Andal nedir, Andal ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Bahçe, bağ ve bostanda sulamayı kolaylaştırmak için, toprağın eğimine göre ayrılmış parçalar, maşala, evlek.

Evlek sınırı.

Bahçe ve bostanlarda evlekler arasındaki su yolu, ark.

Sulanan tarla veya bostanda evleklerin suyla dolması, göllenmesi hali: Bahçe andallanıncaya kadar suyu kesme.

Pirinç ekmeye elverişli akıntısız, sulak yer, bataklık.

Fındığın dövülme zamanı yapılan 40-50 cm. yüksekliğinde ve 80-100 cm. enindeki kabuklu fındık yığını.

Tırpan veya makine ile biçilen ekin sapı yığını: Tarlada üç andal ziyan olmuş.

Orman içindeki ince uzun mera.

Sersem, budala: Ahmet bu sıralarda andallaştı.

Filan, falan: Sofraya ekmek, kaşık, andal geldi mi?.

Seyrek, aralıklı yapılan iş veya dikiş: Ahmet tarlasını andal sürmüş.

Bağ, bahçe sulamak için yapılan hendek, ark.

Üzüm bağlarında evlek sırası.

Derin su kanalı (Çayağzı).

Teknik terim anlamı:

Tütün fidelerinin yetiştirildiği evlek. (Çakallı, Konak, Samsun).

Andal kısaca anlamı, tanımı

Anda : Kardeş. Fındık, bir fındık türü. Orada. Onda, o Hususta, o mevzuda. Oraya. O zaman

Andallamak : Dikişi seyrek seyrek dikmek: Bize gel de şu yorganı andallayıver. Deve yürüyüşü gibi geniş ve büyük adımlarla yürümek. Bir işi baştan savma yapıp bırakmak. Kollamak, gözlemek, takip etmek: Şu adamı andalla, nereye gidecek bakalım. Bir tarafa sarkmak, eğilmek: Evin duvarı andalladı. Tarlayı andallara, evleklere ayırmak.

 

Andallanmak : Su bir çukuru veya bir evleği doldurmak, göllenmek.

Andallı : Sersem, budala.

Andalmak : Açlıktan içi geçmek, içi ezilmek: Açlıktan andaldım.

Andaluzit : [Bakınız: Endülüs taşı].

Andaluzya merinosu : Anavatanı İspanya olan, Andalucia bölgesinin verimli ovalarında yetiştirilen ve İspanya merinosları içinde en fazla et verimi olan tarak yapağı merinosu.

Andaluzya sığırı : İspanya’dan köken alan, genellikle siyah veya siyah-kahverengi renkli, uzun yıllar boyunca iş verimi yönünde yetiştirilmiş sığır ırkı.

Andaluzya tavuğu : İspanya’dan köken alan, İngiltere ve Amerika’da geliştirilen, küçük yapılı, etkin, canlı mizaçlı, yumurta verimi için değil vücut tüylerinin rengindeki kalıtım şeklinin özelliğinden dolayı yetiştirilen, değişik tonlarda görülen mavi tüyleriyle tanınan, yumurta kabuk rengi beyaz olan tavuk ırkı.

Kolaylaştırmak : Kolay bir duruma getirmek, güçlükleri ortadan kaldırmak. Bir işi sonuna yaklaştırmak.

Kolaylaştırma : Kolaylaştırmak işi. Üstün tutma, benimseyerek koruma, kişiye yapılacak işlemde kolaylık gösterme. Küme çözümleme yordamlarında gözlemcinin özgür tartışmalar, kendiliğindenli ilişkilerin örtük anlamlarını açığa çıkarma ve sorunları ya da ilişki düğümlenmelerini, çözümleme de üstlendiği yardım ve ayrıştırma işi.

Filan falan : Falan filan.

Bostanlar : Bartın ili, Amasra ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir bölge. Manisa ili, Üçpınar nahiyesine bağlı bir yer. Osmaniye şehrinde, Düziçi ilçesi, merkez bucağına bağlı bir bölge.

 

Elverişli : Uygun, müsait. İşe yarayan, ergonomik.

Akıntısız : Akıntısı olmayan.

Bağ bahçe : Bahçe, bostan vb. taşınmaz mal.

Ayrılmış : Ayırdedilmiş.

Bataklık : Çok derin olmayan sularla örtülü batak bölge, aynaz, azmak. Uygunsuz ve kötü, ahlak dışı durum.

Yüksekli : Nevşehir ili, Gümüşkent bucağına bağlı bir bölge.

Aralıklı : Birbirine bitişik olmayan, aralarında açıklık bulunan, aralı, fasılalı. Dizgide kelimeler, harfler veya satırlar arasında açıklık olan, espaslı. Kesik kesik.

Diğer dillerde Ancak sezilebilen ayrım anlamı nedir?

İngilizce'de Ancak sezilebilen ayrım ne demek ? : just discernible difference