Düdü nedir, Düdü ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Kuzu.

Kazmanın sap takılan deliği.

Çam kozalağı.

Sivrilik, kabarıklık.

Kılıbık.

Kuş gagası.

Teknik terim anlamı:

Nacağın demir kısmının arkasını oluşturan düzlük. (Güllüce Gümüşhacıköy Amasya).

Düdük.

Düdü ile ilgili Cümleler

  • O, düdüğü duyduğunda caddeyi geçti.
  • Jale küçükken oyuncak düdük çalardı.
  • Polis memuru düdüğünü çaldı.
  • “Adamın dediği dedik, çaldığı düdüktür. Böyle olduğu için de her istediğini yapabilen toy ve şımarık bir çocuğu hatırlatır.”
  • Ali günbatımına bakarken teneke düdüğünü çalarak rıhtımda oturmayı sever.
  • Size birer düdük hediye edeceğim, artık trafik polisi oluyorsunuz.
  • Parayı veren düdüğü çalar.
  • Polis arabanın durması için düdük çaldı.
  • Düdüğün nerede?
  • Tom, teneke düdüğü çok iyi çalamaz.
  • Parayı veren düdüğünü çalar.
  • Düdük üfledi.
  • “Bana kafa tutmaya hiç hakkın yok. Parayı veren düdüğü çalar. Verirsin bir görüşme parası daha.”
  • Hakem düdüğünü üfledi.

Düdü ile ilgili Atasözü veya Deyim

dediğim dedik, öttürdüğüm (veya çaldığım) düdük : bir insanın sözünde direndiğini anlatan bir söz.

düdük gibi : çok dar, daracık (giysi).

düdük gibi kalmak : yapayalnız kalmak zayıflamak.

parayı veren düdüğü çalar : “para harcadığında insan istediğini elde edebilir” anlamında kullanılan bir söz.

 

Düdü kısaca anlamı, tanımı

Başlama düdüğü : Hakemin, karşılaşmanın başladığını bildirmek üzere düdük çalması

Burun düdüğü : Burun deliğinin yukarı kısmı, geniz.

Damaklı düdük : Ağaç dalını boğumundan keserek yapılan bir çeşit düdük.

Dambıl düdük : Acele, akla gelir gelmez: Dambıl düdük köye kız görmeye gittik, bizi yüzüstü koğdular.

Dili düdük : Söğüt, kavak gibi ağaçların ince dallarından, kamıştan yapılan bir çeşit düdük.

Dilli düdük etmek : Bir şeyi çok söyleyip etrafa yaymak.

Düdüç : Keser.

Düdüğe goyup üfürmek : Herkese yaymak, her tarafa duyurmak.

Düdük aşısı : Kalem aşısı.

Düdük avı : Karın altında kalan tavşanın nefesiyle karı erittiği yerleri görerek yapılan tavşan avı.

Düdük çalıcı : Neyzen.

Düdük çevirgeci : Düdük düğmesiyle yönetilerek düdük çevrimini kapayan çekimli çevirgeç.

Düdük düğmesi : Düdük çevirgecine komuta eden, çevrimi açıp kapatan ve sürücü tarafından kullanılan elektrik düğmesi.

Düdük kemiği : İncik kemiği.

Düdükçü bakışı : Yan gözle bakış.

Düdükçülük : Düdükçünün yaptığı iş.

Düdüklük : İncik kemiği. Kalbin sol karıncığından çıkan temiz kan damarı. Çorum ili, Cemilbey bucağına bağlı bir bölge.

Düdül : Kulakları küçük ve kıvrık keçi. Dürbün.

Düdüla : Kamıştan yapılan müzik aleti.

Düdüllü : Serseri. Zayıf hayvan.

Düdüllük : Özü yumuşak bir çeşit ağaç.

Düdülü nacak : Balta.

Düdümemmi : Kılıbık.

Düdüş : Çirkin.

Edük düdük : Şu, bu: Evde edük düdük ne varsa topladım. Küçük. Beceriksiz.

 

Haber düdüğü : Buhar basıncının çokluğunu haber veren düdük.

Hava basınçlı düdük : Küçük bir elektrikli basacın bastığı hava ile ses çıkartan taşıt düdüğü.

Karabaş düdük : Çoban düdüğü.

Kukla düdüğü : Kukla oyununda ıslık sesi çıkaran özel düdük.

Öyken düdüğü : Nefes borusu.

Tüllüm düdük etmek : Duyurmak, yaymak.

Canavar düdüğü : Acı acı ses çıkaran ve uzaklara kadar tehlike işareti vermek için kullanılan düdük.

Cankurtaran düdüğü : Cankurtaran çanı.

Dilli düdük : Söğüt, kavak vb. ağaçların ince dallarından veya kamıştan yapılmış olan bir düdük türü. Çok konuşan (kimse).

Düdük : İçinden hava veya buhar geçirildiğinde keskin ses çıkaran ve işaret vermek için kullanılan araç. Taşıtlarda karşı tarafı uyaran korna. Akılsız, boş kafalı.

Düdük makarnası : İçi delik makarna. Aptal, anlayışsız kimse.

Düdükçü : Düdük yapan veya satan kimse.

Düdükleme : Düdüklemek işi.

Düdüklemek : Aldatmak, kandırmak. Cinsel ilişkide bulunmak. Değersiz bir şeyi çok değerliymiş gibi birine satmak.

Düdüklü : Düdüğü olan. Düdüklü tencere.

Düdüklü tencere : Buhar basıncından yararlanarak yemeği çabuk ve sağlıklı olarak pişiren bir tür metal tencere, düdüklü.

Diğer dillerde Düden gölü anlamı nedir?

İngilizce'de Düden gölü ne demek ? : karst lake