Anda nedir, Anda ne demek
Yerel Türkçe'deki anlamı:
Kardeş.
Fındık, bir fındık türü.
Teknik terim anlamı:
Orada.
Onda, o Hususta, o mevzuda.
Oraya.
O zaman.
Anda ile ilgili Cümleler
- Şu anda başka hiçbir şey önemli değildir.
- Ali şu anda emekli.
- Şu anda saat gece 1.47 ve Tatoeba.org'da 75 tane ziyaretçi online durumda.
- Tam şu anda, bunu okuyup çeviriyorsun.
- Hepimiz aynı anda bağırıyorduk.
- Şu anda biraz param var.
- Şu anda hiç yiyecek yok.
- Andaş tercüman olmak istiyor.
- Şu anda Cancun'da yoğun sezon.
- Şu anda, bizim yaban mersini, böğürtlen, kiraz, çilek, şeftali ve nektarinimiz var.
- Şu anda herhangi bir şey yapıyor musun?
Anda anlamı, kısaca tanımı
Anda banda : Şöyle böyle, belli belirsiz
Anda bunda : Şöyle böyle, belli belirsiz. Seyrek, tektük: Bu yıl elma anda bunda. Yarım yamalak. [Bakınız: anda banda]. Orada burada, ötede beride.
Anda bunda yapmak : Özenmeden, baştan savma iş yapmak.
Andaçlı : Ağrı kenti, Patnos belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer.
Andaçlık : Hatıra, hediye, armağan.
Andağı : Oradaki, o yerdeki, ondaki.
Andah : Askerlikte tecrübe atışları.
Andak : Ayağa batan diken, kıymık. Sel yarıntısı, kesintisi. Ondan sonra: Eve gideceğim, andak çarşıya. Hemen, o anda, derhal. O kadar. Derhâl, hemen.
Andal : Bahçe, bağ ve bostanda sulamayı kolaylaştırmak için, toprağın eğimine göre ayrılmış parçalar, maşala, evlek. Evlek sınırı. Bahçe ve bostanlarda evlekler arasındaki su yolu, ark. Sulanan tarla veya bostanda evleklerin suyla dolması, göllenmesi hali: Bahçe andallanıncaya kadar suyu kesme. Pirinç ekmeye elverişli akıntısız, sulak yer, bataklık. Fındığın dövülme zamanı yapılan 40-50 cm. yüksekliğinde ve 80-100 cm. enindeki kabuklu fındık yığını. Tırpan veya makine ile biçilen ekin sapı yığını: Tarlada üç andal ziyan olmuş. Orman içindeki ince uzun mera. Sersem, budala: Ahmet bu sıralarda andallaştı. Filan, falan: Sofraya ekmek, kaşık, andal geldi mi?. Seyrek, aralıklı yapılan iş veya dikiş: Ahmet tarlasını andal sürmüş. Bağ, bahçe sulamak için yapılan hendek, ark. Üzüm bağlarında evlek sırası. Derin su kanalı (Çayağzı). Tütün fidelerinin yetiştirildiği evlek. (Çakallı, Konak, Samsun).
Andallamak : Dikişi seyrek seyrek dikmek: Bize gel de şu yorganı andallayıver. Deve yürüyüşü gibi geniş ve büyük adımlarla yürümek. Bir işi baştan savma yapıp bırakmak. Kollamak, gözlemek, takip etmek: Şu adamı andalla, nereye gidecek bakalım. Bir tarafa sarkmak, eğilmek: Evin duvarı andalladı. Tarlayı andallara, evleklere ayırmak.
Andallanmak : Su bir çukuru veya bir evleği doldurmak, göllenmek.
Andallı : Sersem, budala.
Andalmak : Açlıktan içi geçmek, içi ezilmek: Açlıktan andaldım.
Andaluzit : [Bakınız: Endülüs taşı].
Andaluzya merinosu : Anavatanı İspanya olan, Andalucia bölgesinin verimli ovalarında yetiştirilen ve İspanya merinosları içinde en fazla et verimi olan tarak yapağı merinosu.
Andaluzya sığırı : İspanyadan köken alan, genellikle siyah veya siyah-kahverengi renkli, uzun yıllar boyunca iş verimi yönünde yetiştirilmiş sığır ırkı.
Andaluzya tavuğu : İspanyadan köken alan, İngiltere ve Amerikada geliştirilen, küçük yapılı, etkin, canlı mizaçlı, yumurta verimi için değil vücut tüylerinin rengindeki kalıtım şeklinin özelliğinden dolayı yetiştirilen, değişik tonlarda görülen mavi tüyleriyle tanınan, yumurta kabuk rengi beyaz olan tavuk ırkı.
Andan : Bahçe, bağ ve bostanda sulamayı kolaylaştırmak için, toprağın eğimine göre ayrılmış parçalar, maşala, evlek. Mademki, sonra, bakalım. Ondan. Tuzsuz pirinç lâpası. Ona. Sonra, ondan sonra. Ondan Ötürü. Oradan. Onunla.
Andan bundan : Şuradan buradan.
Andan gerü : Ondan sonra.
Andan ötürü : Ondan dolayı.
Andana : Sonradan. Ondan sonda. Ondan sora, sonra.
Andanç : Bir şeyin tamamen kırılması: Bizim tava andanç oldu.
Andasız : Kimsesiz.
Andaş : Heykel, abide. Hatıra, hediye, armağan. [Bakınız: andaç]. [Bakınız: anak].
Andaşı : İki tarlayı birbirinden ayıran sınır taşı. [Bakınız: angaş].
Andat : Ekin demetlerini arabaya koymaya ve harmanı aktarmaya yarıyan, üç, dört, beş, yedi çatallı olabilen, uzun saplı aygıt, dirgen, yaba.
Andatıka : Eflâtun renkte meyvası olan kara yemiş.
Andavat : Aptal, ahmak, beceriksiz, bön, avanak, şaşkın, andavallı. İkinci kata çıkarken, binanın orta kısmına konulan kiriş.
Andavat palaz : Aptal, ahmak, beceriksiz, bön, avanak, şaşkın, andavallı.
Son anda kurtarış : Sinema anlatımında koşut gelişim, almaşık kurguyla ortaya konan durum. (Aynı zamanda iki ya da daha çok durum birbirine bağlı olarak gösterilir. Bu durum, büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalan bir kimseyle onu bu tehlikeden kurtarmak için uğraşan kimselerin görüntüleriyle ortaya konur. Gittikçe kısalan çekimlerle sonuca doğru hızla ilerlerken izleyicide "kurtulacak mı, kurtulamayacak mı?" kaygısı yaratılır; geciktirim ile izleyici heyecana sürüklenir, son anda her şey olumlu bir yolda sonuçlanır).
Andaç : Ajanda. Yadigâr.
Andante : Adacyo ile andantino arası, yarı yavaş bir biçimde (çalınmak).
Andantino : Andanteden daha canlı, daha hızlı bir biçimde (çalınmak).
Andaval : Andavallı.
Andavallı : Ahmak, aptal, beceriksiz, şaşkın, bön, görgüsüz (kimse), andaval.
Andavallık : Andavallılık.
Andavallılık : Andavallı olma durumu.
Bir anda : Çabucak.
Diğer dillerde Ancak sezilebilen ayrım anlamı nedir?
İngilizce'de Ancak sezilebilen ayrım ne demek ? : just discernible difference

Bu kısımda Anda nedir? Anda ne demek? gibi ya da benzeri soruları üye olmadan pratik bir biçimde hemen sorabilir, daha sonra kısaca Anda tanımı, açılımı, kelime anlamı hakkında ansiklopedik bilgi verebilir veya dilerseniz Anda hakkında sözler yazılar ile ingilizce veya almanca sözlük anlamı paylaşabilir, diğer web sitelerinden de birçok kaynaklar sunabilirsiniz. Spam veya çok kısa yazılan mesajlar yayınlanmayacaktır.