Çökü nedir, Çökü ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Kadınların başlarına bağladıkları başörtüsü.

Çökü ile ilgili Cümleler

  • İmparatorluğun çöküşü kaçınılmazdı.
  • Moralim çabuk çöküyor tüh ne yapmalıyım sence?
  • Tom, şu anki işinde ruhsal çöküntü tehlikesiyle karşı karşıya.
  • Yerli Meksika sanatına olan sevgisi, onun çöküşü oldu.
  • Jale diz çöküyordu.
  • Diz çöküp ona yalvarmaya başladı.
  • Jale diz çöküyor.
  • Şimdi ruhsal çöküntü yaşama.
  • Milattan sonra 475 Roma İmparatorluğunun düşüşünü gösteren yıl olmasına rağmen o onun çöküş yılı değildir.
  • Otomobil sektöründeki çöküşten dolayı çoğu insan işsiz kalacak.

Çökü tanımı, anlamı

Alışkanlık çöküntüsü : Erken bunamalılarda rastlanan ve kişinin düzgülü yaşayışının belirtileri olan, temizlik, büyük ve küçük aptestin tutulması, görgü kuralları gibi alışkanlıkların yerini daha düşük düzeyde alışkanlıklarla hayvanca davranışların alması

Ansal çöküntü : Kimi ruh hastaları ile yaşlı kişilerde görülen, anlıksal örgütün düzeltilemeyecek biçimde bozulup çökmesi durumu.

Börkenek çöküntüsü : Geviş getirenlerde retikulumun karaciğerin viseral yüzünde yaptığı iz, impresyo retikularis.

Çalkantılı çöküntü : Yerinde duramayan aşırı bir etkinlik, umutsuzluk, kaygı ve kendini suçlandırma kuruntularından oluşmuş bir ruh hastalığı.

 

Çöküç : Çekiç.

Çökükda : Çökükteki, çukurdaki.

Çökülce : Çiğdem.

Çöküleg : Yağı alınmış süt veya yoğurdun kaynatılmasıyla yapılan bir çeşit peynir, ekşimik.

Çökülük : Ayranın kaynatılmasıyla elde edilen katıca yiyecek.

Çöküm gerilimi : Yalıtkan bir özdeğin direncinin kendini bırakmasına neden olacak tutardaki elektrik gerilimi.

Çökümek : Koşmak.

Çökündür : Pancar.

Çökündürük : Tortu.

Çöküntü alanı : Karalar üzerinde çevresi yüksekliklerle kapalı, tabanı kimi kez deniz yüzeyinden de aşağı inebilen yer biçimi, bk. çökme.

Çöküntü bölgesi : Bir kentin ya da kasabanın, özeksel, toplumsal ve ekonomik etkenlerle gelişmesi engellenen, taşınmazları sürekli olarak değer yitiren, yoksulluk yuvası niteliği kazanmaya yüz tutmuş bölümü.

Çöküntü çanağı gölü : Doldurduğu doğal çanağın kökeni kırılma, çökme gibi olaylara dayanan göl türü.

Çöküntü kırığı : Yüz ve kafatasının yassı kemiklerinde, kemik parçasının içeriye doğru çökmesiyle oluşan kemik kırığı, depresyon kırığı. Beyin dokusunda enfeksiyonlara, kanama ve hematom oluşumuna öncülük edebilir.

Çökür : Kazma. Ağacın kesiti.

Çökürce : Çiğdem otu.

Çökürtme : Bir çeşit balık ağı.

Çökütmek : Korkudan kaçmak.

Çöküverme : Çöküvermek işi.

Çöküvermek : Ansızın çökmek.

Duodenum çöküntüsü : Duodenum'un pars cranialis'i ile pars descendens’inin, karaciğerin viseral yüzünde oluşturduğu iz, impresyo duodenalis.

Elektriksel çöküm : Yalıtkan bir özdekten akım geçirebilmek için uygulanan gerilim, belirli düzeyi bulunca yalıtkanlığın yok olması.

 

İdiopatik kalsiyum fosfat çöküntüsü : Beş-yedi haftalık Danua ırkı köpeklerde. boyun omuru gövdesinde şekil bozukluğu, omur eklemleri arasında, iç organlarda seröz ve sinovyal zarlarda kalsiyum birikiminden kaynaklanan parapleji ve eş güdüm bozukluğuyla belirgin, aynı anneden doğan eniklerin yaklaşık üçte ikisinin etkilendiği otozomal kalıtsal bozukluk.

Kapalı çöküntü : Dar ya da geniş, her yanından kapalı, ancak kökenleriyle ayrımlı çukur alanlara verilen ad.

Kırkbayır çöküntüsü : Geviş getirenlerde kırkbayırın karaciğerin viseral yüzünde yaptığı iz, impresyo omazika.

Mide çöküntüsü : Karaciğerin viseral yüzünde midenin yaslanması sonucu oluşan çöküntü, impresyo gasrtika.

Oluşum çöküntü koyağı : Yerkabuğunun, yaklaşık ve birbirine koşut doğrultulu iki kırık ya da kırık kuşakları arasında çökmüş bir kanadın içinde uzanan koyak.

Şirden çöküntüsü : Geviş getirenlerde şirdenin karaciğerin viseral yüzünde yaptığı iz, impresyo abomazika.

Taşkın çökümlü çıldırı : Kişinin aşırı sevinç, konuşkanlık, hareketlilik ve bazen saldırganlık durumu ile güvensizlik, derin üzüntü ve kendini yok etme dilekleri arasında düzgün aralıklarla gidip geldiği bir çıldırı.

Yaşlanma çöküntüsü : Genellikle âdet kesimi döneminde başlayan ve çöküntü, uykusuzluk, kaygı, suçluluk duygusu ve bunalımlarla, sabuklamalar gibi belirtiler gösteren ruh hastalığı.

Yemek borusu çöküntüsü : Karaciğerin margo dorsalis’i üzerinde yemek borusunun oluşturduğu iz, impresyo özofagea.

Yürek çöküntüsü : Akciğerlerin facies medialis'in pars mediastinalis’inde kalbin neden olduğu çöküntü, impresyo kardiyaka.

Zihin çöküşü : Yaşlılıkta ya da erken bunamada zihnin görevini yavaş yavaş yerine getirememesi durumu.

Çökük : Çökmüş, çukurlaşmış, içeri çekilmiş.

Çöküklük : Çökük olma durumu.

Çöküm : Çökme biçimi, inhitat.

Çöküntü : Çökme. Çoğunluğa ilişkin satın alma gücünün durması, satış değerlerinin düşmesi, çalışma gücünün azalması vb. sebeplerle ortaya çıkan ekonomik durum, bunalım, kriz, depresyon. Jeolojik bir olay sonunda oluşan toprak çöküklüğü. Çöken şeylerin kalıntısı, enkaz. Suyun dibine çöken şeyler.

Çöküntü gölü : Yer altındaki mağaraların ve oyukların tavanlarının çökmesiyle meydana gelen çanaklarda suların birikmesiyle ortaya çıkan göl.

Çöküntü hendeği : Yer kabuğunun birbirine paralel olarak uzanan kırıkları veya basamaklı kırık dizileri arasındaki çökmüş bölümü, yer çöküntüsü, graben.

Çöküş : Çökme işi. Çömelip yere oturuş. Devletlerin veya uygarlıkların son bulması, mahvolması, inhitat, dekadans. Yıkılma.

Çöküşme : Çöküşmek işi.

Çöküşmek : Bir şeyin başına çöküp toplanmak.

Gönül çöküşü : Yaşama gücünün yitmesi, ruhsal dengenin bozulması.

Moral çöküntüsü : Manevi dirençsizlik, ruhsal yönden direnememe, cesareti yitirme, demoralizasyon.

Ruhsal çöküntü : Bunalım.

Yer çöküntüsü : Çöküntü hendeği.

Diğer dillerde Çöktürülmüş tebeşir anlamı nedir?

İngilizce'de Çöktürülmüş tebeşir ne demek ? : precipitated chalk