Geze nedir, Geze ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Gelinin çeyiz kaldırma töreni.

Düğünden sonra oğlan ve kız tarafının verdikleri karşılıklı ziyafet.

Öküz arabasının iki oku arasına, açıklığı koruması için gerilen ağaç.

Gezinti yeri.

Geze ile ilgili Cümleler

  • Plüton bir cüce gezegendir.
  • Arratellia gezegeni medeniyeti dünya'dan üstündür.
  • “Oraya daha çok boş gezenin boş kalfası emekliler ya da ağırbaşlı orta yaşlılar giderdi.”
  • Jüpiter büyük bir gezegen değil mi?
  • Gezegeni öldürüyorlar.
  • Gezegenleri belirlemek kolay, çünkü yıldızlar gibi parıldamazlar.
  • Gezegen yılı ne demek?
  • Ailesi çok gezer.
  • Başka bir gezegendenim.
  • Satürn kendi ekseni üzerinde çok hızlı dönen çok büyük bir gaz gezegendir.
  • “Kâr mı, ne gezer efendim? Hatta ziyanına satıyordu.”
  • Mars, Kızıl Gezegen'dir.
  • Gezegenimiz için endişeleniyoruz.
  • Bambular gezegendeki en hızlı büyüyen bitkilerden biridir.
  • “Bağ hendeğine sinip tüfeği geze aldım.”
  • Gezegendeki su miktarı sabit kalır.

Geze ile ilgili Atasözü veya Deyim

boş gezenin boş kalfası : işsiz güçsüz dolaşan kimse.

çok gezen tavuk ayağında pislik getirir : “gezip dolaştığı yerlerde kötü şeyler de bulunan kimse, kötü alışkanlıklar ve zararlı bilgiler elde ederek yerine döner” anlamında kullanılan bir söz.

 

çok yaşayan (veya okuyan) bilmez, çok gezen bilir : “çok gezen insan çok yaşayandan daha fazla bilgiye sahip olabilir” anlamında kullanılan bir söz.

gammaz olmasa tilki pazarda gezer : “yasal olmayan yollardan gizlice çıkar sağlayan kişi, yakayı ele vereceğinden korkmasa bütün bu işleri açıktan yapar” anlamında kullanılan bir söz.

geze almak : hedefe doğrultmak.

gezen ayağa taş değer (veya dolar) : “gereksiz yere gezen kişi, kendisine zararı dokunacak şeylerle karşılaşır” anlamında kullanılan bir söz.

gezen kurt aç kalmaz : “geçimini sağlamak için gezip dolaşan, şuraya buraya başvuran kişi aç kalmaz” anlamında kullanılan bir söz.

ne gezer : bulunmaz, yoktur.

Geze anlamı, tanımı

Ayak gezeletmek : Vakit geçirmek, ayak sürümek

Büyük gezegenler : Merkür, Venüs, Yer, Mars, Jüpiter, Satürn Uranüs Neptün ve Plüton olarak tanıdığımız dokuz gezegenin ortak adı.

Gezeb : Gazap.

Gezebilme : Gezebilmek işi.

Gezebilmek : Gezme imkânı veya olasılığı bulunmak.

Gezeen : Grip ve benzerleri bulaşıcı hastalıklar.

Gezef : Öfke, gazap.

Gezegen devinmesi : Yer ekseninin yaptığı devinmede gezegenlerin etkisine düşen pay.

Gezegence bulutsu : Gezegen görünüşünde, düzgün biçimli, ışık veren gazbulutsu.

Gezegenler dizgesi : Güneş ve gezegenleri içine alan dizge.

Gezeğen : Çok gezen kişi. İki yaşından sonra doğurmayan kısır keçi ya da koyun. Daima gezen.

Gezeğenle : Çok gezen kişi.

Gezek : Çok gezen kişi. Köy halkının, köy odasına gelen misafire, çobana, imama sıra ile yemek göndermesi. Ailelerin aralarında sıra ile birbirlerine verdikleri ziyafet, toplantı. Misafirlik. Sıra ile hayvan gütme: Gezekten geldim. Öküz, inek ve benzerleri sürüsü. Otlak. Pirinç, buğday tarlası: Pirinç gezeği. Gezinti yeri. Öküz arabaları dizisinin en önünde giden araba: Bizim araba gezek. Sıra, nöbet: Bu akşam gezek kimde ?. Ambarların önündeki sofa. Sıra.

 

Gezek gidimi : Kuşluk vakti: Bugün gezek gidimi kalktım.

Gezekçi : Sığır çobanı. Seyyar satıcı.

Gezeki : Kısa ceket, cepken.

Gezeklik : Sürünün otlamaya gitmeden önce toplandığı yer.

Gezel : İp boyamaya yarayan bir çeşit çiçekli bitki kökü. Sararıp dökülen yaprak. Arapça kökenli gazel: gazel; makamla okunan dini şiir. Arapça kökenli gazâl: gazal; ceylan. Gazel, sararmış yapraklar.

Gezelek : Gezinti yeri.

Gezelemiye gitmek : Yüznumaraya gitmek.

Gezeletmek : Can sıkıntısından boşuboşuna gezmek.

Gezelge : Gezinti yeri.

Gezelleme : Çok konuşma.

Gezem : Bir yaşında keçi, oğlak. İki yaşından sonra doğurmayan kısır keçi ya da koyun. İki yaşında ki dişi keçi. Üç yaşında dişi keçi. [Bakınız: gezdan]. Bir oğlaklı keçi. [Bakınız: gez].

Gezemeg : Gezemek, basamak.

Gezemek : Avlu. [Bakınız: gezinti]. Merdiven. [Bakınız: gezenek]. Koridor. Sofa. Gezemek, basamak. Balkon. (Kulp Diyarbakır).

Gezen : Bir yaşında keçi, oğlak. İki yaşında ki dişi keçi. [Bakınız: gez]. [Bakınız: gezem]. Sonbaharda ağaç yaprakları üzerinde meydana gelen tatlı madde. Su bölümü çizgisinin iki tarafındaki deve boynu iniş çıkışlar.

Gezen gövü : Gül biti.

Gezenay : Gezip dolaşan kimse.

Gezençi : Çok gezen kişi.

Gezende : İçel şehri, Gülnar belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Gezeneg : Sundurma, balkon.

Gezenek : Otlak. Gezinti yeri. Koridor. Salon. [Bakınız: gezinti]. [Bakınız: gezek]. Yaya kaldırımı. Sofa. Balkon. Verilen bir ya da daha çok koşulu gerçekleyen nokta, doğru ya da eğrilerin oluşturduğu dizge. Anlamdaş. uzambilgisel yer. Erzurum kenti, Şenkaya ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Gezengevi : Kudret helvası.

Gezengi : Kudret helvası.

Gezenik : Salon.

Gezenki : Çok gezen kişi.

Gezennemek : Can sıkıntısından boşuboşuna gezmek.

Gezente : Çok gezen kişi. [Bakınız: gezeğen]. Evde durmayan köpek. Sebzelerde en çok baklada bulunan bir çeşit böcek. Çok gezen.

Gezer : Cin, peri, ölü ruhu ve benzerleri hayali şeyler. Geceleri kötü niyetle dolaşan kişi. Havuç. Dolaşan, gezen, gezici.

Gezer kaldırıcı : Tekerlekleri üzerinde gezebilen motorsuz kaldırıcı.

Gezerev : Bir binite ya da yüklete bağlanarak çekilen, içinde, aşlığı, ayakyolu bulunan ve günlük yaşamın gerektirdiği öteki kolaylıklar da sağlanmış olan bir tür kurma konut.

Gezerev durguluğu : Gezerevlerin kullanılmasına çok elverişli sıcak bölgeleri bulunan ülkelerde, bu evlerin az ya da çok uzun sürelerle konaklamaları için kentlerde ayrılmış açık alanlar.

Gezergi : Çingene: Bu sene gezergiler yaylaya çıkmadılar.

Gezergiç : Sabanla eyefi birbirine bağlamakta kullanılan ağaçtan yapılmış bir çeşit araç.

Gezerli : Kağnı oku ile mazısının birleştiği yerin, yani dingil yatağının geniş olması. Toplu tabancanın top yatağının geniş olması.

Gezevir : Küçük ev. Sazdan yapılmış kulübe.

Gezevür : Sazdan yapılmış kulübe.

Gezey : Sivas kenti, Divriği ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.

Gezeyh : Eski türkçe kezik: gezek; otlak; mer'a.

Gezezan : Bir yaşında keçi, oğlak. İki yaşında ki dişi keçi. [Bakınız: gezem]. [Bakınız: gez].

Gezezen : Bir yaşında keçi, oğlak.

Sergen gezen : Sıçan, fare.

Yerbenzeri gezegen : Dış yapıları, büyüklük ve kütleleri Yer'e benzeyen gezegenlerden (Merkür, Venüz, Mars) her biri.

Dış gezegen : Yörüngesi yer yörüngesinin dışında kalan gezegen.

Gezegen : Güneş çevresinde dolanan, ondan aldıkları ışığı yansıtan gök cisimlerinin ortak adı, seyyare, planet.

Gezegen yılı : Bir gezegenin Güneş çevresindeki dolanım süresi.

Gezegenler arası : Güneş çevresinde dolanan cisimler arasındaki boşluk.

Gezeleme : Gezelemek işi. Gelin ve damadın düğünden sonra akrabalarına yaptıkları ziyaret.

Gezelemek : Gezinmek. Sıkıntılı bir durumda dolaşmak, gezinmek.

Gezenti : Vaktini gezmekle geçiren, gezmeyi çok seven, gezeğen.

İç gezegen : Yörüngesi yer yörüngesinin içinde kalan Merkür, Venüs gezegenleri.

Küçük gezegen : Bilinen dokuz büyük gezegene göre çok küçük olan gezegen.

Diğer dillerde Geyzerit anlamı nedir?

İngilizce'de Geyzerit ne demek ? : geyserite