Tıkı nedir, Tıkı ne demek
Yerel Türkçe'deki anlamı:
Sağır, vurdumduymaz.
Yağ çıkarılan araç, yayık.
Küçük tencere.
Parça, lokma, dilim(genellikle et, ekmek, peynir ve benzerleri için).
Küçük yayık.
Yaşı büyük, bedeni az gelişmiş, akıllı çocuk.
Az, bir parça.
Tıkı ile ilgili Cümleler
- Tom'un işleri tıkırında.
- Her şey tıkırında.
- On kişi küçük bir odaya tıkıştırıldı.
- Tıkır tıkır çalıştı.
- Kapıda bir tıkırtı vardı.
- Kimi zaman da her şeyin tıkırında gittiğini düşünüp, haydi bir gece daha yaşasınlar, diyorum.
- Şişmanlıyorum, neden yine bir domuz gibi tıkındım?
- Ali tıkılı kaldı.
- Deprem evin tıkırdamasına neden oldu.
- Ali her gün küçük ofisinde tıkılı kalmaktan hoşlanmaz.
- Tom'un herşeyi tıkırındaymış gibi görünüyordu; fakat gerçek bundan çok farklıydı.
- Deprem vurduğunda masanın üstündeki her şey tıkırdamaya başladı.
Tıkı ile ilgili Atasözü veya Deyim
domuz gibi tıkınmak (veya yemek) : oburcasına çok yemek.
işi yolunda (veya tıkırında) gitmek (veya olmak) : iş düzenli ve istenilen biçimde yürümek.
tıkırı yolunda olmak (veya gitmek) : varlıklı olmak, hâli vakti yerinde olmak.
tıkırında gitmek (veya olmak veya yürümek) : işler yolunda ve düzenli gitmek.
tıkırını yoluna koymak : geçim düzenini iyi olarak sağlamak.
Tıkı tanımı, anlamı
Dizisel tıkız küme : Bir ilingesel uzayda A içinden alman her bir diziden A daki bir noktaya yakınsayan bir yakınsak altdizi seçilebilen A altkümesi
Göreceli tıkız küme : Bir Hausdorff uzayında kaplamı tıkız olan altküme.
Göreceli tıkız uzay : Üzerine kondurulan ilingeyle donatılmış göreceli tıkız küme.
Göreceli tıkızımsı küme : Bir ilingesel uzayda kaplamı tıkızımsı olan altküme.
Göreceli tıkızımsı uzay : Üzerine kondurulan ilingeyle donatılmış göreceli tıkızımsı küme.
Ikış tıkış : Ağzına kadar dolu, çok kalabalık.
O tıkız uzay : Sayılabilir sayıda tıkız kümenin bileşimine eşit olan yerel tıkız uzay.
Sayılabilir tıkız küme : Bir Hausdorff uzayında, sayılabilir çokluktaki her açık örtüsü sonlu bir altörtü varlayan altküme.
Tıkıcık : Parça, lokma, dilim(genellikle et, ekmek, peynir ve benzerleri için). Azıcık.
Tıkıç : Dolgun, yuvarlak fasulye. Çok dolu, sıkı, sıkışık. Kısa boylu, şişman. Tıkaç, tıpa.
Tıkık : Öç.
Tıkıl : Küçük parça, tane : Çaya dört tıkıl şeker attım. Küçük topak : Çorbada un iyi ezilmezse ağıza bir takım tıkıl tıkıl şeyler gelir. Domates. Küçük ve yuvarlak şeyler.
Tıkıl mıkıl : Yavaş yavaş.
Tıkıl tıkıl : Gereksiz şeylerle çok dolu olma için. Uyumlu, düzenli, tıkır tıkır (arabanın gitmesi için). Güçlükle: Bu çuvalı tıkıl tıkıl getirdim.
Tıkılcık : Havanın üst katmanlarında soğuktan donarak yuvarlak buz taneleri biçiminde yağan yağmur, dolu.
Tıkılcuk : Tulumba tatlısı.
Tıkıldı : Tıkırtı.
Tıkılnaz : Küçük ve yuvarlak şeyler.
Tıkındakları toplamak : Vermiş olduğu karardan dönmek.
Tıkınnı : Sert, katı.
Tıkır mıkır : 1.Uyumlu ve sürekli çıkarılan ses için : Mesemekten tıkır mıkır iniyor. 2.Hafif gürültü için.
Tıkırak : Davar ya da köpeklerin boynuna takılan çan.
Tıkıramak : Görüşmek, konuşmak : Gel de seninle o mesele hakkında iki tıkırayıverelim.
Tıkırcın : Dokuztaş oyunu.
Tıkırdak : Takunya. Bir çeşit yabanördeği. Toprak sürahi. Davar ya da köpeklerin boynuna takılan çan. Koyunlara takılan küçük çan.
Tıkırdaklı : Geveze.
Tıkıs : 1.Sıkılık, darlık (ayakkabı ve benzerleri şeyler için) 2.Parasızlık. Ekime elverişli olmayan, sert, katı (toprak için).
Tıkısa : Genç köknar ağaçlarının kabuklarında bulunan kabarcıklardaki sıvı.
Tıkış : Tok : Karnım tıkış. Çıkık alınlı kişi. Kuru incir.
Tıkışlamak : Tabanca ya da tüfek atmak : Ahmet Ağa her gün tıkışlar.
Tıkıştırabilme : Tıkıştırabilmek işi.
Tıkıştırabilmek : Tıkıştırma imkânı veya olasılığı bulunmak.
Tıkıştırılma : Tıkıştırılmak işi.
Tıkıştırılmak : Üst üste serilmek.
Tıkıt : Kaydırak oyununda nişan alınmak için dikilen şey. Sağlam ve kusursuz (gemicilikte).
Tıkıtıkına : Tastamam, eşit, tam, uygun : Saat yerine tıkıtıkına geldi.
Tıkıverme : Tıkıvermek işi.
Tıkıvermek : Çabucak veya kısa sürede tıkmak.
Tıkız açık ilinge : Anlamdaş. tıkız yakınsama ilingesi.
Tıkız doku : Kemikte periosteum'dan sonra gelen, en sert ve en dayanıklı kısmı oluşturan ikinci kat, substansiya kopmakta.
Tıkız işleç : E ile F iki yerel dışbükey uzay olmak üzere, E içinde sıfırın uygun bir U yöresi için T (U) görüntüsünün öntıkız olmasını sağlayan doğrusal dönüşümü.
Tıkız küme : Bir Hausdorff uzayında, her açık örtüsünden sonlu bir altörtü seçilebilen altküme. [Bakınız: kompakt küme].
Tıkız ölçevli uzay : Tıkız ve ölçevlenebilir ilingesel uzay.
Tıkız uzay : Tikizimsi Hausdorff uzayı. [Bakınız: kompakt uzay].
Tıkız üreteçli öbek : Birim öğenin tıkız bir yöresince üretilen ilingesel öbek.
Tıkız yakınsama ilingesi : F bir yerel dışbükey uzay, T bir Hausdorff uzayı ve n bunun tüm tıkız altkümeleri takımı olmak üzere, T den F ye tanımlanmış bütün sürekli işlevlerin oluşturduğu doğrusal uzayı yerel dışbükey yapan -ilingesi. bk. tıkız-açık ilinge.
Tıkızı kırık : Gözü kör.
Tıkızımak : Dar gelmek.
Tıkızımsı küme : Bir ilingesel uzayın altuzay ilingesine göre tıkızımsı olan altkümesi.
Tıkızımsı uzay : Her açık örtüsünden sonlu bir altörtü seçilebilen ilingesel uzay.
Tıkızlama : Y bir tıkız uzay olmak üzere, bir X ilingesel uzayının Y içine gömülmesi. İnce toz durumundaki filizleri öteki özdeklerle karıştırıp sıkıştırarak, ısı altında ya da soğuk olarak birbirine tutturma yoluyla katılaştırma işlemi.
Tıkızlı : Muş şehrinde, Aktuzla bucağına bağlı bir yerleşim birimi.
Tıklım tıkış : Tıklım tıklım.
Yerel tıkız uzay : Her bir noktasının bir tıkız yöresi var olan Hausdorff uzayı. [Bakınız: yerel kompakt uzay].
Ikına tıkına : Ikına sıkına.
İşi tıkırında : İşi çok uygun, çok iyi.
Keyfi tıkırında : İşi, sağlığı, mutluluğu yerinde olan (kimse).
Sıkış tıkış : Çok sıkışık, kalabalık.
Tıkılma : Tıkılmak işi.
Tıkılmak : Tıkma işi yapılmak. Dar, sıkıntılı bir yerde bulunmak, sıkışmak. Hapsedilmek.
Tıkım : Ağzın alabileceği büyüklükte lokma.
Tıkımlanma : Tıkımlanmak işi.
Tıkımlanmak : Eline geçeni çok çabuka yemek.
Tıkınma : Tıkınmak işi.
Tıkınmak : Eline geçen yiyeceği oburca yemek. Yemek yemek.
Tıkır : Tıkırdayan, birbirine vuran, çarpan şeylerin çıkardığı ses. Para.
Tıkır tıkır : Düzenli bir biçimde, ara vermeden, aksamadan.
Tıkırdama : Tıkırdamak işi.
Tıkırdamak : "Tıkır tıkır" ses çıkarmak, tıkırtı yapmak.
Tıkırdatma : Tıkırdatmak işi.
Tıkırdatmak : Tıkırdamasını sağlamak, tıkırdamasına sebep olmak. Yemeği bir taşım kaynatmak.
Tıkırında : Yolunda, düzen içinde.
Tıkırtı : Tıkırdayan bir şeyin çıkardığı sesin adı.
Tıkış tıkış : Sıkışık bir durumda.
Tıkışık : Tıkışmış olan.
Tıkışıklık : Tıkışık olma durumu. Bir yerde aşırı kalabalık olma durumu, izdiham.
Tıkışma : Tıkışmak işi.
Tıkışmak : Birlikte bir yere tıkılmak.
Tıkıştırma : Tıkıştırmak işi.
Tıkıştırmak : Boş yer kalmayacak biçimde doldurmak, gelişigüzel koymak, tıka basa sokmak. Acele ile birine bir şeyi yedirmeye çalışmak. İyice çiğnemeden yutarak yemek.
Tıkız : Tıknaz. Yoğunluğu çok, katı. Çok sıkıştırılmaktan veya çok sıkı doldurulmaktan katılaşmış, sıkı.
Tıkızlaşma : Tıkızlaşmak işi.
Tıkızlaşmak : Tıkız duruma gelmek.
Tıkızlık : Tıkız olma durumu.
Diğer dillerde Tıkayıcı ürolitiyazis anlamı nedir?
İngilizce'de Tıkayıcı ürolitiyazis ne demek ? : obstructive urolithiasis

Bu kısımda Tıkı nedir? Tıkı ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Tıkı tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Tıkı hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.