Gıcı nedir, Gıcı ne demek
Yerel Türkçe'deki anlamı:
Küçük kardeş.
Dağlarda yetişen ve yenilebilen otlar.
Ekin tarlalarında yetişen san çiçekli bir çeşit ot.
Tütün ya da küçük boylu sebzelerin tohumu.
Çam kozalağı.
Ufak, yuvarlak kar tanesi, dolu.
Büyümemiş, ufak hayvan.
Ağustos böceği.
Kendinden küçüklere aslanım, çocuğum anlamında seslenme ünlemi: Gel gıcı gel.
Deve, keçi, koyun ve benzerleri Hayvanların pisliği.
Küçük taneli dolu.
Teknik terim anlamı:
Duvar yapımında iri taşların oynamamalarını sağlamak amacıyla bu taşlar arasına sokuşturulan el büyüklüğündeki taşlar.
Gıcı ile ilgili Cümleler
- Yeni ayakkabılarım gıcırdıyor.
- Kapı menteşesinin gıcırtısı sinir bozucu!
- Kapı gıcırdayarak açıldı.
- Zemin gıcırdadı.
- Yatak gıcırdadı.
- Merdiven basamakları gıcır gıcır ediyordu.
- Kapının gıcırdaması sinirimi bozuyor.
- Gıcık tutmuş gibi manalı manalı öksürdü.
- Ali sadece gıcıklık olsun diye tartışıyor.
- Araba gıcırdıyor.
- Yoksa arkadaşın gıcığın teki mi?
- Yatak gene gıcırdadı.
Gıcı ile ilgili Atasözü veya Deyim
diş gıcırdatmak : öfkesini davranışlarıyla göstermek.
gıcık almak (veya kapmak veya olmak) : bir davranışa veya bir kimseye sürekli sinirlenmek.
gıcık tutmak : bir süre boğaz gıcıklamasına yakalanmak.
gıcık vermek : Kışkırtmak, tahrik etmek Kıskandırmak, nispet vermek.
gıcır gıcır etmek : gıcırtı sesi çıkarmak tertemiz duruma getirmek.
iç gıcıklamak : istek uyandırmak huylandırmak.
Gıcı tanımı, anlamı
Beyni gıcıllanmak : Anlamak, sezmek. Aklı karışmak, kuşkulanmak
Gıcı gıcı : Koyun, köpek ve benzerleri hayvanları çağırma ünlemi. Yabani bezelye. Bir çeşit semizotu. Yaprakları uzun ve oymalı, yenilen, gelinciğe benzer bir çeşit ot. Kökü yaralara iyi gelen, tüylü ve büyük yapraklı bir çeşit ot. Acele acele: Eve gıcı gıcı geldi.
Gıcı olmak : İyi olmak, rahat olmak.
Gıcı yaprağı : Salamurası, turşusu yapılan bir çeşit yaban pancarı.
Gıcıg : Kuşku, işkil, kaygı.
Gıcıg girmeg : [Bakınız: gıcıg olmak]. Şüphelenmek: O işaret edince içime bir gıcıg girdi. Endişe etmek.
Gıcıg olmak : Endişe etmek.
Gıcığ almak : Bir şey ya da bir kimse sinirine dokunmak.
Gıcığ olmak : Bir şey ya da bir kimse sinirine dokunmak.
Gıcığa karmak : Nesli bozulmak.
Gıcığına gitmek : Bir şey ya da bir kimse sinirine dokunmak.
Gıcıh : Küçük kuyruklu, çok etli bir çeşit koyun. Kuyruğu küçük ve kısa bir koyun cinsi. Gıcık.
Gıcıhmak : Gıdıklanmak: Giz ana bu ne biçim pancar boğazım gıcıhdı.
Gıcık almak : Bir şey ya da bir kimse sinirine dokunmak.
Gıcık çıkarmak : Sorun, mesele çıkarmak.
Gıcık etmek : Sinirlendirmek, öfkelendirmek, kızdırmak. Nispet vermek: Sana gıcık ediyor.
Gıcık gıcık : Keçileri çağırma ünlemi: Geh gıcık gıcık gıcık.
Gıcık hardalı : İri yapraklı ve dikenli bir çeşit ot.
Gıcık kapmak : Sayı, puan almak.
Gıcıkdan otu : Isırgan otu.
Gıcıklanma : Gıcıklanmak işi.
Gıcıklı boran : Ufak, yuvarlak kar tanesi, dolu.
Gıcıklık : Gıcık olma durumu.
Gıcıklık yapmak : Sinire dokunacak hareket yapmak ve söz söylemek: Gıcıklık yapma dayağı yersin.
Gıcıktan otu : Isırgan otu.
Gıcıl parmak : Serçe parmak.
Gıcılamak : Hücum etmek, saldırmak. Zorlamak. Hareket etmek, devrilmek. [Bakınız: gıçlamak]. Acele etmek. Hava birdenbire sertleşmek, soğumak. Bıçak ya da tahtayı üstünkörü eğelemek, bilemek. Koşmak.
Gıcıldamak : Diş gıcırdamak, kamaşmak.
Gıcılı : [Bakınız: gıflı]. Aceleci kişi. İstekli.
Gıcılı bükmek : Bir işi yapmaktan vazgeçmek: -Ne olmuş o işi Ahmet yapmah istemeyir mi ? - Yoh ola yoh Ahmet o işten gıcılı büktü.
Gıcılımak : Gıcırdamak: Bizim gani kadar sizinki de gıcılıyo mu ?.
Gıcıllanmak : Semizlenmek.
Gıcıltdak : Kapı, pencere ve benzerleri şeyler için ağır gıcırtı ile açılıp kapanmayı anlatır.
Gıcım : Kardeş: O benim gıcıradır. Aslanım, yavrum, kuzum anlamına sevgi belirten ünlem.
Gıcımaden : Çam kozasından meydana gelen kömür.
Gıcımah : Oyun bozanlık etmek, mızıkçılık etmek.
Gıcımık : Kısa boylu kimse: Gıcımık boyunla tavana ulaşamazsın. İneklerin yem yemesine engel olan, ağzında meydana gelen koni şeklindeki etler. Çocukça hareketler yaparak konuşan, çocukluğa özenen, kişi. Yaban güllerinin dökülmesinden sonra dallarda kalan yuvarlak ve kırmızı meyvesi. Çok fazla, sık: Harman yerinde gıcımık gibi keklik var. Melez hayvan.
Gıcımık dutmak : Sıkıntılı bir şekilde kıpırdamak, sabırsızlanmak.
Gıcıne : Taş, toprak, kum taşımaya yarayan sedye şeklinde bir çeşit araç, teskere.
Gıcınlamak : Duraklamak, tereddüt etmek.
Gıcınmak : Sakınmak, çekinmek: Dal üstüme düşmesin diye gıcınıyorum.
Gıcır bükme : Bir şeyi çabucak yok etme, ortadan kaldırma. Bir işi uğraşarak zorla yapma.
Gıcır oyunu : Mısırı kapcığından ayırırken işçiler tarafından oynanan bir çeşit oyundur. Belirli mısır sayısını ilkin tamamlayan oyunu kazanır ve rakibinin yüzünü karalar.
Gıcıra : Yün şalvar.
Gıcırak : Şekerkamışı mengenesi.
Gıcıramah : Kaymak: Dereden geçerken bayırdan aşağı gıcıradım.
Gıcıran : Yün şalvar.
Gıcırancık : Tahterevalli ya da tahterevalliye benzeyen bir oyun aracı.
Gıcırdak : Tahterevalli ya da tahterevalliye benzeyen bir oyun aracı. Çocukların uç kısımlarına asılarak döndükleri, yere çakılan bir kazık üzerine oturtulmuş sırıktan yapılmış oyun aracı. (Saçıkaralı ve Sarıkeçili aşiretleri Adana). Salıncak.
Gıcırdaklı kağnı : Tekerleri, üzerine kömür ve yağ sürülmüş dingili ile birlikte dönen kağnı. (Gençali Senirkent Isparta).
Gıcırdaklı olmak : Lafı, sözü dinlenir olmak.
Gıcırdatılma : Gıcırdatılmak işi.
Gıcırdatılmak : Gıcırdatma işi yapılmak.
Gıcırdatma : Gıcırdatmak işi.
Gıcırdek : Arabaların gıcırdamaması için özeğin üzerine konulan bir parça. Sakızın kıvamını artırmak için katılan kauçuk cinsinden bir madde.
Gıcırga : Loğ taşını çekmek için ortasından takılan demir ya da ağaç araç, kol.
Gıcırgaç : Salıncak.
Gıcırganmak : Nazlanmak. Kıskanmak.
Gıcırgı : Loğ taşını çekmek için ortasından takılan demir ya da ağaç araç, kol.
Gıcırı büklüm : Sakat kişi.
Gıcırı büklüm olmak : Sakat olmak.
Gıcırı bükmek : Ansızın, kıskıvrak bağlamak.
Gıcırı gıcırı : Acımadan, işkence ederek kesmeyi anlatır: Ufacık kuzuyu gıcırı gıcırı kesti.
Gıcırı kırılmak : Rahatı, keyfi bozulmak.
Gıcırık : İki büklüm. Uyuz hastalığı.
Gıcırım : Çok fazla anlamında olup gibi sözcüğüyle beraber kullanılır: Bu sene cevizler gıcırım gibi.
Gıcırım bükme : Bir şeyi çabucak yok etme, ortadan kaldırma.
Gıcırım etmek : Hücum etmek, saldırmak.
Gıcırik : Ufak, yuvarlak kar tanesi, dolu.
Gıcırlamak : Şişmanlamak: Hastalıktan sonra bizim çocuklar gıcırladı gibi geliyor bana.
Gıcırlanmak : Semizlenmek.
Gıcırlı : Kuvvetli, şişman (insan ve hayvan için): Demin gıcırlı bir adam geçti, az daha sandalyeyi kıracaktı. Taşlı: Bizim bulgur gıcırlı.
Gıcırlık : Sık ağaçlı orman.
Gıcırtan : Isırgan otu.
Gıcırtdadan : Gıcırtıyla ve birdenbire.
Gıcırtdak : Kapı, pencere ve benzerleri şeyler için ağır gıcırtı ile açılıp kapanmayı anlatır.
Gıcırtım : Çok fazla hızı anlatır: Gıcırtımla gitti.
Gıcırtısız : Gıcırtısı olmayan.
Gıcırtma : Tahterevalli ya da tahterevalliye benzeyen bir oyun aracı.
Gıcırtmaç : Tahterevalli ya da tahterevalliye benzeyen bir oyun aracı.
Gıcışmak : Bir işe dört elle sarılıp çalışmak: Dört kişi idik öyle bir giciştik ki, işin altını üstüne getirdik. Kaşınmak.
Gıcıt etmek : Kıskandırmak, nispet vermek: - Benim elbisem yeni seninki kötü. -Ne gıcıt ediyorsun babam bana da alacak.
Gıcıt vermek : Kıskandırmak, nispet vermek. [Bakınız: gıcıt etmek]. Övünmek, gururlanmak.
Gıcıtlamak : Kıskandırmak, nispet vermek.
Gıcıtmak : Şiddetli karla karışık yağmur yağmak: Kar yağmur birbirine gıcıdıyor. Hakkından gelmek.
Gıcıva : Sabanı boyunduruğa bağlayan kayış. Sabanla boyunduruğu birleştirmek için kayış yerine kullanılan bükülü ağaç.
Boylu gıcır : Gövdesi odunsu, yaprakları üç köşeli, beyaz, sarımsı yeşil çiçekleri olan, üzümsü meyvesi kırmızı renkli, boyu 20 metre kadar olabilen, tırmanıcı çalı görünüşünde bir bitki (Smilax excelca).
Gıcık : Boğazda duyulup aksırtan, öksürten yakıcı kaşıntı. Sözleriyle, davranışlarıyla karşısındakini kızdıran, sinirlendiren, sıkan (kimse). Beyaz renkli, dağlıç koyununa benzer vücut yapısında, kuyruğu son omurlara kadar yağ kitlesi ile kaplı ve bu sebeple alt kısmı yuvarlakça görünen, kaba, karışık yapağılı bir tür koyun.
Gıcıkça : Gıcık bir biçimde olan. (gıcı'kça) Gıcık bir biçimde.
Gıcıklama : Gıcıklamak işi.
Gıcıklamak : Gıcık oluşturmak, kaşındırmak. Kuşkulandırmak. Cinsel istek uyandırmak.
Gıcıklanmak : Gıcık oluşmak. Kuşkulanmak, huylanmak. Cinsel istek uyanmak.
Gıcıklayış : Gıcıklama işi.
Gıcır : Yeni. Sakıza kıvamını arttırmak için katılan, kauçuk cinsinden bir madde.
Gıcır gıcır : Tertemiz, yepyeni, pırıl pırıl. Gıcırtı.
Gıcırdama : Gıcırdamak işi.
Gıcırdamak : Gıcırtı çıkarmak.
Gıcırdatmak : Gıcırtı çıkarmasına yol açmak.
Gıcırdayış : Gıcırdama işi.
Gıcırı bükme : Hemen yetiştirilen, iletilen. Zorla ve çabucak. Zoraki. Yersiz, anlamsız.
Gıcırtı : Sert nesnelerin birbirine sürtünmesi sonucu çıkan sesin adı, gıcır gıcır. İleri geri söylenme, tepki gösterme, protesto.
Gıcırtılı : Gıcırtısı olan.
Diğer dillerde Ghrh anlamı nedir?
İngilizce'de Ghrh ne demek ? : growth hormone releasinghormone, gh-rh

Bu kısımda Gıcı nedir? Gıcı ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Gıcı tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Gıcı hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.