Tower türkçesi Tower nedir

  • Sahne içinde, yanlarda, basamaklı, üzerine gereken aygıtlar konulabilen, yüksek çelik kule.
  • Burç.
  • Hisar.
  • Dikey şasi.
  • Yükselmek.
  • Sığınak.
  • Kale gibi yükselmek.
  • Işıldak kulesi.
  • Kule.
  • Kale.

Tower ile ilgili cümleler

English: Do you know where Tokyo Tower is?
Turkish: Tokyo kulesinin nerede olduğunu biliyor musunuz?

English: He pointed to the tower over there.
Turkish: O, oradaki kuleyi işaret etti.

English: "What's this big tower in the center of Berlin?" "It's the Fernsehturm!"
Turkish: "Berlin'in merkezindeki bu büyük kule nedir?" "O, Fernsehturm'dur!"

English: Did you visit the Tower of London?
Turkish: Londra Kulesini ziyaret ettiniz mi?

English: He's playing a tower defense game.
Turkish: Erkek bir kule savunma oyunu oynuyor.

 
 

Tower ingilizcede ne demek, Tower nerede nasıl kullanılır?

Tower above : Geçmek. Üstünden yükselmek. Üstün olmak.

Tower block : Çok katlı ve yüksek bina bloğu. Yüksek apartman. Gökdelen. Apartman. Yüksek bina. Yüksek büro binası.

Tower case : Kule kasa. Genellikle zemine yerleştirilen dikey bilgisayar kasası. Kule tarzı bilgisayar kasası.

Tower clock : Kule saati.

Tower crane : Kule vinç. Kule vinci.

Tower over : Üstünden yükselmek. Sivrilmek.

Tower of david : Davut kulesi. Kudüs'ün eski şehri'nin duvarları üzerinde inşası hz. davut'a dayandırılan kale.

Tower silo : Yeşil yemlerin silajında kullanılan hava ve su sızdırmaz, emayeli çelik silo, harvestore silo. Harvestore silo. Kule silo. Kule tipi silo.

Tower hoisting : Kuleyle çıkarma.

Tower telescope : Ayna ve mercekleri, yeryüzündeki sıcaklık değişimlerinden ve hava akımlarından kurtarmak, böylece daha iyi gözlem koşulları sağlamak amacıyla, yüksek bir kule üstünden ışığı alıp kule içindeki alıcıya gönderen gözlem düzeni. Kule ırakgörürü. Kule teleskopu.

İngilizce Tower Türkçe anlamı, Tower eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Tower ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Turret : Taret. Mercek tablası. Döner başlık. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır. Küçük kule. Döner kule. Ufak kule. Döner taret. Torna bağlama aynası.

Predominate : Üstün gelmek. Üstün olmak (sayı veya nüfuz veya kuvvet veya etki veya derece açısından). Baskın olmak. Çoğunlukta olmak. Ağır basmak. Üstün olmak. Hakim olmak. Galip gelmek.

Loom : Dokuma. Tezgah. Kürek bedeni. Dokuma tezgahı. Karaltı gibi görünmek. Belirmek. Uzakta belirmek. Görünmek. Belli belirsiz görünmek.

Constellations : Gruplaşma. Takımuydu. Konstelasyon. Gökyüzündeki görünüşleri belli bir şeyin şekline benzetilen veya mitsel bir varlığı temsil ettiği dü. Birbiriyle ilişkili ya da benzer insanlar ya da şeylerin oluşturduğu grup. Seçkinler topluluğu. Birbiriyle bağlantılı ya da birbirine benzeyen insanların ya da şeylerin oluşturduğu grup. Takımyıldız.

Bombshelter : Bomba sığınağı. Bomba saldırılarına karşı koruma sağlayan sığınak.

Covert : Örtülü. Örtücü tüy. Gizli. Kaplama. Avlak. Örtü tüyü. Av kuşlarının saklandığı sık örtü. Kuşlarda kanat tüylerini örten tüy.

Boomerang : Geri tepmek. Aleyhe dönmek. Geri tepen plan. Aleyhe dönen durum. Bumerang.

Rear : Şahlanmak. Dikmek. Arkadaki. Yükseltmek. Büyütmek. Geri. Bakmak. Kaldırmak. Art.

Asylums : Barınak. Sığınmak. Himaye. Melce. Muhafaza. İltica. Akıl hastanesi. Tımarhane. Sığınacak yer.

Tower synonyms : mooring mast, shot tower, power pylon, barbacan, church tower, supporting tower, mooring tower, fortresses, chartreuse, astrological sign, clock tower, be in the ascendant, bump up, bunkered, pinnacles, air raid shelter, horoscopes, ascend, structure, construction, boom, donjons, deskside, bolt hole, cove, arose, arises, hulk, fortlet, arisen, steeples, control tower, minaret.

Tower ingilizce tanımı, definition of Tower

Tower kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : A mass of building standing alone and insulated, usually higher than its diameter, but when of great size not always of that proportion. To be lofty or very high. To rise and overtop other objects. To soar into. Hence, to soar.