Bele nedir, Bele ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Yüzü beyaz koyun.

İki kardeş çocukları, kuzen.

Teyze, hala.

Böyle.

Belâ.

Kundak, çocuk bezi.

Böyle, bk. böle.

Teyze çocuğu, karşılığı böle.

Böyle, bk. böle, böyle.

Böyle, şu şekilde.

Bele ile ilgili Cümleler

  • Tom'un büyük dedesi Boston belediye başkanıydı.
  • Buradan Belediye binasına yürümek aşağı yukarı ne kadar zaman alır?
  • Su bele kadar.
  • Belediye binası hemen şurada.
  • Yeni seçilen belediye başkanı eskiden profesyonel güreşçiydi.
  • Belediye binası, sağa dönünce hemen karşınızda.
  • “Birisinin âşıklı maşuklu bir masal söylediğini işitti mi karşısında apışıp gözlerini belertiyordu.”
  • John F. Fitzgerald 1906 yılında Boston belediye başkanı seçildi.
  • O, Boston belediye başkanı seçildi.
  • Belediye başkanı şu anda müsait değil.
  • Belediye Konağı şehrin göbeğinde.
  • Belediye başkanlığına aday olmalısın.
  • Belediye başkanı, vergi gelirlerindeki azalmanın araştırılması gerektiğini düşündü.
  • O, belediye binası olmalı.

Bele ile ilgili Atasözü veya Deyim

belediyelik olmak : belediye ile ilgili bir işi olmak belediye olma hakkını kazanmak.

beleş atın dişine (veya yaşına) bakılmaz : bahşiş atın dişine bakılmaz.

beleşe konmak : bir şeyi emek harcamadan, para vermeden elde etmek.

 

gözlerini belertmek : gözlerini, akı çok görünecek biçimde açmak.

Bele kısaca anlamı, tanımı

Alaca belece : Çok renkli, karışık renkli. [Bakınız: ala]. Siyahla beyaz karışık yer

Alaca belece görmek : Az görmek, bulanık görmek: Gözüm ince yazıları alaca belece görüyor.

Alacalı beleceli : Çok renkli, karışık renkli. [Bakınız: ala]. İkiyüzlü, dönek adam.

Alak belek : Bulanık, karışık (görmek hakkında). Şöyle böyle, belli belirsiz, yarım yamalak: Ekilen soğan alak belek çıkmış.

Bele gitmek : Bel işçiliğine, bel ile çalışmaya gitmek.

Bele sarılmak : Karşı takım oyuncusunun beline sarılıp durdurulması biçimindeki sapkı. bk. sapkı.

Belebuki : Halbuki.

Belece : Böylece.

Beleç : Tavşan yavrusu. Beleş, karşılıksız, bedavadan ele geçen.

Beleçe : Bir çeşit beyaz üzüm.

Beleda : [Bakınız: Bileda].

Belediye denetlemesi : Bazı ülkelerde film denetlemesinin belediyelerce yapılanı.

Belediye tiyatrosu : Belediyeden ödenek alarak çalışan ve belediye hizmetlerinden birini gören tiyatro.

Belediyeler fonu : Belediyelerin İller Bankasının Yıllık Yatırım Programına giren haritaları, imar planları, alt ve üst yapı tesisleri ve bunlara ait projelerin finansmanını sağlamak üzere Genel Bütçe Vergi Gelirleri tahsilatından ayrılan % 2 paylardan oluşturulan fon.

Belediyye : Kentişleri.

Beleg : Erkeğin kız tarafına verdiği düğün hediyesi. Kundak, çocuk bezi.

Beleğez : Kambur.

Beleh : Alaca (düğün sahibine götürülen hediye, kundak); beleh inek.

Belek bırakmak : Gelin ya da güveye armağan vermek.

Belek çapıdı : Kundak, çocuk bezi.

Belek çapindi : Kundak, çocuk bezi.

Belekçahan : Yozgat şehrinde, Akdağmadeni ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.

 

Beleke : Yarıyarıya çavdarla karışık buğday.

Belekere : Keşke (dilek ifade eden cümle başlarında kullanılır).

Belekim : Keşke (dilek ifade eden cümle başlarında kullanılır).

Beleklemek : Çocuğu kundaklamak, sarmak, beşiğe bağlayarak, sararak yatırmak. Şaşkınlıkla karışık korku duymak, irkilmek, ürkmek, uykudan sıçrayarak korku ile uyanmak, afallamak, şaşırmak.

Belekler : Konya ilinde, Aşağıçiğil nahiyesine bağlı bir yer.

Belekli : Nevşehir şehrinde, Kozaklı ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Beleklü at : Vücudunun bir çok yerlerinde beyaz benekler bulunan at.

Belelikle : Böylelikle, böylece.

Beleliknen : Böylelikle, böylece.

Belem : Çavuş üzümü.

Belemedik : Adana ilinde, Pozantı belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

Belemnit : Yumuşakçalardan (Mollusca), kafadan ayaklılar (Cephalopoda) sınıfının, tükenmiş olan türlerine ait taşıllaşmış, koni biçiminde kalkerden oluşmuş iç kabukları.

Belemnitler : Yumuşakçalardan kafadan-ayaklılar (Cephalopoda) sınıfının tükenmiş olan türlerine ait taşıllaşmış iç kabuklar. Bu kabuklar kalkerden olup koni biçimindedirler.

Belemür : Tohumları öğütülüp buğday ununa katıldığı zaman, hamuru esmer fakat lezzetli yapan bir çeşit bitki.

Belen aynası : İçbükey ayna.

Belen bağı : İhtiyarların soğuktan korunmak için bellerine bağladıkları, yünden dokunmuş kuşak.

Belen olmak : Havale hastalığına tutulmak, havale gelmek. Uyurgezer olmak. Şaşkınlık, korku nedeniyle anlamsız davranışlarda bulunmak.

Belenağrı : Şöyle böyle, az çok, oldukça, biraz, üstünkörü.

Belenalan : Ankara kenti, Beydili nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Antalya ilinde, Akseki belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yer. Bilecik şehrinde, Osmaneli belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Belenardıç : Denizli şehri, Akköy belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

Belenarı : Şöyle böyle, az çok, oldukça, biraz, üstünkörü.

Belenbaşı : İzmir ili, Buca belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.

Belence : Denizli ili, Işıklı nahiyesine bağlı bir bölge. Isparta şehrinde, Sütçüler ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yer. Kastamonu ili, İnebolu ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Belencik : Kars ili, Karakurt bucağına bağlı bir bölge. Van ilinde, Başkale ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Belencumafakılı : Yozgat ili, Sorgun belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

Belençal : Kastamonu ili, İhsangazi ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.

Belençay : Siirt ili, Özpınar bucağına bağlı bir yer.

Belend olmak : Gark olmak.

Belendir : İki yaşındaki erkek koyun.

Belene belene : Rahatça, sereserpe, döne döne.

Beleng : İhtiyar dağların yamaçlarında suların aşındırmasıyla meydana gelen çıkıntı.

Belengaz : Dilenci, üstü başı eski olan kimse.

Belengez : Düşüncesiz, tasasız, hiç bir şey düşünmeyen.

Belengiç : Sakız ağacı meyvesi.

Belenglemek : Şaşkınlıkla karışık korku duymak, irkilmek, ürkmek, uykudan sıçrayarak korku ile uyanmak, afallamak, şaşırmak.

Belenğ : Sırt, bayır, yamaç, dağ eteği. Yüksek, dağlık yerlerde görülen düzlük, ağaçsız açık yer. [Bakınız: belen].

Beleni : Kayık, sandal. Daha çok sığırlarda görülen bir hayvan hastalığı.

Beleni beleni : Rahatça, sereserpe, döne döne (yatmak fiili ile birlikte kullanılır).

Belenk : Tepe, yüksek yer, üzeri yassı tepe, ufak tepe. Kundak.

Belenköy : Denizli kenti, Kale ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri. Gaziantep ilinde, Burç nahiyesine bağlı bir bölge. Malatya ilinde, Pütürge ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.

Belenlemek : Azarlamak. Şaşkınlıkla karışık korku duymak, irkilmek, ürkmek, uykudan sıçrayarak korku ile uyanmak, afallamak, şaşırmak. Korkmak.

Belenli : Adıyaman kenti, Kâhta ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Antalya şehri, Kaş ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir bölge. Burdur ili, Kemer ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir bölge. Çankırı şehrinde, Bayramören ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri. Diyarbakır şehrinde, Çınar ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi. Gümüşhane kenti, Kelkit belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Belenobası : Antalya şehrinde, Manavgat belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Belenoluk : Bursa ilinde, Orhaneli ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Siirt kenti, Pervari ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Belenova : Aydın ili, Kuyucak ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Belenören : Ankara şehrinde, Nallıhan ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Bilecik ili, Yenipazar ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Bursa ili, Keles ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Belenözü : Kilis şehrinde, Polateli belediyesi, merkez bucağına bağlı bir bölge.

Belenpınar : Afyon şehrinde, Dinar ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yer.

Belentarla : Sivas kenti, Beypınarı nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri.

Belentepe : Kilis şehri, Musabeyli ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

Belenyaka : Manisa şehri, Alaşehir ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yer.

Belenyenice : Manisa şehri, merkez belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Belenyurt : Ordu ili, Ulubey ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Beler : Saçak, dam ucu.

Belerce : Rengi sarımtırak beyaz olan, küçük çekirdekli, ince kabuklu üzüm.

Belercin : Ahmak, budala.

Belercin gözlü : Gözlerini iyice açarak bakan kimse.

Belerçe üzümü : Rengi sarımtırak beyaz olan, küçük çekirdekli, ince kabuklu üzüm.

Belerçin gözlü : Gözü dışarı çıkık, pörtlek gözlü, belermiş gözlü.

Belere kalmak : Ansızın korkmak, korku ile bakakalmak, gözlerini açıp bakakalmak: Beni görünce belere kaldı. Çocuk ağlarken nefes alamaz hale gelmek. Gözler hastalıktan, zayıflıktan iyice irileşmek.

Belergen : Patlak, dışarı fırlamış, devrik (göz hakkında).

Belergöz : Şaşkına dönmüş.

Belergöz etmek : Şaşkına döndürmek.

Belergöz olmak : Şaşkına dönmek, ne yapacağım bilmez hale gelmek.

Belerip kalmak : Ansızın korkmak, korku ile bakakalmak, gözlerini açıp bakakalmak.

Belerti : Deride hafif morumsu renk.

Belerük : Patlak, dışarı fırlamış, devrik.

Belerze : Nevruz, martın yirmi ikisine rastlayan gün. Nevruz çiçeği.

Belesine : Bu tarafa. Böylesine; bu tarafa.

Belestik : Ele sürünce sabun gibi köpüren bir çeşit bitki.

Belesüz : Gizli, bilinmiyen.

Beleşci : Arapça kökenli bilâ şey: beleşçi.

Beleşçilik sorunu : Beleşçilerin olduğu bir etkinlikte, bu etkinliğin maliyetine katlananların bekledikleri yararı sağlayamaması.

Beleşe : Beleşten.

Beleşeği : Çatının ortasına konulan ağaç.

Beleşek : Çatıya uzunlamasına konulan ince uzun ağaç.

Beleşmek : Hantallaşmak: Ayşe gelin olunca beleşe kaldı. Yere yuvarlanmak: Ahmet ayağı kayınca öyle bir beleşti ki. Yerde yuvarlanmak, yatmak.

Belet : Kılavuz, yol gösteren kimse. Bilen, tanıyan, vâkıf: İstanbul'a belet değilim. Bilinen, belli, öğrenilen, bellenmiş: Mesele balet oldu. Yüksek, yüce. Kılavuz. Bilet. Fransızca kökenli bilet: bilet; Milli Piyango bileti.

Belevi : Köy ağası, eşraf. Amasya şehri, Tekke bucağına bağlı bir yer. Denizli şehri, Çal belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer. Denizli kenti, Çameli belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. İzmir ilinde, Selçuk ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

Belevurt etmek : Ölçüp karşılaştırmak.

Belevünnemek : Şaşkınlıkla karışık korku duymak, irkilmek, ürkmek, uykudan sıçrayarak korku ile uyanmak, afallamak, şaşırmak.

Belevürt : Şekilsiz, korkunç (göz hakkında). Ölçüp karşılaştırma.

Belevürt etmek : Ölçüp karşılaştırmak.

Beleyh : Kundak, çocuk bezi. Alacalı, karışık renkli.

Beleyik : Nişanlı kızın başına örtmek suretiyle hediye edilen elbiselik kumaş v.s.

Beleyin : Uzak, ırak.

Beleyken : Keşke (dilek ifade eden cümle başlarında kullanılır).

Beleyki : Keşke (dilek ifade eden cümle başlarında kullanılır).

Beleykim : Keşke (dilek ifade eden cümle başlarında kullanılır). [Bakınız: belekere]. Şayet: Beleykim gelse bile işimiz olmayacaktı.

Beleyse : O halde, öyle ise, böyle ise.

Belez : Sızı, ağrı. Romatizma. Bir çeşit davar hastalığı ki, hayvan arka ayaklarını hareket ettiremez.

Belez belez : Kendinden geçmiş bir halde yürüyüşü anlatmak için yürümek fiili ile birlikte kullanılır. Şaşkın şaşkın bakmayı anlatmak için bakmak fiili ile birlikte kullandır.

Belezek : Uyku kaçması hali: Çocuk belezek oldu, uyumuyor.

Bez belek : Kundak, çocuk bezi.

Doruk belen ısılölçeri : Belli bir süre içinde; örneğin, yirmi dört saatlik dönem içinde en yüksek ve en alçak sıcaklıkları veren özel ısılölçer.

Ele bele : Öyle böyle.

Elez belez : Ezik büzük.

Göz belermek : Gözler lüzumundan fazla açılıp hareketsiz kalmak.

Göz belertmek : Hiddetle ya da korkutmak için gözlerinin akını göstererek bakmak: Hem kabahatlisin hem de göz belertiyorsun. Başkasını korkutarak elinden malını mülkünü almak. Bir isteği olumsuz karşılamak. Gözleri lüzumundan fazla açıp hareketsiz hale getirmek.

Gözü belermek : Öfkeli ve korkutucu bir şekilde gözlerini açarak bakmak.

Pambık belek : Bebekler için, bezin arasına pamuk konularak dikilmiş kundak takımı.

Beledi : Şehirle ilgili. Pamuklu, kalın bir tür kumaş. Yerleşik.

Belediye : İl, ilçe, kasaba, belde vb. yerleşim merkezlerinde temizlik, aydınlatma, su, toplu taşıma ve esnafın denetimi gibi kamu hizmetlerine bakan, başkanı ve üyeleri halk tarafından seçilen, tüzel kişiliği olan örgüt, şehremaneti. Bu örgütün bulunduğu bina.

Belediye başkanı : Belediye teşkilatını yöneten kimse, belediye reisi. Şehremini.

Belediye çavuşu : Zabıta işlerinde üst görevli.

Belediye encümeni : Belediye kanununda belirtilmiş görevleri yerine getiren, özel kanunlarla belediye meclisi tarafından verilen görevleri, belediye meclisi toplu bulunmadığı zaman tetkik eden ve karara bağlayan organ.

Belediye meclisi : Belediye tüzel kişiliğine tanınan yetkileri kendinde toplayan organ.

Belediye nikahı : Medeni kanuna göre kıyılan resmî nikâh.

Belediye polisi : Belediye zabıtası.

Belediye reisi : Belediye başkanı.

Belediye sarayı : Belediyeye ait bütün işlerin yapıldığı ve büroların bir arada bulunduğu büyük yapı.

Belediye teşkilatı : Nüfusu iki binden fazla olan yerleşim yerlerinde hükûmet kararıyla kurulan, belediye başkanı, belediye meclisi, belediye encümeni ve belediye görevlilerinden oluşan kuruluş.

Belediye zabıtası : Kanunlarla belediyeye verilmiş emir ve yasakları belediye sınırları içerisinde takip etmekle görevli kolluk kuvveti, belediye polisi.

Belediyeci : Belediye işleri görevlisi.

Belediyecilik : Belediye işleri.

Belediyelik : Belediye olma durumu. Belediyeyle ilgili.

Belek : Kundak, çocuk bezi. Beşiğe konulan yatak.

Beleme : Belemek işi.

Belemek : Çocuğu kundaklamak. Beşiğe yatırıp bağlamak. Bulamak, bulaştırmak.

Belemir : Mavikantaron.

Belen : Bel. Bayır. Hatay iline bağlı ilçelerden biri. Tepe. Dağ üzerindeki yüksek geçit, dik dağ yolu.

Belenme : Belenmek işi.

Belenmek : Kundaklanmak. Bulanmak, bulaşmak.

Belerme : Belermek işi.

Belermek : Göz, akı iyice belirecek bir biçimde açılmak.

Belertme : Belertmek işi.

Belertmek : Gözünü, akı iyice belirecek bir biçimde açmak.

Beleş : Karşılıksız, emeksiz, parasız elde edilen, müft.

Beleşçi : Bedavacı.

Beleşçilik : Bedavacılık.

Beleşten : Para ödemeden veya karşılık olarak, beleşe.

Beletme : Beletmek işi.

Beletmek : Kundaklatmak.

Diğer dillerde Belden atma anlamı nedir?

Osmanlıca Belden atma : belden salto