Embolie türkçesi Embolie nedir

  • Emboli.
  • Bir damarın pıhtı veya yağ damlası, bakteri yığını ve hava kabarcığı benzeri maddelerle tıkanması, embolizm.

Embolie ingilizcede ne demek, Embolie nerede nasıl kullanılır?

Amnion fluid emboli : Yavru zarlarının yırtılması sonucu kana amniyon sıvısının girmesi sonucu oluşan anne için ölümcül bir doğum komplikasyonu olan sıvı tıkaçlar. Amniyon sıvı embolisi.

Bile emboli : Safra embolisi. Safra kanalı yangısı ve safra durgunluğu durumlarında, kanalların yırtılmasıyla kana karışan safranın akciğer kılcal damarlarında oluşturduğu tıkaçlar.

Direct emboli : Direkt emboli. Kan akımı yönünü izleyen ve en sık görülen emboli tipi.

Fat emboli : Yağ embolisi. Uzun kemiklerin travmatik kırıklarından, yağ dokusunda travma, kemik ve yağ dokusunun ameliyatlarından sonra yağ küreciklerinden oluşan tıkaç. travmalardan 24-72 saat sonra oluşur ve akciğer ve böbrek yetersizlikleri biçimlenir.

Liquid emboli : Sıvı embolisi. Yağ, safra ve amniyon sıvısı embolisi gibi sıvılardan oluşan emboluslar.

Septic emboli : Enfeksiyon etkenlerini içeren emboluslar. damardaki septik bir trombüsten veya bakteriyel endokarditisten kaynağını alır. Septik emboli.

Embolic pyemic nephritis : Embolik-piyemik böbrek yangısı. İrinli böbrek yangısı.

 

Embolic pneumonia : Embolik akciğer yangısı. Dolaşımdaki bakteri ve parazitlerin kan yoluyla akciğere ulaşmasıyla biçimlenen akciğer yangısı.

Embolic : Embolik. Damarı tıkayan tıkaçla ilgili olan. pıhtı sonucu damarın tıkanmasıyla ilgili olan. Tıkanık (damar). Embolus (kan pıhtısı, kan dolaşımında bulunan çözünmeyen bir madde kümesi) ile ilgili. Emboliik.

Solid emboli : Hücre, doku, parazit, pigment ve yabancı cisim gibi, sıvı veya gaz halinde olmayan yapılar veya materyaler, solit emboli. Katı madde embolisi. Solit emboli.

İngilizce Embolie Türkçe anlamı, Embolie eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Embolie ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Recreate : Tazelemek. Eğlendirmek. Dinlendirmek. Yeniden canlandırmak. Canlandırmak. Eğlenmek. Yeniden yaratmak.

Embolus : Kan pıhtısı. Embolus. Tıkaç. Damar içinde yüzen ve damar lumenlerinin mekanik olarak daralmasına veya tıkanmasına neden olan doku parçası, bakteri kümesi ve yağ damlacığı gibi katı veya hava kabarciğı gibi maddeler. Embolüs. Damar tıkantısı. Kan dolaşımında bulunan çözünmeyen bir madde kümesi (tıp veya medikal terimi). Kan veya lenf damarı içerisinde yüzen ve damar iç boşluklarının mekanik olarak daralmasına veya tıkanmasına neden olan katı, sıvı veya gaz halindeki yabancı cisim. embolusların büyük çoğunluğu kısmen veya bütünüyle yerinden kopmuş trombüslerden oluşur. tıkaç.

Embolisms : Embolizm. Damar tıkanıklığı. Amboli. Pıhtı atması. Embolı.

Embolism : Pıhtı atması. Embolizm. Damar tıkanıklığı. Embolı. Damar içinde katı, sıvı veya gaz halindeki yabancı cisimlerle damarın tıkanması olayı. Amboli. Ay veya gün ilavesi.

 

Take heart : Cesaretlenmek. Cesaret almak. Cesaretlendirmek. Cesaret kazanmak. Cesaret bulmak. İçi rahatlamak. Cesur olmak. Kendine güveni artmak. Güç almak. Güç almak (birinden veya bir şeyden).

Occlusion : Kapatma. Emilim. Tıkanma. Kapatılma. Örtme. Bir kanal ya da tüpçüğü tıkama. Oklüzyon. Tıkama. Biyoloji, veterinerlik alanlarında kullanılır. Kapanma, daralma, tıkanma. ağız kapandığı zaman dişlerin kavuşması hali. bir gazla bir metal arasında veya bir çökeltiyle eriyebilen madde arasında moleküler yapışmanın bulunması hali.

Fat embolism : Yağ embolisi.

Encourage : Cesaret vermek. Korumak. Takviye etmek. Desteklemek. Gayretlendirmek. Teşvik etmek. Yüreklendirmek. Özendirmek. Cesaretlendirmek.

Buck up : Çabuk olmak. Keyiflenmek. Geliştirmeye çalışmak. Neşelendirmek. Neşelenmek. Acele etmek. Canlanmak.

Emboli : Embolus. Tıkaç. Embolusun çoğulu, çok sayıda embolus. Damar tıkantısı. Kan dolaşımında bulunan çözünmeyen bir madde kümesi (tıp veya medikal terimi). Kan pıhtısı.

Embolie synonyms : air embolism, gas embolism, pulmonary embolism, emboly, hearten, aeroembolism, cheer.

Embolie zıt anlamlı kelimeler, Embolie kelime anlamı

Discourage : Caydırmak. Hayal kırıklığına uğratmak. Cesaret kırmak. Gözünü korkutmak. Kandırmak. Yıldırmak. Cesaretini kırmak. Engellemek. Hevesini kırmak. Korkutmak.

Dishearten : Umudunu kırmak. Mücadele gücünü kırmak. Bir şeyden soğumak. Umutsuzluğa düşürmek. Hevesini kırmak. Cesaretini kırmak. Ümidini kırmak.

Incorporeal : Tinsel. Manevi. Maddi olmayan. Cisimsiz.