Salk nedir, Salk ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Üzüm ve benzerleri meyvelerin suyunu çıkarmaya yarayan araç.

Salk ile ilgili Cümleler

  • Üzümler salkımla yetişir.
  • Senin hikayen ele verir talkımı kendi yutar salkımına çok benziyor.
  • Ali bir salkım üzüm aldı ve onları yedim.
  • Jonas Salk 1952 yılında çocuk felci aşısını geliştirdi.

Salk ile ilgili Atasözü veya Deyim

aleme verir talkını (veya telkini), kendi yutar salkımı : ele verir talkını (veya telkini), kendi yutar salkımı.

baba oğluna bir bağ bağışlamış, oğul babaya bir salkım üzüm vermemiş : “babalar çocukları için büyük fedakârlıklara katlanırlar ancak çocuklar babaları için fedakârlıkta bulunmazlar” anlamında kullanılan bir söz.

ele verir talkını (veya telkini), kendi yutar salkımı : “kendisinin inanmadığı ve tutmadığı öğütleri başkalarına kolayca verir” anlamında kullanılan bir söz.

halka verir talkını (veya telkini), kendi yutar salkımı : ele verir talkını (veya telkini), kendi yutar salkımı.

Salk anlamı, kısaca tanımı

Belirti salkımı : Davranış bozukluklarında ortaya çıkan ve aralarında sıkı bir ilişki bulunan belirtiler topluluğu

Bileşik salkım : Yan dalları tekrar dallanmış bir rasemöz. Panikula.

Ilğım salkım : Belli belirsiz.

Mor salkım : Baklagillerden, salkım durumunda mavi, mor, beyaz, pembe renkli çiçekler açan, 20 metreye kadar uzayabilen çok yıllık bir sarmaşık (Wisteria sinensis)..

 

Salka : Çuha, kadife, sırma ve benzerleri kumaşlardan yapılan kollu cepken.

Salkada : Kalıntı mal : Salkada basmayı almış.

Salkansız : Alık, uyuşuk kişi.

Salkara : Boşuboşuna, hiç yokdan, gelişigüzel.

Salkaraya : Boşuboşuna, hiç yokdan, gelişigüzel.

Salkavak : Tokat şehri, Almus ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yer.

Salkı : Vergi. 1.Dolambaçlı, aykırı, biçimsiz (yol için). 2.Sürüncemeli, askıda kalmış (iş için). 3.Eğri, dengesiz. Gevşek, yumuşak. [Bakınız: salgun]. Düşük, sölpük, perişan, kendini salıvermiş.

Salkı baladı : Genellikle duygusal nitelikteki salkılarla, bölgesel siyasal olayları konu alan balad türü. karşılığı durum baladı, öğütsel balad.

Salkık : Eğri, dengesiz. Sallanan, sallanmakta olan. [Bakınız: salkı].

Salkılanmak : Sölpüyüp sarkmak.

Salkım çözümlemeli özellikler : Aralarında anlamlı düzeyde bağıntı gösteren ve kişiliğin görünüşteki örgütlenmesini yansıttığı ya da salkımlı (kümelenmiş) olduğu varsayılan yüzeysel özellikler.

Salkım çözümlemesi : İlişkiye geçirildiğinde anlamlı bağıntılar veren kişilik özelliklerini salt görünüşteki ilişkilerine bakarak salkımlama ya da kümeleme işlemi.

Salkım güvesi : Tırtıl çağında, çiçek tomurcuklarını, korukları ve olgun salkımları yiyerek, bağlara büyük zarar veren küçük kelebek; balgam.

Salkım inci : Türk gölge oyununda yosma tipi. Kanlı Nigar'ın düşmanı; ancak bazı oyunlarda bunların ikisi bir olup dolap çevirirler. Şallı Natır'ın sevgilisidir.

 

Salkım taşı : Mağaralarda oluşan kalker sarkıt, istalaktit.

Salkımbağı : Adıyaman ili, Kâhta ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.

Salkımbağlar : Siirt ili, Bağgöze bucağına bağlı bir yer.

Salkımkara : Keçi ciğerlerinde oluşan bir çeşit öldürücü hastalık.

Salkımküf : Salkımküflüce etkeni çürükçül mantar.

Salkımküfler : Salkımküfün bağlı bulunduğu ilkel mantarlar topluluğu.

Salkımküflüce : Atların, seyrek olarak develerle sığırların deri ve iç örgenlerinde irinli urlar yapan bulaşıcı mantar hastalığı.

Salkımlama : Bir açıkuçlu soruya alınan değişik yanıtların kavramsal ilişkilerine göre anlamlı yanıt kümelerine ayrılması.

Salkımlı : Ağrı ili, Eleşkirt belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi. Artvin ilinde, merkez ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yer. Elâzığ ili, Çaybağı bucağına bağlı bir yerleşim birimi. Hakkâri şehrinde, Yüksekova ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi. Malatya kenti, Kale ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

Salkımören : Tokat şehrinde, Karayaka bucağına bağlı bir bölge.

Salkımözü : Tunceli ili, Dağyolu bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Salkımsu : Bayburt ili, merkez belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yer.

Salkın : Serinlik, güneşsiz, açık ve iyi havalı yer. Güneşsiz, serin. Soğuk rüzgâr.

Salkıvirmek : Gevşemek.

Salkmak : Çatmak, sataşmak, saldırmak. Aşağı bakmak.

Salkonak : Malatya ilinde, Yeşilyurt ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Salkowski çözeltisi : İdrarda albümoz deneyi için kullanılan, fosfotungstik asidin bir çözeltisi.

Salkowski deneyi : Kolesterolün varlığını belirlemede kullanılan bir deney.

Salku : Havaneli, tokmak, döveç.

Salkım : Üzüm gibi, birçoğu bir sap üzerinde bir arada bulunan meyve. Topla atılan demir parçaları. Baklagillerden, salkım durumunda mor çiçekler açan ve çoğu asma gibi çardağa sarılan bir tür ağaç ve çiçeği (Wistaria sinensis). Ana saptan çıkan yan çiçekleri, sapları hep aynı uzunlukta olan çiçek durumu.

Salkım ağacı : Akasya.

Salkım başak : Tek veya birleşik başakların salkım şeklinde oluşturduğu bitki.

Salkım küpe : Değerli taşlardan yapılmış salkım biçiminde küpe.

Salkım saçak : Kalabalık bir biçimde. Parçalara ayrılmış biçimde.

Salkım salkım : Salkım gibi. Salkımlar biçiminde.

Salkım söğüt : Dalları ve yaprakları yere sarkan bir çeşit söğüt (Salix babylonica).

Salkım topu : Çevreye dağılan mermi parçaları atan top.

Salkıma : Salkımak durumu.

Salkımak : Gevşeyip sarkmak, pörsümek.

Üzüm salkımı : Üzüm tanelerinin dizi dizi bulunduğu salkım.

Diğer dillerde Salivon anlamı nedir?

İngilizce'de Salivon ne demek ? : salivon