Showstopper türkçesi Showstopper nedir

  • Son derece cazip ya da dikkat çekici kişi veya şey.
  • Aşırı derecede çekici veya göze çarpan kimse veya şey.
  • Bir gösterideki uzatılmış alkışları çeken gösterici veya sahne.
  • Gösteride uzun süreli alkışı hakeden oyuncu veya gösterinin bir sahnesi.

İngilizce Showstopper Türkçe anlamı, Showstopper eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Showstopper ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Show stopper : (bilgisayar) kullanışsız uygulamalara sebep olan ve gelişim devam ettikçe tamir edilmesi gereken yazılım veya donanım böceği.

Stopper : Lavabo, yıkanma teknesi v.b. araçlar içinde su biriktirebilmek için çıkış deliğine konan konik parça. Durduran kimse. Tıpalamak. Top kesici. Durdurucu. Tıkamak. Tapa. Tıpa takmak. Tıpa. Tıkaç.

Bit : Eksik etek. Ağırlık. Dizgin. İkili sayamak. Arı ikili sayılar dizgesinde kullanıldıklarında 0 ve 1 sayılarından biri. Gemlemek. Lokma. Figüranınkinden biraz daha önemli rol; kısa ama dikkati çeken bir tipin yaratıldığı rol. Bit (bilişim veya bilgisayar terimi). Kırıntı.

Attraction : Eğlence programı. Hukuk, fizik, kimya alanlarında kullanılır. Albeni. Getirtme. Çekici şey. Atom, yükün ve molekülleri birbirine yaklaştıran etkileşim. (genellikle, çift ucaylı iki parçacığı yöneltme, bir çift ucaylı parçacığı, ucaysız parçacıkta eyletme ve ucaysız parçacıklar arasındaki dağılım etkileriyle oluşur.). Alımlılık. Tanecikleri birbirine yaklaştıran kuvvet. Sempati. Atraksiyon.

 

Number : Numaralamak. Sayısını sınırlandırmak. Sayı. Müzik parçası. Saymak. Bir küme oluşturan nesnelerin ya da birimlerin niceliğini gösteren değer. Numara. Hoş şey. Olmak (belirli bir sayıda).

Attractiveness : Cazibeli olma. Albeni. Caziplik. Cazibe. Alımlılık. Çekicilik.

Act : Bölüm. Bir oyunda konunun ana parçalarından her biri bk. perde. Etki. Oyuncunun gerekli ses uygulayımı ve gövde hareketleri ile bir oyun kişisini canlandırması ya da göstermesi. Çeşitli güdülerden kaynaklanan ve tanısal bir içeriği olan amaçlı davranış. Yasa. Oynamak (rol). Etki etmek. Hareket etmek. Edim.

Turn : Çevirmek. Sapmak. Kıvırmak. Yetenek. Bir şeyi yapma sırası. Doğrultmak. Perende atmak. Geçmek. Ekşitmek. Vazgeçirmek.

Routine : Başka türlüsünü, daha kolay ya da yararlı olanı düşünmeksizin bir şeyi görülegeldiği gibi yapma alışkanlığı. 2-birkaç kuşak süren, kimisi giderek gelenekler arasında yer alan, karşı çıkıldığında direnme gücü zayıf toplumsal davranış örneği. Hergünkü işler. Alışılmış çalışma yöntemi. Görenek. Her zamanki. Program. Adet. Alışı. Alışılagelmiş. Alışılmış.