Predicate türkçesi Predicate nedir
- Gramer alanında kullanılır.
- Göstermek.
- Belirlemek.
- İfade etmek.
- Yüklem.
- Beyan etmek.
- Belirtmek.
- Bir nesneye yüklenen iş, eylem ya da durumu gösteren edimsel etkinlik.
- Haber.
- Müsnet.
- Kurmak.
- Dayandırmak.
- İsnat etmek.
- Kaziyede hüküm ve isnad etmek.
- Cümlede hareketi, olayı, işi, yargıyı bildiren, fiil çekimine girmiş kelimenin cümle bilgisindeki adı. cümlenin bütün ögelerini kendine bağlayan temel öğe durumundaki yüklem, fiil veya ad soylu bir kelime olabilir: mubarek su, saçlarımın arasından, kulaklarımın arkasından enseme ve oradan sırtıma doğru serin serin akıyordu (y. k. karaosmanoğlu, erenlerin bağından: diğer nesirler: s. 106). hoca, son senelerde mektep bütçesinden tasarruf yaparak bevvaba yol vermiş olduğu için burası boştu (r. n. güntekin, kızılcık dalları, s.140).manevi şeyler kendilerine bir destek olarak maddi bir varlığa ne kadar muhtaç iseler, maddi şeylerin de içinde nefes aldıkları ve yaşadıkları bir manevi tarafa, bir havaya, bir ruha o kadar ihdiyaçları bulunduğunu görüyoruz (a. ş. hisar, çamlıcadaki eniştemiz, s. 219). insan başlı büyükçe bir asma ikide bir ayaklarına takılıyor, onları düşürüyor ve litarnacı kıyafetli adamın gırtlağı ile keskin bir ağız kavgasına girişiyordu (a. h. tanpınar, abdullah efendinin rüyaları: abdullah efendinin rüyaları, s.58). ben bu yaşayışımdan bedbinleşecek kadar gururlu değilim (t. buğra, yalnızlar, s. 123). kapının tunç tokmağı bu karlı gecenin sesleri sağır eden durgunluğu, dolgunluğu içinde kof bir uğultu çıkardı (r. h. karay, memleket hikayeleri: sarı bal, s. 55); ali inliyordu. ayağa kalkmaya davrandı, fakat düştü (s. faik, bütün eserleri şahmerdan, lüzumsuz adam: bir define arayışı, s.50) vb.
- Doğrulamak.
Predicate ile ilgili cümleler
English: The sentence must have a predicate.
Turkish: Cümlenin bir yüklemi olması gerekir.
Predicate ingilizcede ne demek, Predicate nerede nasıl kullanılır?
Predicate logic : Yüklem mantığı.
Predicate noun : Yüklem adı. Ad cümlesinde yargıyı bildiren, yani yüklem görevindeki ad soylu kelimelerin cümle bilgisindeki adı: bu, ne uzun, ne can sıkıcı yoldu (r.h karay, memleket hikayeleri: boz eşek, s. 82). insan kalbi, başkalarının duygularına ancak kendi tecrübeleri nisbetinde açıktır (a. h. tanpınar, yaşadığım gibi: yılbaşında düşünceler, s.66). mümeyyizler, asılacak masumlarının o son anlatılmaz heyecanlarını asla duymayan besut, kayıtsız cellatlar gibidir (ö. seyfettin, harem: gürültü, s. 231). her zaman gönüllerin güzel sanatlara medeni bir ihtiyaçları vardır (a. ş. hisar, boğaziçi mehtapları, s.40). evet, savcı yardımcısı benim (t.buğra, dönemeçte, s.20). dedeyi bugün bizim için, o kadar derin değişiklikler arasından bir nevi çağdaş yapan şey de, onda hayatın bu trajik duygusunun mevlevi tevekkülü ile beraber yürümesidir (a. h. tanpınar, yaşadığım gibi: ismail dede, s. 352) vb. Yüklem oluşturan isim. Yüklemcil ad.
Basic predicate : Tekli karşılaştırma belirtimi.
Quantified predicate : Çoklu karşılaştırma belirtimi.
Predicated : Beyan etmek. Doğrulamak. Dayandırmak. Belirtmek.
Predicated variable : Ön kestirici değişken.
Predicatively : Yüklem olarak.
Predicates : İfade etmek. Yüklem. Kaziyede hüküm ve isnad etmek. Beyan etmek. Haber. Göstermek. Belirtmek. Doğrulamak. Dayandırmak. Müsnet.
Predication : İsnat. Yüklemle. Yüklemleme. Hüküm. Yükleme.
Be predicated on : Dayalı olmak. -in üzerine kurulmuş olmak. Dayanmak.
İngilizce Predicate Türkçe anlamı, Predicate eş anlamlısı
Sözcükler, direkt olarak Predicate ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.
Adjectival construction : Somut, soyut adları ve kavramları çeşitli yönleriyle nitelemek veya belirtmek maksadıyla ve ona bağlı sıfatın tamlama dizilişinde oluşturduğu söz grubu. bu dizilişte sıfat tamlayan, sıfat tarafından nitelenen veya belirtilen ad tamlanan görevindedir: evet, pekala biliyorum ki, bir gün ben her şeyi bırakıp bu küçük yola dalarsam onun bittiği yerde bütün saadet ve hasretlerimi, eski yaşanmış rüyalarımı bulacağım, temiz, yepyeni, mesut bir adam olacağım (a. h. tanpınar, abdullah efendinin rüyaları: bir yol, s.123). bu kötü günlerinde gülsüme bir ana gibi bakıyordu (r.n. güntekin, kızılcık dalları, s.29). tahir ağa, bugüne kadar üç nesil yetiştirmişti (r. n. güntekin, göst.e., s.29). sonra kızgın, dumanlı bir grup oldu; ezan sesleri arasında kısık, uyuşuk lambalar birer birer yanıp kasabayı kasvetli bir gece sardı (r.h.karay, memleket hikayeleri: şeftali bahçeleri, s.33). ben bu rüyayı on yedi yaşımda iken görmüş ve onu senelerce şehir şehir, sokak sokak aramış, daha ilk karşılaşmamızda, göğsüm daralarak: işte bu odur! demiştim (t. buğra, yarın diye bir şey yoktur, s. 35) vb. Sıfat tamlaması.
Breathes : Nefes alıp vermek. Yaşamak. Hohlamak. Solumak. Esmek. Nefes almak. Fısıldamak. Teneffüs etmek. Soluk alıp vermek.
Deliver oneself of : Konuşma haline dökmek. Açıklamak.
Datums : Baz. Done. Kıyas noktası. Data. Malumat. Veri. Veriler. Bilgiler. Ölçüde başlangıç nokta.
Imply : -e işaret etmek. Sezindirmek. Göstermek (dolaylı olarak). İçermek. Kastetmek. Dolayısıyla anlatmak. İmlemek. Gerektirmek. Demeye gelmek.
Accidence : Morfoloji. Yapıbilim. Tasrif. Yapım ve çekim sırasında kelime köklerinin farklı biçimlere girmesi şeklindeki kırılma olayı. büküm; arapça, almanca, ingilizce, rusça gibi sami, cermen ve islav dillerine özgü bir olaydır: ar. ketebe «yazdı» kökünün kütibe «yazıldı», yüktebü «yazılır», yüktebune «yazılırlar», litükteb «yazıl!»; katebu «mektuplaştı, yazıştı», katibun «yazan, katip», mektubun «yazılmış şey, mektup» mektebun «mektep okul» şekillerine girmesi; almanca sehen «görmek», sah «gördü», gesehen «görmüş, görülmüş»; ing. to write «yazmak» wrote «yazdı», written «yazmış, yazılmış» gibi. Bükün. Çekim. Sarf usul ve prensipleri. Büküm.
Betokened : İşaret etmek. Belirtisi olmak.
Embodies : Eklemek. Cisimleştirmek. Bünyesinde barındırmak. İçermek. İhtiva etmek. İçine almak. Dahil etmek. Kapsamak. Bir bütün halinde toplamak.
Adjusts : Alışmak. Ayar çekmek. Halletmek. Parlamak. Adapte olmak. Uydurmak. Ayarlamak. Uymak. Alıştırmak.
Conceives : Ortaya çıkarmak. Düşünmek. Tasarlamak. Gebe kalmak. Hamile kalmak. Yazmak. Tasavvur etmek. Göz önünde bulundurmak.
Predicate synonyms : actif, bring, accentuation, affirms, avouch, info, appoints, denominates, abstract noun, found, attests, griffins, couch, asseverates, brew, convey, active voice, denotes, build up, action noun, base upon, accent of group, conceive, annunciations, decide, announces, basing, griff, lean on, deliver oneself, assert, attributes, attest.
Predicate ingilizce tanımı, definition of Predicate
Predicate kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : Predicated. To make an affirmation. As, to predicate whiteness of snow. To affirm something of another thing. That which is affirmed or denied of the subject. In these propositions, "Paper is white," "Ink is not white," whiteness is the predicate affirmed of paper and denied of ink. To assert to belong to something. To affirm (one thing of another).

Bu kısımda Predicate kelimesinin türkçesi nedir? ingilizcede Predicate ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik olarak hemen sorabilir, daha sonra kısaca ingilizce Predicate anlamı, açılımı ya da türkçe kelime anlamı hakkında bilgiler verebilir veya dilerseniz Predicate ile ilgili cümleler sözler yazılar ile ingilizce türkçe çeviri sözlük anlamları paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.