Commodities türkçesi Commodities nedir

Commodities ile ilgili cümleler

English: In spite of the depression, the prices of commodities are still high.
Turkish: Ekonomik durgunluğa karşın, ticari ürün fiyatları hala yüksek.

English: Rice is one of those staple commodities.
Turkish: Pirinç sürekli satılan bu ürünlerden biridir.

Commodities ingilizcede ne demek, Commodities nerede nasıl kullanılır?

Basic commodities : Esas şeyler. Başlıca ürünler. Temel şeyler. Temel eşyalar.

Essential commodities : Temel mallar.

Exchange of commodities : Mal mübadelesi. Emtia mübadelesi.

Integrated program for commodities : Gelişmekte olan ülkelerin ürettikleri 18 temel madde ile ilgili bütünleştirilmiş mallar programı. Bütünleştirilmiş mal programı. Birleşmiş milletler ticaret ve kalkınma konferansı’nın (unctad) 1976 yılında nairobi’de düzenlediği toplantıda, az gelişmiş ülkelerin temel madde dışsatımı nedeniyle dış ticaret hadlerinin bozulması yüzünden uğradıkları kayıpların giderilmesi amacıyla oluşturulan fon.

Non essential commodities : Zaruri olmayan mallar.

Commodity credit : Ayni kredi. Emtia kredisi.

Staple commodities : Esas ürünler. Başlıca satış ürünleri. Dünya borsa fiyatlarına tabi başlıca maddeler. Sürekli satılan mallar. Başlıca ürünler.

 

Commodity capital : Marksist yaklaşıma göre sermayenin dolaşım sürecinin üçüncü aşaması olup, üretici sermayenin metaya dönüştürüldüğü, artık değerin üretilmediği sermayenin yalnızca biçim değiştirdiği aşama. krş. para sermaye, üretici sermaye. Meta sermaye.

Commodity arbitrage : Mal arakazancı. Türdeş malların ucuza satıldığı ülkeden pahalı satıldığı ülkelere gitmesi sonucu ülke piyasalarında mal fiyatlarının eşitlenmesi süreci sırasında elde edilen kazanç.

Commodity economy : Meta ekonomisi.

İngilizce Commodities Türkçe anlamı, Commodities eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Commodities ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Commodity : Ürün. Ticarete konu olan mallar. krş. mal. Ticaret eşyası. Meta. Alıp satılan şey. Emtea.

Furnishing : Mefruşat. Malzeme. Tefrişat. Ekipman. Donanım. Mobilya. Döşe. Döşeme. Tefriş.

Bona : Hoş (latince). Menkul ve gayrimenkul eşya. Menkul şeyler. Güzel. İyi.

Appointments : Teçhizat. Donanım. Döşeme. Randevular. Atamalar.

Freightage : Taşıma ücreti. Kargo. Yük. Nakliye ücreti. Nakliye vergini. Yük taşıma. Navlun.

Chose : Şahsi eşya. Şey.

Freehold : İyelik hakkı. Mülkiyet. Mülkiyet hakkı. Mülk. New jersey eyaletinde yerleşim yeri.

Wares : Satılık eşya. Mamul mallar. Mallar. Eşyalar.

Dork : Popüler olmayan. Denyo. Mankafa. Penis (amerikan argosu). Ahmak. Ezik tip. Aptal kimse. Aptal. Salak.

Ware : Tabak çanak. Mamul mal. Dikkat etmek. Porselen eşya. Pişmiş toprak gereçler.

Commodities synonyms : choses, feedstock, stock, furniture, producer goods, article, raw materials, airhead, production goods, basic materials, raws, airheads, bulks, wared, gear, raw material, bulk, effects, staple, douched, douche, asset, belonging, cattle, assets, belongings, chattel, gears, goods, stuffs, stuff, douches, freight.