Communed türkçesi Communed nedir

Communed ingilizcede ne demek, Communed nerede nasıl kullanılır?

Commune of paris : Şehir çalışanlarını. Paris komünü. Esnafı ve radikal burjuvaziyi temsil eden yerel idareler tarafından seçilen temsilcilerin devlet otoritesini yasadışı bir şekilde ele geçirerek paris'te (1792-1794) kurulan kısa süreli sosyalist ve devrimci hükümet.

Commune with : Konuşmak.

Commune with oneself : Çok etkilenmek. Bayılmak (bir şeye). Kendinden geçmek.

Integumentum commune : Dış deri. İntegumentum kommune.

Rural commune : İlkel ortaklık düzeninin son aşamasında, toprak, otlak ve ormanlar dışındaki üretim araçlarının, üretimle tüketimin özel iyelik altında bulunduğu toplumsal küme. Kırsal topluluk.

Communal antenna : Genellikle çok daireli konutlarda, her daire için ayrı ayrı dalgalıklar kurulmasının doğuracağı sakıncalara karşı, tüm almaçların tek bir dalgalıktan beslenmesini sağlamak amacıyla kurulan tek alıcı dalgalığı. Loplu anten. Toplu anten. Ortak anten. Ortak dalgalık. Toplayıcı anten. Sinema, televizyon alanlarında kullanılır.

Commune : Halk. Hasbıhal etmek. Avam. Söyleşi. Senli benli konuşmak (argo terim). Sohbet etmek. Komünyon vermek. Komünyon almak. Söyleşmek. Konuşmak.

 

Communal property : Toplumsal mülkiyet.

Communes : Söyleşi. Senli benli konuşmak. Söyleşmek. Avam. Halk. Komünyon vermek. Hasbıhal etmek. Komünyon almak. Konuşmak. Senli benli konuşmak (argo terim).

Communalism : Eyaletlerin ayrı yönetildiği sistem. Federe topluluklara dayalı siyasal sistem.

İngilizce Communed Türkçe anlamı, Communed eş anlamlısı

Sözcükler, direkt olarak Communed ile ilgili eş anlamlı kelimeler olmayabilir. Kelime anlamı benzer olan sözcükler olabilirler.

Buzz : Telefon etmek. Vızlamak. Ayrılmak. Fısıldamak. Seslendirmede filmdeki taneciklerden ileri gelen gürültü. sinema/tv. okumada, yükselteçten ileri gelen gürültü. elektrik devresindeki yinelenimin seslendirme araçlarındaki gürültüsü. tv. televizyonda, elektriksel imin görüntüde çizgi olarak beliren etkisi. Cızırtı. Vızıldamak. Vızıltı. Telefon ederek çağırmak. Uğuldamak.

Communicated : Bulaştırmak. Geçirmek. İçini dökmek. Bitişik olmak. Bildirmek. Birbirine açılmak. İblağ etmek. Bağlantılı olmak. İletişim kurmak.

Speech act : Sözeylem. Belirli bir ifadede bulunma faaliyeti (örneğin bir evlenme teklifi tehdit etme vs). Söz edimi. Söz eylemi. (dilbilim) konuşma işi.

Cank : Laklak etmek. Dedikodu. (argo) sohbet.

Confabulated : Başbaşa vermek.

Talk : Kişiler arasında geçen ve bir kurala bağlı olmayan konuşma. Konuşma biçimi. Söz etmek. Hakkında konuşmak. Boş laf. Konuşma. Konuşmak (bir dili).

Bespeaking : Sipariş vermek. Hitap etmek. Ismarlamak. Rica etmek. Bir şeye delalet etmek. Ayırtmak. İstemek. Göstergesi olmak. Tutmak.

 

Converses : Karşıt. Zıt. Akis. Görüşmek. Evirtim. Tersinmek. Karşıt anlamlı sözcük.

Nation : Vatan. Belli bir sınır içinde yaşayan ve halk kültürüyle seçkin kültürünü yaratan insanların oluşturduğu siyasal toplum, bk. halk kültürü, seçkin kültürü, ulusal kültür. Derebeylik düzeninin yıkılışı ve anamalcı düzenin oluşumu döneminde ortaya çıkan, toprak, ekonomik yaşam, dil, ruhsal yapı ve ekinsel.özellikler yönünden ortaklaşalık gösteren en geniş insan topluluğu biçimi. Ülke. Ulus. Kavim. Budun. Millet. Ulus devlet.

Communed synonyms : open sesame, hoipolloi, people, communicate, chin wag, have a chat, behest, causerie, chipper, common people, commune with, conversing, injunction, communes, communing, commonalities, hoi polloi, chins, chin, discusses, bull session, conversations, confab, chats, commission, dregs of society, chining, bespeaks, bidding, chatted, general, pass the time of day, confabulates.

Communed zıt anlamlı kelimeler, Communed kelime anlamı

Stay : Durmak. Kalış. Oyalanmak. Ertelemek. Alıkoymak. İkamet etmek. Bastırmak. Erteleme. Beklemek. Geçiştirmek.

Allow : İmkan vermek. Bırakmak. Koyvermek. Ayırmak. Sağlamak. Hesaba katmak. İtiraf etmek. Müsaade etmek. Göz önüne almak. Vermek.

Permit : Yasa tarafından kısıtlanmış veya düzenlenmiş bir şeyin yapılması için, kamu yetkesince verilen ve devredilemeyen izin. Müsait olmak. İzin kağıdı. Olanak vermek. İzin. Yolcu geçmeliği. Kabul etmek. Evetçe. İzin belgesi. Ruhsat.