Ocağ nedir, Ocağ ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Ev, aile.

Ocağ ile ilgili Cümleler

  • Sonunda, ocağın sekizinde, Britanyalılar saldırdı.
  • “Aşkla, şevkle ocağını yeşertecek birini istiyordu.”
  • Geçen çay ocağında çaycının yanına kadar gidip çay isteğimi söyledim.
  • Eski taş ocağı şimdi popüler bir yüzme yeridir.
  • Ali çaydanlığı suyla doldurdu ve onu ocağın üstüne koydu.
  • Ocağın üstünde bir şeyim var.
  • Şehrin on mil batısında bir taş ocağı var.
  • O bir taş ocağında boğuldu.
  • Akmescit'te on bir demirci ocağı vardı.
  • “Nihayet seni asker ocağına verdim.”
  • Demirci kendi demir ocağında çalışıyor.
  • Bugün ocağın ikisi.
  • “Aşk tuzakları birçok ocakların sönmesine sebep olmuştur.”
  • Ali ocağı açtı.

Ocağ ile ilgili Atasözü veya Deyim

asker ocağına vermek : askere göndermek.

ocağı batmak : yuvası yıkılmak veya soyu tükenmek.

ocağı kör kalmak : soyu tükenmek, çocuğu bulunmamak.

ocağı sönmek : aile dağılmak, yok olmak, çoluk çocuk yok olmak.

ocağı tütmek : soyu devam etmek yaşamını sürdürmek.

ocağını yeşertmek : aile yuvasını canlandırmak.

Ocağ anlamı, tanımı

Alicingil ocağı : Karmakarışık, çok dağınık yer: Ortalık alicingil ocağına dönmüş

Beşlikçi ocağı : Bostancıbaşının buyruğu altında ok takımlarını korumak ve taşımakla görevli bir askeri örgüt.

 

Bunzen ocağı : Uygun hava ayarı ile gazı yakabilen alet.

Cebeci ocağı : Yeniçeri örgütünde silahların yapımı, onarımı ve bakımı ile görevli olan ağabölüğü.

Cebehane ocağı : Yeniçeri ocağının kaldırılması üzerine başka bir biçime sokulan eski cebeci ocağına verilen ad.

Derin deprem ocağı : 300 km.den daha derinde olan deprem ocağı.

Ebicingil ocağı : Karmakarışık, altı üstüne gelmiş yer.

Er ocağı : Erenler makamı.

Eritme ocağı : İçinde eritme işlemi yapılan ocak.

Firenk ocağı : Maltız.

Frenk ocağı : Maltız.

Göz ocağı : Çamurla döşenmiş gaz tenekesinden yapılan ocak.

Hasbahçe ocağı : Saray bahçe ve bostanlarını işleyen, başka bir ödenek almadıklarından yetiştirdikleri yemiş ve sebzenin saray gereksemelerinden artakalanını satmak yoluyla geçinen bahçıvanların bağlı bulundukları örgüt.

Heybeci ocağı : Bostancı ocağına bağlı ve görevleri heybe yapmak olan bir sınıf.

Kor ocağı : Çamurdan yapılmış istenilen yere taşınan ocak, maltız.

Küre ocağı : Pekmez kaynatılan büyük ocak.

Kütük ocağı : Büyük ocak.

Lağımcı ocağı : Önceleri yeniçeri örgütünde lağım kazarak kale duvarlarını havaya uçurma ile görevli, sonraları bugünkü istihkâm birliğine denk duruma getirilen ağa bölüğü.

Lehimleme ocağı : Lehimleme işleminde kullanılan düşük sıcaklıklı fırın.

Magma ocağı : Taşyuvarda oluşmuş, bütün dış püskürmeleri besleyen kapalı ve sınırlı magma kütlesi.

Mutfak ocağı : Yemek pişirmekte kullanılan ocak.

Ocağa urmak : Ateşe vermek.

Ocağı garalmak : Kimsesi kalmamak, bütün yakınları ölmek.

 

Ocağın bata : Evin yıkılsın anlamında ilenç.

Ocağına su koymak : Ocağını söndürmek.

Ocağına su koyulmak : Ocağı söndürülmek.

Ocağkör : Çocuğu olmayan.

Orta derinlikte deprem ocağı : 300 km.ye dek derinliği olan deprem ocağı.

Pişirme ocağı : İçinde, pişirme işlemi yapılan düşük sıcaklıklı ocak.

Seferli ocağı : Sarayda, padişahın özel hizmetlerini görmek ve kendisi sefere çıkarsa birlikte gitmekle görevli kimselerden oluşan ocak.

Sığ deprem ocağı : 60 km. ye inebilen derinliklerdeki deprem ocağı.

Sofalı ocağı : Topkapı sarayındaki kutsal hırka dairesini temizlemekle yükümlü görevlilerden oluşan kuruluşun adı.

Süratçılar ocağı : İvedilikle ateşlenebilen topların kullanılmasını bilen, 1783'te kurulmuş askeri sınıf.

Süs ocağı : Ateşin açıkta yandığı güzel görünüşlü ocak.

Tazıcılar ocağı : Üsküdar'da bulunan, bostancı ocağına bağlı, padişahlar için tazı yetiştirmekle görevli örgüt.

Top arabacı ocağı : Yeniçeri örgütünde topların, top araç ve gereçlerinin taşınması ile görevli ağabölüğü.

Topçu ocağı : Yeniçeri örgütünde, top dökümü ve kullanışı ile uğraşan ağabölüğü.

Trablusugarp ocağı : Kuzey Afrika'daki garp ocaklarından biri. bk. garp ocakları.

Tulumbacı ocağı : Yeniçeri ocağına bağlı olan, yangın söndürme işiyle görevli örgüt.

Yeniçeri ocağı : Osmanlılarda, 1362-63'te kurulup 1826'da kaldırılan, 196 ortadan oluşmuş askeri örgüt. Yeniçeri askerinin küçükten yetiştirildiği askeri kuruluş.

Acemi ocağı : Osmanlı ordusuna kapı kulu eri yetiştirmek için kurulan okul.

Aile ocağı : Aile bireylerinin karşılıklı dayanışma, sevgi ve saygı içinde birlikte yaşayıp büyüdüğü ortam.

Asker ocağı : Askerlik ödevinin yapıldığı kışla, ordugâh, tahkimli bölge, gemi, tersane vb. hizmet yerleri.

Aş ocağı : Yemeğin pişirilip yoksullara dağıtıldığı yer.

Baba ocağı : Babadan, dededen kalma mülk veya bir kimsenin içinde doğup büyüdüğü, yaşadığı ev, toprak, yurt, babaevi, baba bucağı, baba yurdu.

Bostancı ocağı : Bostancıların bağlı oldukları ocak.

Çay ocağı : Çayevi.

Deprem ocağı : Deprem dalgalarının başladığı nokta, hiposantır.

Elektrik ocağı : Elektrik enerjisi ile çalışan ve ısıtma ve pişirme aracı olarak kullanılan alet.

Gaz ocağı : Gaz yağıyla yanan ocak.

Humbara ocağı : Humbara yapan veya savaşta humbara kullanan bölük.

İspirto ocağı : İspirtoluk.

Kahve ocağı : Kahve, iş yeri, han vb. yerlerde kahve, çay vb. pişirilen yer.

Kireç ocağı : Kireç yapmak için kireç taşlarının yakıldığı fırın.

Kum ocağı : Yapı işlerinde kullanılacak kumun çıkarıldığı yer.

Maden ocağı : Kazılarak maden cevheri çıkarılan yer.

Parti ocağı : Parti çalışmalarının yapıldığı en küçük birim.

Sağlık ocağı : Mahalle, köy, kasaba vb. idari birimlerde vatandaşın sağlık sorunlarının giderildiği, tedavilerinin yapıldığı devlet kuruluşu, sağlıkevi, dispanser.

Taş ocağı : Yapı işlerinde kullanılacak taşların çıkarıldığı yer.

Diğer dillerde Obturasyon anemisi anlamı nedir?

İngilizce'de Obturasyon anemisi ne demek ? : obturation anemia