Ende nedir, Ende ne demek

Yerel Türkçe'deki anlamı:

İşte,orada.

O.

Elindeki.

Ende ile ilgili Cümleler

  • Ali biriyle ender olarak konuşur.
  • İridyum en ender elementlerden biridir.
  • Dr. Sagan miyelodisplazi adlı ender bir kemik iliği hastalığından muzdaripti.
  • Ali Mary'nin Endenozya yiyeceğini seveceğini düşündü.
  • Vücut kitle endeksi 25 ile 29 arasında olan bir kişi kilolu olarak düşünülmektedir.
  • Endeks 120.5'e yükseldi, bir önceki aya göre %4 fazla.
  • Endeks bir önceki aya göre % 4 yükseldi.
  • Tom'un ender bir hastalığı var.
  • Ali ve Mary ender olarak birlikte yerler.
  • Ender vahşi hayvanların bu ülkeye ithalatı kesinlikle yasaklanmıştır.
  • Bir Nepalce çevirmeni ender bulunur.
  • Einstein gibi böyle bilimciler enderdir.
  • Ay tutulması ender bir olaydır.

Ende anlamı, tanımı

Ende baş : Sersem, akılsız baş

Endegerede : İşte,orada.

Endeği : Yanında, yanındaki, yakınındaki. Bu, şu. Elindeki.

Endeğirde : Yanında, yanındaki, yakınındaki.

Endek : İyi yetişmeyen hayvan ya da bitki. Aşağı, bayağı, fena. Kısa. Dar gelen elbise ya da başka bir şeyi genişletmek için kenarına eklenen parça. Sözünden dönen, cayan, iradesiz.

Endek döndek : Dönek, sözünde durmayan.

Endeki : Yanında, yanındaki, yakınındaki. İşte,orada. [Bakınız: endeği]. Elindeki. Sırtındaki.

Endeklemek : İyice soruşturmak, ince eleyip sık dokumak.

 

Endekpınar : Tokat kenti, Erbaa ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.

Endeksleme : Endekslemek işi. [Bakınız: dizinleme].

Endeksletme : Endeksletmek işi.

Endeksletmek : Endekse bağlatmak.

Endele : İşte, öyle: Endele yap.

Endelekci : Yalancı.

Endelemek : İyice soruşturmak, ince eleyip sık dokumak, incelemek. Bir işi ağır ağır yapıp boşuna zaman öldürmek.

Endelep : Oyun, hile, düzen.

Endelip : Oyun, hile, düzen. Sersem. Uydurma, yalan. [Bakınız: endelep].

Endelis : Bir çeşit fidan elde etme biçimi (gül, limon ve benzerleri ağaçların dallarından biri ortasından toprağa gömülür, kök tuttuktan sonra kesilerek ağaçtan ayrılır).

Endelop : Oyun, hile, düzen.

Endem : Boy bos, endam.

Endeme : Fidan dikmek için açılan çukur. Sebzeleri sulamak için açılan su yolu. Biber, domates fidesi.

Endemi : Hepsi, bütünü.

Endemik eroziv stomatitis : Sığırların papüler stomatitisine benzeyen, Afrika’da insan ve sığırlarda görülen viral hastalık.

Endemik hematüri : Üriner şistosomozis.

Endeni : Yanında, yanındaki, yakınındaki. Elindeki.

Enderby adası sığırı : Yeni Zelanda’nın güneyindeki Enderby adasından köken alan, oldukça dayanıklı ve kötü çevre koşullarına uyum gösteren, adanın soğuk, yağmur ve rüzgâr gibi kötü koşullarında deniz yosunlarını yiyerek hayatını sürdürmüş, 1980’li yıllarda neredeyse yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı için Yeni Zelanda hükûmeti tarafından koruma altına alınmış, sığır varlığının çoğunluğunu siyah beyaz renkli dişilerin oluşturduğu, dünyanın en seyrek bulunan sığır ırkı.

Enderde : İşte,orada.

Endere : Elindeki. Olduğu yer, ora: Sizin evin enderesi yıkılacak.

 

Enderede : Yanında, yanındaki, yakınındaki.

Enderek : Kocayemişi.

Endergonik : Enerji gerektiren.

Endergonik reaksiyon : Serbest enerjinin alınmasıyla oluşan kimyasal bir reaksiyon. ∆Go pozitif olduğunda serbest enerjinin alınmasıyla ilerleyen reaksiyon.

Endes : Orta: Bu tarlanın endesini bulalım.

Endesiz bendesiz : Görgüsüz, terbiyesiz.

Endeşe : Bir çeşit bilezik.

Endeyi : Elindeki.

Endez : Düzgün, doğru, eşit, iyi, denk. Kendir bükmeye yarayan araç. Seyrekçe. Araç.

Endeze : Araç, aygıt, avadanlık. Kalıp, model, patron. Engel, sözde neden. Araç.

Endezeden aldırmak : Ağırdan almak, aldırış etmemek.

Tüketici fiyat endeksi : [Bakınız: tüketici fiyat dizini].

Üretici fiyat endeksi : [Bakınız: üretici fiyat dizini].

Endeks : Dizin. Gösterge.

Endekslemek : Endekse bağlamak.

Endekslenme : Endekslenmek işi.

Endekslenmek : Endekse bağlanmak.

Endeksli : Endekse bağlanmış.

Endemik : Sadece bir bölgede yetişen veya yaşayan (bitki, hayvan). Belli bir bölgede salgın olmaksızın sık görülen (hastalık).

Ender : Çok az, çok seyrek. Çok seyrek olarak, çok seyrek bir biçimde.

Enderun : Saraylarda harem ve hazine dairelerinin bulunduğu yer. Devlet görevlilerini yetiştiren okul. Büyük sarayların iç bölümü.

Enderunlu : Enderunda eğitim görmüş olan.

Geçinme endeksi : Belirli bir sosyal grubun ortalama yaşama düzeyini sürdürebilmesi için yapması gereken giderleri izleyen fiyat endeksi. Vatandaşların geçim gereksinimini karşılayabilmesi için yaptıkları harcamaların toplamı.

Diğer dillerde Endaortitis anlamı nedir?

İngilizce'de Endaortitis ne demek ? : endaortitis