Buna nedir, Buna ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Pınar.

Teknik terim anlamı:

Buraya.

Bunu.

Buna ile ilgili Cümleler

  • “İşsiz kaldıklarında bunalıma giriyorlar, bu nedenle açılmış özel rehabilitasyon kurslarına devam ediyorlar.”
  • Buna asla inanmayacaksın.
  • “Kızcağızın daha önce de bazı bunalımlar geçirmiş olduğu ortaya çıktı.”
  • Ben buna kesin bir biçimde karşıyım.
  • Buna sahip olmak zorundayım.
  • Ben buna içeceğim.
  • Buna ihtiyacımız olacağını düşünmedim.
  • Ali buna gerçekten inanmıyor, değil mi?
  • Ben buna tüm kalbimle katılıyorum.
  • “Bana kalsa çok daha önce gelirdim buraya.”
  • Her şey buna bağlıdır.
  • Buna kefil olabilirim.
  • O bazen bunalıma girer.
  • Buna zorlukla katlanabiliyorum.
  • Fransızcada buna ne denir?
  • Bana kalırsa siz yanılıyorsunuz.
  • Buna ne sebep olur?

Buna ile ilgili Atasözü veya Deyim

buldukça bunar (veya bulmuş da bunuyor) : “bulduğuyla yetinmiyor da daha çoğunu istiyor” anlamında kullanılan bir söz.

buna değdi (idi) buna değmedi (idi) demek : birçok şeyin, iyilerini seçip önceden beğenmeyip bıraktıklarını da sonradan almak.

bunalım geçirmek : herhangi bir sebeple oluşan bunalımı yaşamak.

bunalıma girmek (veya düşmek) : ruhsal bakımdan gerginlik veya sıkıntı içine girmek.

iki kardeş savaşmış, ebleh buna inanmış : “iki kardeş arasındaki anlaşmazlık geçicidir, bu durumu gerçek ve sürekli sanmak saflıktır” anlamında kullanılan bir söz.

 

kul sıkışmayınca (veya daralmayınca veya bunalmayınca) hızır yetişmez : “yardım hep en zor anda gelir” anlamında kullanılan bir söz.

ona buna dil uzatmak : herkes için ileri geri konuşmak.

şuna buna : başkalarına.

(şuna veya buna) kalsa (veya kalırsa) : herhangi birinin kanısınca elinden gelse, elinde olsa.

Buna anlamı, kısaca tanımı

Buna uğramak : Sıkıntıya düşmek, kederlenmek, bunalmak

Bunaklaşabilme : Bunaklaşabilmek işi.

Bunaklaşabilmek : Bunaklaşma olasılığı bulunmak.

Bunaklaşma : Bunaklaşmak işi.

Bunaklaşmak : Bunak bir duruma gelmek.

Bunal : Bu kez.

Bunalabilme : Bunalabilmek işi.

Bunalabilmek : Bunalma olasılığı bulunmak.

Bunalak : Büyük bir sinek.

Bunalan : Çorum ili, Sungurlu belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Bunalgı sıcaklığı : Sıvı ya da buharın, birbirinden ayırt edilemez duruya geldiği özel noktadaki sıcaklık.

Bunalgın : Sıkıntılı, sıcak hava.

Bunalık : Sıkıntılı, sıcak hava.

Bunalımlar denizi : Ay yüzeyindeki düzlüklerden birinin adı.

Bunalımsız : Gerginlik, sıkıntı vermeyen, gerginliği olmayan.

Bunalıverme : Bunalıvermek işi.

Bunalıvermek : Çabucak bunalmak.

Bunalsalık : Sıkıntı, darlık. Bunaltı, sıkışık durum.

Bunaltabilme : Bunaltabilmek işi.

Bunaltabilmek : Bunaltma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Bunaltılma : Bunaltılmak işi veya durumu.

Bunamidin tuzları : Bunamidin hidroklorür, p-toluensülfonat ve bunamidin hidroksinaftoat bileşikleri hâlinde şeritlerin öldürülmesinde kullanılan ve etki biçimini, parazit derisinin geçirgenliğini bozarak başta glikoz ve diğer besin maddelerinin emilmesini engelleyerek gösteren antelmentik ilaç grubunun ortak adı.

 

Bunan : Bununla.

Bunar : Çeşme, pınar. Kuyu. Pınar. Pınar, çeşme. Kaynak. [Bakınız: bulak]. [Bakınız: bınar].

Bunarı : Baca.

Bunasalık : Sıkıntı, darlık.

Bunat : Kaynak.

Bunatmak : Bunaltmak.

Bunayabilme : Bunayabilmek işi.

Bunayabilmek : Bunama olasılığı bulunmak.

Bunayıverme : Bunayıvermek işi.

Bunayıvermek : Çabucak bunamak.

Burbur bunalmak : Çok bunalmak.

Büyük bunalım : 1929 yılında ABD’de başlayan ve kısa zamanda kapitalist ekonomileri etkisi altına alan, büyük fiyat düşüşleri ve yüksek işsizlik oranlarının yaşandığı iktisadi çöküntü. [Bakınız: Dünya İktisadi Buhranı].

Çocukluk bunaması : Beyin hücrelerinin bir parçasının körleşmesine yol açan ve üç yaşlarında konuşma yeteneğinin hızla yitirilmesi biçiminde ortaya çıkan soysuzlaşma ile ilgili bir hastalık.

Çocuksu bunama : Kişinin yaşına uygun düşmeyen ilkel davranışlara doğru gerilemesi biçiminde ortaya çıkan erken bunama türü.

Ekonomik bunalım : Bir ülkede ya da tüm dünyada ekonomik etkinliklerin durgunlaşması, gerilemesi ve bununla koşut olarak işsizliğin artması olayı. [Bakınız: bunalım].

Eksik tüketim bunalımı : Ekonomideki satın alma gücü yetersizliği yüzünden üretilmiş mal ve hizmetlerin satılamaması nedeniyle ortaya çıkan bunalım.

Enerji bunalımı : Enerji üretiminin veya ülkeler arasındaki siyasi gerilimlere bağlı olarak dünya enerji sunumunun daralması veya daralacağına ilişkin beklentilerin oluşturduğu spekülatif ataklar sonucu enerji fiyatlarında ortaya çıkan aşırı artışın dünya ekonomisinde sermaye ve gelir kayıplarına yol açması.

Kesimsel bunalım : Ekonominin bütününden ziyade belli sanayi kollarında yaşanan darboğazlar.

Konut bunalımı : Yeter sayıda ve nitelikte konut birimi üretilemediğinden kimilerinin barınma gereksinmelerini karşılamada büyük güçlükle karşılaşmalarının yaygınlaşarak bir toplumsal sorun oluşturması.

Para bunalımı : Bir ülkede yabancı bir paraya yönelik spekülatif bir saldırının ulusal paranın büyük oranda değer yitirmesiyle sonuçlanması veya parasal yetkeler tarafından ulusal parayı korumak amacıyla uluslararası rezervlerin büyük oranda eritilmesi ya da faiz oranlarının keskin bir şekilde artırılması durumlarında ortaya çıkan iktisadi bunalım. Sataktaki para eksikliği nedeniyle çekilen sıkıntı.

Sarsıntı bunaması : Kafatası ve beyin üzerindeki şiddetli sarsıntılar sonucunda oluşan ruhsal çöküntü.

Tecim bunalımı : Tecimsel alanda ortaya çıkan işsizlik, bunalım.

Temel bunalım : (Horney) Çocukluk döneminde, düşman olarak görülen çevre karşısında duyulan düşmanlık, yalnızlık, çaresizlik duyguları.

Yaşlılık bunaması : Yaşlanma sonucu olarak anlık süreç ve görevlerinde baş gösteren önemli çöküntüler.

Bunak : Bunamış olan, matuh.

Bunakça : Bunak gibi.

Bunaklık : Bunak olma durumu.

Bunalım : Doğal bir süreçte birdenbire oluşan aykırılık, bunluk, buhran, kriz. Tehlikeli sonuç doğurabilecek gerginlik, buhran, kriz. Uyaranlara karşı duyarlığın, iş yapabilme gücünün, kendine güvenin azalarak karamsarlığın, umutsuzluğun güçlenmesiyle ortaya çıkan ruhsal bozukluk, ruhsal çöküntü, depresyon. Bir hastalıkta iyileşme veya ölümle sonuçlanan, birdenbire ortaya çıkan fizyolojik değişiklik, kriz. Çöküntü.

Bunalımlı : Gerginlik, sıkıntı veren, gerginliği olan.

Bunalış : Bunalma işi.

Bunalma : Bunalmak işi.

Bunalmak : Soluk alması güçleşmek. Çok sıkılmak, çok tedirgin olmak.

Bunaltı : Sıkıntı, iç sıkıntısı.

Bunaltılmak : Bunalmasına yol açılmak.

Bunaltma : Bunaltmak işi.

Bunaltmak : Bunalmasına yol açmak.

Bunama : Yaşlanma veya bazı sinir hastalıklarına bağlı olarak ilerleyici bir biçimde belleğini yitirme, alık duruma gelme, ateh.

Bunamak : Çeşitli sebeplerle zihin gücünü yitirerek ne yaptığını bilemez duruma gelmek, ateh getirmek.

Bunayış : Bunama işi.

Can bunaltısı : Aşırı üzüntü sebebiyle canın sıkılma, bunalma durumu.

Erken bunama : Yaşlanmaya bağlı olmaksızın beyin hücrelerinde yozlaşma sonucu ortaya çıkan ilerleyici bellek zayıflığı.

Ona buna : Herkese.

Toplumsal bunalım : Toplumun genel olarak içinde bulunduğu sıkıntılı durum.

Diğer dillerde Bumetanid anlamı nedir?

İngilizce'de Bumetanid ne demek ? : bumetanide