Salla nedir, Salla ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Salya.

Salla ile ilgili Cümleler

  • Ali uzlaşmasını göstermek için başını salladı.
  • “Üstelik gazetecilikte de yıllarca pala çaldı.”
  • Ali araba uzaklaşırken el salladı.
  • Ali sopayı salladı ve bir tur vuruşu yaptı.
  • Herkes başını salladı.
  • “Gençler tarhana aşına kaşık salladılar.”
  • “Boş bulundun, oğlum, hiç olmazsa bir iki saat kavuk sallayacaksın.”
  • Ali başını salladı ve güldü.
  • “Arabalar yaklaşıyor, mendil sallayalım mı?”
  • “Bütün memleketi, elimi kolumu sallayarak serbest ve rahat dolaşmaya başlamıştım.”
  • Jale ve Mustafa tren istasyonunda bize el sallamak için geldiler.
  • O kız bana gülümsedi ve el salladı.
  • Ali sopayı salladı ama topu kaçırdı.
  • Tom, Mary ve John hepsi başlarını salladı.
  • Ali gülümsedi ve başını salladı.
  • “Gül gibi yavrusunu bırakıp da evlenecekmiş. Kuyruk sallaya sallaya oğlumu öldürttü.”

Salla ile ilgili Atasözü veya Deyim

beşiğini sallamak : çocukluğundan veya çok eskiden tanımak, büyümesine hizmet etmek.

(bir iş) sallantıda kalmak : bir çözüme bağlanmamak.

(birine) kavuk sallamak : bir kimseye yaranmak için onun söz veya davranışlarını uygun bulmak, onaylamak.

elimi sallasam ellisi, başımı sallasam tellisi : elini sallasa ellisi, başını sallasa tellisi.

 

elini kolunu sallaya sallaya gelmek : gelirken hiçbir armağan getirmemek bitirmeye gittiği işten sonuç alamadan dönmek.

elini kolunu sallaya sallaya gezmek : ortada görünmemesi gereken kimse pervasızca dolaşmak pervasızca, kimseden çekinmeden dolaşmak.

elini sallasa ellisi (başını sallasa tellisi) : birinin karşı cinsten birçok insanı kolaylıkla elde edebileceğini anlatan bir söz.

havaya pala (veya kılıç) sallamak : boşuna, gereksiz çaba harcamak.

(her şeye) baş sallamak : karşısındakinin her sözünü uygun bulur görünmek.

kafa sallamak : ikaz etmek için başını iki yana veya öne arkaya hafifçe eğmek baş sallamak doğru veya yanlış her şeye evet demek.

kaşık sallamak : yemek yemek.

kılıç sallamak : kılıç ile dövüşmek, düşman üzerine kılıçla saldırmak.

kırkından sonra at olup da kuyruk mu sallayacak : “vakti geçmiş, artık işe yaramayacak durumda” anlamında kullanılan bir söz.

kollarını sallaya sallaya gelmek : hiçbir şey getirmeden gelmek.

kuyruk sallamak : yaltaklanmak.

mendil sallamak : birini uzaktan mendil sallayarak selamlamak veya uğurlamak.

pala çalmak (veya sallamak) : uğraşmak, didinmek, çabalamak.

sallantıda bırakmak : bir şeyi sonuca bağlamamak, savsaklamak.

Salla kısaca anlamı, tanımı

Asılı sallanma : Asılmada, hız alarak vücudun türlü yönlere sallanması

Direksiyon sallamak : Motorlu taşıt kullanmak.

El sallamak : Vaz geçmek, el çekmek.

Günlük sallantı : Ay'ın bize gösterdiği yüzeyde bir günlük cephe değiştirmesi.

Irışgat sallamak : Nispet yapmak, imrendirmek.

Peşkir sallama : Erkeğin en yakın akraba ve komşularının katıldığı nişan töreni.

Salla omuz etmek : Sallasırt etmek.

 

Sallağ : Kasap çırağı.

Sallah : Salak.

Sallak : 1.Kasap çırağı. 2.kasapların hayvanlarını kesen adam. Çelimsiz. Bozuk, çürük.

Sallak sullak : Tutarsız konuşma için. Dengesiz yürüme için.

Sallakhane : Hayvan kesilen yer.

Sallama kemer : Kadın ve erkekler için ayrı ayrı yapılan bir çeşit kemer (sakalardan kalma töreye göre).

Sallama öskültasyon : Vücudun bir yeri sallanırken aynı anda dinlenmesi biçiminde yapılan bir muayene yöntemi.

Sallama palpasyonu : Sıvı içeren vücut kısmını veya muayene edilen şişliğin, yumruk veya elle sallayarak içerideki sallanan sert kısmın dışarıdan ele çarptığının hissedilerek anlaşılması.

Sallama sapan : Çocukların bir parça meşini ipe bağlayarak taş atmak için kullandıkları oyuncak.

Sallama seyit : Başıboş (gezmek için).

Sallamalı yayık : Sallama yöntemi ile yağ elde edilen fıçı biçiminde yayık. (Pasinler Erzurum).

Sallamamak : Önem vermemek. dikkate almamak, aldırmamak, ciddiye almamak. Görmezlikten gelmek; değer vermemek.

Sallan seyip : Başıboş, amaçsız (dolaşma için).

Sallanabilme : Sallanabilmek işi.

Sallanabilmek : Sallanma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Sallanbaş : Konuşurken başını sallayan kimse.

Sallancak : Salıncak.

Sallancık : Salıncak.

Sallançah : Salıncak.

Sallandumak : Sallamak.

Sallangaç : Salıncak.

Sallangaz : Salyangoz.

Sallangeç : Salıncak.

Sallangeş : Salıncak.

Sallangıç : Salıncak.

Sallanguç : Salıncak.

Sallanğaç : Salıncak.

Sallankaç : Salıncak.

Sallankuc : Salıncak.

Sallanma araçları : Hız alarak sallanma olanağı sağlıyan halka, halat, trapez gibi asılma araçları.

Sallanmazlık : Alıcının çalıştırılırken sağlam bir desteğe oturtulmasından dolayı görüntülerdeki düzgünlük. Sallanmanın karşıtı.

Sallantı noktaları : Üç cisim probleminde, iki cisme göre üçüncü cismin dengede kalabileceği beş nokta.

Sallantılı : Sallantısı olan.

Sallantısız : Sallantısı olmayan.

Sallantu : Deprem.

Sallantuda olmah : Gecikme ya da kararsızlık yüzünden iş sürüncemede kalmak.

Sallar : Amasya şehrinde, Gümüşhacıköy ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Diyarbakır ili, Ergani ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yer. Düzce ili, merkez ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Karabük ili, Eskipazar ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.

Sallar tabanlı fırın : Isıl işlem parçaları, tabanın da sallayarak içinden geçiren fırın.

Sallasırt etmek : Başkasının malını, olurunu almadan sırtına alıp gitmek.

Sallaşıkta galmak : Gecikmek, kararsızlık yüzünden sürüncemede kalmak.

Sallaşmak : Uzun uzadıya uğraşmak. Kavga çıkartacak biçimde söz atmak ya da elle itişmek.

Sallatma : Sallatmak işi.

Sallatmak : Sallama işini yaptırmak.

Sallavcı : Abartıcı.

Sallayabilme : Sallayabilmek işi.

Sallayabilmek : Sallama imkânı veya olasılığı bulunmak.

Sallayış : Sallama işi.

Sallayıverme : Sallayıvermek işi.

Sallayıvermek : Ansızın sallamak.

Sallayi : Sıkışıp şaşırmadan.

Sebük sallamak : Hafif bulmak, yeyni görmek, ehemmiyet vermemek.

Sillah sallamak : Silah sıkmak, ateş etmek.

Şapşak sallamak : Dalkavukluk yapmak.

Tandıra sallanmak : Ev halkı ateşi sönmekte olan tandırın içine bacakları uzatarak halka biçiminde sıralanıp oturmak.

Sallabaş : Başı sürekli sallanan. Her sözü düşünmeden onaylayan.

Sallama : Sallamak işi. Sallama çay.

Sallama çay : Torbacık içinde sıcak suya daldırılarak yapılmış olan çay, poşet çay, torba çay, daldırma çay.

Sallamak : Düzenli bir biçimde ve hep aynı doğrultuda hareket ettirmek. Bir işi sürekli olarak başka bir zamana ertelemek, savsaklamak. Zor durumda bırakmak. Vurmak, atmak. Sarsmak. Beklenmedik bir başarı kazanmak. Uydurmak, kafadan atmak.

Sallandırma : Sallandırmak işi.

Sallandırmak : Sallanma işini yaptırmak. Asmak, idam etmek.

Sallanış : Sallanma işi.

Sallanma : Sallanmak işi.

Sallanmak : Bağlı bulunduğu yerde gevşek duruma gelip yerinden oynamak, kımıldamak. Güçlü bir biçimde sarsılmak, titremek. Makamından veya bulunduğu durumdan uzaklaşmak, yerini bir başkasına bırakmak tehlikesiyle karşılaşmak. Bir şey belli noktasından bir yere bağlı kalmak şartıyla, o noktanın iki tarafına aynı doğrultuda ve sürekli olarak gidip gelmek. Vaktini boş ve yararsız işlerle uğraşarak geçirmek, oyalanmak, savsaklanmak. Salıncak, hamak vb.nde kendini sallamak.

Sallantı : Sallanma işi. Sürüncemede bırakma, savsaklama.

Sallapati : Düşünmeden ve saygısızca davranan. Özensiz, dikkatsiz ve kaba saba yapılmış. Düşüncesizce, saygısızca ve patavatsız bir biçimde.

Sallapatilik : Sallapati olma durumu. Ciddiyetsizlik.

Sallasırt : Ağır bir nesneyi araç kullanmaksızın elle başka bir yere atma veya aktarma.

Diğer dillerde Salkowski deneyi anlamı nedir?

İngilizce'de Salkowski deneyi ne demek ? : salkowski’s test