Kalaba nedir, Kalaba ne demek

Kalaba; kökeni arapça dilinden gelmektedir.

  • Kalabalık

Yerel Türkçe anlamı:

Kızıl ve kaba tüylü koyun

Kalabalık, pek çok : Değirmen çok kalaba.

Kalabalık, çokluk.

Diğer sözlük anlamları:

Sayıca çok

Gezilecek görülecek bir yer, şehir olarak tanımı:

Diyarbakır ili, Hani belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Elâzığ şehrinde, Gözeli nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Nevşehir ilinde, Topaklı bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Karaman ilinde, Bucakkışla bucağına bağlı bir yer.

Kalaba ile ilgili Cümleler

  • Yollar günün bu saatinde çok kalabalık.
  • Kalabalık balatayı sıyırıyor.
  • Kalabalığı yararak ilerledik.
  • Kalabalığın arasında yolunu açtı.
  • Ali kalabalığa konuşacak.
  • Yer kalabalıktı.
  • Gazze dünyanın en aşırı kalabalık ve fakir sömürgelerinden biridir.
  • "Bugün Salı, değil mi?" "Evet." "Neden bu kadar kalabalık?"
  • Kalabalığa karışıp gitti.
  • Kalabalığın içinde güçlükle ilerledi.
  • Ali kalabalığa hitap etti.
  • Kalabalık azalana kadar bekleyelim.
  • Kalabalık alkışladı.
  • Tren o kadar kalabalıktı ki yol boyunca ayakta durmak zorunda kaldım.

Kalaba kısaca anlamı, tanımı:

Kalabalık : Çok sayıda insanın bir araya gelmesiyle oluşan insan topluluğu. Sayıca çok. Gereksiz, karışık şeyler topluluğu.

 

Kalabalık ağızlı : Geveze, bilir bilmez konuşan.

Kalabalık etmek : Gereksiz olarak yer doldurmak.

Kalabalıkça : Biraz kalabalık.

Kalabalıklaşmak : Kalabalık duruma gelmek.

Ağız kalabalığı : Birbirini tutmayan gereksiz sözler.

Ağız kalabalığına getirmek : Birini gereksiz sözlerle şaşırtmak. ilgisiz sözler söyleyerek asıl konudan uzaklaştırmak.

Ağzı kalabalık : Birbirini tutmayan sözler söyleyen, yerli yersiz konuşan, boşboğaz (kimse).

Başı kalabalık : Yanında bir işi konuşamayacak kadar çok insan olan (kimse).

Eşeğin kuyruğunu kalabalıkta kesme kimi uzun der kimi kısa : "kimseyi ilgilendirmeyen işleri kendi kendine karar verip yapmalısın" anlamında kullanılan bir söz.

Kuru kalabalık : Hiçbir iş yapmayan insan topluluğu. Hiçbir işe yaramayan kırık dökük eşya.

Laf kalabalığı : Üzerinde konuşulan konuyla, esasla veya sorunla ilgisi olmayan boş söz yığını.

Kalabak : Tepe ya da dağ sırtlarında kaleye benzeyen toplu kayalar. Hasır otundan örülen şapka. Huni. Çınar ağacı. Nilüfer çiçeği. Kabalak, keçe külâh. Taç Balıkesir ili, Havran ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri. İzmir kenti, Aliağa ilçesi, merkez bucağına bağlı bir bölge.

Kalabakbaşı : Çanakkale şehrinde, Kalkım bucağına bağlı bir bölge.

Kalabaklı : Çanakkale kenti, merkez ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir bölge.

Kalabalıg : Kalabalık, bk. kalabalug

Kalabalıh : kalabalık

Kalabalık görünçlük : Çok sayıda figüranın çok geniş bir alanı doldurduğu görünçlük.

Kalabalık yılgısı : Kalabalık içinde ya da karşısında duyulan hastalıklı korku.

 

Kalabalıklaşma : Kalabalıklaşmak işi. İlgili cümle: "“Kahve, saat yediden başlayarak kalabalıklaşmaya başladı.”" N. Cumalı.

Kalabalıklaşma önsavı : Özellikle kadın ve göçmen işçilerin ağırlıklı olarak bulunduğu işgücü piyasalarında hiçbir işlendirme engeli olmadığı ya da çok az olduğu için ücretlerin baskı altında tutulduğunu ileri süren ve J. S. Mill ile F. Edgeworth’un işgücü piyasalarındaki ayrımcılığı açıkladıkları model.

Kalabalıklaştırma : Kalabalıklaştırmak işi.