Campaigning türkçesi Campaigning nedir

Campaigning ile ilgili cümleler

English: He refused to do much campaigning.
Turkish: Çok kampanya yapmayı reddetti.

Campaigning ingilizcede ne demek, Campaigning nerede nasıl kullanılır?

Campaign finance reform : Politik kampanyaların kaynak artırımı ve harcamalarını düzenleyen kanun değişikliği.

Campaign fund : Seçim kampanyası fonu. Seçim kampanyası için ayrılan fon.

Campaign funds : Seçim kampanyası fonları.

Campaign hat : Genellikle asker veya polis üniformalarının bir parçası olarak giyilen geniş siperlikli şapka.

Campaign issue : Bir kampanya esnasında sık sık adres gösterilen politik veya sosyal mesele.

Election campaign chairman : Yürütülen siyasi bir kampanyanın yetkili kişisi. Seçim kampanyası başkanı.

Campaign pledge : Kampanya vaadi. Bir kampanya esnasında siyasi bir aday tarafından verilen spesifik bir söz. Seçim kampanyası vaadi.

Campaign speech : Bir seçimde yarışan bir adayın vaat ve sözlerini söylediği konuşma.

Campaign stop : Siyasi bir adayın ziyaret ettiği yer (toplantı düzenlemek, toplanmak veya oyverenlerle buluşmak için gidilen yerler gibi).

Campaign trail : Belirli bir aday veya fikri desteklemek amacıyla yapılan ziyaretlerin yolu. Seçim kampanyası gezisi.

İngilizce Campaigning Türkçe anlamı, Campaigning eş anlamlısı

 

Sözcükler, direkt olarak Campaigning ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Candidature : Namzetlik. Adaylık.

Stumping : Ödemek (ingiliz ingilizcesi). Seçim propagandası yapmak. Topallayarak yürümek. Kafa tutmak. Şaşırtıcı. Afallatmak. Sorularıyla şaşırtmak. Meydan okumak. Krikette hedefi vurarak oyun dışı etmek. Meşin kalemle çizmek.

Electioneering : Seçim propagandası. Seçim kampanyası yapma. Seçim politikası.

Drive : Elektro gitardan alınan ses sinyalinin yükselteçte oluşan kirlenim seviyesi için belirleyici olan ve kirlenim ile doğru orantılı bir etken. Coşku. Tenis, bilgisayar, bilişim, eğitim, gitar, basketbol, sinema, televizyon, sosyoloji alanlarında kullanılır. Araba sürmek. Önüne katmak. Araba kullanmak. Saplamak. Örgenin kendi denetimi dışındaki etkenlerce, sonuçlarını öngörmeden davranmaya zorlandığı bir güdülenim biçimi. Vurmak. İtki.

Movement : Aklı. Manevra. Meyil. Cereyan. Kımıldanma. İstidat. Hayat. Hareket. Faaliyet. Kısım.

Effort : Gayret. Çabalama. Teşebbüs. Ceht. Deneme. Çaba. Emek. Uğraşma. Çaba harcama. Bir ereğe varmak, herhangi bir engeli aşmak için harcanan zihinsel ya da bedensel güç.

Cause : Sebeb. Doğurmak. Amaç. İlke. Sebep olmak. Hedef. Dava. Sebep. Belli bir etki, bir devinim ya da değişime yol açan şey, bir olaya zorunlu olarak öngelen koşul. Neden.

Election campaign : Saylav kampanyası.

Hustings : Oy toplamak için yapılan konuşmalar. Seçimler. Saylav nutku. Seçimlerde aday mebusun nutuk verdiği kürsü.

Candidacy : Adaylık. Namzetlik.

Campaigning synonyms : political campaign, front porch campaigning, whistle stop tour, front porch campaign, whispering campaign, campaign, crusade.