Cabin türkçesi Cabin nedir

  • Tahdit etmek.
  • Küçük bir yere kapamak.
  • Pilot kabini.
  • Kulübe.
  • Kümültü.
  • Hücre.
  • Kabin.
  • Kabin veya kamarada yaşamak.
  • Tahta kulübe.
  • Kamara.
  • Uçakta öndeki özel bölüm.
  • Baraka.

Cabin ile ilgili cümleler

English: Abraham Lincoln, the 16th president of the United States, was born in a log cabin in Kentucky.
Turkish: Amerika Birleşik Devletleri'nin 16. başkanı Abraham Lincoln, Kentucky'de bir kulübede doğdu.

English: Ali spent the night in the small cabin near the lake.
Turkish: Ali bütün geceyi gölün yanında küçük bir kabinde geçirdi.

English: Ali lives all by himself in a small cabin in the woods.
Turkish: Ali ormanda küçük bir kulübede tek başına yaşar.

English: Ali lives alone in a small cabin near a waterfall.
Turkish: Ali bir şelaleye yakın bir kamarada yaşıyor.

English: Burak set fire to the cabin in an attempt to kill Tugba.
Turkish: Burak Tuğba'yı öldürmek için kulübeyi ateşe verdi.

Cabin ingilizcede ne demek, Cabin nerede nasıl kullanılır?

Cabin boy : Miço. Kamarot. Muço.

Cabin class : İkinci mevkii. İkinci sınıf. Gemilerde birinciyle turist sınıfı arasındaki sınıf. İkinci mevki. Kabin sınıfı.

Cabin crew : Kabin mürettebatı. Yolcuların rahatından sorumlu olan ve uçuşla ilgili sorumlulukları bulunmayan uçak personeli. Kabin ekibi.

 

Cabin cruiser : Yolcu gemisi. Kamaralı büyük tekne.

Cabin light : Kabin ışığı. Bir gemi kamarası veya kabini içerisindeki ışık.

Pressure cabin : Basınçlı kabin.

Deck cabin : Gemi güvertesinde bulunan kapalı kabin. Güverte kamarası.

Cabined : Kapatılmış veya küçük bir boşlukta yada alandaymış gibi. Hapsedilmiş.

Cabin steward : Kabin görevlisi. Kamarot. Bir gemide kamaraları temizlemekten sorumlu çalışan veya işçi.

Cabin pressure : Kabin basıncı.

İngilizce Cabin Türkçe anlamı, Cabin eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Cabin ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Cellula : Organizmanın canlılığını kendi başına sürdürebilen, bölünüp çoğalabilen ve dışarıdan aldığı maddeleri özümleyebilen en küçük birimi. çekirdek ve sitoplazmadan oluşan hücre içerisinde canlılığını sürdürebilen organeller bulunurlarsa da bunların yaşaması hücrelerin canlılığını devam ettirmesine bağlıdır. Küçük oda. Selüla.

Chanty : Heyamola. Külübe. Denizcilerin iş yaparken söylediği ritmik şarkı. Denizcilerin çalışırken söylediği şarkı. Gecekondu. Gecekondu mahallesi. Denizci şarkısı.

Cellule : Kanat çatısı. Hücrecik. Gözecik. Selül.

Boxes : Sandık. Tokat. Televizyon. Teyp veya radyo. Koruyucu kaplar. Yumruk. Şimşir (botanik terimi). Jüri bölmesi. Malın dış etkilerden dokunca görmesini önleyen kaplar.

Delimit : Limitlerini belirlemek. Sınırlandırmak. Limit koymak. Tahtidlemek. Sınırlamak. Sınırlarını koymak.

Closeting : Gizli oda. Bir odada özel görüşmek. Tuvalet. Odaya kapatmak. Klozet. Alafranga helataşı. Helataşı. Dolap. Gömme dolap (gardırop işlevi gören sandık odası gibi).

 

Loge : Çevrelenmiş oturma alanı (tiyatro veya opera binasında). Tiyatro locası. Loca.

Cubicles : Diğer bölümlerden ayrılmış küçük bölme veya ofis. Küçük oda. Odacık. Göz. Kabine. Küçük bölme.

Cabinet : Kabine. Dolap. Bakanlar kurulu. Kartvizitten büyükçe fotoğraf. Dolap (camlı ve raflı). Ses dalgaları üzerinde mekanik olarak yükseltme ve filtreleme görevlerini yerine getiren ayrıca hoparlörü taşıyan ve koruyan bölüm. Camlı ve raflı dolap. Televizyon veya teyp bölmesi. Bilgisayar, gitar alanlarında kullanılır.

Alcove : Kayalar arasında nehir çukuru. Kameriye. Cumba. Yataklık. Oyuk. Çardak. Yüklük. Hücre gibi ve kapısız ufak oda. Köşe. Niş (duvarda bulunan).

Cabin synonyms : liner, cell, cabs, bower, restricting, alcoves, hutches, hut, house, booth, cockpit, bothy, cockpits, chamber, cubicle, billet, stateroom, bowers, delimits, cellular, bowering, cabana, closets, cabanas, ocean liner, barracking, restricts, cars, cab, barracked, hutch, log cabin, cot.

Cabin ingilizce tanımı, definition of Cabin

Cabin kelimesinin İngilizce - İngilizce çevirisi (English to English) : A cottage or small house. To lodge. To confine in, or as in, a cabin. To live in, or as in, a cabin. A hut.