Bağda nedir, Bağda ne demek

Bağda; Dil bilgisi yönünden Türkçe'de isim olarak kullanılır.

  • Ayağa vurulan, ipten, ağaçtan veya demirden yapılan köstek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

Çelme, güreşte bacak atma: Hasan pehlivan yaman bağdacıdır.

Engel, güçlük: Oğlanın düğün işi bağda oldu harmanları gecirgettik.

Kement, bağ, düğüm.

Yürüme çağına gelen çocukların yürüyememe durumu.

Buğday.

Çelme: Ne bağda atıyon?.

Teknik terim anlamı:

Güreşçi çelmesi, sarma.

Bağda ile ilgili Cümleler

  • Salyangoz, yavaşlıkla bağdaştırılır.
  • Herkes yerde bağdaş kurmuş oturuyordu.
  • Benimle arkadaş olmayacaksanız bana bağdaş dostlar yeryüzünde de var gökyüzünde de var.
  • Tarih kitapları Moğolların Bağdat'ı işgalinden sonra birçok kitabın Dicle Nehri'ne atıldığını ve bu yüzden nehrin renginin kitapların mürekkebiyle maviye döndüğünü yazıyor.
  • Ali yerde bağdaş kurdu.
  • Biz "Türlerin Kökeni" ile Darwin'in adını bağdaştırırız.
  • Ali TV'nin önünde yerde bağdaş kurup oturdu.
  • Bağdat'ta hükümet düşmüştü.
  • Tüm mesele hayatı matematikle bağdaştıramamış olmamızdan kaynaklanıyor.
  • Genelde ölümü siyahla bağdaştırırız.
  • Ali ve Mary her ikisi de zemin üzerine bağdaş kurmuş oturuyordu.

Bağda ile ilgili Atasözü veya Deyim

ana gibi yar olmaz, bağdat gibi diyar olmaz : “insanlar içinde bize ana kadar candan bağlı dost yoktur” anlamında kullanılan bir söz.

 

aşığa bağdat sorulmaz : bir şeye çok istekli olan kimsenin, o şeyi elde etmedeki zorlukları hiçe saydığını anlatan bir söz.

aşığa bağdat uzak değil : “bir şeyi elde etmek için aşırı istekli olan kimseye, bu uğurda katlanacağı fedakârlıklar güç gelmez” anlamında kullanılan bir söz.

bağdaş kurmak : Daha zor gelmek.

dağdan gelip bağdakini kovmak : sonradan geldiği bir yerde, kendinden önce gelen kişinin yerini almaya çalışmak.

perileri bağdaşmak : uyuşup anlaşmak, yıldızları barışmak.

sora sora bağdat (veya kabe) bulunur : “insan sora sora çok uzak yerleri bile bulur” anlamında kullanılan bir söz.

Bağda anlamı, tanımı

Bağda atmak : Engel olmak, güçlük çıkarmak. [Bakınız: bağdalamak]. Çelme takmak

Bağda urmak : Güreşte sarmaya almak, çelme takmak.

Bağda vurmak : Güreşte ayağa çelme takarak düşürmek.

Bağdacık : [Bakınız: bardacık]. Taze incir. Uzun, kokulu, sarı veya mor renkte bir çeşit erik.

Bağdaç : Bağdaş. [Bakınız: Bağdaş].

Bağdaç kurmak : Bağdaş kurmak.

Bağdaç oturmak : Bağdaş kurmak.

Bağdadı : Yapılarda kullanılan uzun ağaç.

Bağdadiye : Arasına ağaç konularak yapılan ince duvar. Arasına ağaç konularak örülen duvar.

Bağdagül : Bağda olan gül.

Bağdağ kurmak : Bağdaş kurmak.

Bağdala : Birkaç sene işlenmemiş asma kütüğü: Bağın kütükleri bağdala olmuş.

Bağdalanmak : Düşecek gibi olmak, ayağı sürçmek.

Bağdamı : Bağda çalı çırpıdan yapılan ev, kulübe. Bağ ortasında yapılmış, genellikle yazlık olarak kullanılan ev.

Bağdamları : Muğla ilinde, Milâs belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yer.

 

Bağdan : İki şeyin birbiriyle birleştiği yer, kavşak.

Bağdanmak : Çelme takılmak.

Bağdaş durmak : Rahat olmak: Bağdaş dur.

Bağdaş gurmak : Bağdaş kurmak.

Bağdaş vurmak : Güreşte ayağa çelme takarak düşürmek.

Bağdaşabilir olaylar : Olasılık kuramında, ayrık ilişkiyle bileşik bir olayı oluşturan ve birbirinden bağımsız oldukları için birlikte gerçekleşebilen olaylar, bk. bağımsız olaylar.

Bağdaşabilir postülatlar : Birbiriyle çelişmiyen postulatlar.

Bağdaşabilme : Bağdaşabilmek işi.

Bağdaşabilmek : Bağdaşma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Bağdaşamaz olaylar : Olasılık kuramında ancak ayrık bir ilişkiyle bileşik bir olayı oluşturan ve.birbirini dışarda bıraktıkları için birlikte gerçekleşemez olaylar.

Bağdaşan : Ardahan kenti, Yalnızçam bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Van şehri, Timar bucağına bağlı bir bölge.

Bağdaşık çökelme : Bir çökelti fazının, içdüzey kristal düzlem ve yönleriyle bağdaşarak çökelmesi olayı.

Bağdaşık çökelti : Bağdaşık çökelmeye uğramış çökelti.

Bağdaşık denklemler : Çözümü var olan denklemler dizgesi.

Bağdaşık devletler : Birinci Dünya Savaşından önce aralarında bir antlaşma yapmış olan İngiltere, Fransa ve Rusya'ya verilen ad. bk. üçlü bağdaşma.

Bağdaşık düzgünlük : Bir küme üzerindeki ilingeyi üreten düzgünlük.

Bağdaşık ilinge : Cebirsel ve ilingesel birer yapı ile donatılmış kümede, cebirsel işlemlerin söz konusu ilingeye göre sürekli olması.

Bağdaşık ölçev : Bir küme üzerindeki ilingeyi üreten ölçev.

Bağdaşık reaktör : Yakıtının bağdaşık olması nedeniyle, nötronların benzer özellikler taşıdığı reaktör.

Bağdaşık toplum : Aynı tipte olan, aynı gelenekten, aynı kökten gelen ve aralarında çok az toplumsal ayrım bulunan insanların oluşturdukları toplum.

Bağdaşıklaşma : Bağdaşıklaşmak durumu.

Bağdaşıklık gerinimi : Bağdaşık çökeltilerin çevrelerini saran ve bağdaşıklık özelliğinden doğan gerinim.

Bağdaşıklık sertleşmesi : Bağdaşıklık gerinimlerinin varlığıyle, bir yapıda beliren sertleşme olayı.

Bağdaşılma : Bağdaşılmak işi.

Bağdaşır : Bağdaşım sağlayabilecek nitelikte.

Bağdaşırlık : Bir ölçme aracını oluşturan sınarların aynı boyuta ilişkin olması ve türetilme özelliğini içermesi, bk. türetilebilme.

Bağdaşmaz çökelme : Bir çökelti fazının, içdüzey fazının kristal düzlem ve doğrultularıyle hiç bir bağdaşma göstermeden çökelmesi olayı.

Bağdaşmaz çökelti : Bağdaşmaz çökelmeye uğramış çökelti.

Bağdaşmaz denklemler : Bir tutarsız denklemler dizgesindeki denklemler.

Bağdaştırabilme : Bağdaştırabilmek işi.

Bağdaştırabilmek : Bağdaştırma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Bağdaştırıcı : Değişik büyüklük ve yapılardaki elektro-mekanik öğelerin uyumunu sağlayan herhangi bir öğe ya da birim.

Bağdaştırılabilme : Bağdaştırılabilmek işi.

Bağdaştırılabilmek : Bağdaştırılma imkânı veya olasılığı bulunmak.

Bağdaştırılma : Bağdaştırılmak işi.

Bağdaştırılmak : Bağdaşlaştırma işine konu olmak.

Bağdat kağıdı : Bağdat'ta yapılmış olan eski bir yazı kâğıdı türü.

Bağdatlı : Adana şehrinde, Feke belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Bartın kenti, Kumluca bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Çorum şehri, Sungurlu ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Tokat ili, Reşadiye ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.

Bağrı bağdaşık : Kalben bağlı, aynı düşüncede olan, arkadaş canlısı, göbeği bir kesik: Benden uzak ol bağrın bağdaşık mı?.

Düz bağdaşım : Siyah-beyaz bir almacın, renkli yayınları siyah-beyaza çevirip verebilmesi durumu.

Ters bağdaşım : Renkli bir almacın, siyah-beyaz yayını alıp siyah-beyaz olarak verebilmesi durumu.

Üçlü bağdaşma : Birinci Dünya Savaşından önce İngiltere, Fransa ve Rusya devletleri arasında yapılan anlaşmanın adı. bk. bağdaşık devletler.

Yarı bağdaşık çökelim : İçdüzey ile çökelti fazının kristal düzlem ve yönleri arasındaki bağdaşımı tam olmayan çökelim.

Yarı bağdaşık çökelti : Yarıbağdaşık çökelim sonucu oluşmuş çökelti.

Yarı bağdaşım : İçdüzey ile çökelti fazının kristal düzlem ve yönleri arasındaki tam uyuşma göstermeyen bağdaşım özelliği.

Bağdadi : Ağaç direkler üzerine çakılmış çıtalara sıva vurularak yapılmış olan (duvar veya tavan). Yapılarda kullanılan çıta. 0,0501 gram olan ağırlık ölçü birimi.

Bağdalama : Bağdalamak işi.

Bağdalamak : Düşürmek için ayağını birinin ayaklarına takmak, çelme atmak. Güreşte rakibe ayak sarması takmak.

Bağdama : Bağdamak işi.

Bağdamak : Birkaç şeyi birbirine geçirerek bağlamak. İçinden çıkılmayacak bir duruma getirmek, kördüğüm etmek.

Bağdaş : Sağ ayağı sol uyluğun, sol ayağı sağ uyluğun altına alarak oturma biçimi.

Bağdaşık : Birbirlerine benzer karakterlere veya yapıya sahip parça veya birimlerden oluşan (bütün veya topluluk), mütecanis, homojen.

Bağdaşıklaşmak : Aynı özelliği göstermek, homojen duruma gelmek.

Bağdaşıklaştırma : Bağdaşıklaştırmak işi.

Bağdaşıklaştırmak : Bağdaşık duruma getirmek, homojenleştirmek.

Bağdaşıklık : Bağdaşık olma durumu, mütecanislik, homojenlik.

Bağdaşılmak : Bağdaşma işine konu olmak.

Bağdaşım : Tutarlık, tutarlılık, insicam.

Bağdaşma : Bağdaşmak işi, imtizaç.

Bağdaşmak : Anlaşmak, uzlaşmak, uymak, imtizaç etmek. Bağdaş kurup oturmak. Çocuk oyunlarında arkadaş olmak.

Bağdaşmaz : Uyuşmaz, tutarsız.

Bağdaşmazlık : Uyuşmazlık. Geçimsizlik.

Bağdaştırma : Bağdaştırmak işi.

Bağdaştırmacı : Bağdaştırmacılık yanlısı olan.

Bağdaştırmacılık : Farklı kökenlere sahip değişik kültür özelliklerini birleştirme veya kaynaştırma işi. Pek çok değişik öğretiyi birleştirmeyi amaçlayan felsefi veya dinî öğreti.

Bağdaştırmak : Bağdaşmasını sağlamak.

Bağdat : "Karnını doyurmak" anlamındaki Bağdat'ı tamir etmek deyiminde geçen bir söz.

Diğer dillerde Bağ yörüngemsisi anlamı nedir?

İngilizce'de Bağ yörüngemsisi ne demek ? : bonding orbital