iyi bir işi, sonunu hesaplamadan yapma anlamında kullanılan bir söz.
dağ başına kış gelir, insanın başına iş gelir : dağ başında kışın fırtına eksik olmadığı gibi kişinin yaşamında da yıpratıcı olaylar eksik olmaz anlamında kullanılan bir söz.
dağ başından duman eksik olmaz : büyük adamların, büyük iş yapanların her zaman üzüntüleri, sıkıntıları vardır anlamında kullanılan bir söz.
deli ile çıkma yola, başına getirir bela : deli, kendisiyle arkadaşlık edenin başına çeşit çeşit dert açar anlamında kullanılan bir söz.
deliye taş atma, başını yarar : davranışlarında çılgınlık bulunan kimseye dokunma yoksa sana öyle çılgınca saldırır ki yaptığına pişman olursun anlamında kullanılan bir söz.
deve kuşu gibi başını kuma sokmak (veya gömmek) : bir tehlike, bir olay karşısında yararlı olmayacağı apaçık ortada olan kaçamak bir yola sapmak başkalarını aldattığını sanarak kendisini aldatmak.
dostlar başına : bir şeyi dostları için de dilemek amacıyla kullanılan bir iyi dilek sözü.
dostlar başından ırak : sözü edilen kötü bir durumla yakınların karşılaşmaması için söylenen iyi dilek sözü.
dünya başına dar olmak (veya gelmek) : çok sıkılmak, büyük bir çaresizlik içinde kalmak.
dünya başına yıkılmak : çok sıkılmak, umutlarını yitirmek.
dünyayı zindan (veya zehir) etmek (veya dünyayı başına dar etmek) : bir kimseyi çok sıkıntılı bir duruma sokmak.
düşman başına : durumun kötü olduğunu göstermek için kullanılan bir söz.
elini sallasa ellisi (başını sallasa tellisi) : birinin karşı cinsten birçok insanı kolaylıkla elde edebileceğini anlatan bir söz.
erine göre bağla başını, tencerene göre kaynat aşını : davranışlarını içinde bulunduğun koşullara uydur anlamında kullanılan bir söz.
eteğini başına atmak (veya sarmak) : birini azarlamak, onur kırıcı sözlerle suçlamak.
gülme komşuna, gelir başına : birinin başına gelen kötü bir durum senin de başına gelebilir anlamında kullanılan bir söz.
hangi taş pekse (veya katıysa), başını ona vur : kendi kusurun yüzünden zor bir duruma düştüğünde kendini suçla ve başkalarından yardım isteme anlamında kullanılan bir söz.
harı başına vurmak : çok kızmak azmak, kendini tutamayacak duruma gelmek.
hayır dile komşuna, hayır gele başına : sen başkaları için iyi şeyler dile ve yap ki başkaları da senin için iyi şeyler dilesin, yapsın anlamında kullanılan bir söz.
hırkayı başına çekmek : bir köşeye çekilip çevresiyle ilgisini kesmek.
kabak (birinin) başına (veya başında) patlamak : birçok kimsenin ilgili olduğu bir olaydan, yalnızca bir kimse zarar veya ceza görmek.
kan (veya kanı) başına çıkmak (veya sıçramak veya toplanmak) : öfkelenmek.
kardeş kardeşi atmış, yar başında tutmuş : kardeşler ne kadar geçimsiz olsalar da kötü bir durumda birbirlerine yardım ederler anlamında kullanılan bir söz.
kavga bizim yorganın başına imiş : başkaları yüzünden zarar gören kimsenin söylediği söz.
kaynana pamuk ipliği olup raftan düşse gelinin başını yarar : kaynana ne kadar yumuşak huylu, ne kadar iyi davranışlı olursa olsun, her hâli gelini rahatsız eder anlamında kullanılan bir söz.
kelin merhemi olsa başına sürer (veya kelin medarı olsa kendi başında olur) : kendi işini halledemeyen kişiden aynı durum için yardım alınamaz anlamında kullanılan bir söz.
korktuğu başına gelmek : düşünülen kötü durum gerçekleşmek.
kuru başına kalmak : hayatında veya yanında kimsesi kalmamak, kimsesiz, yalnız kalmak.
öpüp başına koymak : bir nimeti veya kutsal sayılan bir varlığı saygıyla el üstünde tutmak, yüksekte tutmak bir şeyi memnunlukla karşılamak, saygı duymak, saygıyla karşılamak.
pişmiş tavuğun başına gelmemek : her türlü zarara, kötülüğe, felakete uğramak, çok sıkıntı çekmek.
saçına başına bakmadan : ilerlemiş yaşına yakışmayacak biçimde.
saçını başını yolmak : çok üzülmek, üzüntüsünden dövünmek.
sandık başına gitmek : sandığa gitmek.
silah başına : silah başı etmek için verilen komut.
suyu baştan (veya başından) kesmek : işin aslı üzerinde kesin bir şey söyleyip ayrıntılarını konuşmaya gerek duymamak.
tavan başına çökmek (veya yıkılmak) : beklenmeyen bir durum karşısında şaşırıp kalmak.
uykusu başına sıçramak : uyuyamadığı için sersemleşmek uykusunu iyi alamadığından hırçınlaşmak.
üstündeki üstünde, başındaki başında : üstündekinden başka hiçbir şey kalmadan anlamında kullanılan bir söz.
üstünden başından akmak : durumu belirgin bir biçimde anlaşılmak.
vakitsiz öten horozun başını keserler : her söz yerinde ve zamanında söylenmelidir, zamansız ve yersiz söylenen sözler büyük zararlara yol açabilir anlamında kullanılan bir söz.
yaşını başını almak : yaşı ilerlemiş olmak deneyim kazanmış olmak.
Başın tanımı, anlamı
Baharı başına vurmak : Gençliğin verdiği coşkuyla gereksiz veya aşırı davranışta bulunmak
Başın art eğik kası : İkinci boyun omuru olan axisin proc. spinosusu ile ala atlantis arasında uzanan, başın gerilmesinde, tespitinde ve birinci boyun omuru olan atlas'la, ikinci boyun omuru olan axis'in etrafında dönmesine yarayan kas, muskulus oblikus kapitis kaudalis.
Başın aşağa itmek : Başını önüne eğmek. Utandırmak, mahcup etmek.
Başın bükücü kası : Boyun omurlarının gövdeleri yanında yer alan uzun ve yassı kas, muskulus longus kapitis.
Başın kayu etmek : Baş aşağı etmek.
Başın ön eğik kası : Birinci boyun omuru olan atlas kemiği kanadıyla proc. jugularis arasında uzanan bir kas, muskulus oblikus kapitis kranyalis.
Başın salmak : [Bakınız: başın aşağa itmek]. Başım sallamak.
Başına : Yalnızca, Tek basma.
Başına and içmek : Adına yemin etmek.
Başına baydak : Kendi bildiğinden şaşmayan, başına buyruk.
Başına boş : Başıboş, hür.
Başına boydak : Davranışlarında özgür kişi. Tek başına, yalnız.
Başına buyrukluk : Başına buyruk olma durumu.
Başına çevirmek : Geline getirilen hediyeleri gelinin başı üstünde davetlilere göstermek: Görümcesi Fatma'nın başına altun çevirdi. Başı etrafında dolaştırmak, çevirmek. (Sadaka edilecek şeylerin baş etrafında çevrildikten sonra verilmesi âdetini anlatıyor.).
Başına çökmek : Birinin ırzına geçmek. Üşüşmek, toplanmak. Güç kullanarak cinsel ilişkide bulunmak, saldırmak.
Başına değmek : Aklı başına gelmek.
Eğnine başına : Üstüne başına.
Eleği başında : Çingene kadınlarına benzeyen arsız kadın.
Eli başına değmek : İş sahibi olmak. Vakit, fırsat, huzur bulmak.
Eli başına ermek : Bulûğ çağına girmek. Kimseye ihtiyacı kalmamak, kendini idare edecek, kendi kendine geçinebilecek hale gelmek: Eli başına ereli ne anasına, ne babasına eyvallah etmiyor. Yaptığı işi bitirmiş olmak: Bugün ancak elim başıma erdi.
Eli başına yetmek : Bulûğa erip, kendi kendini idare edecek hale gelmek.
Eli yüreği başında : Korku içinde.
Eşlem başına hak : Eşlem sayısı üzerinden yapılan anlaşmayla elde edilen haklar.
Gebelik başına tohumlama sayısı : Gebelik elde etmek için gerekli tohumlama sayısı. İşletmede tohumlama sayıları toplamının gebe kalan ineklerin tohumlama sayılarına bölünmesiyle bulunan değer. Süt sığırı işletmelerinde bu değerin 2nin altında olması gerekir.
Gün başına : Her gün.
Hisse başına defter değeri : Hisse senedinin muhasebe değeri olup, şirket özkaynakları toplamının varolan hisse senetleri sayısına bölünmesiyle bulunan değer.
Hisse başına getiri : Bir hisse senedinin belli bir dönem sonunda şirketin dağıttığı net kâr payı ile senedin dönem başı fiyatıyla dönem sonundaki fiyatı arasındaki farkın toplamından oluşan getirisi.
Hisse başına kar : Bir dönemde ortaklara dağıtılmasına karar verilen ve o döneme ait hisse senedi başına ödenen kâr.
Hisse başına net kar : Çıkarılan hisse senedi başına düşen vergiden sonraki kâr.
İş başında eğitim : Kurumlarda çalışan görevlilere, günlük çalışma saatları içinde, görevin ya da işin edimli olarak yapıldığı yerde ya da öğretmenin birim içindeki görev yerinde, kimi zaman bireysel kimi zaman da kümeler halinde uygulanan eğitim. İşçinin, konusunda uzman bir kişinin öncülüğünde belli bir işi yaparak veya bir görevi üstlenerek o işi öğrenmesine dayalı eğitim. İşçinin işini yaparken uğraşısında olduğu kadar iş görgüsü, iş güvenliği, işçi sağlığı, iş yönetimi konularında da yetiştirilmesi.
Kaygu başına ağmak : Endişeye düşmek.
Kendi başına kayıt silme : Kütüğe yazımı, ilgili yönetim eliyle doğrudan doğruya, yasalarda gösterilen nedenlerle silme.
Kişi başına gelir : Bir ekonomide cari fiyatlarla gayrisafi milli hasılanın (veya gayrisafi yurtiçi hasılanın) nüfusa bölünmesiyle hesaplanan kişi başına düşen pay.
Kül başına : Allah belânı versin anlamında ilenç.
Masa başında : Uygulamaya yönelik olup olmadığına bakmaksızın tartışarak, konuşarak, görüşerek.
Ocak başından ırak : Eve kötülük, bela gelmesin, evden uzak olsun anlamında dilek.
Öğü başına derilmek : Aklı başına gelmek.
Öğünü başına dermek : Aklını başına toplamak.
Öz başına : Başlı başına, müstakilen.
Parça başına çalışma : Çalışmayı parça başına alacağı ücretle değerlendirme.
Parça başına işçilik : İşçiye birim başına belli bir ücretin ödenmesi yöntemi.
Parça başına ücret : Ücretin parça başına belirlendiği sistem. karşılığı akord ücret sistemi.
Reel kişi başına gelir : Bir ekonomide sabit fiyatlarla gayrisafi milli hasılanın (veya gayrisafi yurtiçi hasılanın) nüfusa bölünmesiyle hesaplanan kişi başına düşen pay.
Saat başına ortalama ücret : Bir işçiye saat başına ödenen ücretlerin ortalaması.
Salta başına : Tek başına.
Suyu başından kesmek : Bir işi en yetkili kimseye baş vurarak kesin sonuca bağlamak : Suyu başından kesseydin işin böyle sürneşip durmazdı.
Yanı başında : Hemen yanında.
Adam başına : Her bir bireye, her birine, kişi başına, adam başı.
Aklı başında : Sürekli akıllı davranan. Doğru dürüst, kusursuz, akıllı başlı.
Başına buyruk : Kimseden izin almaksızın dilediği gibi davranan (kimse), failimuhtar.
Başlı başına : Bütün yönleriyle, tamamen.
Bir başına : Tek başına. Başkasının yardımı olmaksızın.
Çocuk başına : Tek başına çocuk olarak.
Kadın başına : Tek başına kadın olarak.
Kendi başına : Kimseye sormadan. Başkasının payı veya yardımı olmaksızın.
Kız başına : Tek başına kız olarak.
Kişi başına : Adam başına.
Parça başına : Her parça için.
Tek başına : Kendi kendine, yalnız olarak, münferiden.
Yalnız başına : Kendi kendine, tek başına.
Diğer dillerde Başıboşlar sayrılığı anlamı nedir?
İngilizce'de Başıboşlar sayrılığı ne demek ? : vagabond's disease

Bu kısımda Başın nedir? Başın ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Başın tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Başın hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.