Sila nedir, Sila ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Silah.

Sıla, vatan.

Silaha, silahı.

Silah.

Sila ile ilgili Cümleler

  • Silahımı benimle getirdim.
  • Silahlar insanları öldürmez.
  • Biz üç el silah sesi duyduk.
  • Hiçbir silah keşfedilmedi.
  • “Silahaltında bulunan er ve erbaşlarla askeri öğrenciler ... oy kullanamazlar.”
  • Silahı bir kenara koy.
  • Onlar üç kişiydi ve hepsi silahlıydı.
  • Silahı bir kenara koydu.
  • Ali ölümcül silahla saldırıdan mahkum edildi.
  • Onlar teröristlere silah sağlamakla suçlandılar.
  • Polis, kaçıranların silahlı olabileceklerinden şüpheleniyor.
  • Silahını indir, Tom.
  • Silahlı kuvvetler şehri kuşattı.
  • “Üç serseri birbirleriyle silah silaha girmişler.”
  • Silahlarınızı uzaklaştırın.

Sila hakkında bilgiler

Śīla (Sanskritçe) ya da sīla (Pāli) Türkçeye "erdemli davranış", "ahlak", "etik" veya "ilke" olarak çevrilebilir. Budizm'de beden, zihin ya da konuşma yoluyla yerine getirilen, bilinçli bir çabayı içeren bir eylemdir. Üç uygulamadan (Sila, Samadhi, ve prajna) biri, pāramitāların ikincisi olarak kabul edilir. Düşünce, söz ve eylemin ahlaki saflığı anlamına gelir. Sila, Samadhi/Bhāvana olarak anılan zihin gelişiminin temelidir. İlkeleri izlemek yalnızca içsel olarak uygulayıcının zihinsel huzurunu desteklemekle kalmaz, aynı zamanda dışsal olarak topluluğun da huzurunu sağlamaya yardımcı olur. Karma Yasasına göre, ilkeleri izlemek bir takım faydalar getirir, huzur ve mutluluk verici etkilere yol açacak nedenler oluşturur. Sila ahlaki davranışın genel ilkeleri olarak kabul edilir. Birçok seviyede sila mevcuttur, bunlardan "temel ahlaka" (Beş İlke), "çileci temel ahlaka" (Sekiz İlke), "öğrenci rahiplere" (On İlke) ve "rahiplere" (Vinaya ya da Patimokkha) yönelik olanları vardır. Sıradan halk genelde tüm Budist okullarında ortak olan Beş İlkeyi izler. Ancak isterlerse, temel çileci uygulamaları barındıran Sekiz İlke’yi izleyebilirler. Vinaya, rahip ve rahibelerin izlemesi için geliştirilmiş ahlaki kurallardır. Bunlar arasından Patimokkha, Therevada geleneğinde 227 maddelik bir kural setidir.

 

Sila ile ilgili Atasözü veya Deyim

(birine) silah çekmek : silahla vurmaya davranmak silahla vurmak.

eli silah tutmak : silah kullanabilmek.

gece silahlı, gündüz külahlı : “kimseye sezdirmeden kötü işler yapan kimse” anlamında kullanılan bir söz.

gündüz külahlı, gece silahlı : gerçekte iyi olmadığı hâlde iyi gibi görünen kimseler için kullanılan bir söz.

silah atmak : silahtan mermileri boşaltmak.

silah başına : silah başı etmek için verilen komut.

silah patlamak : silah ateş almak Mecaz anlamı savaş başlamak.

silah silaha girmek : karşılıklı olarak ateş etmek.

silaha davranmak : kullanmak için silahına el atmak.

silahaltına almak : askerlik görevine başlatmak.

silahaltında bulunmak : askerlik görevini yapmak.

Sila anlamı, kısaca tanımı

Asetat silajları : Uygun olmayan koşullarda yapılan, asetik asit üreten bakterilerin fermantasyonda etkin rol oynaması sonucu yüksek düzeyde asetik asit ve düşük düzeyde laktik asit oluşan, amino asitlerin deaminasyonu sonucu amonyak düzeyinin arttığı, hayvanlar tarafından az tüketilen silajlar

 

Balık silajı : Bütün veya kıyılmış biçimdeki balık etlerinin belli orandaki asitlerle işlenmesi ve balık enzimlerinin aktivitesi sonucu elde edilen ve hayvan beslemede protein kaynağı olarak kullanılan bir yem hammaddesi.

Buğday hasılı silajı : Buğday bitkisinin taneleri süt-hamur oluşumu devresinde biçilerek silajının yapılması.

Ceratophyllus silantiewi : Oropsylla silantiewi.

Chrysops silacea : Loa loa adlı nematoda ara konaklık yapan sinek türü.

İyi silaj : Kaliteli silaj.

Kaliteli silaj : Aneorobik ortam sağlanan, sirke kokusunu andıran rahatsız edici olmayan iyi bir kokuya sahip, doğal bitki rengi veya zeytin yeşili renginde, pH 3.8- 4.2 arasında ve kullanılan bitkide doku bütünlüğü olan silaj, iyi silaj.

Laktat silajları : Düşük pH ve yüksek konsantrasyonlarda laktik asitle belirgin silajlar. Bu silajlar kaliteli silajlar grubunda olup enerji içerikleri yüksek ve dayanma süreleri uzundur.

Mısır hasılı silajı : Kuru maddesi % 30-40 düzeyinde, taneleri süt hamur oluşum döneminde ve 4-5 cm uzunluğunda doğranan mısırdan yapılan silaj.

Oropsylla silantiewi : Mançurya dağ sıçanlarında parazitlenen ve vebaya vektörlük yapan pire türü, Ceratophyllus silantiewi.

Ot silajı : Kuru maddesi yüksek (ortalama % 50) yeşil yemlerin biçildikten sonra doğranarak hava ve su sızdırmayan silo yapılarında silajlanması suretiyle elde edilen, kuru otla silaj arasında bir fiziksel karaktere sahip olan yem, otlaç, heyleç.

Silah bağlanmak : Silâh kuşanmak, silâhlanmak.

Silah başı etmek : Askerlikte, verilen komut üzerine herkes görevi başına geçmek.

Silah çatmak : Silahları uç uca çapraz bir biçimde dayayarak durdurmak.

Silah sesi : Sahne arkasından verilen silah sesi etmeni.

Silahbastı : Kollu kadın yeleği.

Silahçı : Silah yapan veya satan kimse.

Silahendaz : Gereğinde karaya çıkarılan, özellikle tüfeklerle donatılmış deniz eri.

Silahlama : Silahlamak işi.

Silahlamak : Silahlandırmak.

Silahlandırılma : Silahlandırılmak işi.

Silahlandırılmak : Silahlandırma işine konu olmak.

Silahlandırma : Silahlandırmak işi.

Silahlandırmak : Silahlı duruma getirmek.

Silahlanma : Silahlanmak işi. Silahını veya silahlı kuvvetlerini çoğaltma ve güçlendirme.

Silahlanmak : Silahlı duruma gelmek.

Silahlık : Kışlada erlerin silahlarını yerleştirip bıraktıkları yer. Tabanca, bıçak ve benzerleri silahları yerleştirmek için kullanılmış olan, kat kat, enli, meşin kemer.

Silahsız : Silahı olmayan. Silahı olmadan.

Silahsız şerit : Sığır tenyası.

Silahsızlandırma : Silahsızlandırmak işi.

Silahsızlandırmak : Silahsızlanmasına sebep olmak, silahsızlanmasını sağlamak, silahlarını bıraktırmak.

Silahsızlanma : Genel barış ve güvenlik için silah gücünü, silah kuvvetlerini azaltma veya büsbütün ortadan kaldırma. Dünyada genel barışı sağlamak ereğiyle devletlerin karşılıklı olarak silah gücünü azaltma ya da tümüyle ortadan kaldırma çabası.

Silahsızlanmak : Silahlanmaktan vazgeçmek.

Silahşorluk romanı : Kahramanları eski şövalyeleri andıran roman.

Silahtar : Osmanlılar döneminde padişah, sadrazam, vezir ve benzerleri devlet büyüklerinin silahlarına bakan ve koruyan kimse. Kayseri şehrinde, Felâhiye ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

Silahtar bölüğü : Kapıkulu süvarisinin savaşa giderken askerin geçeceği yolları temizlemekle görevli ikinci bölüğü.

Silahtar hazinesi : Topkapı sarayında, yönetim ve gözetimi dolayısıyle anahtarı silahtarağada duran ve içinde değerli silahlarla eşyalar saklı olan yer.

Silaj beli : Sıkışık silaj kütlesinden hayvanlara yedirmek üzere silaj yemi almada kullanılan alt kenarı keskin ve geniş “V” biçiminde özel bir bel, kürek.

Silaj bıçağı : Sıkışık silaj kütlesinden silaj yemi almada kullanılan, ağzı geniş dişli, sapında iki küçük tutma kolcuğu bulunan özel bir bıçak.

Silaj boşaltma makinesi : Kule tipi silolardan silaj boşaltmaya yarayan, kendi ekseni ve silaj yüzeyinde dairevi dönerek tırmalayıp toplayıcı helezon ve püskürtme tertibatı bulunan bir makine.

Silaj inhibitörleri : Silajda katkı maddesi olarak kullanılan ve formik asit gibi endüstriyel asitlerin genel adı.

Silaj katkı maddeleri : Silolama işlemi sırasında eklenen uyarıcılar; inokulantlar, enzimler, melas, sukroz, glikoz gibi şekerlerle inhibitörler; propiyonik asit, formik asit, süt asidi gibi asitler yanında amonyak formaldehit, sülfürdioksit gibi kimyasallar; tuz, üre, peynir altı suyu, hayvan pancarı, patates, pancar posası gibi tüm bu maddelerin silaja katılmasıyla silajın besin madde içeriğini artırmak hem de iyi bir fermantasyon sağlamak için kullanılan maddeler, silolama yardımcı maddeleri.

Silaj mikrobiyolojisi : Silaj kalitesine bağlı olarak silajda oluşan yararlı laktik asit bakterileri veya zararlı mikroorganizma topluluğunun ifadesi.

Silaj peletleri : Isı yardımıyla kurutulan silajın kalıp deliklerinden mekanik işlemle sıkıştırılarak geçirilmesi suretiyle pelet formuna getirilmiş biçimi.

Silaj silosu : Dayanma veya kullanma sürelerine göre sürekli veya geçici olan; yığın, çit, saman balyası, preslenmiş balya, ahşap, briket, taş, tahta, tuğla, beton veya metal gibi malzemelerden yapılabilen; tiplerine göre kule veya kuyu tipinde düşey veya hendek tipi yüzeysel; silindirik, köşeli, üç yanı kapalı bir yanı açık veya iki yanı kapalı iki yanı açık biçimlerinde olabilen, silajın yapıldığı ve saklandığı yer.

Silaj testeresi : Sıkışık silaj kütlesinden silaj yemi almada kullanılan, motorlu ağaç testeresine benzer özel bir testere.

Silaj yemleri : Yeşil yemlerin ve su bakımından zengin diğer yemlerin uzun süre bozulmadan saklanmasını sağlamak üzere, belirli koşullarda bir mayalanma devresi geçirmeleri sonucu elde edilen asitli yemler, ekşitilmiş yemler, silo yemleri.

Silajlarda süt asidi bakterilerinin oluşumu : Yeşil yemlerin soldurularak ve parçalanarak oksijensiz ortam, uygun ısı, pH ve karbonhidratça zengin ortamla laktik asit bakterilerinin ortama hâkim olması.

Silajlarda süt asidi tayini : Silaj kalitesini belirlemede kullanılan, silajda yüksekliğiyle silaj kalitesinin iyi olduğu hakkında bilgi veren ve laktat kiti kullanılarak yapılan analiz.

Silajlarda zararlı mikroorganizmalar : Aerobakter, Escherichia coli gibi aerob bakteriler; sakkarolitik ve proteolitik tereyağı asidi bakterileri, anaerob bakteriler, mayalar ve küf mantarları olmak üzere zararlı mikroorganizmalar.

Silal : Yaklaşık %5 Si içeren sıcaklığa daynaklı demir.

Silan : Formülü SiH4 , k.n. -112 °C olan suda bozunan, keskin kokulu renksiz bir gaz. Monosilan. Silikometan. Silkohidrür.

Silar : Yabaneriği.

Soldurulmuş silajlar : Erken hasat edilmiş yeşil bitkilerden yapılan silajlarda fermantasyonunun daha iyi gerçekleşmesini sağlamak ve klostridial aktiviteyi en az düzeye indirmek için silajın kuru maddesini arttırmak amacıyla silolanmadan önce güneşte bekletilerek su oranının azaltılması işlemi.

Sorgum silajı : Mısır silajı gibi enerjice zengin, birim alandan fazla ürün elde edilen, kolay silolanan sorgum bitkisinden yapılan silaj.

Uyarıcı katılan silaj : Silajlarda laktik asit üretimini en yüksek düzeye çıkararak yemlerin iyi bir biçimde konservasyonunu sağlamak için laktik asit bakterileri, laktobasiller, pediokoklar, streptokoklar ve mayalar gibi inokulant, selülaz, amilaz, hemiselülaz, pektinaz ve proteaz gibi enzim ve melas, sukroz ve glikoz gibi şekerlerden birinin veya birkaçının katıldığı silaj.

Yonca silajı : Baklagiller familyasından olan yoncanın proteince zengin olması nedeniyle silajının zor yapılması ve bu nedenle uygun fermantasyon için melas, tahıl kırmaları, tuz, peynir suyu, laktik asit bakteri kültürleri katılması tavsiye edilen ve silaj yapımında geleneksel silaj yapım kuralları uygulanan silaj.

Yulaf hasılı silajı : Yulaf bitkisinin taneleri süt-hamur oluşumu devresinde biçilerek silajının yapılması.

Ateşli silah : Patlayıcı madde aracı ile mermi atan top, tüfek vb. silah.

Kimyasal silah : İnsan, hayvan ve bitkiler üzerinde zehirli maddelerle ölümcül olaylara neden olan silah.

Konvansiyonel silah : Taraflarca gücü, niteliği bilinen ve klasik olarak kabul edilen nükleer ve kimyasal silah dışında kalan savaş aracı.

Lav silahı : Uzun menzilli, ateşli bir silah türü.

Nükleer silah : Nükleer enerji ile yıkım gücü sağlayan silah.

Pompalı silah : Pompası olan, içindeki mermiyi mekanik olarak veya basınçlı hava yardımıyla fırlatan silah.

Silah : Savunmak veya saldırmak amacıyla kullanılan araç. Savunmak veya saldırmak için kullanılan nesne, etken araç. Bir konuda etkili her şey.

Silah arkadaşı : Birlikte savaşanlardan her biri. Aynı ülküyü benimseyen kimseler.

Silahaltı : Askerlik görevi.

Silahçılık : Silahçı olma durumu.

Silahhane : Silahların saklandığı, korunduğu yer.

Silahlı : Silahı olan.

Silahsızlık : Silahsız olma durumu.

Silahşor : Silah kullanmada usta olan kimse. Bir ideolojiyi bağnaz bir biçimde savunan kimse.

Silahşorluk : Silahşor olma durumu.

Silahtar ağa : Osmanlı döneminde görevi sarayda padişahı korumak, törende padişahın kılıcını taşımak olan kimse.

Silaj : Taze bitkilerin kıyılmış biçiminin bir siloda sıkıştırılarak korumaya ve saklamaya alınması yöntemi.

Diğer dillerde Sil damgası anlamı nedir?

İngilizce'de Sil damgası ne demek ? : dekte character, del