Kepe nedir, Kepe ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Ceket.

Keçi derisinden yapılmış kolsuz yağmurluk.

Gömlek.

Eski keçe parçası, paçavra.

Cübbe.

Zayıf.

Kötü, fena.

Kepe ile ilgili Cümleler

  • Kepenkleri kapat.
  • “Belediye çavuşu yanında jandarma onbaşısı, çarşıyı dolaşmış, esnafa kepenk kapattırmıştır.”
  • Henüz kepenk kapatmadık.
  • Kepenkleri kapatın ve perdeleri çekin. Mümkün olduğu kadar az ışık olmalıdır.
  • Benim kepeğim var.

Kepe ile ilgili Atasözü veya Deyim

kepenek altında er yatar : “insanları giydiğine bakarak değerlendirmek yanlışlara yol açar, değerli kişiler de bazen eski giymiş olabilir” anlamında kullanılan bir söz.

kepenk kapatmak : çalışamaz duruma gelmek.

kepenkleri indirmek : işi tatil etmek.

Kepe anlamı, kısaca tanımı

Buğday kepeği : Buğday ununun elekten geçirilmesiyle üstte kalan, B grubu vitaminlerce zengin, selülozu yüksek, bu nedenle enerji yoğunluğu düşük laksatif etkili, en az % 12 ham protein, en çok % 13 ham selüloz içeren bir yem maddesi, buğday kabuğu

Çavdar kepeği : Başlıca çavdar tanesinin dışını örten kısımdan ve çavdar embriyosuyla az miktarda çavdar unu ve alörondan oluşan, en çok % 9.5 ham selülozu bulunan değirmencilik yan ürünü.

Embriyolu pirinç kepeği : Embriyolu pirinç tanesinin perikarp ve embriyosuyla pirinç kabuğu parçacıkları ve pirinç kırıntıları içeren, ham selüloz muhtevası en çok % 13 olan bir ürün.

 

Epek kepek : Saçma sapan, abuk sabuk, anlamsız, ipe sapa gelmez söz ya da eylem.

Işıldak kepengi : Işıldağın önünde, menteşeli ya da sürgülü kepenk takı; bununla ya ışın demetinin bir bölümü yok edilir ya da sahnedeki nesneye göre ışın demetine biçim verilir.

İnenteşeli kepenk : Işıldakların önüne takılan ışığı dikdörtgen, kare ve benzerleri köşeli biçimlerde vermeye yarayan kepenk.

Kepeç : Takke. Sertleşmiş toprak parçası, kesek.

Kepeg : Kepek.

Kepeği kesilmek : Ölmek.

Kepeği tükenmek : Ölmek.

Kepek kar : Susuz tane tane yağan kar.

Kepek lapası : Kepeğin bir kovaya konularak üzerine kaynar su dökülü soğumaya bırakılmasıyla elde edilen, genelde atların boş günlerinde tercih edilen, ıslak lapa durumundaki hayvan yemi.

Kepek taşı : Boz renkli, çürük, kaba taş.

Kepekdere : Bursa ilinde, Harmancık belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Kepeklenme : Kepeklenmek işi. Derinin epitel tabakalarının kalınlaşması ve pul pul dökülmesi durumu.

Kepekler : Balıkesir şehri, Durak nahiyesine bağlı bir bölge. Balıkesir ili, Göbel bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Kepekli sorgum glüteni : Tane sorgumların nişasta veya şurup fabrikasyonunda nişastanın ve embriyonun büyük kısmı ayrıldıktan sonra geriye kalan kısmı.

Kepekliayna : Torna makinesinde, tornadan geçecek nesnelerin takıldığı kısım. (Aksaray Niğde).

Kepeklik : Evlerde ocakların iki tarafında bulunan hücreler, gözler.

Kepeksiz : Kepeği olmayan.

Kepektaş : Elâzığ şehri, Poyraz bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

 

Kepektaşı : Tunceli ili, Akpazar nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Kepel : Kuru odun.

Kepeldek : Balıkçıl.

Kepelden : Balıkçıl.

Kepelek : Davarlarda olan kelebek hastalığı. Kelebek, öksürüklü bir hastalık. Pişirilmekte olan ısırgan otunu karıştırmakta kullanılan ucunda dört çıkıntı bulunan tahta araç. (Alefsiköşeli Eynesil Giresun). [Bakınız: kebelek].

Kepelemek : Kuvvetten düşmek, çok yorulmak.

Kepelten : Balıkçıl.

Kepemek : Kapamak.

Kepen : Ense. Bilecik ilinde, Söğüt ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

Kepenç : Düzce kenti, Akçakoca ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Kepene : Semercilerin çuvaldızın ele batmaması için kullandıkları demir ya da tunçtan bir araç.

Kepenekli : Manisa ili, Saruhanlı ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Tekirdağ kenti, Muratlı ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yer.

Kepeneyh : Kelebek. Kepenek; kelebek; koyunlarda görülen kelebek hastalığı.

Kepengi : Kapak, kepenk.

Kepenği : Kapak, kepenk.

Kepenlik : Kapak, kepenk.

Keper : Semer.

Keperem : Kapak, kepenk.

Keperem etmek : Sersem etmek.

Keperim : Güçsüz, beceriksiz.

Kepermek : Dövülen tahılın ince kabuğu, zarı çıkmak. Tazeliğini kaybeden meyve susuz kalmak, kepeklenmek. Meyve yumuşamak, olmak. Kabarmak (toprak, boya vb.). Yün ve kumaş tiftiklenmek. Yumuşamak, gevşemek: Elmalar bekletilirse keperir. Yorulmak, güçsüz kalmak. Islatılmış hububat dibekte dövülürken ince kabuğu çıkmak. Nefesi kesilmek, çok yorulmak (Çayağzı). (tahıl) Kepeği çıkmak.

Kepertme : Buğdayı kepeğinden ayıran araç. (Maraş).

Kepertmek : Dibekte tahıl dövmek. Dövmek : Karakolda kepertmişler. Birinin üstüne abanmak, çökertmek. İyice doyurmak. Dövmek. Öldürmek, gebertmek. Yormak, güçten düşürmek. Meyveleri saklayıp bekleterek yumuşamasına neden olmak. Döverek tahılın kepeğini çıkarmak.

Kepesimek : Okşanan, sevilen hayvan rahatlamak, zevkle yayılmak.

Kepesiz : Kısmetsiz, uğursuz.

Kepeste : Tembel, beceriksiz.

Kepet : Köpek. Semer.

Kepetmek : Kapatmak.

Kepeyh : Köpek.

Kepezbeleni : Antalya ili, Geriş nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Kepezenk : Ham deriyi yumuşatmakta kullanılan bir araç.

Kepezimek : Çok yorulmak, gücünü kaybetmek. Açlıktan bitkin düşmek.

Kepezli : Bir çeşit av kuşu. Şanlıurfa ili, Akçakale ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Kepezli koyun : Başında kabarık ve çok tüy bulunan koyun.

Kepeztepe : Adana şehrinde, Yüreğir ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir bölge.

Lafın kepeği : Gereksiz söz.

Mısır kepeği : Mısır tanesinin dışını örten az bir miktar nişastalı kısım veya embriyo içeren veya hiç etmeyen en az % 5 ham protein ve en çok % 19 ham selüloz içeren bir yan ürün.

Pirinç kepeği : Kavuzundan ayrılmış olan pirincin, sofralık beyaz pirinç elde etmek amacıyla bir biri arkası uygulanarak özel fırçalarla zarının alınması sırasında kahverengi kabuğun ayrılması sonucu elde edilen, at, süt ve besi sığırlarının konsantre yemlerinde kullanılan ince yan ürün ve benzerleri, parlatma kalıntısı.

Seboreik kepeklenme : Pigment veya yağ içeren kepeklenme.

Soya kepeği : Soya tohumunun dışını örten ince tabakadan oluşan bir yan ürün.

Kepek : Un elendikten sonra, elek üstünde kalan kabuk kırıntıları. Bazı deri hastalıklarında deriden dökülen parçacıklar. Başın derisinde oluşan küçük, beyaz pulcuklar.

Kepekçi : Kepek satan kimse.

Kepekçilik : Kepekçinin yaptığı iş.

Kepeklenmek : Başta kepek oluşmak. Elma, susuz ve tatsız duruma gelmek.

Kepekli : İçinde kepeği olan. Üzerinde kepek oluşmuş olan. Un gibi, susuz ve tatsız (elma).

Kepenek : Çobanların omuzlarına aldıkları dikişsiz, kolsuz, keçeden üstlük, aba. Pervane.

Kepenk : İş yeri, pencere, kapı vb. yerleri kapamak için kullanılan, türlü biçimlerde sac levha, demir veya tahta kanat.

Kepez : Yüksek tepe, dağ. Tavuk ve kuşların ibiği veya başındaki uzun tüyler. Dağların oyuk, kuytu yerleri. Antalya iline bağlı ilçelerden biri. Gelin başlığı.

Örme kepenek : Dükkânların ön cephesine çekilen çubuk demirle yapılmış korumalık.

Diğer dillerde Kepayang yağı anlamı nedir?

İngilizce'de Kepayang yağı ne demek ? : kepayang oil