Yeri nedir, Yeri ne demek
Yerel Türkçe'deki anlamı:
Yürü.
Utanmaz: Yêriliğin cezasını çekti.
Yeri ile ilgili Cümleler
- Ali kendisi yerine Mary'yi suçladı.
- Sırf iri, kara gözlerindeki endişe dinsin diye, itiraz etmeden her isteğini yerine getirdim.
- Bu heriften bıktım. Macit'ten kalır yeri yok.
- Öğretim ve öğrenim yerini de ister istemez politik tartışmalar almıştı.
- En hafif bir hareketi kalbimizi yerinden oynatmaya yeterdi.
- Yerinde olsam Tom'a ondan bahsederim.
- Müttefikler yeri göğü ve bütün köşe başlarını tutmuştur.
- Bu yerinde sayan kafamıza ne ad takmalı?
- A hiç olur mu cümlesini de laf kıtlığında laf olsun âdet yerini bulsun diye söylemişti.
- Yeri ovalamak için çıplak ellerini kullanma.
- Yerimde olsan ne düşünürsün?
- Sol cenah uzun ve merhametsiz gülleler altında yerinden oynuyor.
- Her şey denk düşüyor, müthiş bir düzenle yerli yerine oturuyordu.
- Affedersiniz, beni burada görürse kızar diye ok gibi fırladı.
- Mamafih, artık iler tutar yeri kalmayan paltosunu eskiciye satmak suretiyle bu kararını biraz daha uzattı.
- Memleketin ne tarafına gitsem haritayı şaşırıyor, bilgisizliğimden yerin dibine geçiyordum.
- Bu yerin savunulması zor olacaktır.
- Süleymaniye'nin avlusunu dolaşırken, utancımızdan yerin dibine gireceğimiz geldi.
- Havayı kokladı, sonra bütün gücüyle yeri göğü inleten bir kişnemeyle kişnedi.
- Ben genellikle dışarıda yemek yerim.
- İsteğiniz yerine geldi.
- Şirket su veremeyecekse taahhüdünü yerine getirmediği için dağıtılır.
- Anasını durmadan nefes aldırmadan azarlıyor, babasını adam yerine koymuyor, ağzını açarken susturuyordu.
- Bu kadını zaman zaman aptal yerine koymam, büyük aptallık galiba.
- Ali ve ben nadiren birlikte yemek yeriz.
- Kaybolan kitaplarımı yerine koyamadım.
- Beni bir ahmak yerine koyarak bu yığını babamın rahat rahat uyuduğu bir yatak diye göstermesi...
- Boyu bosu yerinde, yakışıklı adam.
- Bayanın kocası olan şişman adamcağız, sözü sohbeti yerinde, efendiden bir adam.
- Ağzımın içi yangın yerine dönüp yine de ağrılar kesilmeyince çok sıkıntılı bir vaziyete düştüm.
- Yeri gelmişken delikanlılara bir öğüt notu daha düşeyim.
- Yerinde olsam onun hakkında Tom'a söylemem.
- Bugün keyfim yerinde olmadığından, arz odasına gelemeyeceğim.
- Tan yeri ağarmış, gündüz olmaya başlamıştı.
- Depremden sonra gönderilen battaniyeler yerini buldu.
- Üç hafta boyunca komada kaldıktan sonra, Tom'un bilinci yerine geldi.
- Bir hikâye anlatır, erkekleri yerin dibine batırır çıkarırdı.
- Şimdi de mahalle bakkallığını mı yiyim yeri yaptın?
- Hiçbir kahvaltı simitle çayın yerini tutamaz.
- Biz yazın genellikle dışarıda sundurmada yemek yeriz.
- Bu adamın hâli vakti yerinde.
- Kendisini en zayıf yerinden yakalamak istediğinden şüphelenir gibi.
- Yerinde olsam Tom'u dinlerim.
- İyi, sefa geldiler, hoş geldiler, başımızın üstünde yerleri vardı elbet.
- Aralarında yaşlı başlı, kelle kulak yerinde, efendiden adamlar da var.
- En ufak bir şeyden sevinir, yerlerinde duramaz olurlar.
- Hem de yetişkin, yosma bir kadın beni erkek yerine koymuştu.
- Ertesi gün cenaze kaldırılırken yer yerinden oynamalıydı.
- Bu keyif düşkünü memurlar suya sabuna dokunan işlere karışmadıklarından senelerce yerlerinde kalırlar.
- ... birçok yalılar ve köşklerse ... şimdi sazları ve sözleri susmuş olmakla beraber yine yerli yerindeydi.
- Ne var ki kapıyı tekrar açtığında, çöp poşetinin yerinde yeller estiğini gördü.
- Yerine götürmemi ister misin?
- Hayatını değiştirme kararımı yerinde bulması beni de memnun etti.
- Yeni nazır olmuşsun, yerini ısıtmaya bakacaksın, yüzyıllardır düzelmemiş işleri düzeltecek değilsin ya!
- Ben iğne olmak yerine, ilaç almayı tercih ederim.
- Sağlığım yerine geldi.
- Odanın içinde birdenbire kızılca kıyamet kopmasın mı zavallı halamın yüreği yerinden oynamış.
- Yapılanların su götürür yeri kalmadı.
- Bu kadın da iyi kadındır. Bunu da seviyorum ama Naime ilk göz ağrısıydı. Yeri başkadır.
Yeri hakkında bilgiler
Yerı (— ы). Kiril alfabesinin 29. harfi olan bu harfin Latin alfabesindeki karşılığı "I" veya "Y"dir. İ'ye yakın bir I sesi veya Y gibi telaffuz edilir.
Yeri ile ilgili Atasözü veya Deyim
adet yerini bulsun diye : gerekli görüldüğü için değil, yalnız alışılmış olduğu için anlamında kullanılan bir söz.
ağır taş yerinden oynamaz : ağırbaşlı insan kimsenin oyuncağı olmaz, onu yıpratmaya kimsenin gücü yetmez anlamında kullanılan bir söz.
ağzının içi yangın yerine dönmek : ağzının tadı bozulmak, tat alma duyusunu yitirmek.
ahmak yerine koymak : bir kimseye aptalmış, anlamazmış gibi davranmak.
anan güzel idi hani yeri, baban zengin idi hani evi : hiçbir duruma güvenilmez, bizim olan şeyler elimizde sürekli olarak kalmazlar anlamında kullanılan bir söz.
anası yerinde : anne gibi kabul edilen (kadın).
aptal yerine koymak : hiçbir şeyden anlamaz, bilmez sanmak birine, aptal gözüyle bakmak.
arı gibi eri olanın dağ kadar yeri olur : çalışkan kişileri olan aile ve toplumlar, her yerde bol kazanç elde ederler anlamında kullanılan bir söz.
ateş düştüğü yeri yakar : bir acıyı onu çekenden başkası tam anlayamaz veya aynı ölçüde üzülemez anlamında kullanılan bir söz.
bastığı yeri bilmemek : çok sevinmek şaşkınlıktan nerede olduğunu seçememek, durumunu kontrol edememek.
baş üstünde yeri var : büyük bir saygı ve ilgi ile karşılanır veya ağırlanır anlamında kullanılan bir söz.
başı üstünde yeri olmak : her zaman iyi karşılanmak, ağırlanmak bir düşünce veya davranışı uygun bulmak.
başı yerine gelmek : zihin yorgunluğu geçmiş olmak.
(bir şeyin) yerini tutmak : bulunmayan bir nesnenin yerini almak, onu aratmamak görevinden ayrılan birinin yaptığı işi yapabilmek.
(birinden veya bir şeyden) aşağı kalır yeri (veya yanı) yok : nitelikleri bakımından başkalarıyla karşılaştırıldığında eksiği olmayan, denk olan.
(birini) adam yerine (veya hesabına) koymak : adamdan saymak, varlığını kabul etmek.
(birini, bir yeri) haraca bağlamak : bir kimseyi belli zamanlarda kendisine belli miktarda para vermeye zorlamak.
boş yerine vurmak : böğürlerine vurmak.
boy bos yerinde : uzun ve biçimli.
cami yıkılmış ama mihrabı yerinde : yaşlandığı hâlde güzelliği bozulmamış (kadın) anlamında kullanılan bir söz.
canı yerine gelmek : yorgunluğu geçmek sağlığını, gücünü kazanmak.
deve deve yerine çöker : yitirilen değerli kimsenin, elden çıkan değerli şeyin yeri boş kalmaz anlamında kullanılan bir söz.
deve yerine deve çöker : değerli bir kimseden boşalacak yeri ancak o değerde olan başka bir kimse doldurabilir anlamında kullanılan bir söz.
erim er olsun da yerim çalı dibi olsun : kadının kocasının fakir olması önemli değildir, yeter ki aile sorumluluklarını yerine getirsin anlamında kullanılan bir söz.
eti budu yerinde (veya etine dolgun) : şişmanca, tombul.
gel denilen yere gitmeye ar eyleme, gelme denilen yere gidip yerini dar eyleme : çağrıldığın yere gitmekten çekinme, gelme denilen yere de gitme, orada sana ilgi göstermezler anlamında kullanılan bir söz.
gön yufka yerinden delinir : her iş en çürük yerinden patlak verir anlamında kullanılan bir söz.
hak yerini bulur (veya yerde kalmaz) : haksızlık er geç ortaya çıkar anlamında kullanılan bir söz.
hali tavrı yerinde : durumu, görünüşü, davranışı düzgün.
hali vakti yerinde : paraca durumu iyi, zengin.
ırak yerin haberini kervan getirir : erişemediğimiz şeyle aramızdaki ilişkiyi bir aracı sağlar anlamında kullanılan bir söz.
iki tımar bir yem yerine geçer : atı sık sık tımar etmek, onu yemle beslemek kadar önemlidir anlamında kullanılan bir söz.
iler tutar yeri olmamak (veya kalmamak) : çok dağınık, kötü, bozuk veya berbat bir duruma gelmek.
iştahı yerinde olmak : yemesi, içmesi ve yaşaması düzenli olmak.
kafası yerinde olmamak : gereği gibi düşünecek durumda olmamak.
kafası yerine gelmek : kendini toparlamak, kendine gelmek.
kalbi yerinden oynamak (veya fırlamak) : yüreği yerinden oynamak.
kalıbı kıyafeti yerinde olmak : görünüşü gösterişli olmak.
kelle kulak yerinde : kanlı canlı ve iri yapılı olan gösterişli, itibarlı sayılan.
kesilen baş yerine konmaz : kesin olarak yapılıp sonuçlandırılan iş, eski durumuna getirilemez anlamında kullanılan bir söz.
keyfi yerinde olmak : sağlığı, neşesi, mutluluğu bulunmak.
kitapta yeri olmak : din veya yasa kitaplarında bulunmak, konusu geçmek.
laf olsun adet yerini bulsun : konuşacak herhangi bir konu bulunmayıp rastgele söz sarf edildiğinde söylenen bir söz.
misk yerini belli eder : değerli kişi nerede olsa varlığını gösterir anlamında kullanılan bir söz.
ok gibi (yerinden) fırlamak : çok hızlı gitmek.
sözü sohbeti yerinde : güzel, oyalayıcı, kırmadan konuşan.
su götürür yeri olmamak : başka türlü yorumlanacak bir yönü bulunmamak.
şeytanın yattığı yeri bilmek : bilinmesi ve hatırlanması güç şeyleri bilmek, çok kurnaz ve açıkgöz olmak.
(şundan veya bundan) kalır yeri yok : ayrımsız, farksız.
tan yeri ağarmak : sabah olmaya başlamak, ufku belli belirsiz bir aydınlık kaplamak.
taş yerinde ağırdır : herkesin, her şeyin kendi çevresinde önem taşıdığını anlatan bir söz.
taşlar yerine oturmak : her şey yerli yerinde olmak her makama, işin veya görevin gereklerine uygun kişi yerleşmek.
tatlı yerinde bırakmak (veya kesmek) : bir işi can sıkıcı bir duruma sokmadan sona erdirmek.
utancından yerin dibine girmek : istenilen biçimde ve nitelikte olmama karşısında üzüntü duymak, aşırı utanmak.
(vücudun bir yerine) kan oturmak : bir damarın çatlamasıyla sızan kan, dokular arasına akıp kalmak.
yangın yerine dönmek : çok kalabalıklaşmak.
yedi kat yerin dibine geçmek : çok güçlü olarak yere çakılmak fazlasıyla utanmak, mahcup olmak.
yer yerinden oynamak : bir iş çok gürültülü, telaşla ve heyecanla yapılmak bir olay toplumda büyük tedirginlik yaratmak.
yeri başka : daha başka bir değeri olan, önemi olan anlamında kullanılan bir söz.
yeri gelmek : sırası gelmek, zamanı uygun olmak.
yeri göğü ben yarattım demek : çok gururlu olmak.
yeri göğü birbirine katmak : aşırı telaş yaratmak.
yeri göğü inletmek : yüksek sesle ve olanca güçle bağırmak.
yeri göğü tırmalamak : çok sancı, acı çekmek.
yeri göğü tutmak : her tarafı ele geçirmek, denetim altında bulundurmak.
yeri olmak : uygun olmak sırası, uygun zamanı olmak saygınlığı olmak.
yeri soğumadan : ayrılan bir kimsenin ardından çok zaman geçmeden.
yeri var : uygundur, iyidir anlamında kullanılan bir söz.
yeri yurdu belirsiz olmak : belli bir yeri olmamak.
yeridir : layıktır, uygundur, münasiptir anlamında kullanılan bir söz.
yerin dibine batırıp çıkarmak : çok utandırmak, rezil etmek.
yerin dibine geçmek (veya batmak veya girmek) : çok utanıp sıkılmak görünmez olmak, kaybolmak.
yerin kulağı var : gizli konuşulan bir şeyin umulmadık bir yoldan başkalarınca duyulabileceğini anlatan bir söz.
yerinde bulmak : doğru olduğunu kabul etmek.
yerinde duramamak : sürekli kıpırdamak içi içine sığmamak.
yerinde kalmak : başka yere gitmemek makam veya aşama değişmemek.
yerinde olmak : Kararınca, ne az ne çok, yeteri kadar, miktarınca olmak.
yerinde saymak : yürür gibi yaparak hep aynı yerde, sürekli olarak ayağın birini kaldırıp birini basmak Mecaz anlamı ilerleyememek, gelişememek, değişememek.
yerinde su çıkmak : haklı bir sebep olmadan yerini bırakanlara veya bırakmak isteyenlere kınama ve engelleme amacıyla söylenen bir söz.
yerinde yeller esmek : artık bulunmamak, yok olmak.
yerinden fırlamak : oturulan yerden hızla kalkmak.
yerinden oynamak : yerinden ayrılmak coşkulu, gürültülü, karışık bir zaman yaşamak.
yerinden oynatmak : başka yere kaldırmak, yerini değiştirmek.
yerine geçmek : Hastalanan bir oyuncunun yerine, onun rolünü oynamak.
yerine gelmek : yapılmak, olmak eski duruma dönmek.
yerine getirmek : istenileni, gerekeni yapmak eski duruma döndürmek ifa etmek.
yerine koymak : gibi görmek, saymak yitirilen, elden çıkan bir şeyin, benzerini veya eşini sağlamak.
yerine oturmak : iyi yerleşmek bir durum, bir düşünce ve benzerleri benimsenmek, yaygın duruma gelmek, yerleşmek.
yerini almak : yerine geçmek.
yerini beğenmek : bitki yerini gelişmesine çok uygun bulmak.
yerini bulmak : uygun olan yerde olmak kendine yakışan makamı, durumu bulmak.
yerini doldurmak : görevini başarı ile yapar olmak görevinden ayrılan birinin yerine gelen kişi, önceki görevli kadar başarılı olmak.
yerini ısıtmak : bir yerde uzun süre kalmak.
yerini sevmek : yerini beğenmek.
yerini yapmak : bir şey elde etmek amacıyla girişimde bulunmak.
yerli yerinde olmak : eskiden olduğu yerde bulunmak uygun, yakışır olmak.
yerli yerine oturmak : uygun düşmek.
yiyim yeri etmek (veya yapmak) : bir yeri kendi çıkarına kullanmak.
yüreği yerinden oynamak : birdenbire heyecanlanmak veya korkmak.
zayıf yerinden yakalamak : güçsüz, eksik ve yanlış bir tutum ve davranışı yüzünden zor durumda bırakmak.
Yeri anlamı, kısaca tanımı
Ahenk yeri : Oyun yeri.
Aminoaçil yeri : [Bakınız: A yeri]. A yeri.
Aminoasil yeri : [Bakınız: A yeri]. A yeri.
An yeri : Eklem, mafsal, boğum. [Bakınız: an]. Sınır yeri, ek yeri. Sınır, iki tarla arasında sınır için ayrılan yer.
Antijen bağlama yeri : Özel olarak antijen bağlayan immünoglobulin molekülünün bir parçası. Her antikor molekülünün iki antijen bağlama yeri vardır.
Antijen bağlanma yeri : Özel olarak antijen bağlayan immünoglobulin molekülünün bir parçası. Her antikor molekülünün iki antijen bağlama yeri vardır.
Aralıklı birleşme yeri : İki komşu hücrelerin plazma zarlarının çok dar bir aralıkla ayrıldığı küçük bölgeler. Bu bölgeler içinde yer yer proteinler bulunur ve karşılıklı gelen bu proteinlerin içinde oluşan geçit iki hücrenin sitoplazmasını bağlayan bir kanal oluşturur.
Ardılış yeri : (Atın) Üstüne binilen, yük atılan yeri.
Aş yerikliği : Aş yerme.
Aş yerimek : Aş ermek.
Atım yeri : Ok, kurşun menzili, okun veya kurşunun erişebileceği yer.
Atnalı seyir yeri : Seyir yerinin atnalı biçiminde oyun alanını kapsadığı yapılarda seyir yerine verilen ad.
Av yeri : Av sahası içinde çeşitli su ürünlerinin en uygun olduğu bilinen avlama yerleri.
Avar yeri : Eve yakın sebze bahçesi.
Bağışlanan hakkın uygulama yeri : Verilen hakkın uygulanacağı ulusal sınırlarla kısıtlı alan.
Bağlantı yeri : Hormon, nörotransmiter gibi moleküllerin kendine özel bir protein üzerinde bağlandıkları özgün bölge, almaç yeri.
Bakım yeri : Motorlu taşıtların, bakım ve onarımının yapıldığı yer.
Barhana yeri : Toplama, biriktirme yeri: Barhana yeri bağın tam ortasındadır. Kafilenin konak yeri: Barhana yerine iyi bakın bir şey unutulmasın.
Basdığı goduğu yeri bilmemek : Ne yaptığını ne ettiğini bilmemek: Daha o beg güçcüğ, basdığı goduğu yeri bilmeyo.
Basım yeri : Herhangi bir kitabın basıldığı yer (il, ilçe vb.).
Başkasını kendi yerine geçirme : (vekillik sözleşmesinde): ikame.
Başvurma yeri : Bulguyu kütüğe yazdırmak için başvurulan yer.
Bellek yeri : Genellikle bir sekizli (kimi bilgisayar dizgesinde bir altılı) saklanabilecek bellek öğesinin konumu.
Bilet satış yeri : Tiyatro biletinin satıldığı yer. Tiyatro biletinin satıldığı yer bk. Gişe.
Binit yeri : Semerlerin oturak kısmı. (Yalvaç Isparta).
Borsa satınalma yeri : Satın alıcılar için borsa binasında ayrılan yer.
Boşaltma yeri : Malın ya da yükün boşaltılmasına ayrılan yer.
Bun yeri : Sıkıntı zamanı.
Can yeri : Hayvanlardan uzak ve havası iyi olan yerler.
Canı yerine oturmak : İçi rahat etmek.
Cos yeri : Lamda fajlarından bazılarında, DNA'larının tek ipliğinin ucunda bulunan çıkıntı.
Çalım yeri : Kılıç ağzı.
Çalışma yeri : Asal ve çalışma sahneleri dışında, bir oyunun hazırlanmasında kullanılan alan.
Çekek yeri : Balıkçı tekneleri, küçük tonajlı tekneler veya yatların bakım ve onarımlarının yapılması için karaya alınmalarına imkân sağlayacak donanıma ve bakım ve onarım çalışmalarına yetecek kadar kumsal veya sıkıştırılmış toprak zemin veya katı sıcak asfalt veya betonlanmış eğimli alana sahip olan kıyı düzenlemeler.
Çok amaçlı seyir yeri : Değişik amaçlar için ve değişik biçimlerde kullanılabilen seyir yeri.
Dansçı çalışma yeri : Bir tiyatroda dansçıların çalışma ve alıştırma yaptığı yer.
Değişken seyir yeri : Değişik gösteriler ve amaçlar için kullanılabilen, seyir yeri biçiminin değiştirilmesiyle değişik oyun alanları elde edilebilen salon.
Demonu yerinde olmak : İşleri yolunda olmak: Demonun yerinde.
Diferansiyel besi yeri : İstenen organizma kolonisinin teşhisinin kolayca yapılmasını sağlayan katı bir besi yeri.
Dinlenme yeri : Okulda öğrencilerin dinlenme zamanı oturdukları ya da gezindikleri yer. Sanatçıların çalışma ya da gösteri aralarında dinlendikleri, oturup konuştukları yer. Kentlerin düzentasarlarında ve bölgesel tasarlarda, insanların dinlenmeleri ve eğlenmeleri için, kişi başına belli bir büyüklükten daha az olmamak üzere ayrılan alan.
Diş yerimek : Bebek ve hayvan yavrusu diş çıkarmak, diş çıkarmaya başlamak.
Döküm yeri : Yaylaya götürülen yükün döküldüğü yer: Akşam olmadan döküm yerine varalım.
Döl yeri : Rahim.
Dönek yeri : Harman yeri.
Durum yeri : Durak yeri, tevakkuf mahalli.
Düş yerine gelmek : Rüya doğru çıkmak.
Düzeni yerinde olmak : İşi yolunda olmak.
Düzme çıkıt yeri : Bir malın başka bir yerde çıkmış gibi gösterilmesi (Yunanistan'dan ihraç olunan incirlerin Türk malı olarak tanıtılması gibi).
Eğlence yeri : Yalnızca eğlendirmeye ve dinlendirmeye yönelik, ezgilerin dansların, skeçlerin ve beceri gösterilerinin gerçekleştirildiği yer ya da salon.
Ek yeri : İki film parçasının birbirine yapıştırıldığı bölüm. [Bakınız: en yeri].
En yeri : Mafsal, oynak yeri, bitişik iki şey arasındaki çizgi, büküm yeri.
Ense kulak yerinde olmak : İri yarı olmak. kelli felli olmak.
Erinde yerinde : Eninde sonunda.
Fabrika satış yeri : Bir işletmenin dışsatım fazlası, kusurlu veya elde kalmış mallarını düşük fiyatla satmak veya yeni ürünlerini tanıtmak amacıyla fabrikanın içinde ya da yakınında açtığı perakende satış yeri.
Fiğ yeri : Bir işin bilinmeyen tarafı, hileli tarafı.
Geçit yeri : Yol boyu, yol üstü.
Gesi yeri : Çamaşır yıkanan yer. (Özgüney Yalvaç Isparta).
Göbeği yerine gelmek : Yüreği, kalbi sakinleşmek, sükûnet bulmak.
Göz yeri : Gözetleyecek yer, gözcü yeri, tarassut noktası.
Göz yeringeci : Hastalıklı, sakat kimse: Ölseydi daha iyi idi, zavallı çocuk göz yeringeci oldu.
Güdü yeri : Otlak. Hafıza, bellek.
Güz yeri : Yüksek yer, tepe.
Haberalma yeri : Edinilmesi gerekli görülen herhangi bir bilgi için başvurulacak öğrenim yeri.
Hacat yeri : Dolap.
Hareketli seyir yeri : Altındaki döner ya da kayar taban yoluyla değişik biçimde düzenlenen seyir yeri.
İş yeri kütük sayısı : Toplumsal Güvenceler Kurumunca iş yerini tanıtmak ve diğerlerinden ayırmak amacıyla iş yerini özümleyen ve kendilerine verilen sayı.
İş yerini bildirme : İşverenin örneği kurumca hazırlanacak bildirgeyi güvenceliyi çalıştırdığından başlayarak en geç bir ay içinde kurumun ilgili kuruluşuna bildirmesi.
Kapalı birleşme yeri : Yan yana iki hayvan hücresinin karşılıklı gelen plazma zarları arasında kalan büyük ve küçük moleküllerin geçemediği çok dar açıklık.
Karşu yerinde : Yerinde, kendi yerinde, sırasında, sırası gelince.
Katında yeri olmak : Yanında hatırı sayılmak, mevkii, ehemmiyeti olmak.
Kavil yeri : Buluşmak üzere söşleşilen yer, randevu yeri.
Kavram yeri : Koyun keçi gibi hayvanların semizliğini, zayıflığını anlamak için elle kavranılan yer, boş böğür.
Kesişme yeri : Birkaç yolun, özellikle anayolların birleştiği yerlerde ortaya çıkan ve gidişgelişin düzenlenmesi bakımından tasarcılarca kullanılan genişliklere verilen ad.
Kesme yeri : DNA üzerinde, belli bir DNA kesme enziminin (restriksiyon enzimi) kestiği belli bir dizinin bulunduğu yer. Restriksiyon yeri.
Kompleks besi yeri : Kimyasal terkibi tam bilinmeyen kültür ortamı.
Koro çalışma yeri : Bir tiyatroda koronun çalıştığı yer.
Koşu yeri : Kır koşularında, atletlerin izlemek zorunda oldukları imlerle belirlenmiş yarış yolu.
Koşu yeri yönetmeni : Kır koşularında, koşu yeri ile yazman yargıcılarının denetiminden sorumlu yönetmen.
Köken yeri belgesi : Bk: köken belgesi.
Kulak guskun yerinde : Derli toplu, gösterişli.
Kuruluş yeri kuramı : İktisadi etkinliklerin işletme, kent ve bölge düzeyinde niçin ve nerede toplandıklarını belirleyen ve J. H. Von Thünen tarafından geliştirilen ve bölgesel iktisadın temelini oluşturan kuram.
Mal yeri : Hayvanların otlatıldığı sulak ve çayırlık yerler.
Mehek yeri : Bir ilin, bir ilçenin ya da köyün en belli başlı, en kalabalık yeri.
Mehenk yeri : Bir ilin, bir ilçenin ya da köyün en belli başlı, en kalabalık yeri.
Mihenk yeri : Geçit, geçilen yer.
Minimal besi yeri : Büyüme için gerekli olan besinleri kapsayan yabani tip mikroorganizmaların üremesinde kullanılan besi yeri.
Mit yeri : Çocukların oyunlara başladığı yer.
Oluşum yeri : Canlı varlıkların (örneğin insan küme ve topluluklarının) oluşup gelişmesine elverişli koşullar barındıran yer.
On bir metre yeri : Ödek alanı içindeki kural dışı davranışlar sonucu verilen ödek vuruşu sırasında topun konulduğu, iki kale direğinden alan içine dikey olarak uzanan 11 m. ilerdeki nokta.
Orkestra çalışma yeri : Bir tiyatroda orkestra çalışmalarının yapıldığı yer.
Oturak yeri : Kıç, makat. Yolcuların oturup dinlenecekleri yer. Kıç, kaba et, kıynak.
Oturma yeri : Oyun gösterisi arasında seyircilerin dinlenmeleri için ayrılmış yer.
Oturum yerinde ödeme : İlgilisinden başka üçüncü bir kişinin oturum yerinde ödeneceğinin ödek üzerinde çekimcisi tarafından gösterilmesi.
Ödeme yeri : Borçlunun ödeme yapacağı yer. Borcun ödenmesi için saptanan yer.
Öğrenci dinlenme yeri : Genellikle üniversite ve yüksek okullarda öğrencilerin dinlenmeleri, toplumsal gereksinmelerini gidermeleri ve boş zamanlarını değerlendirmeleri için ayrılan yer ya da bu amaçla yapılmış olan bina.
Ölgü yeri : Bir kimsenin öldüğü yer.
Ören yeri : Şehir ya da ev yıkıntısı, kalıntı.
Örüm yeri : Sürünün otlatıldıktan sonra dinlendirildiği yer. Sürülerin otladıktan sonra dinlendikleri yer.
P yeri : Ribozom üzerinde tercüme edilmiş mRNA kodonlarının bulunduğu ve sentezlenmiş polipeptidin bağlandığı yer. Peptidil yeri.
Sağış yeri : Mahşer yeri, arasat meydanı.
Savaş yeri : Muharebe meydanı.
Seğirdim yeri : Koşu mahalli.
Seyir yeri : Seyircilerin oturup oyun ya da gösteri seyrettikleri kapalı ya da açık yer. Seyircilerin bulunduğu kapalı ya da açık alan.
Seyirci dinlenme yeri : Oyun gösterisine ara verildiğinde, seyircilerin dinlenmeleri için ayrılan yer.
Sıvı besi yeri : Mikroorganizmaları yetiştirmek üzere hazırlanan besi ortamı. Mikroorganizmaların gelişimini, üretilmesini ve muhafazasını sağlamak üzere hazırlanan besin maddelerince zengin sıvı ortam.
Sigara yeri : Bir tiyatroda sigara içenlere ayrılmış yer.
Solist çalışma yeri : Bir tiyatroda başezgicilerin ya da çalgıcıların çalışmaları için ayrılmış olan yer.
Son cemaat yeri : (Mimarlık) Namaza geç kalanlar için camilerin giriş kapısı önündeki avludan yüksek, revaklı, üstü kubbe ile örtülü bölüm.
Sürücü yeri : Taşıtta sürücünün oturduğu ön bölüm.
Şurra yerilmek : İstediğini yapmak, inadını yerine getirmek ya da yapacağına kendi kendine söz vermek.
Tahıl yeri : Tahıl satışı yapılan yer.
Tanıma yeri : Promoter ile diğer DNA dizileri arasında muhafaza edilen ve RNA polimeraz ile düzenleyici proteinler gibi DNA'ya bağlanan proteinler tarafından tanınan bölgeler.
Taşıtlı konaklama yeri : Motorlu taşıtlarla yolcululk edenlerin yatma ve öteki günlük gereksinmelerini karşılamak üzere yapılmış yol kıyısı oteli.
Tekrenkli ışınımlar yeri : Renksel bir diyagramda tek renkli ışınımları gösteren noktaların geometrik yeri.
Testi yeri : Köy evlerindeki mutfaklarda testi, kova ve benzerleri şeyler koymak için duvar içine yapılan gömme dolap.
Tip yeri : Tip örneklerinin toplandığı yer.
Toplu tecim yeri : Tecimin toplu olarak yapıldığı yer.
Tutam yeri : Kabza.
Uğraş yeri : Muharebe meydanı.
Ücret çizelgesi yerine geçen belgeler : Devlete ilişkin genel, katma, özel yönetimli daire ve kuruluşlarla belediyelerin ve ekonomik devlet kuruluşlarının ücret ödemelerinde kullandıkları belgeler.
Üretim yeri imi : Bir malın, üretildiği yeri göstermek için kullanılan im.
Vuruş yeri : Yumruk oyunu kurallarına göre, yağının vücudunda vurulmasına izin verilen bölgeler.
Yapım yeri : Teknik araçlarla donatılmış işçilerin toplu olarak çalıştırıldığı yapım yeri.
Yapım yeri imi : Bir malın yapıldığı yeri göstermek için konulan im (Türkiyede yapılan mal için Türk malı ya da made in Turkey kullanılır.).
Yargu yeri : Divan, dava görülen yer.
Yarım yuvarlak seyir yeri : Seyir yerinin yarım ay biçiminde olduğu tiyatrolarda seyir yerine verilen ad.
Yatak yeri : Koyunların gece barındığı kuytu yer.
Yayılım yeri : Otlak.
Yayılma yeri : Otlak.
Yayın yeri : Herhangi bir kitabın yayınlandığı yer.
Yaylım yeri : Otlak.
Yeni yerişme : Genç insan, yeni yetme.
Yer yerin : Her taraftan, yer yer, taraf taraf.
Yeri öpmek : Yere düşmek, yere serilmek.
Yerici : Kötüleyici.
Yerihdurmak : Yetiştirmek.
Yerik : Aşeren (gebe kadın). Uygun, elverişli, yaraşan.
Yerik yermek : Aşermek (gebe kadın.).
Yerikleme : Gebelikte duyulan aşırı istek, tutku, aşerme.
Yeriklemek : Aşermek (gebe kadın.).
Yerikli : Aşeren (gebe kadm).
Yerikmek : Şımarmak, her şeyi kendine istemek.
Yerilip yeçilmek : Ayıplanmak, kınanmak.
Yerimek : Gezinmek. Yürümek.
Yerimeyh : Yürümek.
Yerin bulmak : Yerine gelmek.
Yerin kolyını almak : (Harp için) en muvafık yeri intihap edip yerleşmek.
Yerince : Yerinde, uygun, düzgün, eksiksiz. Yerilmiş, kötülenmiş.
Yerincek : Alçak gönüllü.
Yerincekli : Kederli.
Yerinde bırakılma : Belli bir süre için bir göreve atanmış olan devlet büyüklerinden beğenilenlerin bir ferman ya da menşur ile yerlerinde bırakılmaları işlemi.
Yerinde inceleme : Bir toplumsal konu ya da sorunun alana inerek ve doğrudan sorunun taşıyıcısı olan evrenden bilgi sağlanarak araştırılması.
Yerinde say : Yer değiştirmeden yapılan tempolu yürüyüş.
Yerinde sınırlı karsinom : Kötücül epitel tümörün hücresel özelliklerini taşımasına karşın, bazal zara invaze olmamış, komşu dokulara yayılmamış ve oluştuğu epitelde sınırlı tümör, karsinom in situ.
Yerinde verme koşulu : Alıcının malı satıcının mağazası ya da deposunda alması.
Yerinde yazım : Alanda yapılan bir gözlemde yanıtları, bağlamsal koşulları ve yanıtlara eşlik eden durumları zamanında, sıcağı sıcağına yazıma geçirme.
Yerinden : Soylu.
Yerinden düşmek : Mevkiinden ayrılmak, yerinden olmak.
Yerinden iletmek : Yerinden oynatmak, korkudan hoplatmak, harekete geçirmek.
Yerinden oynama : Katmanların, içgüçlerin etkisiyle asal durumlarını yitirmesi. Kayaçların, bir kırık ya da kırık boyunca yerinden oynaması.
Yerinden üzülmek : Yerinden ayrılmak, yerinden kalkmak.
Yerinden yaynıkmak : Yerinden oynamak, ayrılmak: Yerinden yaynığana yitmiş iki bela.
Yerinden yönetimci : Yerinden yönetim yanlısı olan, ademimerkeziyetçi.
Yerinden yönetimcilik : Yerinden yönetimci olma durumu, ademimerkeziyetçilik.
Yerindesizlik : (Söz sanatı terimi) Kullanılan kelimelerin, deyimlerin yerinde olmaması hali.
Yerindirme : Yerindirmek işi.
Yerindirmek : Yerinme işini yaptırmak. Gücendirmek. İmrendirmek: Kimseyi birbirine yerindirmeden, hepsine verdim. Taslandırmak, üzmek, mahrum etmek.
Yerine geçen nesne : Kaim şey (bk. yedek, yedek nesne).
Yerine geçme : Kaim olma.
Yerine getirmezlik : Yapılacak işlemin ya da alınmış olan kararın gerçekleştirilmemesi, uygulama alanına konulmaması, yapılmaması.
Yerine iletmek : Yerine getirmek.
Yerine kalmak : Yerini tutmak, yerine geçmek.
Yerine komak : Yerine getirmek, ifa etmek.
Yerine koyarak örnekleme : Sonlu bir evrenden çekilen her bir örneklem biriminin, çekim yinelenmeden önce yerine konulduğu örnekleme. Bu durumda çekilen bir birimin yeniden örnekleme çıkma olasılığı vardır ve bu tür örneklemede evren sonsuz sayılabilir.
Yerine koyma : Durağan bir kuruluş yerine bir başkasının, bir yenisinin konulması. Durağan bir değerin yenilenmesi.
Yerine koyma aksiyomu : F bir fonksiyon, f 'nin kaynak bir küme olduğundan f 'nin hedef de bir kümedir.
Yerine koyma ilksavı : Önalanı küme olan bir izergenin artalanının da küme olduğunu dile getiren ilksav.
Yerine koyma tedavisi : Eksik olan şeyin doğal veya sentetik benzerini yerine koyarak tedavi etme.
Yerine verme aracılık parası : Malın yerine verilmesi sırasında verilen aracılık parası.
Yerine verme buyruğu : Para ya da özdeksel her nesnenin yerine verilmesi için düzenlenen buyruklu yazı.
Yerine verme koşullu satış : Satıcının malı alıcının bulunduğu yere -kente- kadar götürmesi ya da oraya kadar yapılacak giderleri üzerine alması koşulu ile bağımlı satış.
Yerine verme sözleşmesi : Yerine verme koşullarını kapsayan sözleşme.
Yerinegi : Alkanna tinctoria Borraginaceae, havacıva otu.
Yerinel : Alegorik. Yerineye değgin; yerine ile ilgili olan.
Yerineleme : Bir kelimenin kendi söz bölümü dışında olarak, örnekleyin bir adın sıfat yerine alınarak kullanılması: Fesat karı gibi.
Yeringen : Çok üzülen, kederlenen.
Yerini beklemek : Mevkiini muhafaza etmek.
Yerini tutan : Bir kişinin yaşamında üçüncü bir kişinin yerini tutabilen. (Öğretmenin, ana baba yerine geçmesi gibi.).
Yerip yeçişmek : Birbirini kınamak.
Yerip yeçmek : Kınamak, hakkında fena söylemek, kötülemek, beğenmemek, aşağı görmek, hakir tutmak.
Yeriş : Yürüyüş. Dövüş, kavga.
Yerişgin : Ergin; olgunlaşmış; olgun.
Yerişilmek : Erişilmek.
Yerişmek : Yetişmek: Burda güzel karpuz yerişir. Boyu yetişmek, ulaşmak. Varmak. Erişmek, ulaşmak. Yetişmek. Yerişin imtadıma Dördünci Ordu.. Yetişmek, olgunlaşmak. Yetişmek; olgunlaşmak. Üremek, büyümek. Varmak, ulaşmak. Erişmek, yetişmek. Erişmek.
Yeritme : Geniş saçak.
Yeriyhlemek : Aşermek ; bk. ayrıca aş / aş yerimek.
Yeriyhlemeyh : Aşermek (gebe kadın.).
Yerleşim yeri : Bir toplumsal kümenin ya da daha kalabalık bir nüfus topluluğunun, yaşamak ve ekonomik etkinliklerini sürdürebilmek amacıyla seçip yerleştikleri kent, kasaba, köy ya da daha küçük bir yer.
Yerleşme yeri : İkametgâh.
Yerli yerince : Düzgün.
Yerük yerimek : Aşermek (gebe kadın.).
Yük yeri : Yatak, yorgan ve benzerleri konulan dolap.
Zorla yerine getirme : Cebri icrâ. -koğuşturması; cebri icrâ takibi.
Atış yeri : Ateşli silahlarla atış alıştırmaları yapılmış olan yer, poligon.
Atıştırma yeri : Müzik dinlenilen ve ayaküstü yemek yenilen eğlence yeri.
Bayram yeri : Bayram günlerinde çocuklar için kurulan açık eğlence yeri.
Bekleme yeri : Bir kimseyi beklemek için ayrılan bölme. Herhangi bir taşıtı beklemek için ayrılan bölme.
Besi yeri : Canlı veya uyku durumunda olan mikroorganizmaların, hücrelerin yetiştirilmek ve geliştirilmek üzere aşılandığı veya ekildiği, besleyici maddeler içeren ortam. Sığırların ticari amaçlı et üretimi için yem verilen ve kilo alması sağlanan, sınırlı tesis veya alan.
Bitirim yeri : Kumarhane.
Buluşma yeri : Buluşulacak yer.
Çıkarma yeri : Çıkarma hareketinin daha kolay yapılacağı en uygun bölge veya kıyı.
Çıkış yeri : Bir yerden çıkmak için kullanılan nokta. Yarışa başlama noktası.
Dalyan yeri : Sabit veya yüzer dalyan kurmaya elverişli avlanma yeri.
Demir yeri : Limanlarda gemilerin demir atmasına ayrılmış yer.
Dizgi yeri : Dizgi işlerinin yapıldığı yer, mürettiphane.
Doğum yeri : Bir kimsenin doğduğu yer.
Edep yeri : İnsanlarda üreme organlarının bulunduğu yer, ut yeri.
Gezinti yeri : Yürüyüş yapmak, dolaşmak ve hava almak amacıyla ayrılmış yol veya bölge, promönat.
Hacet yeri : Tuvalet.
Harman yeri : Üzerinde harman dövülen, sıkıştırılmış sert toprak alan.
İş yeri : Bir görevin yapıldığı yer. İşçinin iş sözleşmesine göre çalıştığı yer.
İvinti yeri : Akarsuların, yataklarındaki çok eğimli bölgelerde köpürerek kaya döküntüleri arasından hızla aktıkları yer.
Kabul yeri : Kabul salonu. Otel vb. bir kuruluşta müşterilerle ilgilenen bölüm, resepsiyon.
Kalafat yeri : Gemi ve kayıkların onarıldığı yer.
Kaşan yeri : Uzun yolda hayvanların durup işedikleri ve biraz dinlendikleri yer.
Keyfi yerinde : Neşesi, sağlığı yerinde olan (kimse), keyfi yolunda.
Kilit yeri : Kilidin yerleştiği yuva.
Köy yeri : Köy.
Panayır yeri : Panayırın kurulduğu alan. Çok kalabalık yer.
Park yeri : Otopark.
Pazar yeri : Pazar kurulan yer. Yabancı bir ülkenin mallarını satma olanağını sağladığı ülke.
Piknik yeri : Piknik alanı.
Piyasa yeri : Alışverişin çok olduğu yer. Fuhuş yapmak üzere müşteri aranan yer.
Pot yeri : Kötü dikiş yüzünden elbisede oluşan kıvrım veya büzülme yeri.
Sargı yeri : Savaş, deprem vb. durumlarda yaralılara ilk yardımın yapılabilmesi için geçici olarak kurulan nokta.
Satış yeri : Bir malın satıldığı yer.
Şeref yeri : Bir toplantıda, özel saygı gösterilen kimse için ayrılmış yer.
Tan yeri : Güneşin doğmak üzere olduğu sırada, ufukta hafifçe aydınlanan yer.
Tırnak yeri : Çakı gibi açılıp kapanabilen şeyler üzerine tırnakla kolayca açabilmek için yapılmış kertik.
Toplantı yeri : Toplantının yapıldığı yer veya merkez.
Uğrak yeri : Sık uğranılan yer.
Ut yeri : Edep yeri.
Voli yeri : Denizlerde ve iç sularda su ürünleri avlanmasına elverişli, kıyıya bitişik ve sınırları belli su alanları.
Yangın yeri : Çok kalabalık veya dağınık yer.
Yapı yeri : Şantiye.
Yargı yeri : Mahkeme.
Yerilme : Yerilmek işi.
Yerilmek : Yerme işine konu olmak, kötülenmek.
Yerinde : İyi, yeterli. Zamanı, yeri uygun düşerek, gerektiği biçimde. Durumunda.
Yerindelik : Yerinde olma durumu, isabet. Kamulaştırılan bir yer üzerinde, kamu çıkarının özel çıkara oranla yüksek olması.
Yerinden yönetim : Merkezî yönetimin bazı hak ve yetkilerinin yerel yönetimlerce kullanılması, ademimerkeziyet.
Yerine : Bir şeyin veya bir kimsenin yerini almak üzere. Başkasının adına. Alegori.
Yerinme : Yerinmek işi, teessüf.
Yerinmek : Acınmak. Pişman olmak.
Yerli yerinde : Eskiden olduğu yerde. Uygun, yakışır bir biçimde, gerektiği gibi.
Yerli yerine : Kendine ait olan yere.
Yönetim yeri : Kamu veya özel kurum ve kuruluşların yönetildiği merkez.
Ziyaret yeri : Hayır işlemek veya saygı göstermek için gidilen yer, ziyaretgâh.
Diğer dillerde Yerısıl anlamı nedir?
İngilizce'de Yerısıl ne demek ? : geothermal


Bu kısımda Yeri nedir? Yeri ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Yeri tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Yeri hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.